20. bölüm · SANA RAĞMEN SENİ SEVMEK : CHANMİN

"KALBİMİ ONARABİLİRMİSİN ?"

ZEPHİRA ♣️♀️

[FLASHBACK - GECE YARISI]

Evin arka bahçesinde Seungmin, elinde titreyen telefonuyla Taehyung’u arıyordu. Üçüncü çalışta telefon açıldı.

Taehyung: (Sesi yorgun ve gergin) "Seungmin? Bu saatte neden arıyorsun? Bir şey mi oldu?"

Seungmin: "Taehyung, hemen buraya gelmen lazım. Kimseye, Mino’ya ya da diğerlerine tek kelime etme. Sadece gel."

Taehyung: "Ne oluyor Seungmin? Jungkook mu iyi değil?"

Seungmin: "Jungkook perişan halde. Ona senin telefonundan bir ses kaydı atılmış... Kendini açıklaman, o kaydın ne olduğunu anlatman lazım. Şu an sana her şeyden çok ihtiyacı var. Sadece onun için çağırıyorum seni, anladın mı?"

Taehyung: "Geliyorum... Hemen geliyorum."

[GÜNÜMÜZ - SABAH]
Jungkook, yanında oturan Taehyung’u görür görmez yataktan hızla doğruldu ve onu kendinden itti.
Jungkook: "Dokunma bana! Git buradan, seni dinlemek istemiyorum!"

Taehyung: "Jungkook, bebeğim dur, sadece dinle—"
Jungkook: "Neyi dinleyeceğim? Gece o kadınla ne konuştuğunu mu? Git diyorum sana!"

Sesler yükselirken kapı aniden açıldı, Seungmin içeri daldı.
Seungmin: "Ne oluyor burada? Neden bağırıyorsunuz?"

Taehyung, Seungmin’e dönüp kararlı bir sesle konuştu: "Sadece konuşacağız Seungmin. Ona asla zarar vermeyeceğimi biliyorsun. Lütfen bizi yalnız bırak."

Seungmin tereddütle çıktıktan sonra Taehyung kapıyı arkasından kilitledi. Jungkook sinirle telefonu eline alıp o ses kaydını son ses oynattı. Kayıt bittiğinde odada ağır bir sessizlik oldu.

Taehyung: (Gözleri dolarak) "güzelim ... Cidden ben yapmadım. Bu ses bana ait değil, telefonum bir süreliğine masada sahipsiz kaldı. Yemin ederim sana ihanet etmedim, yapamam ben bunu bize."

Jungkook önce inanmak istemedi ama Taehyung’un o samimi, çaresiz bakışlarını görünce yavaşça yelkenleri suya indirdi. Uzun bir tartışmanın ardından Taehyung, Jungkook’u göğsüne çekti.

Taehyung: "Seni ve bebeğimizi asla riske atmam. Sen benim her şeyimsin."
Daha sonra Jungkook taeye daha çok sokuldu yatağa uzandilar ve
Barışmanın verdiği huzurla ikisi de birbirine sarılarak derin bir uykuya daldılar.

[ERTESİ SABAH - VEDALAŞMA]

Güneş odayı aydınlatırken Taehyung gitmek zorundaydı. Kapı eşiğinde Jungkook’un ellerini tuttu.

Taehyung: "Gidiyorum ama kalbim burada kalıyor. Kendine ve küçük mucizemize iyi bak, olur mu?"
Jungkook: "Çabuk gel... Sensiz ev çok boş."
Taehyung, Jungkook’un alnına uzun bir öpücük kondurdu: "Seni seviyorum, her şeyden çok

[AKŞAM - SALON]
Akşam bacılar salonda toplanmış, meyve yiyip sohbet ediyorlardı. Bir ara sessizlik olunca Jungkook içini çekti.
Jungkook: "bacılar ... Sanırım taehyung benimle evlenmek istemiyor. Baksanıza, karnım burnuma gelecek neredeyse ama hala bir teklif yok. Sanırım bana evlenme teklif etmeyi hiç düşünmüyor..."
Jisung: "Saçmalama Kook, Taehyung sana aşık!"
Jungkook: "Aşık olsa bir kere bahsederdi. Hiç oralı bile değil..."

Felix: hiç bu konuyu açmayı denedim askm

Jk : denemez olur muyum ama hep ya sözüm kesildi yada konu değiştirildi.
Jimin : üzülme hayatım vardır bundada birşey
Jungkook: inşallah dediğin. Gibi olur .
Ay benim çok uykum geliyor ya

Ssungmin: annelik ne çok yakışıyor benim çocuğuma maşallah.

