Sinastri kitap kapağı

5. bölüm / 6

Sinastri

V. Bölüm

Vaveyla Yazarı: TUANA ⋆˙⟡

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: V. Bölüm

Alisa, içeri giren Vincent’i görünce şaşkınlığını gizleyememişti. Genç adamın üzerinde, kusursuz bir terziliğin eseri olduğu her halinden belli olan bordo renkli kaliteli bir takım elbise ve şık bir siyah gömlek vardı. Ceketinin cebinden yükselen beyaz renkli cep mendili, özenle geriye doğru şekillendirilmiş parlak saçları, bileğindeki ağır metalik kol saati ve odayı anında etkisi altına alan yoğun odunsu parfümünün kokusuyla birleşen kusursuz görüntüsü tüm odaya yayılmıştı sanki. Alisa’nın içten içe yaşadığı gerginliğin aksine Vincent, karşısındaki sandalyesine geçtiğinde gayet rahat görünmekteydi. Salona çöken ağır sessizliğe daha fazla dayanamayan Alisa bir anda söze atıldı.
“Bu da ne demek oluyor? Senin bütün bu olanlardan haberin var mıydı? Sakinliğine bakılırsa her şeyden haberdar gibi görünüyorsun.”
Vincent, dudaklarında beliren hafif bir tebessümle masanın üzerindeki kumaş peçeteyi alıp zarafetle bacaklarının üzerine sererken konuştu.
“Yine meseleleri doğru düzgün dinlemeden sonuç çıkarıyorsun asi kız. Bu senin doğanda olmalı, ama şunu bil ki ben de senin gibi olaylardan bihaberim.”
Alisa, adamın bu kontrollü hareketini istemsizce taklit ederek önündeki masa örtüsü benzeri kumaşı aldı, bacaklarını kapattı ve bakışlarını sertleştirerek ekledi.
“O halde tapınağa gelen kadın senin annendi. Doğrusu senin gibi bir aileye sahip birinin annesinin böyle şeylere inanarak hareket edeceğini düşünmezdim doğrusu.”
Bu sözler üzerine Vincent, buz mavisi keskin bakışlarını Alisa'nın üzerinde ağır ağır gezdirdi. Bu derin bakışların kendisini gerdigini mi yoksa etkilediğini mi bir türlü anlayamayan Alisa, yanaklarının ısındığını ve kızardığını hissetmeye başlayınca bocaladı. Masadaki bardağa uzanıp hemen bir yudum su aldı. Vincent ise bakışlarını kızdan bir an bile ayırmadan konuşmaya devam etti.
“Evet, o kadın benim annemdi. Benim gibi bir aileye sahip olanlar sizin absürt şeylerinize inanamazlar mı yani?”
Alisa, cümlesindeki "absürt" kelimesini duyunca ister istemez alındı. Göğsünü doğrultup savunmaya geçti.
“Hayır yani şaşırdım. Bilirsin genelde şehirden uzak kesimlerde böyle şeyler daha yaygındır. Sen inanır mısın peki?”
Aslında Alisa’nın duraksamasının derin bir sebebi vardı. Çevresindekiler onu genelde garipsediği, dışladığı ve ondan uzak durduğu için, üstüne bir de doğum haritası okuyabildiğini veya durugörü yeteneği olduğunu söyleseydi insanların kendisinden iyice kaçacağını gayet iyi biliyordu. Bu yüzden öz yeteneklerini bir sır gibi saklar, kimseye söylemezdi. Bunu bilen kişilerin sayısı bir elin parmaklarını geçmezdi. Bu yüzden Vincent’in vereceği cevap, onun Alisa'nın hayatındaki ve bu oyundaki rolü için büyük bir önem arz ediyordu. Vincent bir anda duraksadı, bakışlarını bir noktaya sabitleyip düşündü ve ardından alaycı bir edayla yanıt verdi.
“Absürt dediğime göre benim inanmamı bekleyemezsin herhalde. Annem böyle şeylere meraklıdır. Geçen gün sizin tapınağa gitmiş. Yaşlı bir adama benim harita denen zımbırtımı, adı her neyse işte, vererek bana bir eş bulmasını istemiş. O da ne hikmetse seni bulmuş.”
Alisa, Vincent’in bu tür kadim ilimlere ve inançlara hiç değer vermediğini duyunca içten içe bir hayal kırıklığı yaşadı. Omuzları hafifçe çöktü, başını önüne eğdi.
“Anladım...”
Vincent, kızın bir anda neden böylesine içine kapandığını ve bu derece düşüp modunun değiştiğini tam olarak kavrayamasa da onun üzüldüğünü hissetti. Ses tonundaki sertliği biraz kırarak konuşmasına devam etti.
