10. bölüm · Siper ile kalp arasında
10.Bölüm
Ve sustu...
Aytürk sustu,ben anladım.İşte en tehlikeli an buydu.Çünkü onun dudaklarından dökülemeyen cümleleri ben,sanki kalbinin alt yazısıymış gibi gözlerinden okumuştum.
Sanki ben onun için yabancıydım.Belkide o başından beri böyleydi,ben onu yanlış anlamıştım.Aslında ben hep yabancıydım onun için hiçbir zaman tanıdık olamamıştım.Oysaki o benim kalbimde yıllardır boş olan odacığın sahibi gibiydi.Benden izin almadan girmişti o kapıdan içeri yada ben istemiştim böyle olmasını.Bu konuda pişman değildim tâki Aytürkün gözlerinde koca bir hiç olduğumu iliklerime kadar hissedinceye dek.Fakültede okurken hocalarımdan bir tanesi”Bazen gözlerde yalan söyler hümay,o an kalbin farklıdır ama gözlerin yalancıdır”demişti.Pek inanmamıştım aslında çünkü gözler kalbin aynasıydı benim için annemden bilirdim onun gözlerinden…
…
Aytürk geri bir adım geri çekildi ve bana bakmadan;
-“Hümay hanım,şuan sizde buranın bir personelisiniz bu yüden izin veremem böyle bir şeye.”Sustu biraz daha etrafa bakındıktan sonra devam etti;
“İstediğiniz zaman söylersiniz Selim albaydan izin alıp götürürüz sizi.”
Hümay hanım olmuştuk şimdi öylemi?Peki öyle olsun bakalım.
Tam gözlerinin içine baktım;
-“Anlaşıldı Aytürk bey sorun yok teşekkürler.”dedim ve bir şey söylemesini beklemeden karargaha doğru yürüdüm tam içeri girecekken bir bağırış duydum.
-“Aytürk”demişti kadın.
Geriye dönüp baktığımda ise hastanede gördüğüm kız olduğunu gördüm.Elifti tam Aytürkün önünde durmuş ona bir şeyler söylüyordu.Ona dönüp baktığımda ise gözlerinin benim üzerimde olduğunu görmüştüm.Yanına gelen kıza değilde bana bakıyordu.Hiç aldırış etmeden geri dönüp yoluma devam etti.
Odama geçip bazı yarım kalan işlerimi halletmiştim.
Dosyalara bakarken emre ve baranın bazı eksikleri olduğunu görmüştüm.Onları tamamlamak için emreyi arayıp baran ile birlikte odama gelmelerini söylemiştim.
Onları beklerken kapım çalmıştı,
-“Gir”
Nebahat ablaydı elinde çay ile gelmişti.
-“Kızım müsait’miydin?Çay getirdim havalar soğuk mâlum için ısınır.”Bunları söylerken çaydanlığı önüne koymuştu.
-“Ne zahmet ettin ablacım teşekkür ederim.”
-“Ne zahmeti yavrum benim afiyet olsun.”
Nebahat ablaya gülümsedim oda bana aynı şekilde gülümsemişti ama bir anda yüzü düştü,
-“Hümay ablam senin neyin var?Solgun gözüküyor yüzün.”Nasıl bu kadar çabuk tanıyabilmişti beni?
-“Yok ablam bir şeyim.Mert gittiya biraz aklım onda kaldı o yüzdendir.”
Kafasının salladı ama pek inanmışa benzemiyordu.
-“Peki madem sen öyle diyorsan öyle olsun.Ben çıkayım işlerim var bir şey olursa ara beni canın bir şey çekerse.”
-“Sağol ablam.”dediğimde nebahat abla çıkmış onun ardından hemen emre ve baran girmişti içeriye.
-“Ooo hocam afiyet olsun.Vallahi tam bir karadenizlisiniz he.”diye oturmuştu emre koltuğa.Baranda karşısına geçip oturmuştu.
-“Sağol emre oturabilirsin tabi ya.”demiştim gülerek.
