6. bölüm · Sırların yuvasi
☆BÜYÜK PATLAMA VE YENİ BİR BAŞLANGIÇ☆
Protez koldan yükselen dijital bip sesleri, bodrumdaki tüm gürültüyü bir anda bastırdı. Atlas’ın gözlerinde ne bir tereddüt ne de bir korku kırıntısı vardı.
"Herkes geriye!" diye bağırdı Helin, çocukları gövdesiyle iterek gizli tünelin kapağına doğru sürüklerken. "Kuzey, kapağı tut! Kimse geride kalmayacak!"
Karahan’ın yüzündeki o kibirli gülümseme bir anda donup kaldı. Atlas’ın gerçekten gözünü karartıp tüm evi tepelerine yıkabileceğini hesaplamamıştı. "Ateş edin! Öldürün şu adamı!" diye haykırdı Karahan, basamaklardan geriye doğru kaçmaya çalışırken.
Ancak Karadağ kardeşler artık sadece izleyici değillerdi.
Rüzgar ve Poyraz, tünel kapağının yanında siper alarak Karahan’ın adamlarına doğru amansız bir baskı ateşi açtı. Mermiler basamakları delik deşik ederken, Aras ve Sarp küçük kardeşleri—Ece, Derin ve nazlı'yı—tek tek karanlık geçide indirdi.
"Baba! Gel buraya, yalnız gitmiyorsun!" diye bağırdı Kuzey. Dumanın ve alevlerin arasında babasının koluna sarıldı. "Biz ailemizi geride bırakmayız!"
Atlas, oğlunun gözlerindeki o sarsılmaz iradeyi görünce bir an duraksadı. Sol kolundaki ışık hızla kırmızıya dönerken, yaralı omzuna rağmen Kuzey’i tutup tünelin içine doğru fırlattı.
"Benim görevim sizi yaşatmak Kuzey!" dedi Atlas, sesi patlamaların arasında bir yankı gibi yükseldi. "Şimdi anneni al ve buradan çıkın!"
Helin, Atlas’ın gözlerinin içine son bir kez baktı. Aralarındaki kelimesiz anlaşma yılların birikimiydi. Helin, çocuklarını korumak için gitmek zorundaydı. "Söz ver," dedi Helin, sesi titreyerek. "O kapıdan çıkacaksın."
"Her zaman," dedi Atlas.
Helin tünelin kapağını kapatıp ağır çelik kilidi arkadan sürdüğü an, Atlas protez kolundaki tetiğe bastı.
BUM!
Gözleri kör eden bir ışık hüzmesi ve sarsıcı bir patlama bodrumu kapladı. Şok dalgası Karahan ve adamlarını savururken, evin üst katları bir kağıt helva gibi çökmeye başladı. Tünelin içindeki dokuz kardeş ve Helin, arkalarından gelen devasa gürültü ve dökülen beton parçalarıyla sarsıldılar.
Saatler sonra... Şehrin dışında, ormanın derinliklerinde gizlenmiş eski bir güvenli ev.
Gece yarısını çoktan geçmişti. Dışarıda hafif bir yağmur çiseliyor, ahşap evin içindeki şömine hafif hafif cızırdayarak yanıyordu.
Salondaki devasa masanın etrafında dokuz kardeş eksiksiz oturuyordu. Hepsinin üstü başı is, toz ve kurum içindeydi. Üzerlerindeki şoku henüz atlatamamışlardı ama gözlerindeki o çocuksu ifade gitmiş, yerine bambaşka bir olgunluk gelmişti.
Giriş kapısı yavaşça açıldı.
İçeriye, üstü başı kan içinde olan, sol ceket kolu boşta sallanan ama dimdik duran Atlas girdi.
Helin hızla ayağa kalkıp ona sarıldı. Dokuz çocuk da bir anda babalarının etrafını sardı. Hiçbiri tek bir söz etmedi; sadece sarıldılar. Ne yalanlar kalmıştı geriye, ne de saklanan sırlar.
"Karahan..." dedi Rüzgar fısıltıyla. "Bitti mi?"
"Karahan ve Konsey artık bir daha bu aileye dokunamayacak," dedi Atlas, bitkin ama huzurlu bir sesle. "Ama artık gerçeği biliyorsunuz. Ben düşündüğünüz o masum adam değilim. Anneniz de sadece bir sporsever değil."
Kuzey öne çıktı. Yüzündeki isi koluyla sildi ve babasının gözlerinin içine baktı:
"Bize yalan söylediniz baba, doğru. Ama bizi korumak için dünyayı karşınıza aldınız. Biz artık o masallara inanan çocuklar değiliz. Madem Karadağ ailesiyiz... Bundan sonra ne olacaksa, birlikte yüzleşeceğiz."
Atlas ve Helin birbirlerine baktılar. Dokuz çocukları, kendi gölgelerinden çok daha güçlü birer savaşçıya dönüşmüştü.
"Peki," dedi Atlas, kenardaki sandalyeye oturup hafifçe gülümseyerek. "O zaman yarın sabah ilk iş... size tetiği çekmekten daha önemli olan şeyi öğreteceğim: Aileyi nasıl ayakta tutacağınızı."