“Bunu ben de bilmiyordum. Annem bir anda kafasına esip gitmiş işte. Seninle tanıştığımız günün akşamında, ailece yemekteyken annem bana bir eş adayı bulduğunu ve onunla görüşmem gerektiğini söyledi. Babam bunu her ne kadar erken bulsa da annemi kıramadı ve sadece bir görüşme olur diye düşünüp ben de umursamadım. Böyle şeyler bizim ailelerimizde çok olur. Görücü usulü görüşürsün, beğenmezsen geçer gidersin... Ama seni görünce bu işin eğlenceli olduğunu düşündüm. Hem ben tesadüflere inanmam.”
Sözlerinin sonunda o kendine has, sinsice sırıtışını yeniden yüzüne takındı. Alisa’nın gözleri öfkeyle parladı.
“Eğlence mi? Evlilik dediğin şey öyle eğleneyim diye denenmez. Burada sadece senin hayatın söz konusu değil bencil herif!”
Bu çocuk, tek bir cümlesiyle yine onun damarına basmayı başarmıştı. Vincent dik oturduğu sandalyesinde yavaşça öne doğru eğildi. Aralarındaki mesafeyi kapatarak buz gibi mavi gözlerini, Alisa’nın kor gibi yanan sıcak kızıl gözleriyle kenetledi.
“Biz zaten seninle bir yıllık bir anlaşma yapmıştık. Anlayacağın yine aynı şekil devam edeceğiz. Böylece ben ailemi susturmuş olurum. Hem böyle bir anlaşma senin de daha çok işine gelmez mi saf kız?”
Alisa, Vincent’in büyüleyici ama sinir bozucu gözlerine inatla ve hırsla bakıyordu, göğsünün içinde kontrol edemediği bir yangın baş göstermişti. Yine de tüm gücünü toplayarak istifini bozmadı, dik durdu. Vincent, parmaklarının arasındaki su bardağıyla oynarken umursamaz bir tavırla konuştu.
”Bu kadar ciddiye alma. Belki de düşündüğünden daha kolay çıkar bu anlaşma.”
Alisa, karşısındaki adamı ciddiye almıyormuş gibi görünmek adına zoraki bir tebessüm takındı fakat iç dünyasında fırtınalar kopuyor, bu karmaşa yüz hatlarına yansıyordu. Zihninin derinliklerinden, “Bu adamla bir yılı nasıl geçireceğim? Belki de bu süreçte Vincent’in de sandığım gibi biri olmadığını görebilirim. Ama ya tam tersi olursa? Ya bu oyun benim için bir iç savaşa dönüşürse?” düşünceleri geçiyordu.
Alisa kafasındaki cevapsız soruları ve kuşkuları bastırmaya çalışarak el çantasından bir kağıt ve kalem çıkardı. Zihninde belirlediği şartları kağıda döküp altına kararlı bir imza attı ve kağıdı Vincent’e doğru uzattı.
"O zaman, bir yıllık anlaşmamız başladı. Ama unutma, bu oyunun kurallarını sadece sen koymuyorsun."
Sesi şaşırtıcı derecede sakin, bir o kadar da sarsılmaz bir kararlılık taşıyordu. Vincent, karşısındaki kızın bu cesur meydan okumasını duyunca hafifçe gülümseyerek masadaki bardağından bir yudum su aldı, kalemi alıp kağıdı tereddütsüzce imzaladı.
“Bakıyorum da rekabeti seviyorsun. Güzel... Bu bir yılı çok ilginç bir hale getirecek.”
Vincent kadehini bir zafer edasıyla havaya kaldırdı. Alisa da kısa bir tereddüdün ardından kendi kadehini kaldırdı. Cam kadehler birbirine çarptığında çıkan çınlama sesiyle birlikte, her ikisi de zihinlerinde bambaşka düşüncelerle bu tehlikeli oyunun nereye varacağını merak etmeye başladı. Ne kadar gıcık ve küstah hareketleri olursa olsun, Vincent’in insanı mıknatıs gibi kendine çeken mistik bir aurası vardı. Alisa bu konuda adamın gerçek düşüncelerini dehşet derecede merak ediyordu. Kendini zorlayıp harita açamayacağı bu ortamda, zihnini odaklayarak durugörü yeteneğiyle onun zihnine sızmayı denedi fakat başaramadı. Hisleri duvara çarpmıştı. Bazen ne kadar zorlarsa zorlasın, sebebini bilmediği bir şekilde psişik yeteneklerini kullanamıyordu. Keşiş İvor böyle anlarda her zaman, "Kader, bazen bazı olayların gidişatına müdahale edemeyeceğimizi bize öğretmek ister kızım." diyerek durumu açıklardı.
Alisa zihnindeki perdeyi kapatıp gerçekliğe döndü.
“Peki bu süreç nasıl gerçekleşecek?”
