Sinastri kitap kapağı

6. bölüm / 6

Sinastri

VI. Bölüm

Vaveyla Yazarı: TUANA ⋆˙⟡

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: VI. Bölüm

Soğuk bir pazar sabahıydı. Tapınağın hemen yanı başındaki tarihi çeşmeden şırıl şırıl dökülen su sesine, çevredeki kuşların cıvıltıları eşlik ediyor etrafa adeta lirik bir şiirin dingin, huzurlu havası yayılıyordu. Tapınak, balta girmemiş yemyeşil bir ormanın içinden geçilip tam yüz basamaklı taş merdivenlerle tırmanılan, altındaki sonsuz deniz manzarasını kucaklayan muazzam bir konumdaydı. Ancak son zamanlarda bakımsızlık ve zamana yenik düşmüşlük, buranın atmosferine keskin, buz gibi bir soğukluk katıyordu. Alisa da bu ayazda sık sık üşütürdü. Leo ise o hastalanmasın diye kendi eliyle pişirdiği portakallı kekleri ve limonlu, ballı sıcak çayları eksik etmezdi. Aralarındaki bağ bazen derin bir arkadaşlık, bazen de korumacı bir anne çocuk ilişkisini andırırdı. Leo’nun aşırıya kaçan korumacılığı kimi zaman Alisa’yı bunaltsa da, onun saf niyetini bildiği için ses çıkarmaz, onu her zaman öz abisi gibi görürdü. Dün akşam yaşanan o büyük gerginlikte bile sırf bu yüzden susmayı tercih etmişti.

Saat 05.30’u gösterdiğinde Alisa, uykulu gözlerini ovuşturarak güne uyandı. Yüksek bir tepede konumlandıkları için günün ilk ışıkları hep buraya vurur, insanları ister istemez erkenden ayağa dikerdi. Alisa bugün üzerine üzeri minik çiçek desenleriyle süslü turkuaz renkli pijamalarını giymişti. Saçlarını gece yatmadan önce her zamanki gibi örmüştü. Saçlarının bu denli gür ve uzun olmasını, geceleri hiç aksatmadan örmesine bağlardı. Kalkıp elini yüzünü soğuk suyla yıkadı. Odasına geri döndüğünde komodinin üzerindeki telefonunun ekranındaki bildirimleri fark etti. Tanımadığı bir numaradan bir dizi mesaj gelmişti.

“Neredesin?”
“Pişt! Sana diyorum.”
“Telefonun da çekmiyor ki arayamıyorum, uzayda mı yaşıyorsun? 🤔”

Alisa mesajları yukarı kaydırdıkça içinden “Bu kim be?” diye geçirdi. Ekranın ortalarında alaycı bir mesaj gözüne çarptı.

“Tavuk gibi erkenden uyumuşsundur tabii.”

Bu alaycı tavrın kime ait olduğu hemen anlaşılmıştı. Son mesaja geldiğinde ise zaten her şey teyitlenmişti.

“Bilmiyorsan söyleyeyim. Ben Vincent. Vincent Valmont. Hani nişanlı rolünü beraber yapacağın oyuncu. Sana bir haberim var. Görünüşe göre seviye atladın. Annem seninle görüşmek istiyor. Yarın yine aynı saatlerde Lay seni gelip alacak. Geç kalmazsan iyi edersin. Sana ilk sınavında bol şans!"