-“Hocam kusura bakmayın vallahi sizi böyle yakın görünce girdim dan diye ama.”
-“Sorun yok, sorun yok.”
Sonra baran lafa girdi;
-“Hocam bir sorunmu var dosyalarda bizi çağırdınız.”
-“Bir sorun yok sadece bir kaç eksik var sizin eski okullarınızla ilgili bilgiler eksik onları girip onaya göndermem gerekiyor ama dosyalarınıza eksik girilmiş onun için.”
İkiside anladım der gibi kafa salladı.
…
Aradan geçen yarım saatin ardından emre ve baranla olan işimizi halletmiştik.
-“Evet,tamamdır arkadaşlar sağolun geldiğiniz için.”
-“Ne demek hocam herzaman.”dedi baran.
-“Hocam siz isteyin biz fizana bile geliriz ayıpsınız.”
-“Yok emrecim odama kadar gelsen yeter fizana gerek yok.”Emre gülmüştü ve baranda ona eşlik ediyordu.Emre bir şey hatırlamış gibi;
-“Hocaaaammm.”dedi.
“Siz akşam yaren yengenin davetine geliyorsunuz değilmii?”Davet’mi?Benim böyle bir şeyden haberim yoktuki yani kimse ban söylememişti böyle bir şey.Yine yanlızlığım yüzüme vurmuştu işte.
-“Yok benim haberim yok böyle bir şeyden emre size afiyet olsun.”dedim samimiyetten biraz uzak olan sesimle.Emrenin gülen yüzü solmuştu birden ciddileşmişti.
-“Hocam illaki haber vermiştir size yaren yenge.”
-“Vermedi dedimya emre tekrardan size afiyet olsun.”Bir anda çıkışmıştım çocuğa benim sinirim veya öfkem ona değildiki kendimeydi.
Emre ayağa kalkınca baranda onun ile birlikte kalkmıştı.
-“Peki hocam anladım sağolun.”dedi ve odadan çıktı ikiside.
Emreye böyle yaptığım için vicdan azabı çekiyordum niye öyle çıkışmıştım çocuğa.
Bem böyleydim işte bütün güzel şeyleri bir anda yok edebiliyordum hayatımdan sonrada hemen pişman oluyordum.Bir ara bulup emreden özür dilemeliydim.
…
İşlerimi halledip karargahtan çıkmıştım.Çıkarken etrafı biraz süzmüştüm ama emreyi görememiştim.Direkt olarak eve gelmiştim ve rahatlamak için banyoya atmıştım kendimi.Güzel bir banyodan sonra üstüme pijamalarımı giyip saçlarımı kurutmadan sırtımdaki havluya bırakmıştım.Annem öldükten sonra ben saçlarımı hiç kurulamamıştım çünkü banyodan sonra hep o beni giydirip sonrada saçlarımı kurulardı.Annem yine özlemi kalbimde yerini belli etmişti,gözlerim anında dolmuştu yine.
Göz yaşlarımı silip mutfağa geçtim.Dolabı açtığımda hazır pizza vardı onu alıp tezgahın üzerine koydum biraz çözülmesi için.Vakit öldürmek için telefonu aldığımda bir dünya bildirim ile göz göze geldim.Telefonun şifresini girip açtığımda on kere yaren tarafından arandığımı gördüm ve bir dünya dolusu mesaj.
Mesajlara girdiğimde yarenin beni yemeğe davet ettiğini gördüm.
“Hümay aradım ama ulaşamadım sana eğer mesajı görürsen akşam bizim eve davet ettim herkesi eğer sende müsaitsen gelir misin?:)”
Gördüğüm mesajla donup kaldım öylece.Yaren aslında benide davet etmişti.Emre doğtu söylemişti daha çok pişmanlık yaşıyordum şuan.Neyse en iyisi gitmemekti.Yareni arayıp gidemeyeceğimi söyleyecektim.Bir iki çalıştan sonra hemen açmıştı telefonu;
-“Alo,hümay.”dedi aceleci bir sesle.
