1. bölüm / 23
Siber Dünya ÇarpışmaBölüm 1: Kabuslar
Bölümler 23Şu an: Bölüm 1: Kabuslar
- 1 Bölüm 1: Kabuslar749 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 Bölüm 2:Denizaltında679 kelime
- 3 Bölüm 3: Hastane488 kelime
- 4 Bölüm 4 : Merkez Eyalet Başkanı İle Görüşme552 kelime
- 5 Bölüm 5: Kumsaldaki Bekleyiş367 kelime
- 6 Bölüm 6: Luna'nın Kolyesi430 kelime
- 7 Bölüm 7: Gizli mesaj365 kelime
- 8 Bölüm 8: Görünmeyeni Görebilmek463 kelime
- 9 Bölüm 9: Çok Yaklaştık...346 kelime
- 10 Bölüm 10: Cebimdeki Not455 kelime
- 11 Bölüm 11: Bu bir Tuzak!601 kelime
- 12 Bölüm 12: "Artık Bana Çalışıyorsun. "294 kelime
- 13 Bölüm 13: "Oliver Ne Planlıyor?"328 kelime
- 14 Bölüm 14: "Hiçbir İz Bulamadık. "333 kelime
- 15 Bölüm 15: "Sen Onun Kuklası Değilsin, Keith! "354 kelime
- 16 Bölüm 16: " 66. Eyaletin Gizli Haritası "367 kelime
- 17 Bölüm 17: Kurtarma Operasyonu292 kelime
- 18 Bölüm 18: Gizli Geçit373 kelime
- 19 Bölüm 19: "Neden Olmasın? "434 kelime
- 20 Bölüm 20: İşbirliği331 kelime
- 21 Bölüm 21: Oliver'ın Kontrolünde335 kelime
- 22 Bölüm 22: "Neden Bize Yardım Ediyorsun? "882 kelime
- 23 Bölüm 23: Hesaplaşma538 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Marcus, karanlık bir sokakta yürüyordu.
Etrafta tek bir hayat belirtisi yoktu. Belki birilerine rastlarım, diyerek yürümeye devam etti. Bir süre sonra ağaçlık bir alana denk geldi. Ağaçların içine doğru yürüdükçe sesler ve ışıklarla dolu bir alana çıktı. Burası vadi miydi? Bu saate bu kadar insanın burda ne işi vardı? Geceleri güvenlik amacıyla vadiler kapatılırdı. Onları uyarmalıydı. Alana doğru yürürken bileğini kavrayan bir kol onu kalabalığın içine doğru çekiştirerek götürmeye başladı. "Luna? "
Luna'ydı. Tıpkı festival gecesindeki gibi giyinmişti. O günkü gibi orkestra aynı dans müziğini çalıyordu. "Hadi, Marcus festival başladı bile. " Kıkırdadı. Sanki hiç birşeyden haberi yok gibi dans etmeye başladı. Marcus onu uyarmak istedi. "Luna! Dikkat et!" Gökyüzünü kaplayan kırmızı fişekler ve kulağına sağır eden o siren sesi... Her şey tıpkı baskın gecesindeki gibiydi. Marcus yeni refleks olarak Luna'nın üzerine kapanmaya çalıştı. Ancak kollarının boşluğa sarıldığını fark ettiğinde yere düşmekten kurtulamamıştı. Tekrar ayağa kalktığında bu sefer karşısında Keith vardı. Luna'yı kollarının arasına almış bağırmasını engellemek için bir eliyle ağzını kapatmıştı.
"Bırak onu, Keith! Ona zarar verme. Lütfen onu bırak beni al! " Keith gülümsedi ve Luna'yı karanlık sokağa doğru sürüklemeye başladı. Marcus son bir hamle yaparak peşlerinden koştu ve üstüne atladı. Ancak bir duman gibi ikiside yok oldu.
Marcus, oturduğu sandalyeden yere düşerek acı içinde uyandı." Ahh!" Kolunun üzerine devrilmişti. Aynı anda elindeki hikaye kitabı da diğer tarafa savruldu. Mona, yatağında huzursuzca kıpırdadı. Marcus yine o kabuslardan birini görmüştü. Luna gideli bir ay olmuştu. Bir aydır ne yemek yiyebiliyor ne de düzenli uyuyabiliyordu. Çok nadir uykuya yenik düştüğü zamanlar da kabus görüyordu. Daha doğrusu güzel bir rüya olarak başlıyordu ancak sonunda Keith'in ortaya çıkıp Luna'yı götürmesiyle kabusa dönüyordu. Bugün de Mona'ya zaman ayırmış ve ona hikâye okuyarak uyutmuştu. Son zamanlarda sürekli annesini soruyor, geceleri eve gelir diye kapıda bekliyordu. Onu uyutabilmek bu aralar çok zor oluyordu.