Alisa, her şeyin bu kadar hızlı gerçekleşeceğini hiç düşünmemişti. Panikle koşarak babasına durumu haber verdi, ardından hemen duşa girdi ve hızlıca kahvaltısını yaptı. Fakat ne giyeceği konusunda tam bir kararsızlık içindeydi. O sırada aşağıdan babasının gür sesi yankılandı.
"Alisa kızım, Lale geldi. Yanına çıkıyor. Ben şifa eğitimi vermeye gidiyorum, geç dönerim. Kendine dikkat et kızım!”
Babasının sesi kesilir kesilmez Lale odanın kapısında belirdi ve neşeyle koşarak Alisa’nın boynuna sarıldı.
“Uzun zaman oldu!”
Alisa, çocukluğundan beri kimseyle kolay kolay fiziksel temasta bulunmazdı. Zaten Leo dışında kimse ona bu kadar yaklaşmaz, Keşiş İvor da sadece sevgiyle alnından öperdi. Bu yüzden Lale’nin ona her seferinde böylesine sıcak ve pervasızca davranması tuhafına giderdi. Bu tarz yakınlıklara alışkın olmayan Alisa, ne yapacağını bilemeyerek sadece Lale’nin sırtına yumuşakça vurabildi.
“Senin burada ne işin var? Derslerine çalışmıyor musun?”
Lale sitemle yüzünü ekşitti.
“Gelir gelmez ders ders diye başlama. Hiç hoş geldin demek yok mu? Görüşmeyeli iyice güzelleşmişsin ama bunun yanında bir hayli de odunlaşmışsın!”
Alisa gülümseyerek onun omzunu şakadan sıktı.
“Hoş geldin, hoş geldin de geleceğini hiç beklemiyordum. Okula gidemesen bile evde derslerine çalışıyorsundur diye düşünüyordum.”
O sırada Alisa dolabını altüst ediyor, uygun bir elbisesi var mı diye bakıyordu. Fakat dolapta sadece pantolonlar ve taytlar vardı. Vincent'le buluştuğu gün giydiği eteği ise kirli sepetine atmıştı. Lale gözlerini devirerek konuşmaya devam etti.
“Evet, çalışıyorum. Ama dün teyzemi çok suskun görünce tapınaktan geldiğini tahmin ettim. Sorsam da bana bir şey söylemedi. Aslında onu bu halde görmek beni epeyce üzdü. Gece boyu ağladığını duydum ama rahatsız olur diye yanına gidemedim. Sabah uyandığında ise normale dönmüş gibiydi. Bana her şeyi anlattı. Haberi alınca ilk işim senin yanına gelmek oldu. Gerçekten çok mutluyum! Sana minnettarım!” diyerek neşeyle ellerini çırptı. Alisa tebessüm etti.
“Tıpkı Bayan Vildan gibisin. O da hep sabahın köründe gelirdi. Neyseki artık olayların açıklığa kavuşmasına sevindim. O da kendini hep telaş içinde bırakıyordu... Bu arada tapınaktaki işimi bıraktım. Artık kendi hayatımla ve gelecek nişanımla ilgilenmek istiyorum.”
Son cümlesini ağzından kaçırdığını fark ettiğinde iş işten geçmişti. Lale gözlerini kocaman açmıştı.
“Ne? Nişan mı? Bu genç yaşta? Hem nasıl olur? Benim bildiğim Alisa, Leo dışında erkeklere yanaşmaz, sadece kariyer kariyer diye laf sayardı!”
Alisa durumu toparlamaya çalışarak tiye aldı.
“Demek ki öyle diyenler daha hızlı evlenme yoluna giriyormuş..."
Başka ne cevap verirse versin Lale'yi tatmin edemeyeceğini bildiği için kıyafet araştırmaya devam etti.
“Hem bugün çocuğun annesiyle tanışacağım. Ne giyeceğimi gerçekten bilmiyorum. Tapınağa gelen danışanlarıma bile hep perde arkasından hitap ederdim. Şimdi böyle cemiyetten bir kadına nasıl davranacağımı bile bilmiyorum. Aklım çok karışık.”
Lale, Alisa’nın yanına gelip omuzlarını tuttu.
“Kimse için değişmene gerek yok. Bana hep böyle derdin, şimdi aynısını sen yap. Danışanlarına perde arkasından nasıl davranıyorsan bu kadına da öyle davranırsın. Merak etme, seni kesin sever. Hem kıyafet sorununu hiç dert etme. Bunu giymek ister misin? Sana çok yakışacaktır.” diyerek kendi üzerindeki tatlı triko elbiseyi gösterdi.

Zaman yaklaşana kadar olayları detaylıca konuşup tapınakta gezindiler. Alisa başına gelen her şeyi bir bir anlattı. Lale de okulu ile görüştüğünü ve önümüzdeki dönem başlayabileceğine dair sözlü izin aldığını müjdeledi. Bu sırada Alisa istemese de zorla elbiseyi giymiş, Lale’ye de karşılığında kendi pantolonlarından birini vermişti. Lale biraz daha kısa boylu olduğu için elbise, Alisa’nın uzun beyaz bacaklarını adeta sütun gibi gözler önüne sermişti. Üzerine siyah renkli montunu giyip altına da ince külotlu çorabını geçirdi. Saçlarındaki örgüleri çözdüklerinde, bukleleri açılarak ona oldukça tatlı ve kıvırcık bir görünüm kazandırdı. En sonunda Lale’nin ısrarlarına dayanamayıp hafif bir makyaj da yaptılar. Alisa aynaya son kez baktığında gerçekten çok güzel göründüğünü fark etti. Bir anda zihnine Vincent düştü ve içinden, “Bu halimi görseydi acaba yine o dalga geçer gibi konuşmalarına devam eder miydi?” diye geçirdi. Ardından kendine kızarak, “Vincent’i neden düşüneyim ki?” dedi ve adamı zihninden söküp attı. Lacivert çizmelerini de giydiğinde artık tamamen hazırdı.

