Sinastri kitap kapağı

2. bölüm / 6

Sinastri

II. BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: TUANA ⋆˙⟡

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: II. BÖLÜM

Metro durağı ile lise binası arası araçla yarım saat kadar sürse de son durakta indikten sonra okula varmak, yalnızca tenhalığıyla bilinen o çam ağaçlı yolda on dakikalık bir yürüyüş gerektiriyordu. İki arkadaş bu konuda şanslı sayılırdı. Üçüncü sınıfın güz döneminin son ayındaydılar ve yaklaşan çetin sınav dönemi soğuk havayla birleşerek üzerlerine ağır bir kasvet çökertmişti. Alisa’nın ders yükü teorik ağırlığı yüzünden omuzlarını çöktürürken, Leo gastronomi tarafının getirdiği pratik sınavlar, tabak sunumları ve atölye çalışmaları sayesinde biraz daha rahattı.
Okul bahçesine adım attıklarında binanın görkemli sütunları ve dondurucu rüzgâr onları karşıladı. Sınıflarının bulunduğu koridorlar ayrılırken Leo duraksayıp Alisa’ya döndü. Siyah beresini hafifçe geriye itip o kendine has, ışıltılı gülümsemesini takındı.
"Üzülme," diye seslendi neşeyle. "Şayet sunumda çuvallayıp geleceğini karartırsan, mutfağımda seni çırak olarak işe alırım. En azından aç kalmazsın!"
Alisa, onun bu takılmasına hafifçe dil çıkararak karşılık verdi.
"Sen öyle san! Asıl sen kendi tabakların yanıp kül olmasın diye endişelen bay şef."
"Hadi hadi, şans seninle olsun! Sunumunda başarılar!" diyerek el salladı Leo ve kendi sınıfının yolunu tuttu.
Alisa, onun arkasından gülümseyerek baktıktan sonra derin bir nefes alıp konferans salonunun olduğu bloğa doğru ilerledi. Zihnini ne kadar dağıtmaya çalışırsa çalışsın, kalbindeki o amansız baskı her geçen saniye daha da ağırlaşıyordu. Bu proje sıradan bir notlandırmadan ibaret değildi, hayatının gidişatını değiştirebilecek ilk ciddi adımdı. Normal şartlarda bu ödevlerin grup çalışması olarak yürütülmesi esastı. Ancak sınıfta hiç kimse Alisa’yla aynı grupta yer almak istemezdi. Herkes onun mesafeli duruşunu, tavizsiz disiplinini ve kurallara olan katı bağlılığını göz korkutucu bulur, yanına yaklaşmaktan çekinirdi. Pek de haksız sayılmazlardı. Alisa da çocukluğundan beri kimseye kolay kolay güvenmez, üzerine aldığı her sorumluluğu kusursuz bir mükemmellikle tamamlamayı ilke edinirdi. Aynı özeni başkalarından da bekler ama ne zaman bir gruba girse, tüm yük kendi omuzlarına kalır, diğerleri işi ciddiye almazdı. Bıkıp usandığı bu durumun ardından, hocalarıyla defalarca konuşmuş ve projeyi tek başına sunmak için zorlukla izin koparmıştı. Bu çalışmayla, konferans salonunda ülkenin sosyoekonomik sorunlarını ele alacak, kendi derin araştırmalarına dayanan çözüm önerilerini hocalarının ve prestijli üniversitelerden gelen özel konukların önünde sergileyecekti. Sunum metnini hafızasına kazımış olsa da sahneye adım attığı an zihninin durma korkusu yakasını bırakmıyordu. Bir kitapta okuduğu kadarıyla zihni diri tutmanın en etkili yolu yürüyerek ezber yapmaktı. O da kollarını kavuşturup sahne arkasındaki koridorda bir sağa bir sola adımlayarak elindeki küçük kâğıtları okumaya koyuldu.