Jungkook: ya mommy utandırıyorsun beni of

Ssungmin: utanma minik anne seni, elbet birgün sana evlenmeyi teklif edicektir endişelenme bebeğim .

Jungkook : inşallah dediğiniz gibi olur bacılar
Neyse ben yatmaya gidiyorum size iyi geceler der ve tam gidecekken jisungda " bekle bende geliyorum birden banada uyku bastı " dedi ikiside uyumaya gittiler .

Seunglarda biraz daha oturup odalarında dağıldılar .

[BİRKAÇ GÜN SONRA]
Aradan iki gün geçti. Taehyung’un mesajları azalmış, aramaları kesilmişti. Jungkook ona küstü. Taehyung aradığında açmadı, mesajlarına görüldü attı. Taehyung bu duruma sinirlense de Jungkook geri adım atmadı.

Ertesi gün, Jungkook yatağından doğrulup merdivenlerden aşağı inerken aniden karnina giren sancıyla yere yığıldı. İki ihtimal vardı ya erken doğum olacaktı yada Düşük tehlikesi yaşıyordu. Jisung ve Felix jungkooku yerde görünce jungkooku yerden kaldirip onu apar topar hastaneye götürdüler

. Seungmin yolda hemen Taehyung’u aradı: "Taehyung, hastaneye gel! Jungkook kötüleşti, acil!"

Hastanede herkes kapıda bekliyordu. Yarım saat sonra doktor dışarı çıktı.

Seungmin: "Doktor bey, durumu nasıl? İyi mi?"

Doktor: "Merak etmeyin, her şey yolunda. Jungkook Bey de, bebekler de gayet iyi."

Seungmin: (Şok içinde) "Bebekler mi? N-Nasıl yani?"

Yerde oturan Jimin jisung ve felixde
Hepsi Bir Ağızdan: "Bebekler mi?!"

Tam o sırada Taehyung koridorda nefes nefese belirdi. Kan ter içindeydi, belli ki koşarak gelmişti.

Taehyung: "Doktor! Sevgilim ve bebeğimiz... İyiler mi?!"

Doktor: "Sakin olun beyefendi. Sevgiliniz de, bebekleriniz de gayet sağlıklı. İkizleriniz olacak."

Taehyung’un gözleri fal taşı gibi açıldı. Kekelemeye başladı: "N-ne? Bebekler mi? Yani ben... İki kere mi baba oluyorum? Çifte... çifte mi?"

Taehyung, sevinçten ve şoktan daha fazla dayanamadı; olduğu yere yığılıp bayıldı.

Felix: "Aha! Baba bayıldı!"

Oda servisinde Jungkook ise her şeyden habersiz, bir şekilde yatakta uzanmış bir şekilde çikolata yiyordu az önceki sancısı dan eser yoktu . Birazdan gelecek haberden de habersizdi tabiki .

O cikolatasini keyifle bir kaç tatlı mirilti çıkararak yerken içeri taehyung girdi .

Taehyung, koridorda ayıldıktan saniyeler sonra sanki üzerine bir kova soğuk su dökülmüş gibi kendine geldi. "İkizler..." diye mırıldandı kendi kendine

. Hızla ayağa kalktı, üzerindeki tozu silkelemeden Jungkook’un odasına daldı.

Jungkook, yatakta yarı uzanmış, elindeki çikolatanın son parçasını keyifle ağzına atarken Taehyung’u gördü.

Taehyung’un gözleri parlıyordu, sanki dünyanın en büyük hazinesini bulmuş gibi bakıyordu.

Jungkook: "Tae? Ne oldu sana böyle? Neden kan ter içindesin, üstün başın ne halde?"

Taehyung cevap vermeden Jungkook’a doğru atıldı ve ona sımsıkı sarıldı. Öyle derin, öyle içten sarılıyordu ki, Jungkook bir an nefesinin kesildiğini sandı.

Jungkook: "Ya Tae! Bir dur, sakin ol... Ne oluyor? Alt tarafı biraz sancım vardı, geçti gitti işte. Neden sanki savaştan çıkmış gibi bakıyorsun?"

Tam o sırada kapı tıklatıldı ve doktor içeri girdi. Yüzünde geniş bir gülümseme vardı.

Doktor: "Jungkook Bey, kendinizi daha iyi hissediyor olmalısınız. Az önceki sancılarınız çok normal, çünkü içeride sandığınızdan daha kalabalık bir ekip var."