Vincent yanıt vermek yerine masanın hemen kenarında duran servis düğmesine bastı. Çok geçmeden ilgili garson hızlı adımlarla yanlarına geldi. Vincent, kendisi için Milano usulü tavuk ve özel bir kokteyl rica etti. Garson elindeki küçük deftere siparişleri not ederken Alisa’ya döndü. Bu garson, az önce Alisa’dan korkarak kaçan adamın ta kendisiydi. Vincent’i, kızın yanında bu kadar rahat görünce cesaretini toplayıp gelebilmişti.
“Siz ne istersiniz efendim?” diye sordu.
Alisa, yaşadığı gerilimden menüye bakmayı bile tamamen unuttuğunu fark etti. Yine de kıvrak zekasını devreye sokarak durumu çaktırmamaya çalıştı.
“Siz ne önerirsiniz?”
Garson gururla birkaç telaffuzu zor, değişik yemek ismi saydı. Alisa içinden bu yemeklerin son derece pahalı olacağını ve hesap geldiğinde bunu nasıl ödeyeceğini kara kara düşünmeye başladı. Vincent ise sanki kızın zihninden geçen her bir kaygıyı okuyormuş gibi araya girdi.
“Merak etme, bugünkü yemek de benden,” dedi hafifçe göz kırparak. Ardından garsona döndü. "Ona da aynısından lütfen.”
Alisa içinden derin bir sabır çekti. Garson yanlarından uzaklaştığında gözlerini yeniden Vincent’e dikerek sürecin detaylarını sordu. Vincent arkasına yaslanmış, rahat duruşunu bir an bile bozmuyordu.
“Hemen evleneceğimizi sanmıyorsun herhalde. Önce ben, senin ailenle tanışacağım. Sen de benim ailemle tanışacaksın. Sonra okul işleri bitecek filan... Gerçi düşündüm de senin ailen beni zaten sever de benim ailem seni sever mi, işte onu bilemedim. Annem çok büyük bir risk aldı, artık gerisini babamla kendi halleder.”
Alisa kaşlarını çattı.
“Sen sevileceğini zannediyorsun sadece. Ben de sevilecek bir insanım. Merak etme, kendimi sevdirmenin bir yolunu bulurum elbet.” dedi bu lafına kendi bile inanmasa da.
Vincent keyifle gülümsedi.
“Bak işte, şimdiden ortama ayak uydurmaya başladın.”
Vincent’e karşı merakı her geçen dakika daha da artan Alisa’nın aklına bu evlilik ve iş birliği fikri iyice yatmaya başlamıştı. Böylece hem babasına yük olmayacak hem de ihtiyacı olan parayı kazanabilecekti.

Çok geçmeden özenle hazırlanmış siparişler masaya geldi. Hayatında ilk defa böyle lüks bir yemeği deneyimleyen Alisa, yemeğin lezzetini oldukça beğenmişti. Yemeğin ardından tatlı olarak San Sebastian cheesecake söylemişlerdi. Aralarında kişisel anlamda konuşacak pek bir konu kalmadığı için sohbet ister istemez liseden ve derslerden açılınca Alisa, çantasında hali hazırda olan birkaç matematik notunu çıkarıp Vincent'e anlatmaya başlamıştı. Alisa’nın teorik konulardaki derin bilgisi ve zekası Vincent'in fazlasıyla hoşuna gitmişti. Karşısında sadece geçici bir eş adayı değil, dişine göre bir iş partneri bulmuş gibi hissediyordu. Yakında okuldan mezun olacağı için son zamanlarda annesi hem iş hem de evlilik hususunda Vincent'in tepesinde bitiyor, onu adeta baskı altına alıyordu. Vincent'in aile geçmişi oldukça köklüydü. Zamanında çok zor koşullardan gelen dedesi, yıllar süren büyük uğraşlar sonucunda bugün ülkenin devlerinden biri olan Valmont Havacılık'ı kurmuş ve yaşlanınca tüm krallığı oğlu Lucian’a devretmişti. Bay Lucian, çocukluğundan itibaren kusursuz bir lider olarak yetiştirilmişti. Son derece kültürlü, donanımlı ve disiplinli bir adamdı ancak bu mükemmeliyetçiliği onu insanlara karşı aşırı seçici ve soğuk biri yapıyordu. İşinde inanılmaz derecede titizdi. Eşi Elena Hanım ise kocasının tam aksine son derece nazik, zarif ve tatlı bir kadındı. O da köklü bir aileden geliyordu. Bay Lucian ile aynı üniversiteden mezun olup evlenmiş, zamanla aralarındaki mantık evliliği yerini tutkulu bir aşka bırakmıştı. Fakat Bay Lucian doğası gereği duygularını dışa vurabilen biri değildi. Bu yüzden Vincent, çocukluğu boyunca sürekli olarak babasının gözüne girmeye, onun beğenisini ve takdirini kazanmaya çalışarak büyümüştü. Ne yazık ki bu çabaları hiçbir zaman tam bir karşılık bulamamıştı. Babasından sadece somut bir başarı elde ettiğinde onay gördüğünü fark eden Vincent, zamanla okulda bir şeyler öğrenmek yerine sadece yüksek not almaya odaklanan pragmatik birine dönüşmüştü. Ezbere dayalı bu sistemde ilerlemek bir süre sonra ruhunu sıkarak derslere olan ilgisi ve beklentisi azaltmıştı. En nihayetinde ödevlerini başkalarına yaptıran, para vererek özel derslerle sınıf geçen bir adama dönüşmüştü. Şimdi ise Alisa’nın gözlerindeki o saf azim ve bilgi birikimi, Vincent'in zihninde sönmüş olan o ilgiyi tekrardan uyandırmaya başlamıştı. Sohbetleri ve kişilikleri ne kadar uyuşmuyor gibi görünse de, iki genç yavaş yavaş birbirini ortak bir hedefte buluşmuş iki güçlü müttefik gibi görmeye başlamıştı.

