SEKİZ SANİYE kitap kapağı

1. bölüm / 6

SEKİZ SANİYE

İlk Zincir Halkası

Vaveyla Yazarı: Elife IŞIL

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: İlk Zincir Halkası

Hayatın Kelepçeli Oyunları

Bir söz bin enkaza bedel.
🪷
“Gız hayde geç galacaz senin yüzünden çürük elma hayde!”
Babam sesiyle yine konağı inletiyordu.
“Geldim gidelim.” Diyerek konağın avlusuna vardım.
“Ooo çürük prenses anca süslendi. Yörü amcan bekliyor bizi o bırakacak otogara yörü çabuk ol.”
Belli etmeden göz devirdim ve konağın büyük oyma kapısına doğru ilerledim. Kapıda annelerim ve abilerim beni bekliyorlardı.
Önce öz annemin sonra üvey annemin ellerini öptüm helallik aldım.
“Yaw yörü kızım otobüs gedecek sanki tekrar gelmeyeceksin gibi yörü!”
Babamın sözleri üzerine abilerimle vedalaşmadan yola çıktık. Yaklaşık yarım saatin ardından otobüste yerime oturmuş babamı bekliyordum.
Kulaklığımı çıkarıp telefonuma taktım ardından en sevdiğim parçalardan biri olan Sezen Aksu- Geri dön açtım ve gözlerimi kapatıp derin düşüncelere daldım.
Kafamda bir fırtına var ve beni oradan oraya savuruyordu.
Geçmiş yakamı bırakmıyordu…
Ne zaman gözlerimi kapatsam, yaşanmışlıkların gölgesi usulca yanıma sokuluyor, kalbimi sıkıştırıyordu.
Bir sokak lambasının altında durur gibi hissediyordum; ışığın tam ortasında ama yine de üşüyordum.
Zihnim, keşmekeş içinde dönüp duran bir tren gibi raylardan çıkacak gibiydi.
Her anı, her söz, her bakış birer yankı gibi içimde çarpıyor, susmak bilmeyen bir sessizliğe karışıyordu.
Kaçmak istiyordum… ama nereye gitsem, içimde taşıdığım geçmiş peşimden geliyordu.
Belki de mesele kaçmak değil, o fırtınayla dans etmeyi öğrenmekti.
O fırtınada bana eşlik edermisin?

Çünkü bazı yaralar kapanmazdı; sadece insan, onlarla yaşamayı öğrenirdi.
Gözlerimi açtığımda hava çoktan kararmıştı.
Önce etrafa bakındım. Kimisi uyuyor kimisi telefonuyla uğraşıyordu. Ardından sağımda uyuyan babama baktım. Yorgun yüzü, yılların yükünü taşıyor gibiydi.
Ama içimde hiçbir merhamet kıpırtısı yoktu.
Baktığım adamdan nefret ediyordum.
Ona "baba" demek, dilime yabancı geliyordu.
Sanki hiç olmamış, hiç var olmamış gibiydi.

Ben bu yaşıma kadar hep babamı ölü biri gibi gördüm.
Çünkü geçmişimi kana bulayan adam oydu.
Sözleriyle, suskunluğuyla, varlığıyla ve yokluğuyla beni en çok yaralayan kişi…

Bir kez olsun başımı okşayıp "Canım kızım" demedi.
Ne bir sarılış, ne bir teselli…
Sadece sessizlik, sadece yokluk.
Ona olan öfkem yıllar içinde kırgınlığa dönüştü,
kırgınlığımsa zamanla katılaştı, karardı…
Ve sonunda nefret oldu.

Bir kız babasından nefret eder mi?
Evet, eder…
Sevmesi gereken kişi, ona en çok acıyı verdiyse;
koruması gerekirken en çok korktuğu insana dönüştüyse…
eder.

Ama en acısı ne biliyor musun?
Bütün bu nefretin altında hâlâ sevilmek isteyen küçük bir kız var içimde.
Bir kere bile “Sen benim kızımsın” deseydi,
belki her şey bambaşka olurdu.
Belki… ama ondan bile şüphe duyuyordum…
Saatlerin ardından Ankara'ya varmıştık. Saate baktığımda saat 23:38 di.
“Baba… şimdi nereye gideceğiz? Yani… nerede kalacağız?” dedim.
Yorgunluk bedenime çökmüştü. Göz kapaklarım ağırlaşmıştı ama biliyordum…
Ne kadar çok uyusam da, ruhumun yorgunluğunu hiçbir uyku silemezdi.

