16. bölüm · Sırların yuvasi
☆ATEŞ VE SESSİZLİK☆
Şöminenin alevleri odadaki gölgeleri dans ettirirken, dışarıdaki yağmurun ritmi daha da hızlanmıştı. Cama vuran damlaların sesi, salonun içindeki yükselen sıcaklığa ve tutkulu nefeslere fon müziği oluyordu.
Atlas, karısının tenindeki her bir santimi yılların özlemiyle ezberler gibi öpüyordu. Helin’in parmakları Atlas’ın geniş sırtında, kaslarının üzerinde gezinirken tırnaklarını hafifçe onun tenine batırdı. Göğsünün hızlı hızlı kalkıp inişi, Atlas’ın üzerindeki kontrolünü tamamen kaybetmesine yetiyordu.
"Atlas..." diye inledi Helin, sesi kısılarak. Bakışları buğulanmış, gözlerindeki o boksör sertliği yerini tamamen teslimiyete ve arzuya bırakmıştı.
Atlas, sol tarafındaki mat siyah titanyum protez koluyla Helin’in başının yanına dayandı. Soğuk metal ile yanan tenin teması Helin’in sırtından aşağı bir ürperti dalgası yaydı. Atlas eğilip karısının kulağına doğru yaklaştı, dudakları Helin’in kulak memusuna dokunurken derin ve pürüzsüz sesiyle fısıldadı:
"Bu gece acelemiz yok Helin... Bütün şehir, bütün dünya dışarıda kalsın. Bu gece sadece sen ve ben varız."
Atlas’ın sağ eli Helin’in belinden aşağı doğru süzülürken, Helin bacaklarını Atlas’ın beline doladı ve onu kendine daha da sımsıkı çekti. İkisinin de bedeninden süzülen hafif ter damlaları şöminenin ışığında parıldıyordu. Aralarındaki çekim artık sadece bir özlem değil, yıllarca ölümle burun buruna yaşamış iki insanın birbirinde hayat bulma çabasıydı.
Sarsıcı, ritmik ve tutku dolu anlar şöminenin önünde saatlerce sürdü. İkisi de ritmini kaybetmeden, birbirlerinin teninde kaybolarak gecenin en derin saatlerine kadar bu ateşin içinde yandılar. Yılların biriktirdiği tüm gerilim, korku ve baskı; o halının üzerinde, birbirlerinin kollarında tamamen eriyip yok oldu.
Saat gecenin üçüne geliyordu.
Ateş hafifçe közlenmiş, salona loş ve kızıl bir huzur çökmüştü. Atlas, sırtını şöminenin yanındaki devasa koltuğa dayamış oturuyordu. Altında sadece siyah kumaş pantolonu vardı, üstü çıplaktı. Helin ise başını Atlas’ın geniş, kaslı göğsüne koymuş; üzerlerine örttükleri yumuşak polar battaniyenin altında tamamen çıplak bir halde yatıyordu.
Helin’in eli, Atlas’ın sol omzundaki protezin birleştiği o çelik soketin üzerinde dairesel hareketlerle geziniyordu.
"Acıyor mu bazen?" diye sordu Helin fısıltıyla.
Atlas, sağ eliyle karısının ıslak saçlarını geriye itti ve alnına derin bir öpücük kondurdu. "Sen böyle dokunurken hiçbir şey acımaz."
Helin hafifçe kıkırdadı, başını kaldırıp Atlas’ın çenesine küçük bir öpücük kondurdu. "Gölge Lider’in romantik tarafını sadece ben biliyorum demek..."
"Ve sadece sen bileceksin," dedi Atlas, gözlerindeki o derin aşkla karısına bakarak. Sol çelik kolunun parmaklarını yavaşça kapatıp Helin’in elini kavradı. Metalin soğukluğu artık tamamen ikisinin vücut sıcaklığıyla ısınmıştı.
İkisi de gecenin geri kalanında birbirlerinin kokusuyla, şöminenin son közlerinin karşısında huzurlu bir uykuya daldılar. Dokuz çocuk, yeraltı dünyası ve şehrin kaosu... Hepsi yarın sabahı bekleyebilirdi. Bu gece tamamen onlarındı.
