5. bölüm · SANA RAĞMEN SENİ SEVMEK : CHANMİN

AİT OLMADIĞIM AN...

ZEPHİRA ♣️♀️

."seıngmin Arabanın camından dışarı bakıyordu.
Ama aslında hiçbir şeyi görmüyordu.
Şehir akıyordu… insanlar geçiyordu… hayat devam ediyordu.
Onunki hariç.
Yan koltukta oturan adam — sözlüsü chan— direksiyonu tek eliyle tutarken ara sıra ona bakıyordu.
Bakışlarında tuhaf bir yumuşaklık vardı.
Ama o, bunu bile kaldıramıyordu.
Çünkü bu adam kötü değildi.
Bir mafya lideri olmasına rağmen kötü. Biri değildi
Normalde bilirsiniz mafya babaları aşırı zalim olur
Bilirsiniz ama bu adam kötü biri değildi acaba sadece Seungmine karsimi böyleydi, seungmin anlam veremiyordu.
Sorun buydu.
Kötü biri olsaydı nefret edebilirdi.
Ama edemiyordu.
İçinde tarif edilemez ama bir o kadarda garip bir his vardı içinde .
Bu da acıyı katlıyordu.
"Çok sessizsin."
Chanın sesi arabada yankılandı.
Yumuşaktı.
Rahatsız etmeyecek kadar dikkatli.
O ise hafifçe başını çevirdi.
Zoraki bir gülümseme.
Ezberlenmiş.
Yapay.
"Yorgunum biraz."
Chan gözlerini yoldan ayırmadan gülümsedi.
"Bugün büyük bir gün."
Kalbi tekledi.
Büyük gün.
Evet.
Bir hayatın sonu için gerçekten büyük bir gün sayılırdı.
Arabada yeniden sessizlik oluştu.
Ama bu sessizlik huzurlu değildi.
Boğucuydu.
Göğsüne baskı yapan, nefesini daraltan türden.
Ve tam o sırada…
Telefon titreşti.
Ekranda gördüğü isimle kanı çekildi.
Kardeşi.
Parmakları titreyerek açtı.
"Abi…"
Sesi kırılgan ve titrek cıkıyordu .
Ama mutlu.
O sesi duyduğu anda içi paramparça oldu.
"Her şey yolunda mı?"
Kendi sesi bile yabancı geliyordu.
"Abi… gerçekten emin misin?"
Kalbi durdu.
Bu soru.
Bu lanet soru.
Bu her şeyi yakan soru.
Gözlerini kapattı.
Başını cam tarafına çevirdi.
Adam fark etmesin diye.
Fark ederse…
Çözülürdü.
Dağılırdı.
Yıkılırdı.
"Eminim." Dedi istemsizce
Ama içinde bin tane ölüm vardı.
Telefondaki sessizlik ağırlaştı.
Sonra kardeşinin sesi fısıltı gibi geldi

Boğazı düğümlendi.
Gözleri yandı.
Ama ağlayamazdı.
Asla.
Şimdi değil.
"Mutlu olman yeter."
Sesini zorla sabit tuttu.
"Gerisi önemli değil."
Telefon kapandığında…
Dünya tamamen sustu.
Ama içindeki çığlık…
Kulakları sağır edecek kadar büyüktü.
Yanındaki adam tekrar baktı.
Bu kez biraz daha dikkatli.
"İyi misin?"
Başını salladı.
Yine o sahte gülümseme.
Ama bu kez…
Gözlerinin içi ihaneti ele veriyordu.
Ve adam bunu gördü.
Kesinlikle gördü.
Çünkü bakışları değişti.
Şüpheli.
Meraklı.
Tehlikeli.
"Gerçekten… iyi misin?"
Bu soru artık sıradan değildi.
Bir şeylerin başlangıcıydı.
O ise ilk defa gözlerini adamın gözlerine dikti.
Ve o an…
Adam bir şey fark etti.
Bu evlilikte eksik olan şeyi.
En önemli şeyi.
Kalp.
Çünkü karşısında oturan kişi…
Onun yanında değildi.
