Sinastri kitap kapağı

4. bölüm / 6

Sinastri

IV. Bölüm

Vaveyla Yazarı: TUANA ⋆˙⟡

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: IV. Bölüm

Nihayet beklenen cumartesi günü gelip çatmıştı. Gökyüzünde masmavi, lekesiz bir güneş parıldasa da hava dışarıda keskin bir bıçak gibi soğuktu. Banyodan yeni çıkan Alisa, camın kenarına yaklaşıp gökyüzüne bakarak hafifçe iç çekti.
"Yalancı güneş..." diye fısıldadı kendi kendine.
"Madem havayı aydınlatıp ısıtmıyorsun, bari bugün zihnimi aydınlat da bu işin nereye varacağını göreyim."
Kendinden emin görünmeye kararlıydı. O zengin züppe her kimse, karşısında gururlu, ne istediğini bilen ve ilkelerinden ödün vermeyen bir kız bulacaktı. Saç kurutma makinesinin sesi dinince uzun, gür siyah saçlarını özenle taradı. Dolabının kapağını açıp giyecek bir şeyler aradı. Özel buluşmalar için gardırobunda pek seçenek yoktu zaten dolabı genelde kasvetli, koyu renk kıyafetlerle doluydu. En sonunda geçen sene yılbaşı akşamı giydiği, zarif hardal sarısı balıkçı yaka kazağı ile siyah eteğinde karar kıldı. Kulağına küçük çiçek şeklindeki gümüş küpelerini taktı ve bileğine ince saatini bağladı. Siyah ince çorabını ve deri kovboy tarzı çizmelerini giydiğinde hazırdı. Makyajla arası hiç yoktu, yüzüne sürdüğü hafif nemlendirici ve dudaklarındaki doğal nemlendirici ruj dışında hiçbir şey kullanmazdı.

Saat 13.00’e geliyordu. Alisa ahşap merdivenlerden usulca inerken Keşiş İvor onu fark etti. Yorgun yüzünde sıcacık, babacan bir tebessüm belirdi.
"Çok hoş görünüyorsun kızım." dedi sesi titreyerek. "Umarım günün umduğundan da güzel geçer. Bugün sen yoldayken senin için hususi tesbih çekeceğim. Bir aksilik, bir huzursuzluk hissedersen hemen ara beni. Kendine çok dikkat et..."
Keşiş İvor, kızını alnından şefkatle öptü. Alisa mahcup bir tavırla geri çekilmeye çalışsa da yaşlı adam cebinden çıkardığı bir miktar harçlığı zorla kızının cebine sıkıştırdı.
Tapınaktan çıkıp patikaya koyulduğunda, yolunun üzerindeki tarlada Leo ile karşılaştı. Metroya giden tek yol, Leo’ların ailesine ait çiftlik arazisinden geçiyordu. Dün yağan şiddetli yağmurun ardından toprak sürülmüş, mahsullerin zarar görüp görmediğini kontrol etmek Leo’ya kalmıştı.
Uzaktan yaklaşan Alisa’yı fark eden Leo, elindeki tırmığı toprağa saplayıp alnındaki teri sildi. Onu baştan aşağı süzdüğünde yüzünde muzip, alaycı bir tebessüm belirdi.
"Ooo! Bu ne şıklık böyle? Gören de özel bir buluşmaya yetişmeye çalışıyorsun sanır!"
Alisa içinden "Tam olarak öyle..." diye geçirdi ama konu netleşmeden kimseye bir şey anlatmaya niyeti yoktu.
"Abartma Leo," dedi bakışlarını kaçırarak. "Biraz değişiklik olsun dedim sadece. Bugün sınav için kütüphaneden kitap aramaya gideceğim. Hava kararmadan dönsem iyi olur. Sana da kolay gelsin..."
Yalan söylemekte ne kadar beceriksiz olduğunu bildiğinden, Leo ile göz temasını hemen kesip adımlarını hızlandırdı. Leo ise arkasından bakarken içinden "Umarım öyledir..." diye geçirdi ve hafifçe başını sallayıp işine geri döndü.