Saatler 15.00’i gösterdiğinde, zamanın nasıl su gibi akıp gittiğinin ikisi de farkına varamamıştı. Alisa hafifçe gülümseyerek eşyalarını toplamaya başlamıştı.
“Bugünkü ders bence yeterli olacaktır.”
Vincent de sandalyesinde toparlanarak içten bir tebessümle karşılık verdi.
“Hoca olmasan da bizim okuldaki birçok hocaya taş çıkartırsın. Seni seçerek çok doğru bir karar aldığımı bugün iyice teyit etmiş oldum.”
İkisi de kabanlarını giyip restorandan dışarı çıktılar. Vincent hesabı halletti, Alisa nazikçe teşekkür etti ve birlikte geniş aynalı asansöre bindiler. Asansör aşağı inerken Alisa, fark ettirmeden aynadaki yansımadan Vincent’in duruşuna baktı. Adam, geniş omuzlara ve heybetli, upuzun bir boya sahipti. Üzerindeki kalın kabana rağmen kollarındaki ve göğsündeki kas hatları belirgin bir şekilde seçiliyordu. Böyle karizmatik ve güçlü birinin yanında ezilmemek için kendisine daha çok dikkat etmesi ve kendisini her anlamda geliştirmesi gerektiğini düşündü. Saygısızlık etmemek ve yakalanmamak için bakışlarını hemen yere indirdi. O sırada Vincent ise yansımadan Alisa'yı izliyordu. Kızın azmini gördükçe, kendi babasını memnun etmek için bütün işlere daha sıkı sarılması gerektiğini anlamıştı. Aynadaki yansımadan Alisa’nın öne eğdiği yüzünü görmeye çalıştı. Bugün fark ettiği tek şey kızın zekası değildi. Alisa’nın gür, kalın siyah saçlarının onun yüzündeki o doğal güzelliği perdelediğini de kavramıştı. Kız bunun farkında olmadığı için saçlarıyla veya bol kıyafetleriyle kendini dış dünyadan gizlemeye çalışıyor gibiydi. Aslında bu düşüncesinde pek de haksız sayılmazdı. Alisa bakışların üzerindeki ağırlığını hissedip kafasını kaldırdı ve asansörün göstergesine baktı. Zemin kata indiklerinde, tam cam kapıdan dışarı adım atacaklarken önlerinde birdenbire beliren İris ile burun buruna geldiler.
“Vay vay vay! Kimleri görüyorum...”
Üzerindeki zırh detaylı siyah deri ceketi, vücudunu saran zümrüt yeşili parıltılı dar elbisesi, uzun topuklu siyah botları ve iddialı mat kırmızısı rujlu dudaklarıyla İris, kollarını göğsünde bağlayarak tam önlerinde durdu. Mini elbisesi vücut hatlarını öyle iddialı bir şekilde ortaya çıkarıyordu ki, dışarıdan bakıldığında son derece çekici ve tehlikeli görünüyordu. İris, küçümser ve sorgular bakışlarla Alisa’yı baştan aşağı süzdü. Alisa bu kadını tanımadığı için bir şey söyleyemeyerek bakışlarını Vincent’e çevirdi. Vincent elini saçlarının arasından geçirip her zamanki rahat gülümsemesini yüzüne oturtarak araya girdi.
“İris, seni burada beklemiyordum. Şehrimiz ne kadar da küçük... Birazdan bizim çocuklardan birisini de görürsem şaşırmam. Alışverişe mi gelmiştin?”
Vincent açıkça konuyu geçiştirmeye çalışıyordu.
"Gördüğün gibi..." dedi elindeki lüks marka alışveriş paketlerini göstererek. Gözlerini tehlikeli bir şekilde kısarak, ellerini iki yana açtı ve Vincent'in tepkisini umursamadan Alisa’ya doğru bir adım attı.
“Tanışıyor muyuz bu tatlı kızımızla?”
