5. bölüm · Sevsene Beni
Sahte Sevgili
İnsanlar ortada durmuş hocanın gelmesini bekliyordu. Ben de Lavin’i arıyordum. Tam o sırada Mert yanıma geldi.
“Kimi arıyorsun?” diyerek o da etrafa bakmaya başladı.
“Bir arkadaşımı arıyordum.” deyip parmak uçlarıma kalktım çünkü boyum az da olsa kısaydı. Gerçi Mert’in yanında o kadar kısa kalmazdım. Çocuk zaten 1.86 falandı ama Kaan’ın yanında o zürafa, ben tavşan gibi kalıyordum. Çocuğun boyu maşallah kaçtı artık? Harbiden Kaan’ın boyu kaçtı? Neyse, beni ne ilgilendirir ki zaten?
Tam Lavin’i arıyordum ki arkamdan gelince yerimde sıçradım. Ben korkunca Mert ve Lavin sessiz ama ufak bir kahkaha attılar. Sinirle gözlerimi devirdim ve Lavin’e döndüm. O ise göz ucuyla Mert’e bakıyordu. Şuradan bakınca Mert ve Lavin cidden çok yakışıyorlardı. Aklıma böyle bir fikir gelince tabii ki yapacaktım çünkü ben Asel’dim.
Bu fikrime sırıtırken Mert, “Neye sırıtıyorsun sen?” deyince hemen düşüncelerimden çıktım.
“Hiç...” dedim, “i” harfini uzatarak. Mert gözlerini devirdi.
“He, unutmadan...”
Heyecanla gözlerimi Lavin’e çevirdim, o da bana baktı. İkisi de bana anlamsız gözlerle bakınca sırıtamadan edemedim. Daha fazla uzatmadan açıklamaya başladım.
“Lavin, bu yanındaki dağ ayısı Mert. Mert, bu da güzeller güzeli Lavin.”
Ben böyle deyince Mert’in suratı asıldı, Lavin ise utandı.
“Ee, hadi sarılın ö-”
İkisi de aynı anda bana bakınca susmak zorunda kaldım ve daha sakin bir ses tonuyla konuşmaya devam ettim.
“Kendiniz tanışın yani...” diyerek kendimi açıklamaya çalıştım.
Tam bu sırada hoca geldi ve herkesi koltuklara oturttu. Ben en önde, köşedeki bir yere geçtim. Lavin ve Mert’i de tek bırakmak için onları kimsenin oturmadığı bir yere oturttum. Tek başıma oturup onları izliyordum. Derin bir sohbetin içindeymiş gibi duruyorlardı.
Onları izlerken koca bir vücut görüş açımı kapatıp yanıma oturdu. Bunun kim olduğunu yüzüne bakmadan tahmin edebiliyordum.
Kaan...
Sanki başka yer yokmuş gibi gelip benim yanıma oturmuştu. Harbiden bu çocuk neden durmadan benim karşıma çıkıyordu?
Hoca tam sahnenin ortasında durunca Kaan’a bakmadan hocaya döndüm. Hoca hepimize rollerimizi verdi. Ben oyundaki saf salak kız rolünü oynuyordum. Lavin annem, Mert babam olmuştu. Kaan ise sevgilimdi. Evet, sevgilim... İnanabiliyor musunuz? Kaan sevgilim olmuştu. Sanırım biz sevgili olsaydık saniyesinde anlaşamaz, ayrılırdık.
Hoca elimize rollerimizle ilgili kağıtları verdi ve finalde tahmin edin ne oluyordu? Ben Kaan için ölüyordum. Ne kadar saçma bir oyundu bu? Böyle bir erkek için mi ölecektim? Harbiden çok saçmaydı.
Birkaç prova yaptık ve okuldan çıktık. Lavin’i Mert’le yollamıştım ki hemen sevgili olsunlar. İnsanlık için küçük, benim için gereksiz derecede önemli bir görev. Sonra ben de yorgun olduğum için metroya doğru ilerledim ve metroya bindim.
Metro hareket etmeyi beklerken içeri Kaan girince gözlerimi devirip kulaklığımı taktım ve son ses Yedinci Ev’den “Sevsene Beni” şarkısını açtım. Kaan yine yanıma oturdu ve o da şarkı dinlemeye başladı. Şarkının sesini biraz kıstım. O da son ses Duman’dan “Köprüaltı” dinliyordu. Şarkının sözlerini duyabiliyordum.
“Yolumuz ayrı biliyorum, ölmeden son bir defa...”
Devamını dinleyemedim çünkü kendi şarkımı dinlemeyi unutmuştum. Hemen sesi tekrar sona kadar açtım ve gözlerimi kapattım. Metro ilerledi.
Metro durakta durunca gözlerimi açtım. Kaan hâlâ yanımda oturuyordu ve gözleri kapalıydı. Kimlerin girip çıktığına bakıyordum ki o yüzü gördüm.
Yine karşıma çıkmıştı.
Elim ayağım titremeye başlayınca Kaan da gözlerini açtı ve bana baktı. İlk ayaklarıma, sonra ellerime, en sonunda yüzüme baktı. Gözlerim dolmuştu. Titriyordum. Kalbim sıkışıyordu.
Kaan kulaklığını ve benim kulaklığımı çıkardı.
“Asel, iyi misin?” dedi. Sesi normal çıkıyordu.
Cevap vermedim. Öylece ona bakıyordum. Babama...
“Asel, sana diyorum.” diyerek kolumdan tutunca kendime geldim.
“İ-iyiyim...” dedim ama Allah kahretsin ki sesim titriyordu.
Kaan bu sefer kollarımdan tuttu ve beni kendine doğru çevirdi.
“Asel, bana bak ve ne olduğunu söyle.”
Sesi yine sakindi.
Gözlerine baktım. O ela gözlerinde hiçbir duygu yoktu. Ağzımı açtım, bir şey söyleyecek gibi oldum ama sustum. Tekrar açıp bu sefer konuşabildim.
“Babam... Babam burada. Gitmem gerekiyor benim...”
Neredeyse ağlayacaktım.
Kaan etrafa baktı, sonra bize bakan adamı gösterdi.
“O mu? Bize doğru yaklaşıyor, Asel.”
Hemen oraya baktım. Evet, bize doğru geliyordu.
Tam karşımızda dikildi.
“Nasılsın, kaçak kızım?” dedi alaycı bir sesle.
Cevap vermedim. Kaan ise kolumu daha sıkı tuttu.
Babam cevap vermediğimi görünce tekrar konuştu.
“Neden korkuyorsun, kaçak kız? Sevgilin mi?” diyerek Kaan’ı gösterdi.
Kaan ise sert bir sesle konuştu.
“Evet, sevgilisiyim. Şimdi uzak dur ondan.”
Şaşkınlıkla ona baktım. O da bana uyarır gibi baktı.
Babam denilen adam ise bir anda elini kaldırıp Kaan’ın yüzüne sert bir tokat attı.