Luna'nın gidişi sadece Mona'yı değil tüm aileyi etkilemişti. Forest de kızını bulabilmek için Marcus'un yardımcısı olmuştu. Rose hergün Mona'yı kıpkırmızı gözlerle karşılamasına rağmen hep güler yüzlü olmaya çalışıyordu. Sun ise yine içine kapanmıştı. Ancak bir hafta önce kendini toplayarak departmana gelmiş ve polis olmak için eğitim almak istediğini, söylemişti. Ürkek ve sakin bir kız olmasına rağmen ablasını kurtarmak için tüm cesaretini toplamıştı.
Marcus yerden kalktı ve Mona'nın üzerini örttü. Annesinin küçüklüğünden kalma oyuncağına sarılmış ve derin bir uykuya dalmıştı. Odadaki hareketli duvar kağıdında aniden Luna'nın resmi belirdi. Mona ile vadide uçurtma uçuruyorlardı. Mona uykusunda gülümsedi. Rüya görüyor olmalıydı. Marcus duvardaki hareketli resme dokundu. "Seni çok özledik, sevgilim."
Aynadaki yansımasına baktı. Kulak hizasındaki saçları biraz daha uzamış neredeyse omzuna düşüyordu. Bakımsız saçlarını arkaya doğru attı. Yüzü saçlarından daha beterdi. Bir ayda neredeyse on sene yaşlanmış görünüyordu. Uykusuzluktan göz altlarındaki beliren çizgiler yüzünü daha sert gösteriyordu. Yürüyen bir enkaz gibiydi. Gerçi Luna gidince dünya üzerine yıkılmış gibiydi. Kabuslarında hep karanlık yerlerde olması tesadüf değildi. Gözlerinde biriken damlalar istemsizce yanaklarından süzülmeye başlamıştı. Her ne kadar öfkeli görünse de korkuyordu ve çaresiz hissediyordu.
Odadan çıkıp sessizce balkona çıktı. Dışarıdan kontrollü yağmur yağıyordu. Marcus bir süre camdan süzülen yağmur damlalarını izledi. Luna şimdi ne yapıyordu acaba? Ya onu kurtarmak için çok geç kalmışsa? Ama biliyordu ki Oliver ne kadar acımasız olsa da Keith buna izin vermezdi. Hem Oliver Luna'yı koz olarak kullanmak için bekliyor olabilirdi. Her ne olursa olsun buna izin vermemeliydi. Ve o çocuklar... Bir aydır kollarında serumla kısmi komada gibiydiler. Aileleri hergün hastanenin kapısında uzaktan izliyor bir gelişme olması için dua ediyorlardu. Ve tüm bunları düzeltecek tek kişi yeni Oliver'dı.
Oliver bir mesaj bırakmıştı. Çocukların geleceği ona bağlıydı ve eğer o isterse onları uyandırabilirdi. Aksi takdirde hep aynı kalacakları konusunda bir uyarı vermişti. Makine çocukların sinirlerine bağlanmıştı ve ne yaparlarsa yapsınlar bir türlü etkisiz hâle getirilmiyordu. Çocukların zihninde kalıcı bir hasar bırakma ihtimali de olduğu için makinelerin yapısını uzaktan inceleyerek benzeri bir prototip geliştirmeye çalışıyorlardı. Ancak Oliver'ın o zamana göre ileri teknoloji olan bu makinelerini açabilmek mümkün değildi. Zaten Michael'la işbirliği yaptığını artık biliyordu. Bir aydır geceleri gizlice 66.eyalete gidiyor ve sınırda hergün gizlice gözlem yapıyordu. Elbet yine Oliver'a dair bir hareket yakalayacaktı. Bazen alana çok fazla yaklaşarak kendini tehlikeye attığı bile oluyordu. Zaten sınır dışı eyaletler o gün kapatıldığı için genelde Oliver'ın kendi adamları o civarlarda dolaşıyordu. Bir iz yakalarsa kimseden emir almadan üzerine çökmeyi bekliyordu, Marcus. Bu yüzden kimseye henüz bundan bahsetmemişti.
Sabah güneşinin ilk ışıkları vururken kontrollü yağmurdan kalan su tanecikleri camlarda ışıl ışıl parlıyordu. Güneş, içindeki karanlığı dağıtmak istercesine tüm ihtişamıyla yükselirken saat 8 olmuştu bile. Mona'nın uyanmasını beklerken uykusuz bir gecenin etkilerini ancak yoğunlaştırılmış kafeinin dağıtabileceğini bilen Marcus, elindeki kahvesinden büyük bir yudum alarak kendini yeni bir güne hazırlıyordu.
Bölüm etkileşimi