Jungkook kaşlarını çattı, "Nasıl yani doktor bey? Kalabalık ekip derken?

Doktor: "Tebrik ederim, az önceki ultrasonda net bir şekilde gördük. Bir değil, iki kalp atışı duyuyoruz. İkizleriniz olacak."

Jungkook’un elindeki çikolata paketi yavaşça yatağın üzerine düştü. Gözleri faltaşı gibi açıldı, eli istemsizce karnına gitti. Bir değil, iki can mı? İçinde iki küçük kalp mi atıyordu şimdi?

Şoktan dili tutulmuştu, sadece karnına bakıp duruyordu.
Doktor gülümseyerek "Sizi yalnız bırakayım," deyip odadan çıktı.

Taehyung hemen Jungkook’un yanına, yatağın kenarına ilişti. Jungkook’un ellerini tutup dudaklarına götürdü.

Taehyung: "Duygun mu bebeğim? İki tane... Aynı anda iki mucize. Sen dünyanın en harika, en güçlü insanısın. Sana ne kadar teşekkür etsem, seni ne kadar övsem az kalır. Sen benim hayatımın anlamısın Jungkook."

Taehyung onu övgülere boğarken, Jungkook yavaş yavaş şoku atlattı ve günlerdir iç biriktirdiği o kırgınlığı hatırladı. Kaşlarını çatıp ellerini Taehyung’un ellerinden çekti ve kafasını başka yöne çevirdi.

Jungkook: "Boşuna uğraşma Taehyung. Övgülerin beni etkilemiyor. Kaç gündür mesajlarıma cevap vermedin, beni burada tek başıma merakta bıraktın. Şimdi gelip 'bebeğim' demen her şeyi düzeltmiyor."

Taehyung, Jungkook’un o tatlı tribini görünce hafifçe gülümsedi. Onun gönlünü almanın zor olacağını biliyordu ama bu hali bile ona çok çekici geliyordu.

Taehyung: "Biliyorum, haklısın. Eşeklik ettim, kendimi affettirmek için ne dersen yaparım. Seni bir an bile ihmal ettiğim için kendimden nefret ediyorum. Lütfen bak bana... O güzel gözlerinden mahrum bırakma beni."

Jungkook hala somurtuyordu ama içten içe Taehyung’un bu çabası hoşuna gidiyordu. En sonunda dayanamayıp ona doğru döndü.

Jungkook: "Tamam, affederim ama bir şartla."
Taehyung heyecanla ona yaklaştı, yüzündeki yorgunluk bir anda dağılmıştı.

Taehyung: "Ne istersen söyle! Ne istersen yaparım, istersen dünyayı ayağına sererim güzelim. Söyle, ne şartı?

Jungkook yavaşça, sanki çok önemli bir belge çıkarıyormuş gibi yastığının altından telefonunu çıkardı. Ekranı kaydırıp Taehyung’un gözünün önüne tuttu.

Listede; kış ortasında bulunması imkansız çilek ,erik ,karpuz ,muz , özel yapım tatlılar ve seul' ün bir ucundaki o meşhur dükkanın yiyecekleri vardı.

Jungkook: "Eğer bana bunları hemen şimdi bulup getirirsen, o zaman belki affetmeyi düşünebilirim."

Taehyung listeye baktı, sonra Jungkook’un o ciddi ama bir o kadar da sevimli yüzüne... Jungkook, bir yandan hamileliğin verdiği o masumiyetle, bir yandan da zafer kazanmış bir edayla bakıyordu

. Taehyung ona sanki ilk defa aşık oluyormuş gibi, tatlı bir yorgunluk ve büyük bir hayranlıkla baktı.
Dayanamayıp Jungkook’un yanağına uzun, sulu bir öpücük kondurdu.

Taehyung: "Senin istediğin sadece bunlar olsun... Bunlar dünyanın öbür ucunda bile olsa bulur getiririm bebeğim. , sen yeter ki iste."
Jungkook, Taehyung’un bu kadar çabuk kabul etmesine ve o derin bakışlarına karşı utandığını belli etmemek için kafasını hafifçe sağa çevirdi. Ama dudaklarına yayılan o engelleyemediği gülümseme her şeyi ele veriyordu.

Taehyung, onun bu tatlılığına karşılık yanağına, boynuna küçük ve sevgi dolu öpücükler kondurmaya devam etti.

Taehyung'un o fırtınalı ve komik alışveriş macerasıyla devam edelim. Jungkook için dünyayı karşısına alan bir babanın hikayesi başlıyor!

