Sinastri kitap kapağı

1. bölüm / 6

Sinastri

I. BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: TUANA ⋆˙⟡

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: I. BÖLÜM

Alisa, tapınağın soğuk ama bir o kadar da mistik enerjiler barındıran o solgun ahşap koridorlarında usulca yürürken bugün aslında kaderin onun için ne gibi sürprizler getireceğinin farkında değildi. Denizden yükselen nemli rüzgâr eski tahta aralıklarından içeri sızıyor, asırlık çam kokusuyla tütsü aromasını birbirine karıştırıyordu. Hava yavaş yavaş aydınlanıyor ve süzülen soluk güneş ışıkları tapınağın zamana direnen ihtiyar çehresini ortaya çıkarmaya başlıyordu. Görünürde olan uzun beyaz renkli sabahlıklı geceliği, beline kadar inmiş olan gür siyah saçları ve pürüzsüz bembeyaz teni sanki onu tapınağın kraliçesi gibi gösteriyordu. Ama o sadece küçükken Keşiş İvor’un onu yetimhaneden evlatlık edinmesiyle üvey kızı olmuş ve okulu dışında olan günlerde tapınağa yardım eden genç bir kızdı.

Arben Köyü şehirden biraz uzakta olmakla beraber, köpüklü dalgaların dövdüğü deniz kenarında yer alan sakin, huzurlu ve hoş bir yerleşimdi. Burada insanlar sabahın ilk ışıklarıyla toprağı işler, tarımla uğraşır ve hayvancılık yaparak mütevazı günlerini geçirirdi. Tapınak ise buranın halkının adeta sığınağı ve uğrak yeriydi. 1837 yılında inşa edilmiş, kayalıkların üzerine kurulmuş deniz manzaralı olağanüstü bir yapıydı. Alisa, yoğun okul temposu nedeniyle tapınakta sadece belirli günler çalışabiliyordu. Ve bugün de tapınakta çalışmadığı anlardan biriydi.