“Hani nerdesin?hâlâ gelmedin seni bekliyorum.”
-“Yaren hiç beklememe çok sağol ama size afiyet olsun.”
-“Kız ne demek o hemen geliyorsun gelip seni alırım bak gelmezsen.”
-“İnanki açlığım yok hem benim kalabalık çok bide size afiyet olsun gerçekten.”
-“Hümay bende burdayım gel hadi inat etme kız.”dedi arkadan nebahat abla.
Dışarıya bir nefes verip onlarıda bekletmeden;
-“Peki geliyorum.”dedim.Yarenle nebahat abla gülüşmüştü sonra bir el çakma sesi gelmişti.Manyaktı bunlar gerçekten.
-“Tamam canım bekliyoruz seni biliyosun evi.”
-“Biliyorum canım.”dedim ve telefonu kapattık.
İçimden bir ses gitme diyordu sanki ama yaren ve nebahat ablayıda kırmaya gönlüm el vermiyordu.Hem emredende özür dilerdim belki.Odaya geri dönüp hazırlanmak için dolabın kapağını açtı. Ne giyecektim şimdi ben.Lacivert ispanyol paça pantolon üstünede badi ve kırmızı bir swettshort giymiştim.Altınada beyaz çoraplarımı geçirip odadan çıktım.Masanın üzerinde duran evin anahtarını ve telefonumu alıp evden çıktım.
…
Yarenlerinin kapısına geldiğimde zili çaldım ve kapıyı direk olarak küçük bir erkek çocuk açtı alperendi galiba.Açar açmaz bana gülümseyerek bakıyordu.
-“Merhaba küçük beyefendi hümay ben.”
-“Meyabaa.”dedi Allahım ben yerdim bu çocuğu ama.Biz kapıda tanışırken
İçeriden bir ses yükseldi;
-“Annem kim geldi?”Yarendi.Oda kapıya doğru geldi beni görür görmez gülümsedi oda.
-“Hümay hoşgeldin canım geçsene içeri kaldın kapıda.”
-“Alperenle tanışıyoduk.”dedim ayakkabılarımı çıkartırken.
-“Oğlumm tanıştınmı hümay ablanla?”
-“Hıhı”dedi Alperen bana bakarak.Bende onun yanağını sevip içeri geçtim.
-“gel bu taraftan.” Eliyle yolu göstermişti yaren.
Mutfağa girdiğimiz gibi mis gibi yemek kokuları bir sürü çeşit yapmıştı.
-“Hümay hoşgeldin kuzum.”Nebahat abla ban sarılmadan önce büyük bir hevesle söylemişti.Bende ona sarıldım.
-“Hoşbuldum ablam.”
Deyip ayrılmıştık birbirimizden.
-“Yardıma ihtiyaç var’mı?”
-“Yok canım hallettik biz herşeyi masayı kurduk misafirleri bekliyoruz.”
-“Tamam o zaman.”deyip sandalyeye oturdum onlar kalan işleri hallediyordu alperende içeride oyun oynuyordu.
Çalan kapı ile ayaklandım diğerleri yemekle meşguldü.
-“Ben açarım.”dedim ve kapıya doğru ayaklandım.Kapıyı açınca gelenin kaan abi olduğunu gördüm.
-“Hoşgeldin kaan abi.”dedim.Oda beni görünce hafif bir tebessüm etti ve içeriye girdi.
-“Sende hoşgeldin kardeşim.”dedi ve içeriye geçti bende peşinden mutfağa geçtim.
-“Gülüm aldım istediklerini başka bir şeye ihtiyaç varsa söylersin içerideyim.”
-“Tamam hayatım sağol geç sen.”dedi yaren.