Aralarında sadece bir yaş olmasına rağmen İris’in kendisini ablasıymış veya karşısındakini bir çocukmuş gibi konumlandırmaya çalışması Alisa’yı içten içe irrite etmişti. Yine de tereddüdünü gizleyip gülümseyerek kibar bir ses tonuyla cevap verdi.
“Hayır tanışmıyoruz. Ama tanışmaktan zevk duyarım.”
Bu olgun ve dik duruş İris’in hiç hoşuna gitmemişti. Karşısında ezilip büzülecek, çekingen bir kız beklerken, bu kızıl gözlü kızın hiç de kolay bir yem olmadığını ilk bakışta sezmişti. İris soğuk bir tavırla,
“Tanışmak istediğim zaman tanışırız kırmızı göz." dedi sessizce ve hemen ardından Vincent’e dönüp hiçbir şey olmamış gibi gülümsedi.
“Vincent seni görmek ne güzel ama bir sonraki buluşmanda beni de davet etmelisin.”
Alisa içinden, "Davete layık isen tabii..." diye geçirdi. Vincent ise şakacı bir tavırla kolunu İris’in omzuna attı.
“Hadi ama İris, daha geçen hafta hep beraberdik. Şimdi trip atmana gerek yok. Haftaya başka bir etkinlik ayarlarız.”
İris’in bu cevaptan tatmin olduğu, yüzünde beliren kocaman tebessümden belliydi. Dönüp gitmeden önce Alisa’ya son bir kez baktı.
“O kazak ile o çantayı nasıl uyuşturabildin aklım almadı şekerim, zevksiz olmalısın... Ama üzülme, sana bu konuda yardım edebilirim! Hadi size iyi eğlenceler!" diyerek sahte bir samimiyetle salına salına yakındaki başka bir lüks mağazaya giriş yaptı.
Alisa’nın yanında sarı renkli, küçük bir telefon çantası vardı. Aslında kendisi de kıyafetinin uyuşmadığının farkındaydı fakat genelde okula gidip geldiği veya köye, pazara indiği için büyük çantalar kullanmaya alışkındı. Bu tarz mini çantaları takma alışkanlığı yoktu ve elinde olan tek küçük çanta da buydu. Yine de İris'in bu küçümseyici tavırları kendisini bir hayli aşağılanmış hissettirmişti. Vincent'e dönerek sitem etti.
"Herhalde insanları aşağılamak sizin kanınızda var. İlk kuralımızın kesinlikle karşılıklı saygı olması gerektiğini düşünüyorum.”
Vincent bu ani ve sert çıkışa şaşırmıştı.
“Ben ne yaptım? Hem İris hep böyledir. Bizlere de bulaşır durur. Eğer benim yanımda olacaksan onu görmeye şimdiden alışmalısın. Okulun başından beri arkadaşımdır kendisi.”
Anlaşılan Vincent, İris’i gerçekten de sadece yakın bir çocukluk arkadaşı olarak görüyor, kızın kendisine karşı beslediği o karmaşık duygulardan tamamen habersiz duruyordu. Alisa anlık öfkesiyle Vincent’e patladığı için içten içe pişman oldu ancak mantıklı düşününce, okulda bu kadar popüler olan bir adamın etrafında az sayıda gerçek arkadaş barındırması ona bir nebze olsun güven vermişti.
“Aramızdaki durumun şimdilik sadece yakın çevrede kalması bence iyi olur. Yoksa şimdiden savaş başlatılmaya çalışılmasın.”
Vincent tek kaşını yukarı kaldırarak eğlenen bir ifadeyle baktı.
“İris’ten bahsediyorsan ondan önce babamı nasıl etkileyeceğini düşünmelisin. Asıl savaşın kendisidir o.”
Atılan gülüş adeta dalga geçer gibiydi. Alisa zihninden, "İris’in o yapmacık samimiyetini ve altındaki tehlikeyi gerçekten anlamıyor olmalılar..." diye geçirdi.

Binadan dışarı çıktıklarında, sabahki dondurucu ayaz kırılmış, hava biraz olsun yumuşamıştı. Vincent cep telefonundan şoförlerini arayıp konum bildirdikten sonra çok geçmeden, sabah Alisa'yı duraktan alan o iri yarı, ciddi adam beyaz lüks araçla kapıda belirdi. Vincent ve Alisa'nın vedalaşması son derece resmi oldu. Sadece el sıkışıp nezaketen gülümsediler ve her ikisi de geleceğin kendilerine ne getireceğinden habersiz kendi araçlarına bindiler.
Yolculuk ilerledikçe şehrin gökdelenleri ve heybetli binaları yerini kademeli olarak daha alçak yapılara ve mütevazı yerleşimlere bırakıyordu. Alisa, dikiz aynasından kendisini izleyen şoföre bakarak sessizliği bozdu.
“Bay …”
“Benim adım Lay, Alisa Hanım. Ama siz bana sadece Lay diye hitap edebilirsiniz.”
