10. bölüm · Saklı Ayaz
EMRE İTAATSİZLİK VE TAVİZ
Giray DEMİR
Hakkari’nin o sarp dağlarında, sıfırın altında otuz derecede pusuya yatarken bile kontrolü bir saniye kaybetmedim. En zorlu operasyonları tek bir komutla yönettim. Ama Ankara’nın göbeğinde, bir apartman dairesinde iki kız kardeşimi kontrol etmek... İşte bu, dünyadaki tüm askeri stratejilerden daha zormuş. Üstelik bir de alt katımdaki o dik başlı doktor var. Dün gece kantinde onun erkek kardeşi Eren mevzusunda ömrümde ilk defa yanlış hedefe angaje olup istihbarat hatası yaptım; şimdi de gelmiş merdiven boşluğunda bana firariler için pazarlık yapıyor. Ve en kötüsü ne biliyor musunuz? Hayatımda ilk defa askeri disiplinden taviz veriyorum.
"Abi, valla tamamen Lidya'nın fikriydi!" diye savunmaya geçti Ezgi, salondaki koltukta adeta askeri disiplinle dik otururken.
"Ne? Aşk olsun Ezgi! 'Gidelim, abimin uykusu ağırdır ruhu bile duymaz' diyen sendin!" diye cırladı Lidya, gözlerini büyük bir haksızlığa uğramış gibi açarak.
Salondaki masanın kenarına yaslanmış, kollarımı göğsümde bağlamış bir halde ikisini izliyordum. Bakışlarımdaki o sert ve tavizsiz ifadeyi bozmadım. Odadaki sessizlik uzadıkça ikisi de yavaş yavaş yutkunarak önüne dönmeye başladı. Karşımdaki sivil ya da asker kim olursa olsun, emre itaatsizliğin benim dünyamda tek bir karşılığı vardı.
"Bitti mi savunmanız?" dedim. Sesim pürüzsüz, sakin ama odadaki havayı bir anda buz kesecek kadar netti.
İkisi de anında sustu, başlarını korkuyla öne eğdiler.
"Sınır ötesindeki o hainlerin hedefindesiniz diye sizi en güvenli lojmana, kapısında nöbetçilerin beklediği o bölgeye kapattım," dedim, masadan doğrularak önlerinde sert adımlarla yürüdüm. Sesimin tonu bir tık yükseldiğinde ikisi de oturduğu yerde sindi. "Siz ne yapıyorsunuz? Ben dün gece karargahta nöbetçiyim diye gizlice buraya, henüz güvenliğini tamamen bitirmediğim bu apartmana kaçıyorsunuz! Kafanıza göre nasıl hareket edersiniz siz? Dışarıdaki tehlikenin boyutundan haberiniz var mı sizin?!"
"Abi..." diye mırıldandı Lidya, gözleri dolar gibi oldu. "Sadece eşyalarımızı..."
"Sus Lidya!" diye gürledim, bakışlarımı doğrudan onun üzerine dikerek. "Ben o dağlarda sizin canınız için kurşun sıkarken, sizin burada benim arkamdan iş çevirip güvenliğinizi tehlikeye atmanıza asla izin vermem! Bu yaptığınız firar değil, resmen aptallık!"
Ezgi suçlulukla yutkundu, okyanus gözlerini suçlu suçlu yere dikti. "Haklısın abi, çok özür dileriz. Bir daha asla olmayacak."
Tam o sırada aklıma merdiven basamağında, kollarını göğsünde bağlamış bir şekilde bana diklenen o tıp uzmanı geldi. 'Onlara çok sert davranma, burası senin kışlan değil' demişti.Derin bir nefes alarak içimdeki o öfkeyi bastırmaya çalıştım. O doktora merdivende verdiğim komşuluk sözü, şu an vereceğim cezayı doğrudan sabote ediyordu.
"Normalde ikinizi de hemen bugün o lojmana geri kilitler, kapıya da en sert askerlerimi dikerdim. Nefes bile aldırmazdım size," dedim, sesimi biraz daha normal ama hala soğuk bir tona çekerek. "Ama aşağıdaki komşumuz Miran ablanız... az önce merdivenlerde sizin adınıza araya girdi. Kendisiyle dün gece ve az önce resmi bir anlaşma yaptık. Onun hatrına ve ilk vakanız olduğu için cezanızı hafifletiyorum. Dua edin ona."
İkisi de aynı anda başını kaldırdı, gözlerindeki o korku yerini hafif bir rahatlamaya bıraktı.
"Cezanız şu," dedim, parmağımla salondaki koltukları gösterdim. "Bugün o güvenli lojmana dönmüyorsunuz. Ama akşama kadar bu evde tek bir koli bile açılmayacak! Her şey aynen kalacak. İkiniz de odalarınızdan dışarı adım atmayacaksınız, telefonlar da akşama kadar bende kalıyor. Odalarınızda oturup bu yaptığınız sorumsuzluğun cezasını düşüneceksiniz. Akşama kadar gözüme gözükmeyin."
Lidya itiraz etmek için ağzını açtı ama Ezgi hemen onun kolunu sıkarak susturdu. "Emredersiniz abi, hemen odamıza geçiyoruz," dedi Ezgi.
İkisi de başlarını öne eğip hızla odalarına doğru yürürken, ben de kendi odama geçmek için arkamı döndüm. Siyah tişörtümün kollarını yukarı doğru sıyırırken koridora doğru yürüdüm.
Doktor Miran... Küçücük boyuyla gelmiş, koskoca Yüzbaşıya ceza indirimi yaptırıyor. Eğer benim bir sivilin, hem de o dik başlı doktorun lafıyla kızlara olan öfkemi dindirdiğimi karargahtakiler duysa dilinden düşürmezdi beni. Ama ne derseniz deyin, o doktorun o dik başlı, laf cambazı halleri... Sert kayalıklardan başka bir şey görmeyen şu okyanus gözlerime uzun zaman sonra ilk defa çok farklı bir ışık getiriyor. Neyse, firarileri odalarına kilitlediğimize göre, şimdi gidip biraz uyuyabilirim. Tabii eğer alt katımdaki o sarsak doktor gürültü yapıp uykumu bölmezse.
Biliyorum kısa oldu ama idare edinnn