“Amcan burada bir evinin olduğunu söyledi,” dedi.
“Sözde orada kalacağız.”
Söyleyişindeki kararsızlık beni daha da huzursuz etti. Ama artık sorgulayacak hâlim kalmamıştı.

“Peki tamam… Gidelim. Uykum var çünkü,” dedim.
Sesim aceleciydi.
Bir an önce bir yerlere varmak, bir an önce bu geceden kaçmak istiyordum.

Taksiye bindik.
Camdan dışarı bakarken, şehrin karanlık sokaklarında ilerledik.
Işıklar gölgelerle yarışıyor, dışarıdaki dünya kadar içimdeki karmaşa da gittikçe büyüyordu.
Her durakta, her kırmızı ışıkta bir şeyler düşünüyordum ama hiçbirine tutunamıyordum.
Sanki hayatım bir süreliğine askıya alınmıştı ve ben sadece arka koltukta, sessiz bir tanıktım.

Ama gideceğimiz yerden çok, kaçtığımız şeylerle doluydu içim.
Yeni bir ev, yeni duvarlar, yeni sessizlikler…
Hiçbiri geçmişi susturmayacaktı.
Ama yine de gidiyorduk. Çünkü başka çaremiz yoktu.
Taksi dar bir sokağa saparken babam, “Geldik,” dedi.
Camdan dışarı baktım. Eski ama ayakta kalmaya direnen bir apartman duruyordu önümüzde.
Üç katlıydı. Demir kapısı paslanmış, merdivenleri taş döşemeliydi.
Burasıydı… Sığınacağımız yer burasıydı.

Babam cebinden küçük, metalik bir anahtar çıkardı.
“Amcan anahtarı bana dün vermişti. Evde kimse yok.” dedi.
Konuşmasında ne sıcaklık ne de soğukluk vardı.
Sadece yorgunluk…
Ben de aynı şekilde başımı salladım, hiçbir şey söylemeden.

Kapıya yöneldik. Babam anahtarı deliğe yerleştirip çevirdi.
Kapı, eski bir anıyı açar gibi gıcırdayarak aralandı.
İçerisi sessizdi.
Derin, ürpertici bir sessizlik…
Sanki uzun süredir kimse yaşamamıştı ama anılar duvarlara sinmişti.

İçeri adım attım. Toz kokusu burnuma doldu.
Lambayı yaktık, solgun bir ışık salonu aydınlattı.
Bir masa, iki sandalye, köşede yıpranmış bir koltuk.
Yaşam varmış ama çekilmiş gibiydi buradan.

“Üst katta bir oda demişti,” dedi babam.
Sessizce yukarı çıktık. Merdivenler gıcırdıyordu, her adımda eski zamanlar çatırdıyor gibiydi.
Oda sadeydi. Küçük bir yatak, bir masa, penceresi caddeye bakıyordu.
Bavulumu yere bıraktım, yatağın kenarına oturdum.

“Biraz dinlen,” dedi babam.
Kapıyı kapatıp çıkarken ardından sadece soğuk bir rüzgar kaldı.

Pencereye döndüm, dışarının karanlığına baktım.
Bu ev ne kadar sessizse, içim o kadar gürültülüydü.
Burası bir evdi belki…
Ama benim için sadece başka bir yabancılık noktasıydı.
Yatağa uzandım ve gözlerimi kapadım.
Sabah gözlerimi açtığımda oda grilikle doluydu. Pencerenin arasından sızan ışık solgundu, ben ise daha da solgun hissediyordum.
Bir an için nerede olduğumu unuttum. Sonra hatırladım… misafir olduğum bu evde artık bir yere aitmişim gibi davranmam gerekiyordu.
Bugün… bugün neyle karşılaşacağımı öğreneceğim.

Yavaşça yataktan kalktım. Aynaya doğru yürüdüm.
Yüzüm donuktu, gözlerimin altı morumsuydu.
Bana ait olmayan bir bedenin içinde gibiydim.
“Bugün öğreniyorsun, Zelal. Hazır mısın?” dedim sessizce.
Ama cevap gelmedi… içim de sustu.

