4. bölüm · °~Sessizlik~° Draco Malfoy-
4. Bölüm
Tam o sırada yanında oturan Draco Malfoy, gümüş çatalını tabağına sertçe bıraktı. Çıkardığı tiz ses, Colenai’nin dikkatini anında ona çekti. Draco’nun bembeyaz teni, öfkeden hafifçe pembeleşmişti.
"O kanı bozuk aptala bakmayı kes, Colenai."
Draco’nun sesi, Büyük Salon’un uğultusu arasında sadece Colenai’nin duyabileceği bir sertlikte yankılandı. Draco, göğsünü kabartarak ve çenesini yukarı kaldırarak Potter’ın olduğu yöne tiksintiyle baktı.
Draco:Daha ilk günden kimin yanında durman gerektiğini
öğrenmelisin. Bir Malfoy’un yanında otururken, o çapulculara hayranlıkla bakamazsın."
Colenai yavaşça başını çevirdi. Dudaklarından hiçbir ses çıkmadı ama bakışları Draco’nun üzerinde sabitlendi. Konuşma engelli olması, boyun eğeceği anlamına gelmiyordu. Çantasından her zaman yanında taşıdığı küçük parşömen parçasını ve tüy kalemini çıkardı. Hızlı, zarif hareketlerle bir şeyler karaladı ve kağıdı Draco’nun önüne sürdü.
‘Bakmak hayranlık değildir, Draco. Sadece gürültülerini izliyorum. Onları çıkar için kullanabiliriz.’
Draco kağıdı okurken kaşları çatıldı, gri gözleri parşömendeki harfleri adeta delip geçti.
"Benim gürültüm mü?" diye fısıldadı, sesi bu kez daha tehlikeliydi. "Ben sana bu dünyadaki yerini hatırlatıyorum. Biz Slytherin’iz. Biz diğerlerinden üstünüz. O sessizliğin seni zayıf göstermesin diye uğraşıyorum."
Colenai, Draco’nun bu kibirli korumacılığına alışmıştı ama henüz on bir yaşındaki bir çocuğun bu kadar nefret dolu olmasına anlam veremiyordu. Elini masanın üzerinden uzattı ve Draco’nun asasını tuttuğu elinin üzerine hafifçe vurdu. Ardından ellerini kaldırdı, işaret diliyle ama dudaklarını da belirgin bir şekilde oynatarak yavaşça anlattı:
‘Zayıf değilim,’ diye işaret etti parmakları. ‘Sessizim. Senin aksine, ben duymak için bağırmak zorunda kalmıyorum.’
Draco işaret dilini tam olarak anlamasa da, Colenai’nin bakışlarındaki o sarsılmaz özgüveni hissetmişti. Çevredeki kıdemli Slytherin öğrencileri onlara bakarken, Draco bozuntuya vermemek için geri çekildi. "Her neyse," dedi, tabağına geri dönerken.
"Babam senin gibi safkan ailelerden gelenlerin, o bulanıklarla göz göze gelmesinin bile bir leke olduğunu söyler."
Colenai iç çekti. Büyük Salon’un tavanındaki yıldızlara baktı. Hogwarts onun için yeni bir başlangıçtı; sesinin olmadığı bu dünyada, sihrin ona bir ses vereceğini umuyordu. Ama Draco, daha ilk günden etrafına görünmez duvarlar örmeye çalışıyordu.
Genç kız, elindeki tüy kalemiyle kağıdın köşesine küçük bir not daha ekledi ve Draco’nun görebileceği şekilde bıraktı:
‘Yemeklerini ye Draco. Açken daha da çekilmez oluyorsun.’
Draco notu gördüğünde, dudaklarının kenarında çok hafif, neredeyse fark edilmeyecek bir gülümseme belirdi. "Aptal kız," diye mırıldandı kendi kendine. Ama o andan sonra, yemeğinin geri kalanında bir kez bile Potter’a ya da diğer binalara laf atmadı. Sadece yanında oturan, dünyayı sessizce ama herkesten daha derin izleyen bu kıza, Colenai’ye yakın durdu.
Büyük Salon’un devasa kapıları açılıp profesörler masaya geçerken, iki çocuk arasındaki bu sessiz savaş, yaklaşan fırtınalı yılların sadece küçük bir başlangıcıydı. Draco’nun gürültüsü ve Colenai’nin sessizliği, Hogwarts’ın taş duvarları arasında birbirine karışmaya başlamıştı bile.