Taehyung, hastaneden fırladığı gibi arabasına atladı. Jungkook’un listesi adeta bir görev emri gibi telefonunun ekranında parlıyordu

. Vakit gece yarısına yaklaşıyordu ve seul' ün ayazı camları dövmeye başlamıştı ama Taehyung’un içindeki heyecan ve pişmanlık ateşi onu ısıtmaya yetiyordu.

"Tamam Tae, sakin ol. Alt tarafı bir liste. İki bebek bekliyorsunuz, bu kadarcık şeyi bulamazsan baba demesinler sana," diye kendi kendine gaz veriyordu.

İlk durak, listenin en başındaki o meşhur "el yapımı çilekli tart" dükkanıydı. Taehyung dükkana vardığında kapıdaki "KAPALI" yazısını gördü.

Cama yapışıp içerideki ışıklara baktı, kapıyı yumrukladı ama nafile. "Hadi ama! Gece yarısı tatlısı diye bir şey var, neden kapalısınız?" diye söylendi.
Yılmadı, ikinci dükkana geçti. Orada da istediği o özel meyve sepetini bulamadı. Gittiği her manavda "Abi bu mevsimde o meyve zor," cevabını aldıkça sinirden gülmeye başladı.

Üçüncü saatine girdiğinde Taehyung artık seul' ün altını üstüne getirmişti. Gece açık olan ne kadar şarküteri, manav ve pastane varsa gezmişti. Bir dükkanda listeyi gösterdiğinde adam ona "Evlat, bu saatte bunları ancak rüyanda görürsün," dediğinde Taehyung, "Benim rüyam şu an hastane odasında çikolata yiyor amca, bulmam lazım!" diye bağırmamak için kendini zor tuttu.

Ayakkabıları şu içinde kalmış, saçları dağılmıştı. Tam umudunu kesmek üzereyken, şehrin en ücra köşesinde ışığı yanan küçük bir butik market gördü. İçeri daldığında listenin yarısını orada buldu.

Diğer yarısı için ise market sahibini ikna edip deposuna girerek son kalan meyve kasalarını karıştırdı.

Gecenin saat üçünde, Taehyung’un elinde kollarını dolduran poşetlerle arabasına döndü. Yorgunluktan bitmişti ama yüzünde zafer kazanmış bir komutan edası vardı.

Hemen gaza basıp şehir dışındaki o huzurlu bungalov eve doğru sürmeye başladı. Jungkook’un oraya geçtiğini biliyordu.
Bungalov evin önüne geldiğinde, kar hafiften çiselemeye başlamıştı.

Kapıyı yavaşça anahtarıyla açtı. İçeride şöminenin hafif çıtırtısı ve tarçın kokusu vardı. Jungkook, koltukta battaniyesine sarılmış, hafifçe uyuklar vaziyetteydi.

Taehyung elindeki poşetleri sessizce masanın üzerine bıraktı. Poşetlerden çıkan meyvelerin ve tatlıların kokusu odaya yayıldı. Jungkook burnunu çekerek gözlerini araladı.

Karşısında perişan halde ama gülümseyen Taehyung’u görünce kalbi yumuşacık oldu.

Taehyung yanına yaklaşıp diz çöktü. Jungkook’un elini tutup öptü. "Dünyanın öbür ucu değildi ama Seul'ün öbür ucundan geliyorum bebeğim. Hepsi burada. Seni ve küçükleri doyurmak için canımı dişime taktım."

Jungkook masadaki yığınla yiyeceğe, sonra da Taehyung’un çamurlu ayakkabılarına ve dağılmış saçlarına baktı. Tüm tribi, tüm inadı o an uçup gitti.

Jungkook, Taehyung’un o perişan ama gururlu halini görünce içindeki tüm buzlar bir anda eridi.

Masadaki poşetlere değil, sadece yorgunluktan gözleri küçülmüş sevgilisine bakıyordu.

Taehyung, koltuğun kenarına, Jungkook’un dizlerinin dibine çöktü. Başını yavaşça Jungkook’un dizlerine yasladı. "Bulabildiğim her şeyi getirdim..." diye mırıldandı uykulu bir sesle. "Affettin mi beni?"

Jungkook hiçbir şey söylemeden ellerini Taehyung’un darmadağın olmuş saçlarına daldırdı. Parmak uçlarıyla saç derisine masaj yaparken, Taehyung huzurla bir iç çekti. Jungkook yavaşça öne doğru eğildi, Taehyung’un kulağına fısıldadı:

"Sadece affetmekle kalmadım Tae... Senin bu halin, bize olan bu ilgin... Beni sana her defasında daha çok aşık ediyor."