Lale ile birlikte yola koyuldular. Yol üzeri olduğu için Alisa önce onu evine bıraktı, teşekkür edip haberleşeceklerini söyleyerek vedalaştı. Metroya doğru yaklaşırken Leo’ların evinin oralardan görünmeden, sessizce geçmeye çalıştı. Nedense bugün ona görünmek hiç istemiyordu. Metro istasyonuna vardığında, o beyaz lüks aracın çoktan kenarda beklediğini gördü. Lay, Alisa’yı görünce hemen kapısını açmak üzere dışarı çıktı. Alisa, arabanın siyah filmli camlarının ardında, arka koltukta oturan zarif bir kadın silüeti fark etti. Şık giyimli kadın, güneş gözlüğünü çıkarıp saçlarının üzerine koydu ve sıcak bir tebessümle konuştu.
“Hoş geldin canım. Biz de seni bekliyorduk.”
Lay, dün yaptığı gibi aynı titizlik ve kibarlıkla kapıyı açtı. Kapının kapanmasıyla birlikte Alisa kendisini bu alımlı kadının yanında buldu. Ne çok kilolu ne de çok zayıf, son derece çekici bir kadındı. Üzerinde asil mavi bir elbise ve lacivert renkli gösterişli bir kürk vardı. Parmağındaki büyük taşlı pırlanta yüzükleri, sivri topuklu ayakkabıları ve zincirli marka çantasıyla dizilerdeki zengin kadın figürlerinin kanlı canlı bir hali gibiydi. Sarı saçları özenli bir topuz yapılmıştı. Alisa bu kadının Vincent'in annesi olduğunu anında kavradı, sınavı erken başlıyordu. Üstelik Vincent onu geç kalmaması konusunda uyarmıştı. Arabanın ön konsolundaki saate bakınca yaklaşık on dakika geç kaldığını fark etti. Normalde son derece dakik bir kızdı fakat yol boyu bisiklet sürerken elbisesi rüzgardan havalandığı için yavaş gelmek zorunda kalmış, şoförün de bu kadar erken geleceğini tahmin edememişti. Bu durumu hemen toparlamalıydı. Üzerini ve saçlarını düzeltip nazikçe elini kadına uzattı.
"Hoş buldum efendim. Ben Alisa. Sizinle tanıştığıma çok sevindim. Bana zamanınızı ayırdığınız için çok teşekkür ederim. Hava koşulları nedeniyle gelmekte biraz zorlandım, umarım sizi fazla bekletmemişimdir.”
Elena Hanım gülümseyerek karşılık verdi.
“Ben de Elena. Elena Valmont. Hayır tabii ki canım. Bir an korkup kaçtığını zannetmiştim, hepsi bu.”
Bu alaycı tebessümde bir anda Vincent’i görür gibi oldu Alisa. Gerçekten de adamın gülüşü annesinin kopyasıydı.
“Teessüf ederim efendim, neden sizden kaçayım ki? Ben biraz uzak bir yerden geliyorum, bir dahaki sefer daha erken gelmeye çalışacağım.”
Elena Hanım düşünceli bir ifadeyle araya girdi.
"Sorun değil canım. Hatta bir sonrakinde Bay Lay’e yaşadığın yeri tarif edersen çok daha iyi olur. Bu kadar yol için kendini zorlama. Üstelik bu kıyafetle epey zorlanmış olmalısın. Buralar şehre göre bir hayli soğuk ve ayazlı.”
Alisa utangaç bir tavırla başını salladı.
“Pekala, bir sonrakinde Bay Lay ile iletişim halinde bulunacağım. Beni düşündüğünüz için teşekkür ederim.”
Oldukça mahcup göründüğü için kadının yüzüne bakmakta zorlanıyordu. Yola çıktıklarında araç içini yine derin bir sessizlik kapladı. Ne yapması gerektiğini bilemeyen Alisa, kendini yetkin ve kültürlü göstermek adına bir sohbet konusu açmayı düşündü. “Keşke hazırlanmadan önce kadının durugörüsüne baksaydım, bunu nasıl unuturum?” diye içten içe hayıflandı. Dün Bay Lay’den öğrendiğine göre bu kadın sürekli cemiyet hayatında olan, sosyalleşen birine benziyordu. Alisa’nın ise tapınaktaki danışanlarıyla ilgilenmek, ders çalışmak, Leo ve babasıyla vakit geçirmek ve bazen köye inmek dışında bir sosyal hayatı yoktu. Bu yüzden kadının bulunduğu ortamlarda ne tür konuların konuşulduğunu kestiremiyordu. Zihninde hızlıca bir muhakeme yaptı.“Valmont Havayolu Firması’nın sahipleri... Haliyle ülkeyi domine eden tekel bir güçleri var. Bu kadın da bu işlerden anlıyordur herhalde. Mantıken gittiği yerlerdeki insanlar da onun gibi üst düzey kesim olmalı. Hayatlarını parayı nasıl yöneteceklerine dair düşünerek geçiriyor olmalılar.”
Bu düşünceyle cesaretini toplayıp konuşmaya başladı.
“Efendim, hazır siz de buradayken bir konuda fikrinizi almak isterim. Benim ekonomiye hususi bir ilgim var. Duyduğuma göre bu aralar ülkemizde havayolunu tercih edenlerin sayısında büyük bir artış söz konusuymuş. Sizce bunun temel nedeni ne olabilir?”
Camdan dışarıyı izleyen kadının derin mavi gözleri bir anda Alisa’ya döndü.
“Hmm! Açıkçası bu konuda pek bir fikrim yok canım. Kocam yine yapmıştır yapacağını... Sen de böyle haberler duydun mu Bay Lay?”
Lay dikiz aynasından saygıyla yanıtladı.
“Evet hanımım. Bu sabah sizi almaya gelirken arabanın radyosunda bu tarz haberlere dair birkaç duyum almıştım. Beyefendi, yılın son aylarında yine büyük bir başarı elde etmiş olmalı.”
Alisa, bazı sabahlar uyandığında radyosunu açıp ülkedeki güncel haberleri dinlerdi. Okuldaki hocaları hep günceli takip etmeleri gerektiğini vurguladığı için bu onda alışkanlık olmuştu. Üstelik ekonomi okumak istediği için ticari olaylara karşı ekstra ilgisi vardı. Bugün de dinlediği için içi rahat etmiş ve bundan sonra gündemi daha sıkı takip etmeye dair kendi kendine söz vermişti. Fakat kadının kendi şirketlerinin bu başarısından habersiz oluşuna da şaşırmıştı. Anlaşılan bu devasa işlerle sadece kocası, yani Lucian Valmont ilgileniyordu.
Çok geçmeden Elena Hanım, şoföre dönerek konuşmasını sürdürdü.
“İşte bu harika bir haber. Belki de buna dair görkemli bir parti düzenleyerek sevgili kocama ve oğluma motivasyon sağlayabilirim. Sen de pek bilgili bir kıza benziyorsun canım. Bu tür ticari konuları kocamla konuşmak sana çok daha fazla yarar sağlayacaktır.”
Alisa hedefi tam tutturamadığını düşünse de bu durum Bayan Elena’nın hoşuna gitmiş gibi görünüyordu.