Allahım nazar değmesin ne kadarda güzellerdi imrenmedim değildi ama olmayınca olmuyordu maalesef belki bir gün Allah bizede hayırlısını verirdi en güzel şekilde.Onlara bakıp içten bir gülümseme ile iç çektikten sonra aynı yerime geçip oturmuştum.Bizimkiler soru soruyorlardı bana,sohbet ediyorduk beraberce.Gülüp eğleniyorduk yıllar sonra ilk kez yeniden bu kadar gülmüştüm,ilk kez bu kadar konuşmuştum birileriyle…
Çalan kapı ile tekrara ayaklandım diğerleri sofrayı kuruyorları neredeyse herşey hazırdı.
Kapıyı açtığımda önde serhat arkada emre ve baran ikilisi vardı.
-“Hoşgeldiniz.”deyip kapının kenarına çekildim geçmeleri için.
-“Hoşbulduk.”dedi serhat ve içeri geçti.
-“Hoşbulduk hocam.”dedi baran o da içeriye geçti.Son olarak emre vardı bir şey demeden içeri girdi ama soğuktu bana karşı belli.
-“Emre.”dedim kısık bir tonda.Emre geri döndü ve bana baktı.
-“Buyurun hocam.”dedi.
-“Emre ben bugün için özür dilerim senden öyle bir anda çıkıştım sana ama inanki senlik bir durum yoktu kusura bakma.”dedim.
-“Hocam önemli değil gerçekten sorun yok kötü hissetmeyin kendinizi.”
-“E ozaman niye bi selam vermeden geçiyorsun deli.”
-“Biraz trip atmış olabilirim ucundan.”dedi yan yan bakarak.
-“Allahım delisin sen çocuk ya.”
Dedim omzuna hafifçe vurarak.
-“E hocam ablamızada yapmayalım’mı.”
Ablamız
Ablam demişti dimi emre bana mutlu olmuştum beni ablası gibi görüyordu bir yabancı gibi değil bir abla gibi…
-“Hocam iyimisiniz?Abla dedim diyemi?”
-“Hayır!Hayır! Diyebilirsin sorun yok hatta memnun bile olurum.”
-“E tamam o zaman hümay abla hiç olmadı benim öz ablam ama burda iki tane vardı üçüncüde sen ol.”
-“Olurum ablası olurum.”
-“E ablam olduğuna göre bir harçlığını alırız.”
-“Eşşek sıpası her yerden bir şey koparıcaksın illa ama ibanını at görürüm seni beş on lira.”
-“Hocam o çok değilmi ama zorda kalmayın sonra.”dedi gözlerini belertirken.
-“Sus be hiç atmam görürsün.”
-“Tamam tamam ben içeri geçiyorum o zaman hemen.”
-“Geç bakalım geç.”
Tam kapıyı kapatacağım sıra bir el kapının üzerine baskı uyguladı.Onun eliydi anlamıştım dönüp baktığımda göz göze gelmiştik.Bir süre o beni bende onu süzmüştüm.Altına siyah bol bir pantolon üstüne siyah polo bir tshort giymişti.Bakışmamızı kesen Aytürkün arkasından gelen kadın sesiydi.Elifti bu.Onunlamı gelmişti?
-“Çekilicekmisin artık kapıdan ağaç olduk burda?”dedi elif Aytürkü kolundan yana doğru çekerek.Hiç bir şey söylemeden geri çekildim ve geçmesine izin verdin.Elif içeri geçtiğinde o hâlâ kapıda bekliyordu ama ona bakmıyordum sadece yere eğmiştim kafamı sıkışan kalbimi umursamadan ağlamamaya çalışıyordum.Şuan sanki biri hançeri aldı kalbime sapladı inadına çeviriyor orada.İşte şimdi anlamıştım beni mahvedecek olan o hissin ne olduğunu.Ben bu adama sevdalanmıştım.
Kendimi toparlayarak başımı ayağa kaldırdım onun önünde ağlamayacaktım herhalde.İçeri girdi sadece bir adım attı.Öylece suratıma baktı sonrada hiç birşey demeden içeri geçti.
Kapıyı kapatır kapatmaz tuvalete koştum ve gözümden akmaya ant içmiş yaşların dökülmesine izin verdim.