Asla olmamıştı
ARADAN YARIM SAAT GEÇTİKTEN SONRA
Kocaman bir avmnin önünde durdular;
Araba AVM’nin girişine yanaştığında Seungmin’in içinde tarif edemediği bir huzursuzluk dalgası yükseldi. Motor sustu, ama onun zihnindeki uğultu dinmedi. Camdan dışarı baktı. İnsanlar girip çıkıyordu; kimisi kahkahalarla, kimisi telaşla, kimisi sevgilisinin elini tutarak. Hayat, herkes için olağan bir akıştaydı.
Onun içinse her şey tuhaf bir ağırlık taşıyordu.
Chan emniyet kemerini çözerken rahat görünüyordu. Sanki sıradan bir gün, sıradan bir planmış gibi sakindi. Seungmin kapı koluna uzandı ama elini çekti. İçindeki o belirsiz his geçmek bilmiyordu.
Sonunda dayanamadı.
“Neden beni buraya getirdin?”
Chan ona baktı. Bakışlarında küçük, neredeyse eğlenceli bir gizem vardı.
“Sence bir düşün bakalım,” dedi sakin bir tonla. “Neden gelmiş olabiliriz?”
Seungmin’in kaşları hafifçe çatıldı. Chan’ın bu kaçamak tavrı huzursuzluğunu daha da büyütüyordu.
“Chan…”
Chan arabadan indi. Her zamanki rahatlığıyla kapıyı açıp ona doğru eğildi.
“Hadi hadi,” dedi hafif bir gülümsemeyle. “Çok soru sorma. İçeri girince görürsün.”
O ton… hafif alaycı, hafif neşeli.
Ama Seungmin’in içinde neşeye yer yoktu.
Yine de daha fazla üstelemedi. Sessizce arabadan indi ve Chan’ın yanında yürümeye başladı.
AVM’nin kapısından içeri girdiklerinde sıcak hava yüzlerine çarptı. Kalabalığın uğultusu kulaklarını doldurdu. Parlak ışıklar, vitrinlerden yansıyan altın tonları, süslü mankenler… Her şey fazla canlıydı.
Ve sonra…
Seungmin’in adımları aniden yavaşladı.
Çünkü karşıda…
İki aile vardı.
Chan’ın ailesi.
Ve…
Kendi ailesi.
Gözleri büyüdü.
Kalbi bir an tekledi.
Bu sahneye hazır değildi.
Chan ise gayet doğal bir ifadeyle yürümeye devam ediyordu. Sanki bu manzara tamamen normalmiş gibi.
“Beni bu yüzden mi buraya getirdin?”
Sesindeki o ince gerilim Chan’ın dikkatini çekti.
Seungmin’in bakışları sertleşmişti.
“Evlenecek olan biziz. Başkaları değil… farkındaysan.”
Seungmin dudaklarını birbirine bastı. Cevap verecek gibi oldu ama o sırada Seungmin’in annesinin sesi ortamı doldurdu.
“AA olur mu öyle şey!”
Kadın hızlı adımlarla yanlarına geldi. Gözlerinde heyecan, yüzünde tartışmaya kapalı bir kararlılık vardı.
“Ben çocuğumu bir kere evlendiriyorum.”
Sesinde mutlak bir sahiplenme, mutlak bir kesinlik vardı.
Seungmin daha ne olduğunu anlayamadan annesi koluna yapıştı.
Sert değil.
Ama kaçışa izin vermeyecek kadar kararlı.
“Anne…”
“Haydi Seungmin!”
Kadın neredeyse onu sürüklercesine vitrinlere doğru çekti.
“Şimdi naz yapmanın zamanı mı? Alışveriş yapacağız.”
Seungmin’in gözleri Chan’a kaydı.
Bakışlarında yardım istemeyen ama anlaşılmayı bekleyen o sessiz ifade vardı.
Chan sadece küçük bir nefes verdi.
Tanıdık bir teslimiyetle.
Tam yürümeye başlayacaklardı ki Chan’ın annesi Seungmin’in yanından geçti.
Omzuyla ona çarptı.
Bu sıradan bir temas değildi.
Bilinçliydi.
Keskin bir memnuniyetsizlik taşıyordu.
Kadın durdu. Seungmin’e baştan aşağı soğuk bir bakış attı. Dudakları hafifçe gerildi.
Ve hiçbir şey demeden yürümeye devam etti.
Seungmin’in bedeni hafifçe sendeledi.
Chan bunu anında fark etti.
Kaşları gerildi.