Gittikleri mekan, şehrin sahil şeridinde bulunan, denizden doldurularak yapılmış kocaman ve yemyeşil bir alandı. Kapısında büyük altın harflerle “Golf Kulübü” yazıyordu. Lay arabayı park edip önce Bayan Elena’nın, ardından Alisa’nın kapısını açtı. Elena Hanım arabadan indiğinde, şık kıyafetlerinin ihtişamı gün ışığında çok daha belirgin hale gelmişti. Lay dışarıda bekleyeceğini söyleyerek araç yanında kaldı. Elena Hanım kapıdan içeri girerken kolunu Alisa’ya uzattı ve başıyla koluna girmesi gerektiğini işaret etti. Alisa bu samimi harekete karşılık oldukça utandı.
“Size saygısızlık olmasın?” diye sordu çekinerek.
“Bana saygısızlık olsa baştan niye kolumu uzatayım kızım? Buraları pek bilmiyor olmalısın, izin ver sana rehberlik edeyim.” dedi son derece kibar bir ses tonuyla.
Burası gerçekten de devasa bir tesisti. İçerisinde lüks bir restoran, yürüyüş yolları, golf arabalarının gezindiği parkurlar, kort tenisi sahaları ve deniz kenarına sıfır geniş bir golf sahası bulunuyordu. Bayan Elena onu önce iki katlı, altın kaplama sütunlara sahip görkemli restorana götürdü. İkinci kata çıktıklarında, Yol boyu kendilerine eşlik eden garsonlar onları rezerve edilmiş, kesintisiz deniz manzaralı özel bir masaya yönlendirdi. Bayan Elena çantasını masanın kenarına koyup kendisine filtre kahve söyledi. Alisa da limonlu çay rica etti. Kadın masaya oturur oturmaz, tatlı bir sorgu edasıyla sorular sormaya başladı. Alisa, sınavın en yüksek puanlı bölümüne geldiklerini an anlamıştı.
“Duyduğuma göre Keşiş İvor’un üvey kızıymışsın. Tapınağa birkaç kez gelmeme rağmen seni hiç görmedim, duymadım. Keşiş İvor çok iyi kalpli, yüce bir beyefendidir. Bunca zamana kadar ne dediyse çıkmıştır, bu yüzden ona itimadım tamdır. Peki senin de böyle yeteneklerin var mı kızım?”
Alisa temkinli bir dille yanıtladı.
“Babam beni henüz küçük bir çocukken evlat edinmiş. O gerçekten de çok yüce gönüllü bir insandır. Köyde herkes her sıkıntısını ona danışmaya gelir. Benim onunla bir kan bağım olmadığı için bende öyle mistik yetenekler yok maalesef. Ben sadece okuluma gider gelirim ve tapınaktaki gündelik işlerle ilgilenirim.”
Ailedeki diğer kişilerin bu tür şeylere inanmadığını ve Bayan Elena’nın da durumu bilmediğini düşündüğü için psişik güçlerinden bahsetmeyi gereksiz bulmuştu.
“Tüh! Kötü olmuş... Keşiş İvor her ne kadar yardımcı olsa da sana da bir şeyler baktırabilmeyi çok isterdim.”
Alisa kapıyı tamamen kapatmamak adına ekledi.
“Aslında ben de tapınaktaki işlere yardım ederken babamdan birtakım esaslar öğrenmiştim. İsterseniz uygun bir zamanınızda bakabilirim.”
“Ah, bu çok iyi olur! Kocamla oğlum bu tarz şeylere hiç inanmasalar da ben yıldızların bize yol gösterdiğine yürekten inanırım. Sen ne düşünüyorsun bu konuda?”
“Ben de sizinle aynı fikirdeyim efendim. Fakat bazen mantığı da elden bırakmamak gerekir.” dedi. Böylece iki tarafın da gönlünü hoş tutmaya çalışıyordu. Böylelikle Vincent’in kendisiyle dalga geçmesine karşı eline güçlü bir koz geçecekti. Bu sırada içecekleri de masaya servis edildi. Elena Hanım derin bir iç çekti.