Bir süre orada öylece ağladıktan sonra elimi yüzümü yıkayıp içeriye geçtim.Mutfaktaki herşeyi götürmüşlerdi nebahat abla ekmekleri koyuyordu sepete.Kafasını kaldırıp bana baktığı an donup kaldı.Sanki farklı bir şey görmüştü.
-“Hümay yavrum sen iyimisin?ağladın sanki kızım bir şey mi oldu?”
-“Yok abla ne olucak ya saçmalama iyiyim öyle bir baş ağrısı var bende bu ara.”
Arkadan gelen bir ses.
-“Hümay sen bu bizim oğlandan mı hoşlanıyorsun?”dediği an ışık hızında yarene döndüm.
-“Ne alakası var canım ben onun neyini sevicem hem onun sevdiği var.”
-“Kız ne sevdiği be kaç yıldan beri elif aytürke yanık aytürk yan dönüp bakma bile bakmıyo büyük ihtimalle gelirkende kapıda filan karşılaşmışlardır.”dedi nebahat abla.
-“Ne olursa olsun beni ilgilendirmez banane ister sevsin ister sevmesin.”dedim ve geçip eski yerime oturdum.İkiside gelip önümde dikilde.
-“ Yavrum benim sen böyle söylüyorsunda şu bana bakan ela gözler hiçte öyle söylemiyor be evladım.”
-“Hümaycım eğer seviyorsan hiç bekleme bak git söyle ne olacaka hem Aytürk eğer sevmiyorsa zaten güzel dille söyler.Ama ben aytürkün de sana karşı boş olduğunu düşünmüyorum.”Dedi.
-“Yok abla bizden olmaz o farklı bir dünyada ben farklı bir dünyada.”
-“E yani nolmuş farklı dünyadaysanız birbirinizi keşfedin işte ne güzel genel kültürünüz gelişir ama bilgi canım illa evlenin banada bir sürü torun verin mutlu mesut aşık bir şekilde inşallah yaşayın demiyorumki.”
-“Dimi nebahat abla haklı hümay susturma kalbinin sesini.”
Kafamı öne eğdim şuan düşünmek bile istemiyordum hiç birşey.
-“Hadi kalk bunları sonra konuşuruz yemek vakti.”
-“Abla ben ev gitsem olur’mu?”
-“Hümay ablacım yapma böyle hadi gel içeri bitanem.”
-“Abla sonra lütfen inanınki halim yok.”
Nebahat abla ve yaren birbirine baktı.
Sonra dönüp;
-“Peki ama bir şey olursa ara hemen gelelim yanına.”
-“Tamam ararım.”deyip ayaklandım.
Direkt olarak eve gidecektim kimseye açıklama yapacak durumda değildim.Kapıya çıktığımda ikisinede sarılıp apartmandan çıktım.
Eve geldiğimdi hemen üstümü değiştirip yatağa geçtim o da bana bir şeyler hissediyor olabilirmiydi?severmiydi beni?Kaç saat düşündüm,kaç saat ağladım bilmiyorum.
Öylece uyumuşum.
Çalan kapıyla gözlerimi zor bela aralayıp komidinin üstünden telefonumu alıp saate baktım saat sabah dört buçuktu.Bu saatte kimdi ki bu?Yataktan kalkıp peltek adımlar ile kapıya doğru ilerledim.Kapıyı açtım ve karşımda duran Aytürk ile göz göze geldim.Bir süre bana baktı ne vardı yani pembe pijama takımı giyinmişsem.Neye bakıyordu?onun dudağının kenarımı kıvrılmıştı öyle?
-“Aytürk bey bu saatte ne işiniz var burada?”
-“Gidiyorum.”dedi.Nasıl yani,nereye gidiyordu bu adam.
-“Nereye gidiyorsun.”
-“Göreve.”Bana haber vermek için neden gelmiştiki.Bir dakika o görevmi demişti?kalbimin atışı hızlandı bu görevlerin gidişi vardı ama dönüşü olmayabilirdi.
