14. bölüm · Sırların yuvasi
☆HALKIN İRADESİ VE SERBEST KALAN GÖLGELER☆
Videonun basına sızmasının üzerinden henüz yirmi dört saat bile geçmemişken, şehrin üzerindeki baskı dayanılmaz bir seviyeye ulaşmıştı. Medya, Atlas ve Helin’in adını her saniye manşetlerde tutuyor; savcılık ise kamuoyu baskısı nedeniyle çift hakkında acil yakalama kararı çıkarıyordu.
Atlas ve Helin için iki seçenek vardı: Ya "Sessizler" ordusunu alıp dağlara çekilmek ya da bu meydan okumayı sistemin tam kalbinde göğüslemek.
Karadağ ailesi ikincisini seçti.
Saat öğlen 14.00. İl Emniyet Müdürlüğü’nün önü...
Siyah, camları filmli devasa bir arazi aracı karakolun önüne yanaştı. Aracın kapısı açıldığında etraftaki yüzlerce gazetecinin flaşları adeta bir yıldırım fırtınası gibi patladı.
Atlas, üzerinde siyah şık takımı, sol kolunda mat siyah titanyum proteziyle araçtan indi. Yanında ise zarif ama kendinden emin duruşuyla Helin vardı. İkisi de kaçmıyor, saklanmıyordu; kendi ayaklarıyla karakola teslim olmaya gelmişlerdi.
Ancak karakolun önünde hiç beklemedikleri bir manzara vardı.
Binanın önündeki koca meydan, binlerce insanla dolup taşmıştı. Kadınlar, gençler, aileler... Ellerinde "Adalet Karadağlar’dır", "Masumları Koruyanlar Suçlu Olamaz", "Atlas ve Helin Yalnız Değildir" yazılı dövizler tutuyorlardı. Atlas ve Helin araçtan indiği an tüm meydan tek bir sesle inlemeye başladı:
"SERBEST BIRAKIN! SERBEST BIRAKIN!"
Atlas kısa bir an duraksayıp halka baktı. Bu kadar insanın, kendileri gibi gölgede yaşayan iki kişiye bu denli sahip çıkması, yıllardır çektikleri tüm acıların en büyük karşılığıydı.
Emniyet binasının içine girdiklerinde nezarethane katı buz gibi bir sessizliğe büründü. Polis memurları ve başsavcı, Atlas’ın karşısında ne yapacağını bilemez haldeydi. Karşılarındaki adam sıradan bir şüpheli değil; halkın kahraman ilan ettiği, yeraltının ise çekindiği bir güçtü.
Sorgu odasında başsavcı masaya kâğıtları vurdu: "Atlas Bey, Helin Hanım... Videodaki görüntüler net. Kanunları kendi elinize alamazsınız. Hakkınızda kasten öldürmeden tutuklama talebi var."
Atlas, çelik kolunu masaya dayadı. Titanyum parmakların masayla temasından çıkan o tok ses odada yankılandı.
"Biz kanunları kendi elimize almadık savcı bey," dedi Atlas, sesi son derece sakin ama ezici bir özgüvenle. "Sizin yasal boşluklarınız yüzünden serbest kalan, kadınların hayatını karartan o yaratıkların karşında durduk. O kadın dün gece ölseydi, hanginiz hesabını verecektiniz?"
Helin öne eğildi: "Biz adalet aramadık, biz bir hayat kurtardık. Eğer bir kadını yaşatmak suçsa, cezamızı çekmeye hazırız."
Sorgu saatler sürerken dışarıdaki kalabalık dağılmak bir yana, daha da büyüyordu. Şehrin dört bir yanından gelen insanlar emniyet binasının etrafını kuşatmış, barikatları zorlamaya başlamıştı. Sosyal medyada başlatılan imza kampanyası milyonlara ulaşmış, adliye önündeki protestolar kontrol edilebilir seviyeyi aşmıştı.
Hakimlik katında karar anı geldiğinde gerilim tavan yapmıştı.
Nöbetçi Hakim, dışarıdan gelen slogan sesleri eşliğinde dosyayı inceledi. Olayda meşru müdafaa sınırlarının aşılıp aşılmadığı, sanıkların toplum için bir tehdit oluşturup oluşturmadığı ve en önemlisi kamu vicdanının yaralanması göz önüne alındığında durum çok açıktı.
Hakim tokmakla masaya vurdu:
"Sanıklar Atlas Karadağ ve Helin Karadağ’ın; maktulün meşru müdafaa halindeki bir kadına yönelik hayati tehlike oluşturan eylemini engellemeye çalıştıkları, kaçma şüphelerinin bulunmadığı ve kitlelerin yoğun talebi ile kamu vicdanı göz önüne alınarak TUTUKSUZ YARGILANMAK ÜZERE SERBEST BRAKILMALARINA karar verilmiştir."
Karar açıklandığı an karakolun içindeki polisler bile rahat bir nefes aldı.
Karakolun devasa çelik kapıları açıldığında, dışarıda bekleyen binlerce insan büyük bir zafer çığlığı attı. Konfetiler patlıyor, alkışlar yeri göğü inletiyordu.
Atlas ve Helin merdivenlerden aşağı inerken, arkalarında kalabalığın en ön safında duran dokuz çocuklarını gördüler. Kuzey, Rüzgar, Poyraz, Aras, Sarp, Batu, Ece, Derin ve nazlı... Dokuz kardeş de gözlerinde gurur gözyaşlarıyla anne ve babalarına bakıyordu.
Rüzgar öne çıkıp babasının çelik koluna sarıldı: "Sana söylemiştim baba... Bu şehir seni harcamaz."
Atlas, karısı Helin’in belini kavradı ve onları alkışlayan binlerce insana bakarak gülümsedi. Gölgeden çıkmışlardı ama artık yalnız değillerdi. Arkalarında koca bir şehir vardı.