Alisa metro istasyonuna vardığında, merdivenlerin başındaki soğuk rüzgârın ortasında beklemeye başladı. Nasıl bir araçla karşılanacağını bile bilmiyordu. Babasının telefonda konuştuğu hanımefendinin dediklerine göre, beyaz renkli bir araç ve şoför onu bu saatlerde alacaktı.
Telefonunu çıkarıp saate baktı: 13.40.
Rüzgâr yüzünü dondururken içindeki umut yerini yavaş yavaş kırgın bir mahcubiyete bıraktı. Bunun bir aldatmaca ya da kötü bir şaka olduğunu düşünmeye başlamıştı.
"Zavallı babam..." diye mırıldandı kenara çekilip. "Yaşlılıktan milletin şakalarını gerçek sanıyor artık. Benim gibi garip bir kızla kim, niye görüşmek istesin ki zaten?"
Başını öte tarafa çevirdiği tam o anda, caddeden yükselen güçlü bir motor sesiyle devasa, son model lüks beyaz bir araç tam da önünde durdu. Siyah film kaplı camlı arabadan inen siyah takım elbiseli, geniş omuzlu ve iri yarı adam adeta aksiyon filmlerinden fırlamış bir korumayı andırıyordu. Siyah güneş gözlüğünü çıkarıp dikkatle Alisa’ya baktı.
"Siz Bayan Alisa olmalısınız." dedi son derece saygılı ve nazik bir tonla.
Alisa şaşkınlığını gizlemeye çalışarak hafifçe başını salladı. İri adam arka kapıyı onun için açtı, Alisa içeri kurulur kurulmaz kapıyı usulca kapatıp direksiyona geçti.
Araba harekete geçtiğinde, kabin içindeki koyu sessizlik Alisa’nın gerginliğini iyice tırmandırdı. Elleri kenetlenmiş, dizlerinin üstünde yumruk halindeydi. Sadece camdan dışarı bakıyordu.
Şoför, dikiz aynasından kızın gergin halini fark etmiş olmalı ki söze girdi.
"Kusura bakmayın, sizi biraz bekletmek zorunda kaldım Bayan Alisa. Buraların yabancısıyım, haritada adresi bulmakta biraz güçlük çektim."
Alisa adamın bir anda konuşmasıyla irkilse de hemen kendini topladı.
"Ah, sorun değil. Buralar biraz ıssızdır zaten... Çok da geç kalmadınız, merak etmeyin."
Aslında bayağı beklemişti ama kabalık etmek istememişti. Şoför aynadan nazikçe gülümsedi.
"Sesinizi duyabilmek güzel Bayan Alisa. Umarım sizi götüreceğim yeri beğenirsiniz. Genç efendi de orada sabırsızlıkla sizi bekliyor olacak."
"Genç efendi dediğiniz kişi..." dedi Alisa birden, sesindeki merakı gizleyemeyerek.
"Genç diyorsunuz ama umarım otuz yaşında bir adam değildir? Ben henüz on yedi yaşındayım..."
Laf ağzından çıkar çıkmaz Alisa kendini son derece toy ve aptal gibi hissedip utandı. Sormak istediği tam olarak bu değildi ama heyecandan diline vurmuştu. Şoför bunu duyunca tutamayarak samimi bir kahkaha attı.
"Otuz yaşındaki birine 'genç efendi' diyecek olsaydık, çoktan başka bir tabir kullanırdık Bayan Alisa, müsterih olun."
Bu neşeli cevap Alisa’nın üzerindeki o ağır baskıyı biraz olsun hafifletti.
Çok geçmeden şehrin kalbinde, gökdelenlerin yükseldiği prestijli bir bölgeye vardılar. Binanın alt katlarında devasa bir alışveriş merkezi, orta katlarında iş ofisleri, en üst katında ise ultra lüks restoranlar yer alıyordu.
Şoför, aracı özel VIP alanına park edip Alisa’nın kapısını açtı.