-Ne zaman dönüceksin.”dedim emindim aytürk dönerdi çünkü.
-“Bilmiyorum iki hafta sürebilir.”Dedi ve kafasını yere eğdi.
“Hümay bu saatte gelip seni rahatsiz etmek istemezdim ama amacım aslında ben giderken sana bir emanet bırakacağım sende ona iyi bakacaksın geri döndüğümde eğer emanetim hâlâ buradaysa onu senden alacağım ve belkide hayat bize büyük oyununu oynayacak.”dedi ve elindeki kutuyu bana uzattı.Ahşap küçük bir kutuydu.Aldım elinden hiç düşünmeden.Neden yaptım bilmiyorum ama içimden almak gelmişti.
-“Neden bana emanet ediyorsun?”
-“Öyle gerekiyor.”dedi başkada bir şey demedi.Sustu ve bir süre yine öylece bana baktı sadece.
Binanın önünden gelen korna sesi ile Aytürk;
-“Allaha emanet ol devlet kuşu.”dedi.
-“Senden Allaha emanet ol komutan sağlam gel dikkat et emanetini benden al.”dedim.Emanetin ne olduğunu bilmeden.
Aytürk gülümsedi ve merdivenlere doğru gidip gözden kayboldu.Kapıyı kapatıp kapının dibine çöktüm ve ağlamaya başladım kutuyu açmak istiyordum ama göz yaşlarım izin vermiyordu buna.Zar zor bir şekilde kutuyu açtığımda içinde bir ayna ve bir not kağıdı olduğunu gördüm.aynayı çevirdim ve kendimi gördüm aytürk beni banamı emanet etmişti?
Not kâğıdını açtığımda ise içinde bir şarkı yazıyordu;
Müslüm Gürses~Affet
Telefonu elime alıp direkt olarak bu şarkıyı açtım sabaha kadar kaç kez bu şarkı çaldı bilmiyorum ama ben hiç sıkılmadan dinledim.Bir an olsun gözümün yaşı dinmeden;
Çünkü sen çölüme yağmur oldun
Sen geceme gündüz oldun,
Sen canıma yoldaş oldun,
Sen kışıma yorgan oldun…
Yazardan
Aytürk o akşam her şeyi duymuştu.Sessizliğin içinde, söylenmeyen her kelime ona çarpmıştı.
O an anladı; hisleri boşuna değildi.İnsanın kalbine düşen şey, sebepsiz düşmezdi.Bir umut vardı…Ve bu umut, onu korkutacak kadar gerçekti.
O gece ilk kez, yıllardır bastırdığı duyguların kontrolünden çıktığını hissetti.
Asker olmayı öğrenmişti;
ama sevmeyi unutmuştu.
Ta ki Hümay’a kadar.
Eve döndüğünde annesinin yıllar önce söylediği sözler zihninde yankılandı:
“Oğlum, bir gün birine sevdalanırsan…
Kalbini ona emanet etmeden önce kendini Allah’a emanet et.
Eğer gittiğinde bıraktığın yer hâlâ seni bekliyorsa, bil ki sevilmişsindir.”
Aytürk, aynayı eline aldığında uzun süre baktı.Kendine değil…İçinde ilk kez fark ettiği o kırılgan adama.
Bir kâğıda, söyleyemediklerini yazdı.Çünkü bazı duygular, sesle değil;şarkılarla anlatılırdı.
Kutuyu kapattığında, bir karar vermişti.Hümay’ı Allah’a emanet ediyordu.
Ve bazı emanetler vardır…Geri dönmek için bırakılan.
Ne bir bakış,
Ne de bir imâ vardı şu gözlerinde
Yanlızca seni her düşündüğümde kendini hatırlatan ,
Hislerim vardı yüreğimde,
Beni bir kez bile bekle demeyen sözlerinde,
Beklemek için bir neden aradım kendimce,
Ve sonunda içimdeki şu aşkla birlikte,
Seni bekler oldum habersizce…
Cirmle
