SİGARA DUMANI kitap kapağı

6. bölüm / 7

GÜVEN

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 7Şu an: GÜVEN

BİRKAÇ GÜN SONRA BİR SABAH

*Yazarın anlatımıyla*

Sabah olur, Ayaz Gökçe’yi uyandırmak için odaya gelir.

Pencereden sızan solgun gün ışığı odanın duvarlarında yavaşça geziniyordu. Gökçe'nin odası sessizdi; yalnızca eski saatin tik takları duyuluyordu. Battaniyesine sıkıca sarılmış, yüzünü yastığa gömmüştü. Dışarısı soğuktu, bahar gelmişti ama yüksek yaylada sabahlar hâlâ kış gibi uyanıyordu.

Ayaz, kapıyı sessizce aralayıp içeri girdi. Üzerinde kalın kazağı, elinde bir fincan buharı tüten süt... Gökçe’ye bakarken yüzünde alışılmadık bir yumuşaklık vardı. Sessiz adımlarla yatağa yaklaştı, perdeyi aralayarak güneş ışığını içeri bıraktı.

"Gökçe..." dedi yumuşak bir sesle. "Gün doğdu. Uyan artık."

Gökçe mırıldandı, gözlerini açmadan önce gerindi. Sonra göz kapaklarını aralayıp Ayaz'a baktı. "Biraz daha..." dedi, ama Ayaz hafifçe gülümsedi.

"Sonbaharda açan çiçekler şimdi açmış şaşırtıcı. Görmelisin."

O anda Gökçe tamamen uyandı. Bu söz,onu afallattı.
Gökçe battaniyeyi üzerinden atıp oturdu. "Hadi o zaman," dedi. "İlk kim görecek bakalım!"hırslı bir şekilde yürümeye başladı ayaz onu tutmamıştı bile gökçe duraksadı .

“Neden durdurmadın? Belki kaçabilirdim,” dedi Gökçe, sesinde ince bir sitem vardı.
Ayaz yalnızca kıkırdadı. “Senin öyle bir şey yapmayacağını anladım, küçük hanım,” dedi.
Günler sonra ilk kez o kelimeyi kullanmıştı: küçük hanım.
Gökçe başını hızla çevirip ona baktı, gözleri Ayaz’ın gözlerinde dikildi kaldı.
“Eğer kısıtlamamı istersen, bana uyar,” dedi Ayaz, gülerek.
Gökçe göz devirdi, hafifçe burnundan soluyarak.
“Hadi, çok yavaşsın. Bakalım şu çiçeklere.”
Çiçekleri çok severdi Gökçe. Her seferinde sanki ilk kez görüyormuş gibi incelerdi renklerini, kokularını, yapraklarını. Ayaz bunu bilirdi. O yüzden hep çiçeklerden bahsederdi.
Gökçe bir an durdu, sonra sessizce arkasını dönüp dolaba geçti.
Üzerine gri renkli, yumuşacık kumaştan bir sivit geçirdi. Kol uçlarını bileklerine kadar çekti, hafif bol geliyordu ama bu hali tam ona göreydi. Camdan dışarı bir göz attı, hava biraz serindi ama tam da çiçeklere bakmalık.

Ayaz kapıda onu bekliyordu. Gökçe yanına geldiğinde hiçbir şey demedi, sadece beraberce bahçeye yöneldiler.
Toprak kokusu burnuna doldu Gökçe’nin. Bahçedeki çiçekler sabah güneşiyle parlıyordu. Lale, nergis, papatya… her biri ayrı ayrı renk patlamasıydı sanki.

“Bak, şu sarı olan yeni açmış,” dedi Ayaz, bir çiçeğe eğilerek.
Gökçe onun sesine değil, çiçeğe odaklandı. Eğilip kokladı, gülümsedi.
“Çiçekler hep senden daha sabırlı,” dedi alayla ama gözleri yumuşaktı.