Bakışları sertleşti.
“İyi misin?”
Sesindeki ton artık tamamen değişmişti.
Gerçek bir endişe.
Gerçek bir dikkat.
Elini Seungmin’in koluna uzattı.
“Kolun acıdı mı?”
Seungmin o teması fark ettiği anda içgüdüsel bir refleksle hafifçe geri çekildi.
Küçük.
Ama keskin.
“İyiyim.”
Bakışlarını kaçırdı.
“Sorun yok.”
Chan’ın eli havada kaldı.
O tanıdık mesafe yine aralarına girmişti.
Ve Chan bunu artık net biçimde hissediyordu.
Bu sadece utangaçlık değildi.
Bu…
Bir geri çekilişti.
Chan’ın içinde ince bir huzursuzluk kıpırdamaya başladı.
Ama kendini tuttu.
Hak veriyordu.
Sonuçta gerçekten birbirlerini tam olarak tanımıyorlardı.
Ama yine de…
Bu soğukluk canını yakıyordu.
Çok geçmeden onlar da ailelerin peşinden yürümeye başladı. AVM’nin parlak ışıkları altında ilerlerken Seungmin’in adımları ağırlaşmıştı. Etrafındaki kahkahalar, heyecanlı konuşmalar ona ait olmayan bir hayatın sahnesi gibiydi.
Chan’ın annesi bir vitrinin önünde aniden durdu.
“Elbise sonra.”
Kesin.
Kararlı.
“Önce ayakkabı.”
Chan şaşkınlıkla baktı.
“Anne az önce elbi—”
“AYAKKABI dedim Chan.”
Tartışmaya kapalı.
Seungmin fark etmeden derin bir nefes verdi.
Garip bir şekilde bu karar değişikliği ona iyi gelmişti.
Elbise denemek…
Fazla gerçek hissettirirdi.
Ayakkabı mağazasına girdiklerinde ortam biraz daha sakindi. Kalabalığın uğultusu camların arkasında kalmıştı. Yumuşak ışıklar, düzenli raflar, hafif bir müzik…
Ama Seungmin’in içindeki karmaşa hâlâ dinmemişti.
Chan yanına yaklaştı.
Bu kez daha temkinli.
Daha dikkatli.
Bakışlarını ayakkabılardan ayırmadan konuştu.
“Sence hangisi?”
Sesi sakindi.
Ama içinde bastırılmış bir şey vardı artık.
Seungmin vitrindeki ayakkabılara baktı.
Sonra Chan’a.
Chan’ın gözlerinde o garip ifade vardı.
Kırılgan bir sabır.
Sessiz bir sorgulama.
Ve Seungmin bunu fark etti.
Bu da içini daha çok acıtıyordu.Chan vitrindeki ayakkabılara bakıyormuş gibi duruyordu ama zihni tamamen başka bir yerdeydi. Seungmin’in yanında dururken hissettiği o garip mesafe artık görmezden gelinecek gibi değildi. Bakışları sakin, duruşu kontrollüydü; dışarıdan bakan biri onun gayet normal, gayet uyumlu bir nişan alışverişi içinde olduğunu düşünebilirdi.
Ama Chan’ın içinde alışık olmadığı bir huzursuzluk vardı.
Çünkü Chan sabırlı biri değildi.
En azından insanlar söz konusu olduğunda.
Normalde bu kadar susmazdı. Bu kadar alttan almazdı. Birinin sürekli geri çekilmesine, mesafe koymasına çoktan sert bir tepki verirdi. Hatta belki tartışma çıkardı. Belki ortamı gererdi.
Ama şimdi…
Susuyordu.
Bekliyordu.
Anlamaya çalışıyordu.
Ve bu bile başlı başına tuhaftı.
Seungmin bir rafın önünde durdu. İnce, zarif bir ayakkabıyı eline aldı. Parmakları ayakkabının kenarında gezindi ama bakışları kararsızdı. Chan bunu fark etti. Aslında Chan son birkaç saattir Seungmin’in yüzündeki en küçük değişimleri bile fark eder hâle gelmişti.
İsteksizlik.
Yorgunluk.
Ve o derin, adını koyamadığı şey.
“Onu denemek ister misin?”
Chan’ın sesi yumuşaktı. Normal tonundan belirgin şekilde farklı.