“Oğlumun biraz dengesiz ve tutarsız göründüğünün farkındayım. Aslında çocukken hiç böyle değildi. Çok mutlu, sakin ve ağırbaşlı bir çocuktu. Fakat zamanla o halini yitirdi. Neden böyle oldu, bir türlü anlayamadım. Bazen bakıyorum yaşından çok küçük bir çocuk gibi davranırken, bazen de ruhu yaşlı birine aitmiş gibi solgun ve bıkkın davranıyor. Beni onun bu hali son zamanlarda çok endişelendirmeye başlamıştı. Belki de hayatında ona uygun birini bulursa yeniden mutlu olur diye düşündüm. Bu nedenle sinastri haritası baktırmak istedim. Kaderimizde seninle karşılaşmak varmış...”
“Bu tür şeylere inandığınızı biliyordum ama bu kadarını da tahmin etmezdim Elena Hanım. Beni gerçekten şaşırttınız.” dedi arkalardan gelen bir ses.
Arka masada oturan bir kadın ayağa kalkıp süzülerek yanlarına gelmişti. Elena Hanım yüzündeki tebessümü hiç bozmadan, "Nida Hanım? Sizi burada görmeyi hiç beklemiyordum. Nasılsınız öncelikle?” dedi.
Bayan Nida gayet fit ve bakımlı bir kadındı. Olgun yaşta olduğu belli olsa da fiziğine çok iyi baktığı anlaşılıyordu. Üzerinde pembe renkli dar bir eşofman takımı vardı, saçlarını sıkı bir at kuyruğu yapmıştı. Güneş gözlüğünün ardındaki keskin yeşil gözleri Alisa’yı süzüyordu.
“İyiyim, sağ olun. Siz de umarım iyisinizdir. Oturmamda bir sakınca var mı?”
Elena Hanım, kadını masada istemediğini kibarca belli ederek, "Tabii ki yok fakat sizi bekleyen arkadaşlarınız var gibi görünüyor Nida Hanım. Bir dahaki sefere beraber oturabiliriz, biz de zaten şimdi kalkıyorduk.” dedi.
Fakat Nida Hanım bu nazik reddedişi hiç oralı olmadı.
“Olur mu öyle şey? Daha içecekleriniz bile bitmemiş. Arkadaşlarım beni bekler, sorun değil. Sizi ne zamandır göremiyordum. Hem belki beni bu küçük hanımla tanıştırırsınız.” diyerek inatla araya girmeye çalıştı.
Elena Hanım’ın bu durumdan sıkıldığı her halinden belliydi.
“Peki madem, öyle olsun. Fakat fazla vaktimiz yok maalesef Nida Hanım. Bu küçük hanım Alisa. Kendisi benim çok değer verdiğim birinin kızı olur.”
Nida Hanım, Alisa’nın hemen yanındaki sandalyeye kurulup onu alıcı gözüyle incelemeye başladı fakat yine de yapmacık nezaketini bozmadı.
“Ne kadar da şirin bir şey böyle... Az önce arkadaşımla arka masadayken dediklerinize istemeden kulak misafiri oldum. Sinastri haritasından bahsediyordunuz sanırsam? Benim de zamanında bir hayli ilgim vardı. İlişki uyumunu gösteren haritalardı, değil mi?”
Elena Hanım gururla, "Aaa, evet! Onlardan bahsediyorduk. Vincent ile bu kızımızın haritasının son derece uyumlu olduğu görüldü. Ben de kendisiyle bizzat görüşmek ve tanışmak istedim.” diyerek Alisa’ya sevgi dolu bir bakış attı.
Nida Hanım ise gözlerini sinsi bir edayla kısarak lafı gediğine koydu.
“Ama öyle her baktırdığınız kişiye nasıl güvenebilirsiniz ki? Yalan söylemedikleri ne malum? Bilirsiniz Elena Hanımcığım, bu aralar bu tarz şeyler çok arttı. Kızlar zengin erkek peşine düşer oldular... Etrafınıza çok dikkat etmelisiniz.”