Hızlıca notlarını çantasına koyup hazırlanmaya başladı. Okulun katı bir kıyafet kuralı olsa bile bugün sunum günü olduğu için herkesin serbest giyebilmesine izin verilmişti. Alisa da bugün üzerine boğazlı bir kazak ve zarif, siyah renkli havuç kesim bir pantolon giymişti. Kocaman gümüş halka küpelerini taktı, kömür karası saçını da sıkı bir at kuyruğu yaptı. Lacivert renkli kalın montunu giyip atkısını boynuna doladı. Tam botlarını da giyecekken Keşiş İvor onun önünü kesti. Elinde iri, cilalı yeşil boncuklu bir tesbih vardı. Yorgun ela gözleri ona kalın çerçeveli gözlüğünün altından şaşkınlıkla bakıyordu.
"Alisa, evlat... Bu ne telaş böyle?" dedi İvor, tek kaşını kaldırarak.
"Lokma geçmedi kursağından. Miden boşken zihnin nasıl açık olacak? Söyle bakalım, güne başlamadan evvel şükür ettin mi?"
O her ne kadar söylenip kaygılansa bile Alisa’nın acelesi olduğu her halinden belliydi.
"Baba, bugün hayatımın en önemli sunumu var," diye karşılık verdi Alisa kararlı bir sesle. "Haftalardır tek başıma uykusuz kalıp hazırladım bu ödevi. Güne erken başlamam, notların üzerinden bir kez daha geçmem şart. Dualarımı da şükrümü de eksik etmedim, merak etme. Sen de dualarını esirgeme benden. Bugün benim geleceğim için dönüm noktası."
Alisa bunu söylerken her ne kadar kendinden emin görünse de bu lafın üzerine Keşiş İvor sadece somurttu ve omzunu silkti.
"Aman aman, sanki mektebi sen açacaksın!" diyerek bıyık altından güldü İvor.
"Yarın Vildan Hanım ilk ışıkla kapımıza dayanır yine, biliyorsun. Sen şimdiden okul defterlerini bırak da o dertli kadına bu sefer ne teselli vereceksin onu düşün..."
Alisa, babasının takılmalarını her ne kadar umursamamaya çalışsa da tapınağın arka kapısından çıkarken Vildan Hanım’ı da düşünmesi gerektiğini hatırladı. Vildan Hanım, şehirdeki kavuşamadığı eski aşkını sürekli olarak merak ettiği için Alisa’ya devamlı astrolojik harita açtırıp duraksız sorular soruyordu. Onun için Alisa'ya soru sormak, karmaşık şehre gidip gelmekten çok daha kolaydı. Parasını harcayabileceği tek alan buymuş gibi davranıyordu. Alisa'nın dedikleri ve öngörüleri zamanla doğru çıktığı için onun en sadık danışanı olup çıkmıştı. Bütün bunlara rağmen Alisa bakım yaparken hiçbir zaman yüzünü danışanlarına göstermez ve hep ağır, siyah perdesinin arkasından konuşurdu. Yine de o kocaman kızıl gözleri onun varlığını inanılmaz derecede etkileyici kılar ve perdenin arkasından yakut gibi parlardı. Alisa böyle gözlerin kimsede olmadığını çok iyi bilirdi. Çocukken yetimhanedeki bakıcısı ona, gözlerinin bu nadide renginin annesinden miras kaldığını söylerdi. Annesinin gözlerinin kahvesi öyle derin ve acıymış ki, ışık vurunca kızıl gibi görünürmüş. Alisa'nın annesi, o henüz çok küçükken genç yaşta vefat etmiş ve kimsesiz kalan Alisa'ya yetimhane kucak açmıştı. Ondan kalan en büyük hatıra ise bu büyük, gizemli kırmızı gözleriydi.
Hazırlığını tamamlayan Alisa tam kapıdan çıkacaktı ki dışarıdaki avludan gelen telaşlı bir ses duydu. Bu ses oldukça tanıdıktı.
"Keşiş İvor! İvor Efendi!" diye bağırıyordu gelen kadın. "Kızınızı görmem lazım, acil! Bugün yıldızlar ne diyor, sormazsam çıldıracağım!"
Alisa irkilerek görünmemeye çalışmak için bir anda atkısını kafasına doğru çekti. Keşiş İvor da Alisa’nın kapana kısıldığını fark etmişti ve hemen duruma el atmaya çalıştı.
"Bayan Vildan... Hayırlı sabahlar," dedi İvor sakince.
"Sizi sabahın bu erken vaktinde görmek ne güzel ama kızım bugün ibadet ve dinlenme gününde, çalışmıyor. Dilerseniz birazdan başlayacak toplu duaya buyurun..."
Vildan Hanım ise son derece aceleciydi. Zihni tamamen kendi derdiyle doluydu.
"Olmaz, imkânı yok!" dedi düşüncesizce.
"Sadece tek bir soru soracağım, yemin ederim vaktini almam! Yüzünü görmeme de gerek yok, perdenin arkasından iki kelam etsin yeter!"
Dini inançları gereği kadınlara ve çocuklara fiziksel temasta bulunamayan Keşiş İvor, ısrarcı kadını uzaklaştırmakta bir hayli zorlandı. Alisa köşede sıkışıp kalmış, yakalanmanın verdiği soğuk gerginlikle kaderine boyun eğmişken, neşeli ve tanıdık bir ses daha duyuldu.