Seungmin başını kaldırdı. Kısa bir an Chan’ın gözlerine baktı. Chan’ın bakışlarında baskı yoktu. Zorlama yoktu.
Bu da Seungmin’in içini tuhaf bir şekilde daha çok sıkıştırdı.
“Olabilir.”
Kelime kısa, ton nötrdü.
Ama Chan bu cevabın ardındaki mesafeyi yine hissetti.
Seungmin oturmak için küçük pufa yöneldi. Hareketleri yavaştı. Sanki bedenini değil de ağır bir düşünceyi taşıyormuş gibiydi. Chan istemsizce ona doğru bir adım attı.
Sonra durdu.
Kendini tuttu.
Normalde düşünmeden yaklaşırdı. Rahat, umursamaz tavrıyla mesafeleri umursamazdı.
Ama şimdi…
Her hareketini hesaplıyordu.
Ve bu Chan’ı daha da rahatsız ediyordu.
Chan gözlerini hafifçe kıstı.
İçindeki düşünce netleşmeye başlamıştı.
Bu sadece utangaçlık değildi.
Bu sadece alışma süreci değildi.
Bu…
Bir şey saklayan birinin davranışıydı.
Chan’ın çenesi hafifçe kasıldı.
Chan kişiliği gereği normalde asla kimseye böyle uysal ve sabırlı davranmazdı.
Bu işin içinde bir şey vardı.
Ama Chan’ın karakterinde bir özellik daha vardı:
Sabretmezdi.
Ama beklerdi.
Doğru anı.
Doğru kırılma noktasını. CHAN' IN Bakışları Seungmin’in üzerindeydi.
Dikkatli.
Analiz eden.
Ve artık fazlasıyla farkında.
Seungmin ayakkabıyı giymek için hafifçe eğildiğinde dengesini kaybeder gibi oldu. Küçük bir an. Küçük bir kayma.
Ama Chan refleksle uzandı.
Bu kez düşünmeden.
Elini Seungmin’in bileğine yerleştirdi.
Sıcak.
Doğrudan.
Yakın.
Ve o an…
Seungmin’in bedeni gerildi.
Chan bunu hissetti.
Net biçimde.
Bakışları yavaşça Seungmin’in yüzüne kaydı.
Gözlerinde artık yalnızca merak yoktu.
Şüphe vardı.
Chan’ın parmakları Seungmin’in bileğine değdiği anda zaman sanki kısa bir anlığına yavaşladı.
Bu sıradan bir refleks olmalıydı.
Birinin dengesini kaybettiğini görüp uzanmak…
Chan bunu düşünmeden yapmıştı.
Ama Seungmin’in verdiği tepki…
Hiç sıradan değildi.
Seungmin’in bedeni aniden gerildi.
Kasları sertleşti.
Nefesi bir an aksadı.
Ve en önemlisi…
O dokunuşu kabullenen birinin rahatlığı yoktu üzerinde.
Chan bunu hissetti.
Sadece gördüğü bir şey değildi bu.
Fiziksel olarak hissetti.
Seungmin’in bileğindeki o ani gerginlik, o görünmez kaçış isteği Chan’ın içini huzursuz bir fark edişle doldurdu.
Bakışları yavaşça Seungmin’in yüzüne kaydı.
Gözlerinde artık yalnızca dikkat yoktu.
Şüphe vardı.
Sessiz.
Ama keskin.
Chan’ın zihninde düşünceler ağır ağır yer değiştirmeye başladı.
Bu sadece utangaçlık değildi.
Bu sadece alışma süreci değildi.
Bu sadece mesafe koyma değildi.
Bu…
Bir şeylerin açıkça yanlış olduğunun işaretiydi.
Chan’ın çenesi hafifçe kasıldı.
Bakışları sertleşti.
Ama dışarıdan hâlâ sakin görünüyordu.
Chan her zaman böyleydi.
Fırtınayı önce içinde başlatırdı.
Bu işin içinde bir şey vardı.
Ve Chan bunu artık inkâr etmiyordu.
Ama Chan’ın içinde büyüyen huzursuzluğun yanında tuhaf bir sakinlik de vardı.
Çünkü Chan’ın karakterinde sabırsızlığın yanında başka bir özellik daha saklıydı:
Takıntılı bir kararlılık.
Kaçan bir bakış.