Biraz soluklanmak amacıyla kenardaki ahşap banklardan birine oturduğunda, az ileride ellerinde not kâğıtlarıyla fısıldaşan bir grubu fark etti. İster istemez konuşmalarına kulak misafiri oldu. Kısa boylu, hafif toplu bir çocuk, arkası dönük bir şekilde grubun merkezinde duruyordu.
"Alisa gelmiş mi?" dedi alaycı bir kıkırdamayla.
"Gerçi koridordaki buz gibi havadan onun geldiğini çoktan hissetmiş olmamız gerekirdi."
Dudaklarına iddialı bir bordo ruj sürmüş olan kız, elindeki kâğıdı yelpaze gibi sallayarak güldü.
"En çok onun projesini merak ediyorum doğrusu. Tek başına ne yapabilir ki? Bu hepimizin kürsüdeki ilk resmi sunumu olacak. Kendini herkesin önünde rezil etmesi işten bile değil. Derste yüksek not almaya benzemez bu işler."
Örgülü saçlı, kot tulumlu kız da sohbetin cazibesine kapılarak söze girdi.
"Duyduğuma göre müdür de salonda olacakmış. Çok korkunç bir şey olmalı! Düşünsenize, sahnede donup kaldığını ya da söyleyeceklerini unuttuğunu... Komik görünürdü!"
Grubun diğer erkek üyesi de omuz silkerek lafa karıştı.
"İnsanların neden onunla grup kurmak istemediği gayet açık. Sanki şimdiden üniversite sınava hazırlanıyor gibi gelmiş. Bir önceki grup ödevinde gruptakilere terör estirdiğini duydum. Hepsine yargı dağıtıp 'şu gün şu saatte şunları yapacaksınız' diye emredip durmuş. Gruptakiler arkasına bakmadan kaçmış kızdan. Bu kadar önemsenecek ne var, anlamıyorum ki?"
Alisa duyduğu her kelimeyle göğsünde beliren o tanıdık ağırlığı hissetti. Morali bozulsa da çenesini dik tuttu ve bu sığ eleştirilere kulak asmamaya çalıştı.

Saat 09.30’u gösterdiğinde konferans salonunun devasa kapıları açıldı ve içerisi yavaş yavaş dolmaya başladı. Müdürün ve organizatör hocaların açılış konuşmalarının ardından şık giyimli sunucu kadın mikrofonu eline aldı.
"Hocalarımıza bu değerli konuşmaları için teşekkür ediyor ve ilk grubu çağırıyorum..."
Sahneye çıkan ilk grup, az önce arkasından atıp tutan o ekipten başkası değildi. Kendilerince iyi bir iş çıkarıp salondan alkış toplayarak indiklerinde, Alisa’nın yanından geçerken ona ters ve kibirli bakışlar fırlatarak yerlerine geçtiler.