“Bay Lay, lütfen siz de bana sadece Alisa deyin.”
“Peki Alisa Hanım.” dedi adam. Yılların getirdiği mesleki alışkanlıktan olsa gerek, dili yine sürçmüştü. Alisa ister istemez hafifçe kıkırdadı.
“Bay Lay, yanlış anlamazsanız eğer, ne zamandır bu ailenin yanında görev alıyorsunuz?”
“8 yıl." diye kısa ve net bir cevap verdi adam. Ağzının son derece sıkı olduğu duruşundan belliydi. Adamdan laf almanın zor olacağını kavrayan Alisa, lafı dolandırmadan direkt sorusuna geçti.
“Konudan az çok haberiniz vardır diye düşünerek soruyorum... Bu evde kimde neye dikkat etmem gerekiyor?”
Lay, dikiz aynasından kıza bakarak bıyık altından gülümsedi.
“Beni gerçekten güldürüyorsunuz küçük hanım... Peki madem, size kısaca yardım etmeye çalışayım. Ben bu ailenin uzun zamandır şoförlüğünü yapıyorum. Kendileriyle derin sohbetlerim olmaz fakat Bayan Elena çok nazik bir hanımefendidir. Kibar, naif ve düşüncelidir. Sürekli olarak cemiyetten diğer hanımefendiler ile kahve içmeye ve golf oynamaya gider.”
Yol iyice ıssızlaşmaya, ağaçlar sıklaşmaya başladığında tapınağın bulunduğu bölgeye yaklaştıklarını anladılar. Lay anlatmaya devam etti.
"Bay Lucian ise son derece disiplinlidir. Bütün işlerini büyük bir titizlikle yürütür. Zaten haberleri takip ederseniz iş dünyasında ne kadar başarılı ve stratejik bir zeka olduğunu görürsünüz. Kendisi tamamen işine ve ailesine odaklıdır. Tam anlamıyla bir mantık adamıdır.”
Alisa ailede en çok bu otoriter adamı merak ediyordu, nitekim Vincent de kendisini babası konusunda açıkça uyarmıştı. Lay dikiz aynasından kızın yüzündeki ciddiyeti süzüp devam etti.
“Genç efendi ise ailenin neşesidir. Çalışanlar dahil herkes onu sever ve sayar. Ben daha çok onunla ilgilenirim. Fakat sizi temin ederim ki, onu tanıdığım kadarıyla o şımarık ve umursamaz görüntüsünün altında, aslında yapayalnız bir çocuk yaşamakta gibi görünür hep gözümde.”
Lay sözlerini tamamladığında Alisa, bu değerli bilgileri zihninin bir köşesine tek tek not ediyordu. Lay onun bu ciddi halini dikiz aynasından fark edince tekrar gülümsedi. Araç en nihayetinde metro istasyonunun önüne varıp durdu.
“İsterseniz evinizin adresini verin, sizi direkt oraya bırakayım. Akşam olmak üzere." dedi Lay iyiniyetle.
“Hayır, teşekkür ederim. Yolda veya köyde fazla dikkat çekmek istemem. Kendinize iyi bakın.” diyerek başını hafifçe eğdi. Alisa arabadan iner inmez, beyaz lüks araç yeşillikler ve ağaçlar arasında süzülerek gözden kayboldu.

Alisa, köyden kimseye görünmeme umuduyla hemen bir kenara bıraktığı bisikletine bindi ve pedallara basarak hızlıca tapınağa döndü. Ahşap kapıdan içeri girer girmez odasına çıktı, üzerindeki resmi kıyafetleri çıkarıp rahat ev kıyafetini giydi. Ardından merdivenleri koşar adımlarla inip büyük salona yöneldi ve babasını aramaya başladı.
“Baba! Neler oldu biliyor musun?” diye bağırdı. Sesi, tapınağın koca taş duvarlarında yankılandı. Ancak Keşiş İvor ortalıkta görünmüyordu.
“Neler oldu bakalım?” diye karşılık veren tanıdık bir ses yükseldi. Fakat bu ses babasına ait değildi.
“Leo? Senin burada ne işin var?”
Leo elindeki bezi kenara bırakıp gülümsedi.
"Bugün tapınakta çalışmaya karar verdim. Tarladaki işlerim erken bitti, ben de tapınağa gelip bir temizlik yapayım dedim. Yanımda yeni yaptığım un kurabiyesinden de getirdim. Hem sen niye bu kadar geç kaldın? Nefes nefese kalmışsın. Bir kitap aramak bu kadar zor muydu?”
Alisa, onun meraklı sorularını geçiştirerek,
“Babam nerede?” dedi.
“Merak etme, amcam bahçede. Bugün sabahtan beri elinde tespihiyle senin için dua ediyordu. Benden gizlediğin bir şey var, değil mi Alisa?"
