18. bölüm · Sırların yuvasi
☆GÖLGELERİN MEYDAN OKUMASI VE SESSİZ SIĞINAK☆
Lazar’ın şehirdeki ilk temas noktası olan terkedilmiş liman deposuna yapılan operasyon, Karadağ ailesinin kusursuz zamanlaması sayesinde tek bir masumun burnu bile kanamadan tamamlanmıştı.
Lazar’ın sabotaj için görevlendirdiği uluslararası kiralık ekip, "Sessizler" ordusu ve Karadağ kardeşlerin ortak pusu operasyonuyla anında etkisiz hale getirilmişti. Şehirdeki yardım fonu merkezleri ve halkın güvenliği tam anlamıyla koruma altına alınmıştı.
Lazar’ın ilk hamlesi boşa çıkarılmış, düşmana Karadağ soyadının bu şehirde ne anlama geldiği bir kez daha kanla ve çelikle hatırlatılmıştı.
Gece yarısı saat 02.00...
Operasyonun ardından dokuz kardeş, güvenlik protokollerini kontrol etmek ve Aras’ın kurduğu yeni dijital savunma hattını denetlemek üzere evin alt katındaki komuta merkezindeydi.
Konağın üst katındaki master yatak odasında ise sadece rüzgârın ve dışarıda başlayan hafif yağmurun sesi vardı.
Atlas, üzerindeki zırhlı yeleği ve silah kılıflarını çıkarıp kenara bıraktı. Sol kolundaki mat siyah titanyum protezin bağlantı yerlerini hafifçe gevşetti. Omuzlarındaki ağır yük ve çatışmanın getirdiği adrenalin yavaş yavaş yerini derin bir bedensel yorgunluğa bırakıyordu.
Banyonun kapısı açıldı. Helin, üzerindeki çatışma giysilerinden kurtulmuş, nemli saçları omuzlarına dökülmüş halde içeri girdi. Üzerinde sadece siyah, ipek bir gecelik vardı.
Helin, odaya adım attığı an bakışları Atlas’ın geniş sırtındaki ve omuzlarındaki yara izlerine kilitlendi. Yavaş adımlarla arkasından yaklaştı. Ellerini Atlas’ın sıcak, kaslı beline sarıp başını onun geniş sırtına yasladı.
Atlas, karısının dokunuşuyla derin bir nefes aldı. Bedenindeki tüm o sert ve yıkıcı refleksler, Helin’in sıcaklığı karşısında tek bir saniyede eriyip gitti. Sağ eliyle Helin’in belindeki ellerini kavradı, sonra yavaşça arkasına dönüp karısına baktı.
"Yorulmadın mı?" diye fısıldadı Helin, gözlerini Atlas’ın karanlıkta parıldayan gözlerine dikerek. "Dünyanın tüm yükünü omuzlarında taşımaktan yorulmadın mı Atlas?"
Atlas, sağ elinin başparmağıyla Helin’in yanağını nazikçe okşadı. Sol tarafındaki titanyum kaplama protez kolunu ise Helin’in beline dolayarak onu göğsüne doğru çekti. Metalin serinliği ile Helin’in teninin sıcaklığı odadaki loş ışıkta kusursuz bir tezat oluşturuyordu.
"Sen yanımda olduğun sürece," dedi Atlas, sesi gecenin fısıltısına karışan derin bir tonda, "hiçbir yük bana ağır gelmez. Benim tek sığınağım sensin Helin."
Helin ayağının ucunda hafifçe yükselerek Atlas’ın dudaklarına tutkulu ve derin bir öpücük kondurdu. Yılların yıpratamadığı, aksine her tehlikede daha da korlanan o büyük aşk, ikisini de bir kez daha kendi içine çekti.
Atlas, karısını kucağına alıp yatağa doğru adımlarken, dışarıdaki düşmanlar, şehirdeki tehlikeler ve yarınki mücadeleler tamamen karanlığa gömüldü. Bu oda, ikisinin tutku dolu sığınağıydı ve bu gece sadece birbirlerine aitlerdi.
Sabahın ilk ışıkları pencerelerden süzülürken evde hâlâ derin bir sessizlik hâkimdi. Gece boyunca biriken gerilim ve söylenmemiş sözler, sabahın bu erken saatlerinde yerini tuhaf bir sakinliğe bırakmıştı.
Mutfakta tek başlarına olan Helin ve Atlas için zaman bir anlığına yavaşladı. Yorgunluktan ve duygusal yoğunluktan bitkin düşmüşlerdi. Atlas, tezgâha yaslanmış duran Helin’e doğru yavaş bir adım attı. Araya giren o küçücük mesafe, ikisinin de savunmasız kaldığı o anlık boşlukta tamamen eriyip gitti.