Grup sunumları uzun sürdü. Alisa grup olmadığı için en sona kalmıştı. Sunum o kadar uzamıştı ki izleyicilerin ilgisini kaybetmesinden endişe duyuyordu. En sonunda sıra Alisa’nın grubuna geldiğinde, sunucu adı okuyunca herkes kalabalık bir ekip bekledi fakat devasa sahnede tek başına duran bu kızı görünce şaşırdılar. Diğer öğrenciler gruplarından güç alırken, Alisa’nın bu yalnızlığı omuzlarındaki yükü daha da artırmıştı.
Alisa derin bir nefes aldı. Gergin bir şekilde tebessüm ederek ortama espri katıp havayı yumuşatmaya çalıştı.
"Maalesef grup arkadaşlarım Adam Smith ve David Ricardo bugün aramızda değiller. Fakat onlar ve onlar gibi olanların görüşleri benim bu projeyi yapmamda yardımcı oldu. Umarım sizler de bu durumu anlayışla karşılarsınız."
Salondan hafif gülme sesleri yükseldiğinde içi rahatladı ve slaytını işaret edip sunumuna başladı.
"Evet, benim konum ülkemizdeki ekonomik krizin halkta oluşturduğu etkinin talep eğrilerine yansıması ve refah seviyesindeki ani düşüşe yönelik öneriler..."
Cümlelerine başladığı andan itibaren sunumuna öyle odaklandı ki, tıpkı bir akademisyen edasıyla öğrencilerine ders anlatıyormuş gibi kendini kaptırdı. Liseli gibi görünmüyordu bile. Normalde öğrenciler böyle sunumlarda tahtaya bakıp okur geçer ya da ellerine not kâğıdı tutuştururken, Alisa sanki bir söyleşideymiş gibi kalabalığa bakarak durumu anlatıyordu. İlk baştaki o kalabalık korkusu yerini sadece sahne ışıklarını görüyormuş gibi bir odağa bırakmıştı.
Ama farkında olmadığı bir şey vardı ki, o da kendisini pür dikkat izleyen Vincent Valmont ve arkadaşlarıydı.
"Kıza helal olsun. Tek başına büyük iş çıkarıyor. Öyle değil mi?" dedi havalı kıyafetli arkadaşı Adrian, Vincent’i dürterek.
Normalde sunumları hiç dinlemeyen Vincent, Alisa’nın sunumuna öyle bir dalmıştı ki arkadaşını duymamıştı bile.
"Pişt! Ne oldu oğlum? Kıza dibin düşmüş gibi bakıyorsun." diyen arkadaşı gülünce Vincent’ın aklı başına geldi ve arkadaşına şakasına vurdu.
"Saçmalama, böyle bir kıza niye dibim düşsün? Ben aksine kendimi düşünüyorum. Nihayet aradığımı buldum." dedi sırıtıp çenesini kaşıyarak.
Bu sefer kızıl saçlı arkadaşı Felix onu dürttü ve sinsice güldü.
"Ooo! Neyi buldun?"
"Yalaklaşma Felix. Bu kızı kullanabilirim. Daha kolay lokma gibi görünüyor en azından." diyerek sunumu dinlemeye devam etti.

Alisa sunumu bitirdiğinde, salonda telefonla oynayan öğrencilerin bile şaşkın bir şekilde ona baktığını fark etti. Aslında Vincent’te de aynısı olmuştu ama arkada oturduğu için Alisa onu görmemişti. Üstelik salondaki birkaç üniversite yetkilisinin spesifik sorularına da nokta atışı cevaplar vererek tüm dikkatleri üzerine toplamayı başarmıştı. En sonunda salondan büyük bir alkış koptuğunu duyunca kurtulduğunu anlayıp deli gibi çarpan yüreği ferahlayıp saygıyla eğilerek sahneden indi.
Notlarını çantasına koyup açık olan bir pencerenin kenarında hava alırken yanına bir hocası geldi.
"Merhaba hocam, umarım projemi beğenmişsinizdir."
"Beğenmek ne kelime? Bayıldım! Üstelik az önce bir profesörle konuştum ve bana seninle görüşmek istediğini belirtti. Tebrik ederim kızım." dedi hocası gülümseyerek.
Alisa'nın mutluluktan gözleri dolmuştu.
"Gerçekten mi? Çok teşekkür ederim hocam!"
"Eh! Sunumlar da bittiğine göre artık yemek vakti gelmiştir. Derste görüşmek üzere!" diyerek gitti hocası.