Jungkook, Taehyung’un çenesinden tutup yüzünü kendine çevirdi. Aralarındaki mesafe kapandığında, odadaki şöminenin çıtırtısı dışında hiçbir ses kalmamıştı.

Jungkook, Taehyung’un üzerine doğru hafifçe yükselip kucağına yerleştiğinde, Taehyung’un elleri hemen belini buldu; korumacı ve sahiplenici bir tavırla onu kendine daha çok çekti.
Taehyung’un bakışları Jungkook’un dudaklarından karnına, oradan da dolan gözlerine kaydı. "Senin ve onların canı ne isterse, ben her zaman orada olacağım," dedi sesi boğuklaşarak.

Jungkook, Taehyung’un boynuna kollarını dolarken dudaklarını sevgilisinin boynuna bastırdı. Tenine değen her nefes, aralarındaki o bitmek bilmeyen özlemi ve tutkuyu daha da körüklüyordu.

( SMUT KISIM)

Odanın içindeki şöminenin çıtırtısı, dışarıdaki rüzgarın uğultusuna karışırken, aralarındaki çekim artık fiziksel bir boyuta ulaştı. Jungkook, Taehyung’un kucağında hafifçe yükselerek parmaklarını onun ensesindeki saçların arasına daldırdı ve onu kendine doğru çekti.

Taehyung, sanki bu anı asırlardır bekliyormuş gibi bir nefes vererek Jungkook’un dudaklarına kapandı. Bu öpücük, az önceki tüm kavgaların, o korkunç ses kaydının ve ayrı geçen günlerin tüm acısını silip atmak istercesine sert ve tutkuluydu. Dudakları birbirine değdiği an, aralarında sanki elektrikli bir bağ kuruldu. Taehyung, bir elini Jungkook’un sırtına yerleştirip onu göğsüne tamamen yapıştırırken, diğer eliyle yüzünü avuçladı.

Jungkook, Taehyung’un alt dudağını hafifçe çekiştirerek öpüşmeyi daha da derinleştirdiğinde, Taehyung’un boğazından hırıltılı bir ses çıktı. Dudakları her ayrıldığında, sanki nefes almak için değil, birbirlerine daha farklı bir açıdan kenetlenmek için duruyorlardı. Taehyung’un dili, Jungkook’un dudaklarının arasını yoklayıp içeri sızdığında, Jungkook’un tüm vücudu bir yay gibi gerildi ve kollarını sevgilisinin boynuna daha sıkı doladı.

Taehyung, öpüşürken bir yandan da Jungkook’un yanağını, çenesini ve boynuna doğru inen o hassas çizgiyi dudaklarıyla mühürlüyordu. Her dokunuşu, her nefesi Jungkook’un teninde yangınlar çıkarıyordu. Şöminenin turuncu alevi yüzlerine vururken, ikisi de sadece birbirlerinin kalp atışlarını ve hızlanan nefeslerini duyabiliyordu.

Taehyung, bir anlığına geri çekilip alnını Jungkook’unkine yasladığında, ikisi de nefes nefeseydi. Gözleri birbirinin derinliklerinde kaybolmuştu.

Taehyung: (Sesi arzudan ve yorgunluktan kısılmış bir şekilde) "Senin kokunu... tenini... Seni böylesine hissetmeyi o kadar özledim ki, Jungkook. Başka hiçbir şeyin önemi yok artık."
Jungkook, sevgilisinin dudaklarına son bir tutkulu öpücük daha kondurup başını onun boynuna gömdü. Oradaki o huzurlu nabız atışını hissederken, dünyanın en güvenli yerinde olduğunu biliyordu.

Tutkulu anlar yavaş yavaş yerini huzurlu bir sessizliğe bıraktığında, ikisi de şöminenin karşısındaki geniş koltuğa iyice yerleşmişti. Taehyung, Jungkook’un saçlarını okşuyor, Jungkook ise başını onun göğsüne yaslamış, odadaki odun çıtırtılarını dinliyordu.

Ancak Jungkook’un aklında, salonda "bacılarla" yaptığı o konuşma yankılanıyordu: "Sanırım tae benimle evlenmek istemiyor..." Bu düşünce içini kemirmeye başlayınca, huzurlu sessizliği bozmaya karar verdi. Hafifçe doğrularak Taehyung’un gözlerinin içine baktı. Bakışları biraz hesap sorar gibi, biraz da kırgındı.