(...)
Büyük Salon’daki tabaklar, sanki görünmez bir elin süpürmesiyle aniden temizlenirken, Colenai oturduğu yerde gerindi. Birinci sınıfın o çekingen, yolunu kaybetmiş havası onda yoktu; aksine, omuzları dik, bakışları bir kartal kadar keskindi. Sesinin olmaması, zihnindeki gürültünün otoritesinden hiçbir şey eksiltmiyordu. Etrafındaki insanlar onun konuşamadığını gördüklerinde genellikle bir acıma hissine kapılırdı, ta ki onun o delici, her şeyi analiz eden buz gibi bakışlarıyla karşılaşana kadar. O an, acınacak olanın kendileri olduğunu anlarlardı.
Draco, asasını cüppesinin iç cebine yerleştirirken Colenai’ye baktı. Kızın bu sarsılmaz özgüveni, Draco’nun bile bazen kendini sorgulamasına neden oluyord.
"Hadi, Colenai," dedi Draco, otoriter bir ton takınmaya çalışarak. "Zindanlara inme vakti. Snape, ilk dersinde kimsenin gözünün yaşına bakmaz. Özellikle de senin gibi... dalgın olanların."Colenai yavaşça ayağa kalktı. Draco’nun "dalgın" yakıştırmasına karşılık vermedi bile; sadece tek kaşını kaldırarak ona öyle bir baktı ki, Draco istemsizce yutkundu.
Colenai, çantasını tek hamlede omzuna attı ve masadan tek bir kelime etmeden, hatta Draco’nun ona yol açmasını beklemeden yürümeye başladı.Kızın yürüyüşünde bir asalet vardı. Koridordaki üst sınıflar bile, o küçük ama kendinden emin figürün geçmesi için kenara çekiliyordu. Draco, onun bir adım gerisinde kalarak yetişmeye çalıştı.
"Sana bir tavsiye," dedi Draco, yanına ulaştığında sesini alçaltarak. "İksir dersinde sessiz kalman işine yarayabilir ama Snape soru sorduğunda parmak kaldırmazsan seni görmezden gelir. Eğer cevabı biliyorsan bana işaret et, ben senin sözcün olurum. Bir Malfoy’un yardımı seni sınıfta en tepeye taşır."Colenai aniden durdu. Koridorun ortasında, akan kalabalığın içinde bir kaya gibi sabit kaldı. Draco’ya döndü. Yüzünde küçümseyen, neredeyse alaycı bir gülümseme belirdi. Çantasından parşömen çıkarmaya bile tenezzül etmedi.Ellerini kaldırdı. Hareketleri o kadar hızlı, o kadar akıcı ve o kadar sertti ki, Draco bir an saldırıya uğrayacağını sandı.
‘Benim bir sözcüye ihtiyacım yok, Draco,’ diye işaret etti parmakları keskin bir tavırla. ‘Senin sesin sadece benim zekamı gölgeler. Kendi başarımın altına senin imzanı atmayacağım.’Draco’nun yüzü kaskatı kesildi. "Sadece yardım etmeye çalışıyordum! İnsanlar senin... bu durumunu zayıflık sanıyor."
Colenai bir adım daha yaklaştı. Draco ile arasındaki boy farkına rağmen, sanki ona yukarıdan bakıyormuş gibi bir hava estiriyordu. İşaret parmağını Draco’nun göğsüne sertçe bastırdı. Sonra elini havaya kaldırıp son işaretini yaptı:‘Zayıflık, konuşamamak değil; sürekli konuşup hiçbir şey söyleyememektir. Şimdi çekil yolumdan, iksirimi mükemmel yapmak için senin gevezeliğine ihtiyacım yok.’
Colenai, Draco’yu şaşkınlık ve gizli bir hayranlık içinde bırakarak zindanların merdivenlerine yöneldi. O sessizliği, aslında en büyük kibriydi; kimseye ihtiyaç duymadığını, kendi kendine yettiğini kanıtlayan bir mühür gibiydi.Sınıfa girdiklerinde, Colenai en ön sıradaki en merkezi masaya geçti.
Draco, biraz bozulmuş olsa da gidip yine onun yanına oturdu. Profesör Snape içeri bir fırtına gibi girdiğinde, Colenai tüy kalemini bir kılıç gibi eline aldı.Snape’in sert bakışları sınıfı tararken, Colenai gözlerini bir an bile kaçırmadı.