Bu pişkin sözleri duyan Alisa’nın kanı beynine sıçradı. Son günlerde yemediği hakaret, uğramadığı itham kalmamıştı. Bugün de durduk yere babası yalancı, kendisi ise "zengin erkek avcısı" konumuna düşürülmüştü. Elena Hanım’ın tanıdığı olduğu için zorla susuyordu, ona kötü görünmek istemiyordu. Fakat bu kadının yersiz samimiyetsizliğine ve küstahlığına daha fazla tahammül edemezdi. Ellerini yumruk yapıp gözlerini kapattı, derin derin nefes alarak kendini dizginlemeye çalıştı.
Elena Hanım ise cevapsız kalmadı.
“Nida Hanım, endişelenmenize hiç gerek yok. Ben çocuk değilim, kime güvenip kime güvenmeyeceğimi gayet iyi bilirim. Üstelik kızımız hiç de öyle biri değildir. Daha fazla söyleyecek sözünüz yok ise biz kalkacağız.”
Nida Hanım bozulsa da dik durmaya çalıştı.
“Siz hiç zahmet etmeyin, ben kalkarım. Arkadaşlarım beni bekler sevgili Elena. Bu arada, keşke baktırdığınız kişi İris ve Vincent arasındaki haritaya da baksaydı. Ben zamanında meraktan baktırmıştım. İkisinin de haritaları gayet uyumlu görünüyordu, kare açılarla doluydu. Ne kadar düzgün ve dinamik, değil mi? Bence siz onu da bir gözden geçirtin. İyi günler dilerim.”
Kadının hırsından sinirlendiği açıkça belliydi. Alisa onun görünüşü ve tavırlarından dün tanıştığı İris'in annesi olduğunu anladı. Kadın tam arkasını dönüp gidecekken Alisa daha fazla dayanamadı ve net bir sesle seslendi.
“Nida Hanım, bir dakika lütfen. Bir konuda yanlışınızı düzeltmek isterim. Sinastri haritalarında çok fazla kare açı olması, o ilişkinin son derece çekişmeli, yıpratıcı, zorlu ve kaos dolu olduğunu gösterir. Yani astrolojide pek tasvip edilen bir durum değildir. Fakat Vincent ve İris de uygun görürlerse, o sert açılarla birbirlerini törpülemeye çalışabilirler tabii... Ne kadar dayanabilirler, orasını bilemem. Bence siz de insanları bilgilendirirken böyle yanlış bilgilere ulaşmamak için ekstra dikkat etmelisiniz.”
Psişik yetenekleri ve bilgi birikimi nihayet bir işe yaramıştı. Nida Hanım bu kapak gibi yanıt karşısında neye uğradığını şaşırıp bozuntuya vermemeye çalışarak zoraki, yapmacık bir kahkaha attı ve hızlı adımlarla arkadaşlarının yanına döndü.
Kahvesinden son yudumu alan Elena Hanım, manzaraya bakarak gülümsedi.
“Sen onu boş ver canım. Umarım laflarına üzülmemişsindir.”
“Beni merak etmeyin efendim, ben sadece doğru olan teknik bilgiyi söylemeye çalıştım.”
Elena Hanım şefkatle genç kızın elini tuttu.
“Haritalarınız ister uysun ister uymasın, seni daha önce görseydim yine Vincent ile çok uyumlu olacağını düşünürdüm. Nedense seni ilk gördüğüm anda içim çok ısındı.”
Alisa bu samimi iltifat karşısında ister istemez utanarak başını öne eğdi.
“Bu dediğiniz beni gerçekten çok mutlu etti efendim.”
Her ne kadar Vincent'le sahte bir anlaşma içinde olsa da, bu zarif ve iyi niyetli kadını bile isteye incitmek ya da kandırmak istememişti.
“Lütfen bana Elena de canım. Ve bu kadar resmiyete de hiç gerek yok. Çayını bitirdiysen eğer hadi kalkalım, fazla geç olmadan seni evine bıraktırayım.”
Golf kulübünden çıkana kadar neşeyle sohbet ettiler. Bayan Elena bir ara ona golf oynamayı öğretebileceğini bile söyledi. Yeni tanışmalarına rağmen Alisa kendini son derece güzel ifade ettiğini hissediyordu. Kapıya geldiklerinde Lay onları hürmetle karşıladı ve arabaya geçtiler.