"İvor Amca!" diye araya girdi tatlı ve kibar ses. "Kızınızı sabahın köründe dağlara likapa toplamaya göndermediniz mi siz? Bilirsiniz, o yaban mersinleri çiy düşmeden toplanmazsa çürür. Yaşlılık işte, hafızanız size oyun oynuyor yine. Kızınız çoktan yola koyuldu!"
Alisa’nın sırtında bir anda beliren o soğuk terler, yerini sımsıcak bir ferahlığa bırakmıştı. Her zamanki gibi yine Leo tarafından kurtarılmıştı.
"Ha! Bak sen..." dedi Keşiş İvor rahat bir nefes alıp gülümseyerek. "Doğru ya Leo, nasıl da aklımdan çıkmış! Sağ olasın evlat."
Uzaktan duyulan son seslere göre Vildan Hanım, büyük bir düş kırıklığıyla toplu dua saatine katılmayı kabul etmişti. Alisa tam derin bir nefes verip soluklanmışken, hemen arkasından Leo belirdi.
"Günaydın hanımefendi!" diye fısıldadı Leo şen şakrak bir sesle.
"Demek kraliçemiz koridorlarda saklanıyordu ha? Söyle bakalım, günlük şükrümüz tamam mı?"
Leo sanki onun nerede saklandığını hissetmiş gibi doğrudan oraya yönelmişti. Kendisi, Alisa’nın aynı yetimhanedeki çocukluk arkadaşı olan, kıvırcık siyah saçlara ve ceylan gibi sıcak kahverengi gözlere sahip, sevimli gülüşlü bir gençti. Alisa gibi Leo’yu da bir aile evlat edinmişti. Keşiş İvor’un kardeşi İvan ve eşi Maria’nın çocukları olmadığı için Leo onlar için dünyadaki en değerli varlıktı. Leo ve Alisa çocukluktan beri birbirlerini tanırlardı. Farklı ailelere evlatlık verilseler de bağları asla kopmamıştı. Leo ve ailesi sık sık tapınağı ziyaret ettiği için aralarındaki dostluk iyice kök salmıştı. Bugün üzerine siyah deri ceket, yeşil kareli gömlek ve rahat kot bir pantolon giyen Leo, siyah renkli beresini taksa bile bu, alnına dökülen sevimli buklelerini kapatmaya yetmiyordu. Yüzünde her zamanki ışıltılı gülüşü vardı.
Alisa şakasına onun koluna vurunca ikisi birden kıkırdamaya başladı.
"Ödümü kopardın Leo!" dedi Alisa.
"Babam yetmiyormuş gibi bir de sen sorguya çekme beni."
İkisi kendilerine özel o meşhur el selamlaşmasını yaptılar.
"Her şeyden önce, seni 'Bayan Mıknatıs'tan' kurtardığım için bana bir teşekkür borçlusun," dedi Leo göğsünü kabartarak. "Bugün yine şehre kaçan hayali sevgilisi için hangi gezegenin ters döndüğünü soracaktı kim bilir. Neyse, düş önüme de okula geç kalmayalım. Tam zamanında yetiştim ama kabul et."
Bisikletlerine binip nemli toprağın ve yeşilliklerin koktuğu yoldan geçerken sohbetlerine devam ettiler. Gözleri uzaklara dalan Alisa cevap verdi.
"Danışanlarıma öyle deme Leo. Beğen ya da beğenme, tapınağın çarkı onlar sayesinde dönüyor. Vildan Hanım’ın bitmek bilmeyen dertleri bazen beni de boğuyor ama bu benim işim. Yargılamak bana düşmez."
"İyi o zaman, o mistik yeteneklerini beslemeye devam et!" diye kıkırdadı Leo.
"Ama bir gün 'akıl insanıyım' deyip ertesi gün perdenin arkasından kehanet satınca kafan nasıl karışmıyor, ben onu anlamıyorum."
"Tapınakta çalışıyorum çünkü babamın gözlerindeki o huzuru görmek istiyorum Leo," dedi Alisa ona sert bir şekilde bakarak. Bisikletinin pedallarına daha kuvvetli basıp Leo'nun önüne geçti. "Ama bu çarkı döndürmenin başka yolları da var."
"Ne gibi bir yolmuş o?" dedi Leo pedal çevirip ona yetişmeye çalışarak.
"Doğduğumuzdan beri şu köyün dışına adım atamadık. Aklından ne tilkiler geçiyor yine?"
"Beni bu konuda hiçbir zaman anlamayacaksın Leo," dedi Alisa rüzgâra karşı sesini yükselterek. "Bizim tek anlaşamadığımız nokta da bu sanırım. Bildiğim tek şey, bugünkü sunumun benim kaderimi baştan yazabileceği. Başarılı olursam bir şeyler netleşecek ve babama olan borcumu ödeyebileceğim."