Jungkook: "Tae... Bir şey soracağım."
Taehyung: (Gülümseyerek) "Sor bebeğim, istersen bin tane sor."

Jungkook: "Şimdi biz... İki tane bebek bekliyoruz değil mi? Yani resmen bir aile oluyoruz. Ama sanki bir şeyler eksik gibi, ne dersin?"

Taehyung kaşlarını hafifçe kaldırıp etrafa bakındı. "Eksik mi? Yiyecekleri getirdim, şömine yanıyor, yanımda sen varsın... Ne eksik olabilir ki?"

Jungkook derin bir iç çekip kollarını göğsünde bağladı. Yüzündeki o meşhur "trip" ifadesi yavaş yavaş geri geliyordu.

Jungkook: "Bak işte, yine anlamıyorsun! Taehyung, karnım burnuma gelinceye kadar bekleyecek miyiz? Şurada kaç aydır beraberiz, üstelik şimdi ikizlerimiz olacağını öğrendik ama senin ağzından tek bir kelime bile çıkmadı. 'Evlilik' kelimesi senin lügatında yok mu acaba?"

Taehyung bir an donup kaldı. Jungkook’un bu kadar direkt bir şekilde konuya girmesini beklemiyordu.

"Jungkook, ben sadece... Yani her şey o kadar hızlı gelişti ki..."
Jungkook: (Sesini biraz yükselterek) "

"Hızlı mı? Taehyung, çocuklarımız doğacak neredeyse! Seungminlerlen salonda evlilikten bahsederken ben yerin dibine girdim. Sanırım sen benimle bırak bir hayat kurmak, resmen 'eşim' demek istemiyorsun. Sadece 'bebeklerin babası' olarak kalmaya niyetlisin herhalde?"

Jungkook koltuktan kalkmaya yeltendi, gözleri yine dolmaya başlamıştı.

Jungkook: "Eğer öyleyse söyle, ben de kendimi ona göre hazırlayayım. Boşuna hayal kurmayayım burada 'evlenme teklifi edecek' diye!"

Taehyung hızla Jungkook’un bileğinden tutup onu durdurdu. Yüzünde panik ama aynı zamanda gizli bir gülümseme vardı.
Taehyung: "Jungkook, bir dur! Dinle beni... Sen gerçekten seninle evlenmek istemediğimi mi sanıyorsun?"

Jungkook tam ağzını açmış ",sen anca hızlı gelişti de seninle evlenmek istemiyormuy de dur "Ben burada çocuklarımızı tek başıma mı büyüteceğim sanıyorsun!" diye bağıracakken, bungalovun ahşap kapısı sanki bir koçbaşıyla zorlanıyormuş gibi gürültüyle sarsıldı.

Kapı bir anda "bam" diye açıldı. Önde Jisung, arkasında Seungmin ve hemen yanlarında elinde devasa bir paketle Felixve Jimin içeri daldılar. Sanki dakikalardır kapıyı dinlemiyorlarmış gibi bir de şaşırmış numarası yapıyorlardı

Jisung: (Nefes nefese) "Dayanamadım vallahi dayanamadım! Taehyung, iki saattir içeride 'hızlı gelişti' falan diyorsun. Oğlum, çocukların lise taksitini mi bekliyorsun teklif etmek için?"

Seungmin: (Jungkook’un yanına gidip omuzlarını tutarak) "Bebeğim, boşuna ağlama. Biz sana dedik bu adamda iş yok diye. Bak, biz bile dayanamadık baskına geldik. Ankara'nın yarısını dolaştı o meyveleri bulmak için ama iki kelimeyi bir araya getirip 'evlen benimle' diyemedi!"

Jungkook şaşkınlıktan gözlerini kırpıştırırken, Taehyung yastıkların arasına gömülmek istiyormuş gibi görünüyordu. Eliyle yüzünü kapattı.

Taehyung: "Ya sabır... Sizin ne işiniz var burada? Hani kimseye söylemeyecektin Seungmin hani biraz daha geç gelecektiniz?"

Felix: "Ayol nasıl durabiliriz? Jungkook içeride 'tae benimle evlenmek istemiyor' diye yas tutarken biz dışarıda çekirdek mi çitleyecektik? Al işte, bütün romantizm yerle bir oldu ama hak ettin!"
Jungkook: (Hala tripli ama biraz da gülmemeye çalışarak) "Gördün mü Taehyung? Bacılar bile durumun vahametinin farkında. Sen hala 'hızlı gelişti' de dur."

