17. bölüm · Sevsene Beni

Dilek

Ecrin 🩶

Asel Demir

Kaan'ın "Ben de." demesinden sonra ikimiz de birkaç saniye birbirimize bakmaya devam ettik.

Bu çocuk gerçekten garipti.

İlk tanıştığımızda birbirimizi boğazlayacak gibiydik, şimdi ise yan yana durup hiçbir şey söylemeden gülümsüyorduk.

Hayat cidden saçma bir şeydi.

"Ee siz buradaymışsınız!"

Lavin'in sesiyle ikimiz de aynı anda ona döndük.

Kollarını göğsünde bağlamış, bize şüpheli şüpheli bakıyordu.

"İçeride herkes sizi arıyor."

"İki dakika hava almaya çıkmıştık." dedim.

"Tabii canım."

Gözlerini devirdi.

"Ben de inandım."

Kaan hafifçe güldü.

"Gerçekten."

"Sana da inanmıyorum."

Lavin ikimize birer bakış attıktan sonra koluma girdi.

"Hadi doğum günü kızı, içeride daha işimiz bitmedi."

"Daha ne kaldı?"

"Fotoğraf."

"Daha demin çekilmedik mi?"

"Onlar normal fotoğraftı."

"Ee?"

"Şimdi delirme fotoğrafları çekileceğiz."

Ne dediğini anlamadan beni salonun ortasına götürdü.

Mert elinde telefonla bizi bekliyordu.

"Tamam millet! Son fotoğraflar."

Herkes tekrar yan yana dizildi.

Ben en öne geçecekken Lavin kolumdan tuttu.

"Dur."

"N'oldu?"

"Buraya."

Beni çekiştirip Kaan'ın yanına bıraktı.

"Lavin!"

"Sus."

Kaan bana bakıp omuz silkti.

"Benlik bir durum yok."

"Tabii."

Fotoğraf çekilmeye başladı.

İlk kare normaldi.

İkinci karede Mert saçma bir surat yaptı.

Üçüncü karede herkes zıpladı.

Dördüncü karede ise Lavin bir anda bağırdı.

"Herkes doğum günü kızına sarılsın!"

Daha ne olduğunu anlayamadan herkes üzerime atladı.

"Bir dakika!"

"Nefes alamıyorum!"

Gülmekten konuşamıyordum.

En sonunda herkes geri çekildi.

Saçlarım birbirine girmişti.

"Vallahi sizin yüzünüzden kel kalacağım."

Lavin kahkaha attı.

"Abartma."

"Hiç abartmıyorum."

Tam saçımı düzeltirken Kaan yanıma yaklaştı.

Saçımın arasına takılan küçük konfeti parçasını eliyle aldı.

"Kalmış."

Sadece tek kelime söylemişti.

Ama o kadar yakındı ki parfümünün kokusunu hissedebiliyordum.

Yine aynı odunsu koku...

İnsan bir parfümü bu kadar mı güzel taşırdı?

"K... kaldı mı?"

"Artık kalmadı."

Gülümsedi.

Ben de istemsizce gülümsedim.

Lavin bizi görünce Mert'e dirsek attı.

"Bunlar var ya..."

"Ne?"

"İki hafta sonra sevgili olurlar."

Mert başını iki yana salladı.

"İki hafta fazla."

"Bir hafta."

Ben duyunca gözlerimi devirdim.

"İkiniz de kafayı yemişsiniz."

"Yok."

Lavin sırıttı.

"Sadece gözümüz görüyor."

Başımı iki yana sallayıp masaya doğru yürüdüm.

Gerçekten saçmalıyorlardı.

...Değil mi?

İçimden bu soruyu sorunca bir an durdum.

Cevabını bilmiyordum.

Çünkü ne zaman Kaan yanıma gelse kalbim hızlanıyordu.

Ne zaman bana baksa istemsizce gülümsüyordum.

Ne zaman adını duysam gözüm onu arıyordu.

Sanırım işler düşündüğümden daha karışıktı.