Leo’nun keskin bakışları karşısında Alisa pes etmek zorunda kaldı.
“Pekala... Babam içeri girdiğinde ikinize de her şeyi anlatacağım.”
Daha fazla saklamanın bir anlamı yoktu. Çok zaman geçmeden Keşiş İvor da bahçeden içeri girdi. Alisa önce özlemle babasına sarıldı, ardından Leo ile birlikte ahşap yer sofrasını kurdular. Sıcak yeşil çayları demliklerden bardaklara süzdüler, taze un kurabiyelerini tabağa dizip yere bağdaş kurdular. Keşiş İvor’un yüzünde heyecanlı bir tebessüm vardı.
“Eee, anlat bakalım nasıl geçti? Bugün senin için dualar ettim. İçimde çok güzel bir his vardı. Anlat da Leo da duysun, o yabancı değil.”
Alisa ilk başta Leo’ya bakıp kısa bir tereddüt yaşasa da, sonrasında şehirde yaşanan tüm olayları, yapılan anlaşmayı eksiksiz anlattı. Leo, genelde neşeli ve geveze olan tavrının aksine bu sefer son derece sessizleşmiş, kaşları çatmıştı. Keşiş İvor ise duydukları karşısında daha da neşelenmişti.
“Duam kabul oldu, şükürler olsun! Nihayet kızıma da hayırlı bir kısmet çıktı. Nihayet gözüm arkada kalmayacak.”
Yaşlı adam olaylara tamamen saf bir iyi niyetle yaklaşıyordu. Leo bir anda öfkeyle söze atıldı.
“Nasıl bu kadar rahatsın İvor Amca? Görmediğimiz, tanımadığımız insanlara nasıl bir anda güvenebiliriz? Üstelik zengin soytarılardan başka bir şey değiller! Alisa’yı sırf psişik yetenekleri var diye dalga geçip ayaklar altına alacak insanlar onlar!”
Keşiş İvor yüzündeki tebessümü silip ciddileşti; gencin daha fazla ileri gitmesine izin vermedi.
“Evladım, benim hislerimin ne kadar güçlü olduğunu en çok sen bilirsin. Hem bu genç adamın annesi de buraya, benden yardım istemeye geldi. Demek ki onların arasında da inanan, arayan ruhlar var. Önyargılı yaklaşmamalıyız. Evren bizden bazen sadece denememizi ister.”
Alisa araya girdi.
“Aslında Leo bir yandan doğru söylüyor baba. Vincent de bu tür şeylerin saçmalıktan ibaret olduğunu düşünüyor. Bu nedenle onlara benim psişik yeteneklerim olduğundan asla söz etmemeliyiz.”
Leo, Alisa’nın kendisini desteklemesinden aldığı güçle devam etti.
“İvor Amca, üstelik onlar şehirde sayıca çok fazladır. Böyle bir durum yaşanırsa Alisa’nın onların arasında tek başına kalmasına izin veremeyiz. Tapınağın ve köyün de sana ihtiyacı var. İzin verin, bundan sonra Alisa'nın şehirde hem yardımcısı hem de gözetmeni olayım.”
Keşiş İvor düşünceli bir şekilde sakalını sıvazladı.
“Öyle şey olur mu Leo? Ben de kızımın orada yalnız kalmasını istemem fakat genç bir kızın yanında sürekli bir erkeğin görünmesi dedikodulara, yanlış anlaşılmalara yol açabilir. Bu nedenle, eğer onun yanında olmak istiyorsan, yanınıza bir de kız arkadaş bulursanız çok daha iyi olur.”
Bu fikir Alisa’nın da aklına yatmıştı. Vincent ve ailesi şehir merkezinde yaşıyordu. Olası bir nişan veya evlilik sürecinde yanında sığınacağı, güveneceği kimsesi yoktu ve babası sürekli şehirde yanında kalamazdı. Bu yüzden yanında sadık insanlara ihtiyacı vardı. Tek yapması gereken güvenilir bir kız bulmaktı. Zihninde isimleri taramaya başladı. Tam o sırada dışarıdaki patikadan telaşlı bir kadın sesi yükseldi.
“Keşiş İvor! Keşiş İvor! Kızınızla görüşmem gerekiyor. Ona sadece tek bir soru soracağım. Uzun sürmez, lütfen orada olduğunu söyleyin!”
Bu ses Bayan Vildan’a aitti. Kadın bugün, önceki günlerin aksine bir hayli geç kalmıştı. Alisa derin bir nefes alıp puf eşliğinde hemen yan odaya geçti, siyah kalın perdeyi üstüne örterek babasına hazır olduğuna dair onay işareti verdi. Leo, kadını içeri davet edip kapının eşiğinde nöbet tutmaya başladı. Kadın adeta içeri dalmıştı.