Draco yanından mırıldandı: "Bak, Potter şimdiden rezil oldu. Ben demiştim."Colenai başını bile çevirmedi. Bakışlarıyla Snape’e meydan okuyordu. Snape, masasının üzerine eğilip "İksir hazırlamak, bir sanattır," dediğinde, Colenai çoktan malzemelerini kusursuz bir sırayla dizmişti bile.Draco’nun korumacılığına ya da sesine ihtiyacı yoktu. O, Hogwarts’ın en sessiz ama en yüksek sesli öğrencisi olmaya niyetliydi.
Zindanların soğuk koridorlarında yankılanan tek ses, Draco’nun bitmek bilmeyen şikayetleri ve Colenai’nin botlarının taş zeminde çıkardığı ritmik tıkırtılardı. Draco, sanki tüm dünyanın yükü omuzlarındaymış gibi kollarını göğsünde kavuşturmuş, profesörlerin adaletsizliğinden bahsediyordu.
(...)
"Gördün mü?" dedi Draco, sesi zindan yankısıyla daha da büyüyerek. "Snape bile o bulanık Granger’ın parmak kaldırmasına sinir oluyor ama sana gelince... Sadece bir baş selamıyla geçiştiriyor. Senin o 'sessiz dahi' havan herkesi büyülemiş durumda Colenai, kabul et."
Colenai durdu, hafifçe yan dönüp Draco’ya baktı. Yüzünde o kendine has, hafif müstehzi gülümseme vardı. Ellerini hızla havaya kaldırdı; hareketleri bir orkestra şefi kadar zarif ama bir o kadar da iğneleyiciydi.
‘Belki de Snape, senin aksine boş konuşmayan insanlara değer veriyordur, Draco. Denemeni tavsiye ederim, zihnin dinlenir.’
Draco kaşlarını çattı, işaret dilini artık Colenai kadar hızlı sökebiliyordu. "Boş konuşmak mı? Ben burada binamızın itibarını savunuyorum! Ayrıca benim sesim Slytherin’in müziğidir."
Colenai gözlerini devirdi, çantasından küçük bir not defteri çıkarıp hızla bir şeyler karaladı ve Draco’nun burnunun ucuna dayadı:
"Müzik buysa, sağır olduğuma şükretmeliyim."
Draco bir an duraksadı, notu okudu ve ardından engelleyemediği bir kahkaha patlattı. "Çok fenasın. Gerçekten, bazen konuşamadığın için Tanrı’ya şükrediyorum; yoksa o dille hepimizi çiğ çiğ yerdin."
Colenai defterini kapattı ve Draco’nun koluna hafifçe çarparak yürümeye devam etti. Aralarındaki bu çekişme, başkalarına sert ve mesafeli görünse de aslında birbirlerine olan kopmaz bağlarının bir yansımasıydı. Draco, Colenai’nin sessizliğini kimsenin girmesine izin vermediği özel bir sığınak gibi görüyordu; Colenai ise Draco’nun o kibirli maskesinin altındaki güvensiz çocuğu görebilen tek kişiydi.
Biçim Değiştirme sınıfının kapısına geldiklerinde Draco, her zamanki gibi kapıyı bir centilmenlik gösterisiyle ama biraz da abartılı bir edayla açtı. "Buyursunlar, Leydi Sessizlik. Bakalım bugün hangi iksirle beni rezil edeceksiniz?"
Colenai içeri girerken Draco’nun cüppesinin yakasını düzeltti, sonra elleriyle son bir işaret yaptı:
‘Seni rezil etmeme gerek yok Draco, sen o konuda zaten doğal bir yeteneksin.’
Draco tam ağzını açıp itiraz edecekken Colenai çoktan en ön sıradaki yerine oturmuş, tüy kalemini masaya bir zafer bayrağı gibi dikmişti. Draco, söylenerek yanına oturdu ama yüzünde, sadece Colenai ile beraberken takındığı o samimi, huzurlu gülümseme vardı.
Dünya ne kadar gürültülü olursa olsun, onların bu sessiz atışmaları en büyük eğlenceleriydi.
______________________
SLM SLM YAZIŞ ŞEKLİMİ DEĞİŞTİRDİM VE HİKAYEYİDE DEĞİŞTİRDİM ZATEN FARK ETMİŞSİNİZDİR ARTİK BİRAZCİK YARDİM ALARAK YAZİYOEUM O YÜZDEN DAHA GÜZEL OLDUU OPTUM BBBB