Taehyung, "seungminlerin" baskısıyla iyice köşeye sıkışmış gibi görünüyordu ama beklenenin aksine diz çökmek yerine derin bir nefes alıp ayağa kalktı. Ellerini cebine attı ve odadakilere, özellikle de Jisung’a "siz ne karıştırıyorsunuz?" der gibi baktı.

Taehyung: "Bakın, hepiniz bir şeyler bekliyorsunuz biliyorum. Ama ben o teklifi burada, bu kaosun içinde, üstelik ben bu haldeyken ( ustundeki giysiler biraz kirli falan) yapmayacağım."
Jungkook’un yüzündeki o küçük gülümseme bir anda dondu. "Ne yani? Yapmayacak mısın?"

Taehyung: "Şu an değil Jungkook. Çünkü sen ve o iki küçük mucize, ayaküstü edilmiş bir tekliften çok daha fazlasını hak ediyorsunuz. Her şeyi mahvettiniz çocuklar, tebrikler! Ben buraya sadece Jungkook’un gönlünü almaya, ona getirdiğim şu yiyeceklerle bir 'ateşkes' imzalamaya gelmiştim."

Jisung: "Aman be Tae! Biz de romantizm göreceğiz diye kapılarda helak olduk. Amma naz yaptın ha!"

Seungmin: "Taehyung haklı aslında. Jungkook, bakma sen bunlara. Adam daha yeni ayıldı, ikizler olduğunu yeni öğrendi. Bırakalım da önce bir nefes alsınlar."

Jungkook kollarını bağlayıp Taehyung’a yan yan baktı. Teklif gelmediği için içten içe bozulmuştu ama Taehyung’un "daha fazlasını hak ediyorsunuz" demesi de kalbini çalmıştı.

Jungkook: "İyi bakalım Bay Kim. Teklif falan yoksa, o getirdiğin her şeyi ben ve bebeklerim tek başımıza yiyeceğiz. Sana tek bir dilim bile yok!"

Taehyung gülerek Jungkook’un yanına oturdu ve onu kolunun altına aldı. "Yiyin bakalım... Ama o teklif günü geldiğinde, kaçacak yerin olmayacak."

Felix: "E madem teklif falan yok, biz de şu getirdiğin çilekli tartlardan nasiplenelim bari. Hadi bacılar, mutfağa!"

Grup kahkahalarla mutfağa doluşurken, Taehyung Jungkook’un kulağına eğildi: "Sadece biraz sabret bebeğim. Öyle bir an olacak ki, sadece biz ve sessizlik olacak. O zaman anlayacaksın neden beklemeni istediğimi."

Gecenin kaosu, yerini tatlı bir yorgunluğa bırakmıştı. "Bacılar" tayfası, mutfaktaki atıştırmalık seansından sonra oturma odasındaki koltuklara ve yer yataklarına yavaş yavaş dağıldılar. Ancak uyumadan önce, odadan odaya fısıltılar yükselmeye devam ediyordu.

Seungmin: "Yarın sabah büyük gün bacilar ! Kahvaltıdan sonra bahçede ikizler için küçük bir kutlama organize ediyoruz. Balonları ben hallederim."

Jisung: "Ben de en sevdiğim pastaneden çifte pasta sipariş edeceğim! Bir tane yetmez, malum içeride nüfus arttı."

Felix: "Ben de bebekler için aldığım o ilk zıbınları çıkaracağım. Yarın herkes neşeli olacak, itiraz istemiyorum!"

Jungkook, odasından gelen bu planları duydukça gülümsedi. Artık içindeki o büyük korku ve yalnızlık hissi tamamen uçup gitmişti. Taehyung’un odaya girip kapıyı usulca kapatmasıyla her şey tamamlanmış oldu.

Taehyung, üzerindeki yorgun dış kıyafetlerden kurtulup yatağa, Jungkook’un yanına süzüldü. Jungkook, sanki bu anı bekliyormuş gibi hemen Taehyung’un göğsüne sokuldu. Taehyung’un o güçlü kolları, bir zırh gibi Jungkook’u ve henüz varlıklarını yeni sindirmeye çalıştıkları o iki küçük mucizeyi sardı.

Jungkook: (Uykulu bir fısıltıyla) "Tae... Hala inanamıyorum. İki tane mi yani?"

Taehyung: (Jungkook’un saçlarına derin bir öpücük kondurarak) "İki tane sevgilim... İki tane küçük Jungkook veya iki tane küçük Taehyung. Ama kimin olduğu önemli değil, sadece senin olduğun için çok şanslılar."