“Sizi bu saatte rahatsız ettiğim için çok üzgünüm. Fakat sevgilimden yine günlerdir haber alamaz oldum. Ona bir şey olmasından dehşet derecede endişeliyim. Buralarda telefon pek çekmediği için mektuplaşırdık ama artık mektup da gelmiyor...”
Alisa siyah perdenin arkasında hemen zihnini odaklayarak bir harita açtı ve durugörü yeteneğiyle kadının durumunu imgeledi. Bayan Vildan, şehirdeki bu adamla ilk kez bir şehir ziyaretinde karşılaşmış ve birbirlerine aşık olmuşlardı. Fakat adam şehirdeki bir bankada çalıştığı için yoğun bahanesiyle pek gelemezdi. Bayan Vildan ise vefat eden ablasının çocuğuna ve küçük kardeşine baktığı için köyden pek dışarı çıkamıyordu. Arada bir şehre indiğinde kısa süreliğine görüşebiliyorlardı. Normalde hep olumlu şeyler gören Alisa'nın zihnindeki öngörüler, maalesef bu kez acı bir gerçeği yansıtıyordu. Alisa bu yıkıcı gerçeği kadını kırmadan nasıl söyleyebileceğini hızlıca düşündü.
"Üzgünüm Bayan Vildan, bunu size açık açık söylemek durumundayım... Sevgiliniz şehirde başka bir kadınla beraber olmuş gibi görünüyor."
Sözlerini bitirirken bakışlarını yere eğdi. Kadın olduğu yerde donakaldı.
“A-Ama nasıl olur? Daha geçen gün birbirimize seni seviyorum diyorduk... Nasıl bir anda her şey değişebilir?”
Bunu söylerken kadının alt dudağının ve sesinin titrediği net bir şekilde duyuluyordu. Alisa perdenin arkasından sakince yanıtladı.
“Hayatta bazen her şey istediğimiz gibi gitmez Bayan Vildan. Buna aşk da dahil. Bu kişi sizi gerçekten sevseydi, aradaki mesafelere rağmen sadece birkaç mektup veya mesajla yetinmezdi zaten. Sevgi emek ister.”
Alisa’nın kızıl gözleri siyah perdenin aralığından adeta bir kıvılcım gibi parlıyordu. Bayan Vildan'ın çökmüş yüzüne baktı. Zavallı kadının gözlerinden yaşlar sicim gibi akmaya başlamıştı. Kadın bir süre sessizce ağlayıp gözyaşlarını sildikten sonra burnunu çekerek konuşmasını sürdürdü.
“Belki de haklısınızdır... Bunca zaman onun peşinden koşturup durdum. Farkında olmadan kendimden çok fedakarlık etmişim. Önemli olan bundan sonrası... Hazır yeğenim de liseye başlayacak yaştayken onu da şehre göndermek istiyordum. Fakat benim burada kalıp küçük kardeşime bakmam gerekiyor. Ben burada kaldım, bari yeğenim burada çürümesin. Şehirde yaşasın, okuyup gelişsin... Fakat gencecik kızı tek başına nereye göndereceğimi bile bilmiyorum. Onu düşünsem iyi olacak.”
Alisa’nın zihninde bir şimşek çaktı, kızıl gözleri heyecanla parladı.
“Yeğeniniz… Lale'ydi değil mi? Hani şu kıvırcık saçlı olan?”
“Evet o... Normalde bu sene okula başlaması gerekiyordu ama şehirde yanında kalabileceği tanıdık birileri olmadığından kaydını dondurmak zorunda kaldık. Şimdi ben de köyde bir iş buldum, çalışıp onu okutacağım.”
Alisa perdenin arkasından net bir sesle konuştu.
“Merak etmeyin, biz o meseleyi çoktan çözdük. En azından bu konuda içiniz rahat edebilir.”
Lale, Alisa’dan üç yaş küçük bir kızdı. Köyde arada bir karşılaşırlardı. Bir gün Lale, Alisa’ya doğum haritasını yorumlatırken şans eseri perdenin kenarına takılıp çekmiş, Alisa’nın yüzünü görünce tanışmak zorunda kalmışlardı. Lale, Alisa’nın bu gizli yeteneğini ve sırrını tek bir kişiye bile söylememişti. Son derece sadık, sevecen ve akıllı bir kızdı. Alisa durumu detaylandırmadan Bayan Vildan'a kısaca anlatıp onunla anlaştı. Yakında şehirde bir iş ve düzen kuracağını, Lale’yi de yanına alıp hem okutup hem de yanında bir yoldaş yapacağını söyleyince zavallı kadının içi bir nebze olsun rahatlamış, yüzü gülmüştü. Lale de bu sayede hayalini kurduğu eğitime başlayabilecekti. An itibariyle, Alisa’nın bu tehlikeli ve bilinmezlerle dolu şehir yolculuğunda yanına alacağı yol arkadaşları da kesinleşmişti.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

182okunma 60beğeni 4yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.