Yol boyu Alisa çocukluğundan, yetişme tarzından ve basit hayallerinden bahsetti. Anlatacak çok abartılı şeyleri yoktu ama konuştukça açıldığını, rahatladığını hissetti. Onu böyle neşeli gören Elena Hanım ve şoför Lay de içten içe sevinmişlerdi. Metro istasyonuna geldiklerinde yine onu evine kadar bırakmayı teklif ettiler fakat Alisa mahcup olmamak adına yine kabul etmedi. Arabadan inecekken Elena Hanım onu durdurdu.
“Tanıştığıma çok memnun oldum güzel kızım. Büyük ihtimalle haftaya kocamla da görüşür, tanışırsınız. Eminim seninle tanışmaktan o da çok mutluluk duyacaktır. Bir gelişme olursa Vincent sana mesaj atar zaten. Kendine çok iyi bak.”
“Her şey için çok teşekkür ederim. Siz de kendinize çok iyi bakın. Hoşça kalın...”
Lüks beyaz araba gözden kaybolana kadar bekledi Alisa. Araç uzaklaştığında üstünden devasa bir yük kalkmış gibi derin bir nefes aldı. Gökyüzüne baktığında kara bulutların hızla çoğaldığını gördü, çetin bir yağmurun eli kulağındaydı. Hemen bisikletine koştu ve üzerindeki elbiseye aldırmadan pedallara hızlı hızlı basmaya başladı.
Leo’ların evinin önünden geçerken şans eseri yine Leo’ya yakalandı. Bay İvan’a koyunları teslim eden Leo, Alisa'yı görünce gür sesiyle seslendi.
“Hey! Bu kadar hızlı gidersen düşeceksin!”
“Görmüyor musun Leo, birazdan çok fena yağmur bastıracak! Daha yolum var, hızlıca tapınağa gitmem gerekiyor. Senelerdir bisiklet sürüyorum, düşmem için çocuk olmalıyım!”
“Biliyorum ama yine de endişelendim işte...”
O sırada Leo’nun gözü Alisa’nın üzerindeki şık elbiseye ve rüzgardan kenara açılan bacaklarına takıldı. Hemen kendini toparlayıp sert bir sesle konuşmaya devam etti.
“Hem bu kıyafet de ne böyle? Bisiklet sürerken böyle bir şey giyilir mi? Köyde herkes sana baksın mı istiyorsun? Dur, biraz bekle!”
Üzerindeki kalın hırkayı çıkarıp kollarını Alisa’nın beline bağladı ve bacaklarını kapattı. Elleri yanlışlıkla Alisa’nın beline değince genç kız irkilerek geriledi.
“Tamam, tamam, bu kadar yeterli! Teşekkür ederim abiciğim. Şimdi düzgün bir şekilde evime gideceğim, merak etme.” dedi gülerek.
Leo hafifçe gülümsedi,
“Abi deme lazım olur... Gidince haber ver. Hadi görüşürüz!” diyerek el salladı.
Gerçekten de Leo'nun hırkayı vermesi çok iyi olmuştu, böylece Alisa kimsenin bakışlarından rahatsız olmadan tapınağa ulaşmayı başardı. Keşiş İvor ise onu tapınağın kapısında büyük bir telaşla bekliyordu.
“Nerede kaldın kızım? Senin için çok endişelendim. Fırtına geliyor olmalı, hadi hemen içeri geçelim.”
İçeri geçip akşam yemeklerini yediler. Alisa yemek boyunca bugün yaşadıklarını bir bir anlattı ancak babası üzülmesin diye Nida Hanım’ın söylediği o aşağılayıcı sözleri sakladı. Çok geçmeden rüzgar şiddetlendi ve kapılar uğuldamaya başladı. Bu tarz havalarda taş tapınak çok soğuk olduğu için kapı ve pencere aralıklarına bezler sıkıştırdılar. İşleri bitince Alisa odasına çekildi, makyajını silip rahat pijamalarını giydi. Leo’nun hırkasını usulca katlayıp sandalyenin üzerine koydu.
Tam o sırada telefonuna bir bildirim geldi.

