6. bölüm · Sayfa 142

Final : Başlangıç

Beyaz Yeşim

Mert için kütüphanenin o ağır ahşap kapısı, her gün dış dünyayı dışarıda bıraktığı bir kale kapısı gibiydi. İçeride düzen vardı, sessizlik vardı ve en önemlisi; kimsenin ona bakmadığı o konforlu görünmezlik vardı.

Ama o akşam, Eylül’ün eli elindeyken, o kapı artık bir saklanma yerinden çok, keşfedilmeyi bekleyen bir evrenin girişine benziyordu.

Kütüphanenin kapanış saati gelmişti. Mert, titreyen parmaklarıyla anahtarları son kez çevirdi. Kilit mekanizmasından gelen o tok ses, sanki bir devrin kapanışını haber veriyordu. Eylül, hemen yanında, üzerinde o her zamanki gri hırkası ve kolunda Mert’in hediye ettiği deri bileklikle bekliyordu.

"Hazır mısın?" diye sordu Eylül. Sesi, sokaktaki akşam trafiğinin gürültüsüne karışmaya hazırlanan bir melodi gibiydi.

Mert, gözlüğünü burnunun üzerine sabitledi. Derin bir nefes aldı; ciğerlerine bu kez tozlu kitap kokusu değil, dışarıdaki ıslak asfaltın ve kalabalığın kokusu doldu. "Hazırım," dedi. Bu kelime, Mert’in ağzından çıkan en kısa ama en ağır cümleydi.

Kapıdan dışarı ilk adımı attıklarında, Mert bir an duraksadı. Sokak lambalarının sarı ışığı doğrudan gözlük camlarına vurdu. İnsanlar yanlarından geçip gidiyor, arabalar korna çalıyor, hayat kendi kaotik ritminde akıyordu. Mert, her zaman yaptığı gibi omuzlarını düşürüp başını öne eğmek istedi; ama Eylül’ün eli, onun parmaklarını daha sıkı kavradı.

"Bak," dedi Eylül, karşıdaki kalabalığı işaret ederek. "Kimse sana 'neden buradasın?' diye sormuyor Mert. Sen sadece bir kütüphaneci değilsin, sen bu sokağın, bu şehrin ve... benim dünyamın bir parçasısın."

Mert, başını ilk kez dışarıdayken tam anlamıyla kaldırdı. Karşıdaki dükkanın vitrininde yansımasını gördü.

Yanında gülümseyen, hayat dolu bir kızla el ele duran, gözlüklü, genç bir adam... Artık o, kütüphanenin gölgesindeki bir silüet değildi. Sokaktaki herhangi bir yabancı gibi sıradan, ama Eylül’ün gözlerindeki yansıma kadar özeldi.

Caddenin gürültüsü içinde yürümeye başladılar. Mert, her adımda o görünmezlik pelerininin parçalanıp arkasında kaldığını hissetti. Bir kafeye girdiler, birer çay söylediler. Mert, ilk kez bir masada otururken önünde bir kitap olmadan karşıdaki insanın gözlerine uzun uzun bakabildi.

"Biliyor musun," dedi Mert, çayından yükselen dumanın arkasından. "Kitapların içinde binlerce hayat okudum. Ama hiçbiri, şu an seninle bu gürültülü caddede yürümek kadar gerçek hissettirmemişti."

Eylül, elini masanın üzerine uzatıp Mert’in elinin üzerine koydu.

"Çünkü hikayeler yazılmak içindir Mert, sadece okunmak için değil. Biz bugün ilk sayfamızı kütüphanenin içinde yazdık."

O akşam, kütüphanenin ışıkları sönüktü ama Mert’in dünyası ilk kez bu kadar aydınlıktı. Artık notlara, fısıltılara veya gizli raflara ihtiyaçları yoktu. Çünkü en güzel cümle, bir kitabın sayfasında değil, iki insanın birbirine güvenle bakan gözlerinde saklıydı.

Mert, o gece eve dönerken gökyüzüne baktı. Yıldızlar, kütüphanenin cam tavanından gördüğünden daha parlaktı. Görünmezlik sona ermişti ve Mert, ilk kez fark edilmenin verdiği o huzurlu yorgunlukla gülümsedi.

~𝕊𝕆ℕ

𝒀𝒆𝒏𝒊 𝒌𝒖𝒓𝒈𝒖𝒍𝒂𝒓 𝒊𝒄̧𝒊𝒏 𝒃𝒆𝒏𝒊 𝒕𝒂𝒌𝒊𝒑 𝒆𝒕𝒎𝒆𝒚𝒊 𝒖𝒏𝒖𝒕𝒎𝒂𝒚𝜾𝒏 !
Diğer tadımlık romanlar için profilime bakabilirsiniz 😊🫡