Üstümü giydim, düğmelerimi iliklerken ellerim titredi.
Ama aynaya yine de gülümsedim. Çünkü başka çarem yoktu.
Aşağı indiğimde babam kahvaltı hazırlamıştı. Sessizdi.
Ben de sessizdim.
İki çatal, bir yudum çay. Kelimesiz bir sabah.

“Hazırsan çıkalım,” dedi sonunda.
Çantamı aldım ve evden çıktık. Apartmanın önünde bizi bekleyen
taksiye bindik. Camdan dışarı bakarken herkesin bir yerlere yetiştiğini gördüm.
Benimse içimde zaman durmuş gibiydi.
Kalbim normal atıyordu ama sanki her atışta bir parçam daha eksiliyordu.

Hastaneye vardık.
Koku… o keskin, tanıdık koku…
Beni sarmaladı.
Bir an geri dönmek istedim ama ayaklarım yürümeye devam etti.
Babam yanımdaydı ama uzak.
Bir hemşire ismimi çağırdı.
İçeri girdik.

Doktorun masasının karşısına oturdum.
Gözlerinde bir ciddiyet vardı, kelimeleri toparlıyordu.
Ben de gözlerimle cevap vermeye hazırdım.
"Zelal," dedi. “Kan tahlillerinde bir tür tümör hücresi tespit ettik.”
Boğazım kurudu.
Ama bekliyordum.
“Lenf sisteminde nadir bir kanser bu. Erken teşhis edildi ama tedavisi yorucu olacak. Geçici… ama zor.”

Bir şey demedim.
Başımı salladım sadece.
Sanki kendimi dışarıdan izliyordum.
“Zelal sen yürü dışarı çık bende geliyorum”
Dedi babam ve hiç bir şey demeden odadan çıktım.
Eve dönerken takside yine konuşmadık.
Sokakları izledim.
Kendimi sanki bir film sahnesinde, figüran gibi hissediyordum.

Eve girince hiçbir şey olmamış gibi yemek yedik.
Ağzımda büyüyen lokmalar mideme değil, yüreğime oturdu.
Babam yemeği bitirdiğinde başını kaldırmadan,
“Sabah yola çıkacağız. Uyu,” dedi.
Tam olarak nereye gideceğimizi söylemedi.

Ben odamın yolunu tuttum.
Yorganın altına girdim ama gözlerim uykuyu çağırmadı.
Yastığa başımı koyarken içimde boğuk bir şeylerin kıpırdadığını hissettim.
Korku değildi bu…
Kırgınlık mıydı?
Yoksa yalnızlık mı?

Gözlerim ağırlaşmaya başlamıştı ki… sabahın ilk ışıklarıyla uyandım.
Ev sessizdi.
Yavaşça yataktan kalktım.
Alt kata indiğimde… o notu gördüm.
Masada, babamın el yazısıyla yazılmış birkaç kelime:

“Hasta bir kıza bakamam. Kusura bakma.”

O an içimdeki tüm duvarlar bir bir yıkıldı.
Kendimi çoktan yalnız hissetmiştim ama…
Artık resmi olarak terk edilmiştim.
Babamın el yazısıyla yazılmış o notu elimde tutarken, gözlerim satırlara kilitlenmişti.
Ama arka sayfada, ince harflerle yazılmış bir cümle daha vardı.
Okudukça içime saplanan o kelimeler, ruhumu paramparça etti:

“Annen sana hamileyken bile seni istememiştim. Şimdi, hasta halinle hiç istemiyorum.”

Sanki içimdeki tüm hava boşaldı.
Kalbim bir anlığına durdu, sonra titreyerek yeniden atmaya başladı.
O an, kimsesizliğin ne demek olduğunu iliklerime kadar hissettim.
Bir evlat için duyulabilecek en soğuk cümleydi bu.
Ve ben, o cümlede resmen siliniyordum.

Yalnızlık bazen sessizlikle gelmezdi.
Bazen birkaç kelimeyle, bir kağıt parçasının üzerindeki mürekkeple…
Hayatımın kırık parçalarını toplamaya çalışırken, biri gelip küllerimi üfleyip dağıtmıştı sanki.
O an şunu anladım:
Bazı yaralar öyle derindi ki, içinde annesizliğin, babasızlığın ve hayal kırıklığının suskun çığlıkları yankılanıyordu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

19okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 152

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18