Bütün bunlara sevinen Alisa, bugün akşam kendine küçük bir kutlama yapmaya karar verdi. Okulun kafeteryasında kendisine pasta seçerken omzuna dokunan bir el hissetti. Arkasına dönüp baktığında tanımadığı bir erkeği karşısında buldu. Yaklaşık 1.85 boylarında, kumral saçlı, beyaz tenli ve çarpıcı mavi gözlere sahip, oldukça şık giyinimli bir çocuktu. Yanında da onun gibi havalı giyinmiş iki erkek arkadaşı bulunuyordu.
"Bir sorun mu vardı?" dedi Alisa bir adım geri giderek. Dış görünüşünden ötürü karşısındaki oğlanlardan laf yiyeceğini düşünürken beklemediği bir cevap aldı.
"Seninle konuşmamız gerek." dedi oğlan. Çekici, erkeksi bir sesi vardı. Alisa'nın gözlerine doğrudan bakması ve sıradan karşılaması Alisa'nın tuhafına gitmişti.
"Ama benim sizinle konuşacak bir şeyim yok. Üstelik sizi tanımıyorum. Kusura bakmayın..." diyerek tekrardan geri çekilse de bu sefer oğlan ona doğru adım attı.
"Emin ol bu meseleyi duymak hoşuna gidecek." Vincent'in kurnaz gülümsemesi Alisa'yı korkutsa da okul içerisinde olduğu için kendine güvenmeye karar vermişti.
"Bakın, ben öyle birilerini alıp sağa sola götürebileceğiniz birisi değilim. Gidin bir başkasını alın konuşun, beni de artık rahatsız etmeyin." dedi bir hışımla.
Bu sefer oğlan da geri çekilmek zorunda kaldı. Yanındaki kızıl saçlı arkadaşı Felix onu dürterek,
"Oğlum bu köylüyle mi uğraşacaksın? Gel biz ötekine geri dönelim, ücretini artırırız." dedi.
"Teklifime sırt çeviren birine daha dönüş yapmam. Teklif var, ısrar yok. Hem burada daha iyisi var." dedi esas oğlan sırıtarak.
"Köylü mü? Ücret mi? Siz nelerden bahsediyorsunuz? Şu adabınıza bakın! Bir de utanmadan bir kızın karşısına gelmiş açık açık neler söylüyorsunuz?" dedi Alisa. Bu sözlere daha fazla dayanamamıştı. Ellerini yumruk yaptığı için tırnakları avucuna batıyordu.
"Belki de tahmin ettiğim kadar zeki değilsindir." dedi Vincent. Sırıtan yüzünün yerini sinirli bir ifade almıştı.
"Seni konuşmaya davet ettim, gelmeyip kafana göre yargılar çıkararak suçlayan sensin!"
"O halde önce kendinizi tanıtın ve tam olarak ne istediğinizi söyleyin! Ona göre kabul ederim ya da etmem!" dedi Alisa.
İkisi de birbirine yargılayıcı gözlerle bakarken oğlan en sonunda dayanamadı.
"Ben Vincent. Vincent Valmont. Valmont Havacılık’ın sahibi benim ailem. Bunlar da arkadaşlarım Adrian ve Felix." dedi kendinden çok emin bir tavırla. Alisa bu kendinden emin duruştan ister istemez etkilenmiş ve aralarında ani bir çekim hissetmişti. Aynısı Vincent için de geçerliydi ama o bunu henüz tam olarak anlamamıştı.
"Ben de Alisa. Memnun oldum fakat ailenin işini bilmeme gerek yoktu. Sizlerle tanışmıyor muyum zaten?"
"Az önce sahnede gördük zaten kim olduğunu. Biz eşit ağırlıkta 4. sınıf öğrencisiyiz. Arkadaşlarımı tanımaman normal olabilir ama en azından beni internette veya okulun sitesinde görmüş olabilirsin. Görmediysen de bu senin cahilliğin, ama burası önemli değil." dedi Vincent somurtarak.
Bu sırada kafeteryadaki bir masaya geçip oturdular. Alisa biraz düşününce oğlanın yüzünün tanıdık geldiğini, internette gezinirken görmüş olabileceğini hatırlayarak onları dinlemeye karar verdi. Vincent ise devam etti.
"Bize ders anlatacak ve ödevlerimize yardım edecek biri lazım."
"Yani kısaca inek öğrenci." diye ekledi Adrian kahkaha atarak. Felix ise onları dinliyordu. Alisa buna daha fazla dayanamamıştı.
"Öncelikle hepiniz, üslubunuza dikkat ederseniz sevinirim. Önce arkadaşın, şimdi sen... Sizler kendinizi ne sanıyorsunuz bilmiyorum ama bu işler öyle dediğiniz gibi kolay olmuyor. Benim bir sürü dersim ve ödevim varken diğer şeylere nasıl yetişeyim? Hem ben sizin dersleri henüz almadım." dedi tek kaşını kaldırarak. Normalde ders konusunda kendine çok güvenir ama bunu başarıp başaramayacağını kestiremiyordu.
Vincent onun bu düşünceli halini anlamışa benziyordu ve durumu onun kabul edeceği şekle soktu.
"Merak etme, sana bu konuda zaten yüksek miktarda para vereceğim. Ve sen de seneye alacağın dersler için bir nevi hazırlık yapmış olursun. Bu sadece bir senelik bir şey."
Alisa para teklifini duyunca bir kez daha düşündü. Son zamanlarda tapınağın zor durumda olduğunu ve kendini geliştirmek için eğitimlere gitmesi gerektiğini biliyordu ama Keşiş İvor bunlara yetişemiyordu.
"Peki neden ben? Görünüşe bakılırsa benden önce danıştığın birileri hâlihazırda varmış gibi görünüyor."
"O dayanamayıp kaç-." der demez Vincent tarafından Felix karnına bir dürtme yedi. Alisa bunu tam duyamadığı için umursamadı. Aslında daha önceden anlaştıkları biri vardı fakat bu kadar dersin üzerine onların da ödevlerini, projelerini yapıp not çıkardığı için pes etmek zorunda kalmıştı.
Vincent hemen durumu toparladı.
"Eee, ne düşünüyorsun? Sen benim işimi gör, ben de senin işini göreyim. Kazan-kazan politikası hani, bak sunumda dediğin gibi." dedi gülerek.
Alisa’nın kafasına bu plan yatmıştı. Böylece tapınakta psişik yeteneklerini kullanmak yerine derslerine ve geleceğine daha çok vakit ayırabilirdi.
"Bakıyorum da çirkin üslubunun altında hızlı öğrenen bir yapın varmış gibi görünüyor. Anlaştık o halde. Detayları sonra konuşuruz. Ben sana numaramı vereyim, şimdi çıkmam gerek." dedi Alisa ve telefon numarasını bir kâğıda yazıp Vincent'e uzattı.
"Ben de memnun oldum asi kız." dedi Vincent sırıtarak. Kâğıdı alırken elleri yanlışlıkla birbirine değmişti. İkisinin arasında bir anda ani bir elektriklenme oldu fakat Vincent ve arkadaşları ne olduğunu çözemeden kalkıp oradan gittiler.