"İşte geldik. Benim görevim buraya kadar. İçeri girdiğinizde asansörle doğrudan 20. kata çıkın, orada sizinle ilgilenecekler. Sizinle tanışmak bir zevkti Bayan Alisa."
Alisa içinden "20 mi? Buradan bakınca bizim tapınak görünür mü acaba?" diye geçirse de dışarıya karşı soğukkanlı duruşunu bozmadı. Yıllardır orada yemek yiyormuş gibi özgüvenli adımlarla içeri girip asansöre bindi ve 20. kata bastı.
Asansör kapıları açıldığında onu son derece zarif giyinimli iki karşılama görevlisi karşıladı. Odalardan birine doğru eşlik edilirken, Alisa personelin fısıltılarından bugün bu bütün katın sadece kendisi ve tanışacağı beyefendi için kapatıldığını öğrendi.
Odaya adım attığında Alisa gördüğü manzarayla adeta büyülendi. Odanın geniş bir balkona açılan kısmı vardı ancak asıl etkileyici olan, her tarafın camla kaplı olmasıydı. Şehir ayaklarının altındaydı, insan adeta bulutların üzerinde yürüyormuş gibi hissediyordu. Dışarıda dondurucu bir ayaz olmasına rağmen, içerisi sımsıcaktı. Salonda siyah ceviz ağacından işlenmiş zarif bir masa, üzerinde şık mumlar, pırıl pırıl gümüş çatal bıçak takımları ve porselen tabaklar duruyordu.
Alisa incelemesini bitirip masadaki yerini aldı. O oturur oturmaz garsonlardan biri hemen yanına yaklaştı.
"Arzu ettiğiniz bir şey var mıydı hanımefendi?"
Garson, Alisa’nın gözleriyle ilk kez temas ettiğinde hafifçe irkilip geriye doğru bir adım attı. Gözlerindeki o alışılmadık kızıl pırıltı adamı korkutmuştu. Garson durumu çaktırmamaya çalışarak hemen toparlandı.
"Affedersiniz... Kusura bakmayın lütfen."
Alisa adamın ürktüğünü anlamıştı, göğsüne ince bir sızı oturdu. Belli belirsiz gülümsedi.
"Sorun değil. Şu an için bir şey istemiyorum, teşekkür ederim."
Garson mahcup bir edayla başını eğip oradan uzaklaştı.
Morali bozulan Alisa, bakışlarını masanın karşısında duran boş sandalyeye dikti."Acaba o da benden korkar mı?" diye geçirdi içinden. "Gözlerimi görünce benimle konuşmaktan vazgeçer mi?"
İçindeki endişe ve heyecanı bastırabilmek adına, o boş sandalyeye birazdan oturacak kişinin nasıl biri olabileceğini zihninde canlandırmaya çalıştı.
"Acaba esmer midir? Yok ya, televizyondan izlediğim kadarıyla esmerlerden pek hoşlanmazdım galiba... Ya çok uzun boyluysa? O zaman yan yana komik dururuz. Geniş omuzlu, keskin yüz hatlarına sahip biri midir acaba? Aman, ne fark eder ki? Önemli olan dürüst, akıllı ve zeki biri olması değil mi? Sahi, ben niye bunları düşünüp kafamı yoruyorum ki? Olup olmayacağı bile belli değil..."
İç dünyasındaki bu hızlı sorgulama, kapının büyük bir kararlılıkla açılmasıyla anında kesildi. Alisa bakışlarını hızla kapıya çevirdi. Gelen kişi tanıdık bir simaya sahipti. Karşısında, üzerinde kusursuz takımıyla duran kişi Vincent Valmont’tan başkası değildi.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

224okunma 67beğeni 4yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.