“Vay! Bu kadar kolay annemi etkileyebileceğini hiç beklemiyordum. Okulda tiyatro eğitimi filan mı aldın yoksa? 😂”
“Buranın interneti ne böyle? Gerçekten nerede yaşıyorsun sen? Bu sefer niye çekmiyor?”

Mesajlar yine Vincent’tendi. Dışarıda kopan fırtına yüzünden şebeke iyice zayıflamıştı. Alisa anında klavyeye sarıldı.

“Ben sana demiştim insanlar beni sever diye, sen bana inanmadın. Ayrıca okulda hiçbir tiyatro eğitimine katılmadım ben. 😱” diyerek küçük bir yalan söyledi. Tiyatro eğitimi almamıştı ama insanların onu öyle hemencecik sevmediğini de biliyordu.
Vincent anında yanıtladı.

“O zamandan beri inek öğrenci gibi ders yaptığın için katılmaman normaldir.”
“Daha fazla boş konuşmaya devam edersen seni engelleyeceğim ama!”
“Tamam, tamam, kızma... Yine de tebrik ederim, ilk sınavı başarıyla tamamladın. Bugün annem senden övgüyle bahsetti. Artık ne yaptın da kadını bu kadar etkiledin bilmiyorum. Bugün yemekte babamla görüştü ve babam da seninle görüşmek istediğini söyledi. Haftaya cumartesi saat 18.30'da seni evimize akşam yemeğine davet etti. Geç bir vakit olduğu için evinin adresini versen iyi olur.”

Alisa bu gelişmelerin bu kadar hızlı ilerlemesini biraz ürkütücü bulsa da olayların akışına kapılmaktan kendini alamıyordu.

“Peki, adresi bırakıyorum. Bu arada annen konusunda beni uyarmıştın. Baban konusunda ne demek istersin?”
“Babam konusunda net bir şey söyleyemem. Onu artık kendin halledeceksin.”

Alisa mesajı okuyunca duraksadı ve içinden, “Nasıl söyleyemez? Babası sonuçta... O bile bir şey bilmiyorsa ben nasıl bilebilirim ki?” diye geçirdi. Bu sırada ekranına bir mesaj daha düştü.

“Bu nasıl konum böyle? Haritada bile doğru düzgün gözükmüyor. Kimin unuttuğu yerde yaşıyorsun? Dua et Lay seni bulabilsin. 😬”

Alisa sadece somurtan bir emoji gönderdi ve başka bir şey yazmadı. Bu çocuk kesinlikle onun sinirlerini altüst eden bir yapıya sahipti fakat bir yanı da sanki onunla daha çok konuşmak, o zırhın ardındaki adamı çözmek istiyor gibiydi.
Yatağına uzandı, kalın yorganı boğazına kadar çekti. Hava gerçekten de buz gibiydi. Rüzgarın etkisiyle dev yağmur damlaları cama şiddetle çarpıyor, dışarıdaki ağaç dallarının sokak lambası ışığıyla odaya yansıyan gölgeleri korku filmlerini andırıyordu. Yine de bu ürkütücü atmosfer Alisa’nın düşünmesine engel olamadı:
“Önce Lay, sonra Elena Hanım... Ne saklıyorsun Vincent Valmont?”
Alisa çok geçmeden bu düşünceler arasında derin bir uykuya daldı. Bu yüzden telefonuna gelen son bildirimi göremedi. Bu mesaj da yine Vincent’e aitti.

“Bu arada annemin senin hakkında dediklerini sana uzun uzun anlatacak değilim ama... Annem bir konuda haklı. Gerçekten de insanları bir şekilde etkileyen garip bir yapın var.”

(Sinastri haritalarında iki kişinin karşılıklı uyumuna bakılır. Burada bu kişiler sadece sevgili olmalı diye bir şart beklenmez. Bu tamamiyle kişinin tercihine kalmış. Astrolojide her açı bir anlam ifade eder. Bazı açılar harita sahibinde daha rahat etki bırakırken bazı açılar da sınav olarak karşına çıkabilir. Haritalar bir bütündür. Her şeyden tek bir yorum çıkarılmaz. Ve her olumsuz görülen şey olumsuz olmayabilir. Her olumlu görülen şey de olumlu olmayabilir. Her şerde bir hayır vardır misali diye düşünürsek, haritalar kişilere yol göstermek için vardır.)

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

95okunma 28beğeni 5yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.