Alisa kafeteryaya geri dönüp kendine meyveli küçük bir yaş pasta aldı. Bugün dersi erken bitiyordu. Saat 14.00 olduğunda okuldan ayrıldı. Leo’nun hâlâ dersi bitmediği için bu sefer yalnız eve dönüyordu. "Ne de olsa yalnızlığa alışkınım..." diyerek kulaklığını taktı ve gönül rahatlığıyla metroya bindi. Bugün bir taşla iki kuş vurmuştu, babasına bunları söylemek için sabırsızlanıyordu. Hızlıca eve geldikten sonra babasını mutfakta salata hazırlarken gördü.
"Baba! Baba! Sana müthiş bir haberim var!" diye seslendi. Devasa tapınakta yankılanan sesini duyan Keşiş İvor en sonunda cevap verdi.
"Benim de sana bir haberim var kızım."
Sesi düşünceli gelince Alisa endişelenip çantasını kenara bırakarak babasının yanına koştu.
"Ne oldu baba? İyi misin?"
"Ben... İyiyim, sadece..." dediğinde yaşlı adam sanki dilinin ucundaki cümleyi söyleyip söylememek arasında gidip geliyor gibiydi. Salatayı karıştırdığı kaşığı kenara bırakarak kızına baktı.
"Bir talibin var."
Alisa’nın nefesi bir anda kesilmişti. Kalbi deli gibi çarparken, Keşiş İvor’un gözlerindeki o kaçınılmaz ciddiyeti gördü. Bu, ondan hiç beklemediği bir haberdi.

(Adam Smith ve David Ricardo döneminin ünlü ekonomistleridir.)

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

290okunma 94beğeni 8yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.