Taehyung elini Jungkook’un karnına, o sıcak ve kutsal bölgeye koydu. Avucunun altında sanki o iki küçük kalbin ritmini duyabiliyordu. Jungkook, Taehyung’un düzenli nefes alışverişlerini dinlerken kendini o huzurlu kollara tamamen bıraktı.

Evin diğer köşelerinde Seungmin ve diğerleri çoktan derin bir uykuya dalmış, yarınki kutlamanın hayallerini kurmaya başlamışlardı. Bungalovun içindeki şömine yavaşça sönerken, odada sadece birbirine kenetlenmiş iki aşığın huzurlu nefesleri kaldı. Seul' ün dondurucu ayazına inat, bu küçük evde dünyanın en sıcak sabahına uyanmak üzere gözlerini kapattılar.

Güneş, bungalovun ahşap pencerelerinden süzülüp odayı ısıtırken Jungkook huzurla gerinerek gözlerini açtı. Eli gayriihtiyari yanındaki boşluğa gitti ama çarşaflar soğumuştu. Taehyung yatakta değildi. Bir anlık panikle yerinden doğrulsa da aşağıdan gelen tıkırtılar ve burnuna çalınan taze kızarmış ekmek kokusu içini rahatlattı.

Üzerine Taehyung’un hırkasını geçirip çıplak ayaklarla merdivenlere yöneldi. Mutfağa adım attığında Taehyung’u ocağın başında, üzerinde bir önlükle harıl harıl çalışırken gördü. Jungkook’un yüzünde kocaman bir gülümseme yayıldı; daha fazla dayanamayıp sessizce yaklaştı ve Taehyung’un beline arkadan sımsıkı sarıldı.

Jungkook: "Günaydın sevgilim... Beni yalnız bırakıp nereye kaçtın?"

Taehyung, bu beklenmedik sarılmayla irkilse de hemen gevşedi. Elindeki spatulayı bırakıp arkasına döndü. Jungkook’u kollarının arasına alıp önce alnına uzun bir öpücük kondurdu, sonra yavaşça eğilip ellerini Jungkook’un karnına koydu.

Taehyung: "Günaydın bebeğim Ve günaydın benim küçük, minik mucizelerim..." diyerek Jungkook’un karnına da sevgi dolu iki küçük öpücük bıraktı.

Tam o sırada merdivenlerden gelen gürültüyle "bacılar" ekibi dökülmeye başladı. Seungmin, uykulu gözlerini ovuşturarak mutfağa girdiğinde kokuyu içine çekti.
Seungmin: "Ooo, bu ne güzel bir koku böyle! Sabah sabah bizi cennete mi uyandırdınız?"

Seungmin, Taehyung’un mutfaktaki profesyonel tavrını görünce dayanamayıp bıyık altından güldü.

Seungmin: "Bak sen şu işe... Bizim enişte beyimizin daha ne gibi hünerleri var acaba? Mutfakta bu kadar iyiyse, vay halimize! Elinden her iş geliyor maşallah."

Taehyung bu takılmaya karşı sadece güldü ve ocağın altını kıstı.

Taehyung: "Daha çok şey göreceksiniz Seungmin, yeni başlıyoruz. Hadi bakalım, dökülün masaya."
Ardından Jungkook’un belini nazikçe okşayıp kulağına fısıldadı:

Taehyung: "Sen masaya geç bebeğim, en sevdiğin peynirli omleti yapıp hemen geliyorum."

Jungkook, Taehyung’un bu korumacı ve düşünceli tavrına karşılık onun yanağına sulu bir öpücük kondurdu ve "Seni seviyorum," diyerek masadaki yerine geçti. Diğerleri de şen şakrak masaya oturmuş, Taehyung’un hazırladığı muazzam kahvaltının tadını çıkarmaya başlamışlardı.

Tam o sırada, evin girişinden gelen sert bir tıklama sesi tüm neşeyi bıçak gibi kesti. Kapı, bir bungalovun sakin sabahına hiç uymayacak kadar kararlı ve sert bir şekilde çalıyordu.
Herkes bir anlığına donup kapıya baktı. Bu saatte buraya kimin gelmiş olabileceği büyük bir merak konusuydu...

Oh bitti bu günlük bu kadar
Bu sefer 3491 kelime yazmışım hiii
Nasıl olmuş yorumlarınızı bekliyorummmm
🩵🩵🩵🩵☘️☘️☘️☘️👏👏