Ama bu gece bunları düşünmeye hiç niyetim yoktu.

Bugün ilk defa gerçekten mutlu olmuştum.

Ve bu gecenin bitmesini hiç istemiyordum.Gece yavaş yavaş sona yaklaşıyordu.
Masaların üzerindeki tabaklar toplanmaya başlamış, müzik ise ilk baştaki kadar hareketli değildi.

Birkaç kişi çoktan evine gitmişti.

Ben ise Lavin'in verdiği defteri tekrar elime almıştım.

İlk sayfasını açtım.

"İlk tanıştığımız gün bana çok soğuk davranmıştın. O gün seninle asla arkadaş olamayacağımızı düşünmüştüm. Meğer ne kadar yanılmışım."

İstemsizce gülümsedim.

Sayfaları çevirmeye devam ettim.

Her sayfada birlikte çekildiğimiz fotoğraflar, küçük notlar ve anılar vardı.

Bazı sayfalarda sadece iki üç cümle yazıyordu ama okumaya devam ettikçe gözlerim dolmaya başlamıştı.

"Yine ağlayacaksın."

Başımı kaldırınca Lavin'i karşımda gördüm.

Defteri hemen kapattım.

"Ağlamıyorum."

"Birazdan ağlayacaksın."

"Hayır."

"Emin misin?"

"Yüzde yüz."

Tam bunu söylemiştim ki gözümden bir damla yaş süzüldü.

Lavin kahkaha attı.

"Yakaladım."

"Sus."

"Doğum günü kızımız duygusallaştı."

Kolumu hafifçe yumrukladım.

"Bunun suçlusu sensin."

"Biliyorum."

Dudaklarını büzüp bana sarıldı.

"İyi ki doğdun be."

Ben de ona sıkıca sarıldım.

"İyi ki varsın."

Bir süre öyle kaldık.

Sonra Mert'in sesi duyuldu.

"Arkadaşlar son on dakika!"

Herkes bir anda toparlanmaya başladı.

Kimisi telefon numaralarını alıyor, kimisi birbirine sarılıyordu.

Ben de hediyelerimi tek tek poşete koymaya başladım.

Tam yıldızlı kolyemin kutusunu alırken kapağının içinde katlanmış küçük bir kâğıt olduğunu fark ettim.

"Bunda böyle bir şey var mıydı?"

Kendi kendime mırıldanarak kâğıdı açtım.

İçinde tek cümle yazıyordu.

"Ne zaman gökyüzüne baksan, bir yıldızın seni gülümsetmesini istiyorum."

Yazıyı okur okumaz kalbim hızlandı.

Bu Kaan'ın yazısıydı.

Başımı kaldırıp etrafa baktım.

O sırada Kaan da bana bakıyordu.

Elimdeki kâğıdı fark edince hafifçe gülümsedi.

Ben de istemsizce gülümsedim.

Bu çocuk cidden ne yapmaya çalışıyordu?

İçimde oluşan hislerin adını koyamıyordum ama her geçen gün biraz daha büyüyorlardı.

"Kızım!"

Lavin yine seslendi.

"Taksi çağırıyoruz, sen nasıl döneceksin?"

"Düşünmedim."

"Ben bırakırım."

Bu ses Kaan'a aitti.

Bir anda herkes bize döndü.

Mert sinsice gülümserken Lavin hiç şaşırmamış gibi kollarını bağladı.

"Ben zaten bunu bekliyordum."

"Lavin."

"Tamam tamam sustum."

Kaan gözlerini benden ayırmadan konuştu.

"İstersen tabii."

Birkaç saniye düşündüm.

Gece olmuştu ve tek başıma dönmek de istemiyordum.

"Olur."

Kaan başını hafifçe salladı.

"Tamam."

Lavin bana göz kırptı.

Onu görmezden geldim.

Çünkü şu an tek düşündüğüm şey, eve giderken Kaan'la baş başa kalacak olmamdı.

Ve nedense bu düşünce beni korkutmaktan çok heyecanlandırıyordu.