Ayaz bir süre sessizce Gökçe’yi izledi.
“Biliyor musun,” dedi aniden, sesi alışılmıştan daha yumuşaktı, “seni çiçeklere bakarken izlemek... belki de en sevdiğim şey.”

Gökçe, o an ne duyduğunu tam anlamaya çalıştı, sonra yüzüne yayılan sıcaklıkla irkildi.
“Saçmalama,” dedi hemen, sesi cılız çıkmıştı.

Ayaz gülümsedi, başını yana eğdi.
“Ne? Sadece gerçeği söylüyorum. Senin böyle... dalgın, huzurlu halini seviyorum.”

Gökçe’nin yanakları alev almıştı şimdi. Gözlerini kaçırdı, çiçeklere daha da yaklaştı sanki çiçeklerin arasına saklanmak ister gibi.
“Ayaz...” dedi uyarır gibi ama o kelime daha çok bir fısıltıya benziyordu.

Ayaz bir adım daha yaklaştı, aralarındaki mesafe neredeyse kalmamıştı.
“Yüzün kızardı,” dedi alayla değil, hayranlıkla.
Gökçe başını eğdi, saçları yanaklarını örttü.
“Yüzüm hep böyle. Güneşte kalınca oluyor...” dedi, ama ikisi de biliyordu bunun güneşle ilgisi olmadığını.Ayaz Gökçeye yaklaştı.

Ayaz, Gökçe’nin eğilen başına bakarken bir süre sessiz kaldı. Sonra yavaşça, neredeyse fark ettirmeden, ona doğru bir adım daha attı.

“Gökçe...” dedi, sesi bu kez fısıltıya yakındı.

Gökçe başını hafifçe kaldırdı, göz göze geldiler. O an hava birden ağırlaştı; kuş sesleri, rüzgârın çiçekler arasında gezinen hışırtısı bile uzaklaştı sanki.

Ayaz’ın bakışları yumuşaktı ama kararlıydı. Eğildi, adım adım yaklaştı ona.
Gökçe’nin nefesi kesilir gibi oldu. Gözleri büyüdü,
kalbi hızla çarpmaya başladı. Zaman durmuş gibiydi; her şey, o anın etrafında sessizce dönüyordu. Ayaz, bir an tereddüt etti ama sadece bir an. Sonra elini yavaşça Gökçe’nin yanağına uzattı.

“Bir şey söylemem lazım,” dedi, sesi hala kısık, ama içinde saklayamadığı bir titreşimle.

Gökçe, gözlerini onunkilerden ayırmadan başını hafifçe salladı. “Söyle,” dedi, neredeyse duyulamayacak bir sesle.

Ayaz derin bir nefes aldı, sonra dudaklarından döküldü kelimeler:

"Sana yalan s-"

Gökçe’nin gözleri doldu. Ama ağlamadı. Sadece baktı, gülümsedi ince, kırılgan ama gerçek bir gülümsemeydi bu.

O an, sözcükler bitti. Sessizlik konuştu. Ve birbirlerine bir adım daha yaklaştılar.
Ayaz, Gökçe’nin gözlerinde beliren o ince gülümsemeye karşılık olarak hafifçe eğildi. Eli hâlâ yanağındaydı, parmakları onun teninde ürkek ama kararlıydı. Bir an durdu, bakışları Gökçe’nin gözlerinden yanağına kaydı.

Sonra usulca, neredeyse zamanın kendisinden izin alırcasına, yanağına bir öpücük kondurdu. Sıcacık, yumuşacık bir dokunuştu bu ne çok erkendi ne de çok geç. Tam zamanında.

Gökçe gözlerini kapattı bir anlığına, nefesi hafifçe titredi. İçinde bir şey eridi sanki, uzun zamandır beklediği bir anın huzuruydu bu. Sessizlik yeniden hüküm sürdü; ama artık o sessizlik, iki kalbin aynı ritimde attığı bir melodiydi.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

8okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…