“Yine başladı borç muhabbeti...” diye kendi kendine söylendi Leo ve bu konuyu daha fazla uzatmak istemedi. Büyük ihtimalle benzer bir tartışmayı daha önce de defalarca yapmışlardı. Leo, pedalları daha hızlı çevirip nihayet Alisa’nın önüne geçmeyi başardı ve ona şakalar yapmaya başladı, ancak Alisa’nın içindeki o ağır sorumluluk bilinci bir türlü silinmiyordu. Dış görünüşünden ve o tuhaf renkli gözlerinden ötürü önyargıyla karşılaşıp sürekli dışlanan küçücük bir kızken Keşiş İvor ona şefkatle kucak açıp evlat edinmişti. Zamanla yetenekleri belirdikçe tapınaktaki işlere destek vermeye başlamıştı. Keşiş İvor ona sadece babalık değil, yoldaşlık da etmiş, bu dünyada tutunmanın en temel yolunun insanlara yardım etmek olduğunu öğretmişti. Tabii Alisa bu durumu bir nevi ticarete dönüştürmeyi de akıllıca buluyordu. Gelecek konusunda hâlâ kararsızdı. Seneye liseden mezun olup üniversite sınavına girecekti. Şimdilik tek odak noktası yüksek notlar alıp parlak bir iş fırsatı yakalamaktı. Böylece babasına çok daha iyi koşullarda bakabilecek ve zamanında onun kendisi için yaptıklarını ödeyebilecekti.
Leo ile sohbet ederek metro girişine vardıklarında bisikletlerini kilitler yardımıyla bağladılar ve koşa koşa merdivenlerden inip metroya yetiştiler. İkisi de nefes nefese kalmıştı. Bir sonraki metronun gelmesi tenhalık yüzünden on dakikayı bulduğu için tam vaktinde ulaştıklarına şükrediyorlardı. Sabahın çok erken vakti olduğu ve hatların sonundaki uzak bir duraktan bindikleri için vagonların içi bomboştu. İkili cam kenarına geçip yan yana oturdu.
Leo çantasını kucağına alıp eksik bir şey olup olmadığını kontrol ederken Alisa merakla ona döndü.
"Sahi Leo, sen neden bu kadar erkenden yollara düştün? Coğrafyacı Mehmet Hoca’nın dersi öğleden sonra değil miydi? Hem benim bu saatte çıkacağımı nereden bildin?"
"Bugün okula dünyaca ünlü bir şef geliyormuş, atölyede tatlı şovu yapacak," dedi Leo gururla. "Bizi de karşılama komitesine seçtiler. Bilirsin, mutfağın gözdesiyim. Okul da reklam yapma fırsatını hayatta kaçırmaz." dedi ego kasarak.
Alisa da onun bu hallerine gülümsedi ama kafasındaki sorular henüz bitmemişti.
"Peki diğer sorum?" dedi sorgulayan bakışlarla.
"Onda merak edecek ne var söyler misin?" dedi Leo çantasının fermuarını çekip.
"Dönem başında ders programlarımızı birbirimize attığımızda ezberledim zaten."
Sarı renkli market poşetinden kapaklı bir yemek kabı çıkarıp Alisa'ya uzattı.
"Neyse, boş ver şimdi bunları. Bu sunum stresi seni iyice kuruntulu yapmış. Kahvaltıyı yine es geçtiğine kalıbımı basarım. Bak bakalım senin için ne hazırladım. Şifalı ellerimden çıkan özel tarife hayır diyemezsin."
Alisa kabı açtığında mis gibi fırın kokusu yayıldı. Leo onun için fırından yeni çıkmış gibi duran yumuşacık, iki tane büyük patatesli poğaça hazırlamıştı.
"Ooo, beyefendi yine döktürmüş!" dedi Alisa gülerek.
"Çok teşekkürler Leo, hayatımı kurtardın. Ama ellerinin 'şifalı' olup olmadığını yedikten sonra tartışacağız."
Leo dudaklarını büzüp muzipçe fısıldadı.
"Keşiş İvor gibi bir bilgenin yanında büyüyüp de hamurumdaki o ilahi dokunuşu hissedemiyorsan, o senin acemiliğindir Alisa Hanım."
"Lafa bak sen! Mükemmel şefimiz izin verirse artık poğaçamı huzurla yemek istiyorum."
"Sanki seni tuttuk! Konuşan sensin bir kere."
"İyi, sen de sus o zaman."
"Millet seninle iki kelam etmeye korkuyor zaten. Konuşanı da böyle hemen susturuyorsun işte..."
Alisa'nın morali bir anda bozuldu. Bakışlarını kaçırıp camdan dışarıdaki karanlık tünele baktı. Gerçekten de hayatında Leo dışında kalbini açabildiği, rahatça konuştuğu pek kimse yoktu.
Leo ağzından kaçan lafın sertliğini anında kavrayarak mahcup bir ifadeyle Alisa'nın çantasını işaret etti.
"Şey... Ben öyle demek istemedim. Sunum notların çantandaydı değil mi?"
"Ah, doğru ya!" dedi Alisa derin bir nefes alarak. "Haklısın Leo, teşekkürler."
Aklına bir anda sunumun getirdiği sorumluluk gelince odağını hemen o yöne kaydırdı ve çantasından ders notlarını çıkardı. Metro yolculuğu boyunca zamanını, Leo'nun özenle hazırladığı lezzetli poğaçaları yiyip kağıtlarındaki notları son bir kez gözden geçirerek değerlendirdi.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

415okunma 163beğeni 20yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.