Geri çekilen bir beden.
Sebepsiz bir mesafe.
Chan bunları unutacak biri değildi.
Ve zihninden geçen düşünce bu kez tamamen netti:
Elbet çıkar kokusu.
Parmakları hâlâ Seungmin’in bileğindeydi.
Ama artık bu dokunuş…
Sıradan bir destek değildi.
Sessiz bir sorgulamaydı.
Seungmin’in bakışları camın diğer tarafına kilitlendiği anda bedeninin verdiği tüm tepkiler kontrolden çıkmıştı. Kalabalığın içinde onu görmek… hazırlıksız yakalanmak gibi değil, adeta nefessiz bırakılmak gibiydi. Göğsünde sert bir baskı oluştu. Parmak uçları buz kesmiş gibi uyuştu.
Zihni tek bir noktaya sabitlenmişti.
O buradaydı.
Ayağındaki ayakkabının varlığını tamamen unutmuştu.
Zemini.
Dengesini.
Chan’ın birkaç adım uzağında durduğunu bile.
İçinde yükselen panikle aniden doğrulmaya çalıştı.
Ama hareketi aceleciydi.
Kontrolsüzdü.
Topuğu zemine tam basmadı.
Kaydı.
O küçük an…
Zamanın kırıldığı yer oldu.
Seungmin’in bedeni aniden dengesini kaybetti. Omuzları gerildi. Gözleri refleksle büyüdü. Havayı yakalamaya çalışır gibi boşluğa uzandı ama tutunacak hiçbir şey yoktu.
Ve o saniyede…
Kalbi gerçekten ağzına geldi.
Chan bunu gördü.
Ama düşünmedi.
Refleks.
Saf refleks.
Elini hızla uzattı.
Seungmin’in bedeni düşme ivmesiyle doğrudan Chan’a çarptı.
Sert değil.
Ama ani.
Yoğun.
Chan geriye doğru hafifçe sendeledi.
Ama düşmedi.
Çünkü Seungmin artık tamamen onun kollarındaydı.
Bir sonraki saniyede…
Seungmin kendini Chan’ın kucağında buldu.
Dünya sustu.
Seungmin’in nefesi kesildi.
Chan’ın göğsüne bu kadar yakın olmak… kalp atışlarını kulaklarının içinde yankılanır gibi duymak… vücudundaki o sıcaklığı hissetmek…
Her şey bir anda fazla gerçek, fazla yoğun hâle gelmişti.
Chan’ın kolları Seungmin’i sıkıca kavramıştı.
Güçlü.
İçgüdüsel.
Koruyucu.
Seungmin’in parmakları istemsizce Chan’ın ceketine tutundu.
Düşmemek için.
Ama bu tutuş…
Tehlikeli derecede samimiydi.
Başını yavaşça kaldırdı.
Ve göz göze geldiler.
Mesafe yoktu.
Kaçacak alan yoktu.
Saklanacak yer yoktu.
Chan’ın bakışları donmuştu.
Ama bu şaşkınlık değildi.
Bu…
Seungmin’i ilk kez gerçekten bu kadar yakından görmenin yarattığı o sessiz çarpılmaydı.
Seungmin’in gözleri titrek bir nefesle Chan’ın gözlerine kilitlendi. Kalbi çılgın gibi atıyordu. Ama bu kez yalnızca düşmenin yarattığı panik değildi.
Chan’ın kollarının yarattığı güvenli ağırlık…
Korkutucu derecede huzurluydu.
Chan’ın eli hâlâ Seungmin’in belindeydi.
Seungmin bunu fark ettiği anda nefesi düzensizleşti.
Chan’ın parmaklarının yarattığı o sıcak baskı…
İçini sebepsiz bir titremeyle doldurdu.
Ve tam o anda…
Camın diğer tarafındaki gözler bu sahneye kilitlendi.
Bakışlar sertleşti.
Seungmin bunu fark etti.
Kanı çekildi.
Chan ise henüz hiçbir şeyin farkında değildi.
Ama Chan’ın içgüdüleri…
Bir fırtınanın yaklaştığını çoktan hissetmeye başlamıştı.
Bu günlük bu kadardiii
1909 kelimeee
❤️🔥❤️🔥❤️🔥❤️🔥❤️🔥
Yeni bölüm yakında gelicek...