Saklı Ayaz kitap kapağı

9. bölüm / 13

BARIŞ ANLAŞMASI

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 13Şu an: BARIŞ ANLAŞMASI

Dün gece acil servis kantininde ne oldu öyle ya? Ben adamın istihbarat hatasıyla eğleneceğim, onu bozacağım diye resmen kalbimin ritmini acil odasındaki monitörlere kurban veriyordum. Öz kardeşimi çocukluk flörtüm sanıp kıskançlık krizinin eşiğinden dönen koskoca bir Özel Kuvvetler Yüzbaşısı ve onun karşısında domates gibi kızaran bir acil tıp uzmanı... Neyse ki gün doğdu, o kasvetli ve sırlar dolu gece nihayet geride kaldı. Şimdi ise üzerimde nöbet çıkışının verdiği o tarifsiz hafiflik, elimde marketten aldığım taze kahve çekirdekleri ve apartman kapısından içeri adım atan yorgun bir bedenim var. Merdivenleri çıkarken içimden tek bir dilek geçiyor: Lütfen üst kat komşum dairesinde askeri tatbikat yapmıyor olsun.

Hastaneden eve döndüğümde Ankara’nın o meşhur sabah ayazı yerini parlak ama ısıtmayan bir güneşe bırakmıştı. Apartmanın loş merdivenlerini ağır adımlarla tırmanıp kendi dairemin önüne geldiğimde derin bir nefes aldım. Mine çoktan uyanmış, daire kapısının önüne atılacak boş kolileri yığmaya başlamıştı bile.

"Sonunda gelebildin dahi doktor," dedi Mine, elindeki son koli parçasını da kapının kenarına sıkıştırırken. "Nöbetin bitti ama senin yüzün hala dün gece kırmızı alana hasta bakmış gibi solgun. Ne oldu, acilde yine kıyamet mi koptu?"

"Kıyamet değil de... küçük bir istihbarat savaşı diyelim," diye mırıldandım, anahtarı kilide sokarken. Dün gece kantinde Giray’ın o Eren’in kardeşim olduğunu öğrendiği andaki afallamış yüzü gözümün önüne geldiğinde dudaklarımın kenarı istemsizce kıvrıldı.

Tam kapıyı açıp içeri sızacaktım ki, üst katın merdiven boşluğunda bir hareketlilik oldu. Ama bu sefer gelen ses o bildiğim ağır, ritmik komutan adımları değildi. Daha hafif, daha yumuşak ve adeta birbiriyle yarışan iki çift spor ayakkabı sesiydi.

"Lidya, yavaş olsana ya! Abim duyarsa ikimizi de karargaha geri postalar!" diye fısıldadı yukarıdan endişeli bir kız sesi.

"Aman Ezgi, abim çoktan nöbetçi subaylıktan dönüp uyumuştur, ruhu bile duymaz!" diye kıkırdayarak cevap verdi diğeri.

Merdivenlerin köşesinden iki genç kız belirdi. İkisi de lojman günlerindeki o küçük, elinde bebeklerle oynayan hallerinden sıyrılmış, kocaman birer genç kız olmuşlardı. Ezgi, abisi gibi okyanus mavisi gözlere sahipti ama bakışları çok daha yumuşaktı. Lidya ise daha kıpır kıpır, abisinin o sert mizacına tamamen tezat bir enerji yayıyordu etrafa.

Bizi gördüklerinde ikisi de basamakta zınk diye durdu. Gözleri şaşkınlıkla açılırken, Ezgi bir anlığına yüzüme baktı ve dudaklarından o eski, tanıdık kelime döküldü: "Miran abla?"

Eyvah... Yakalandık. Kızlar beni tanıdı! Dün gece Giray 'Onları güvenli bir askeri bölgeye naksettirdim' dememiş miydi? Bu kızların burada ne işi var? Yüzbaşı Yaban Ayısı bu durumu öğrenirse kesin apartmanı karantinaya alır!

"Ezgi? Lidya?" dedim, şaşkınlığımı gizleyemeyerek merdivenlere doğru bir adım attım. "Sizin... sizin ne işiniz var burada? Abiniz sizi korunan bir yere göndermemiş miydi?"

Lidya gözlerini kaçırıp hemen Ezgi’nin arkasına saklanmaya çalışırken, Ezgi mahcup bir şekilde gülümsedi.
"Gönderdi aslında Miran abla... Ama biz oradaki askeri disiplinden çok sıkıldık. Abim dün gece karargahta nöbetçiyken biz de gizlice kaçıp eşyalarımızı toplamak için yukarıdaki daireye geldik. Ama lütfen abime söyleme, valla bizi dağ kadrosuna alır!”

Tam onlara "Böyle bir durumda kaçılır mı, dışarısı tehlikeli!" diye tıp doktoru ciddiyetiyle çıkışmaya hazırlanıyordum ki, üst katın çelik kapısı büyük bir gürültüyle açıldı.

Apartman boşluğunda beliren o buz gibi ses, hepimizin omurgasından aşağı soğuk bir ter boşanmasına sebep oldu.

"Demek karargahtan sıkıldınız... Ve ben nöbetçiyken buraya kaçtınız, öyle mi?"

Başımızı aynı anda yukarı kaldırdık. Giray, merdivenlerin başındaki trabzanlara yaslanmış, üzerinde sadece siyah bir tişört ve askeri pantolonuyla bize yukarıdan bakıyordu. Gözlerindeki okyanus mavisi bu kez alayla değil, tamamen o Pençe Timi’ni hizaya sokan o korkunç askeri otoriteyle çalkalanıyordu. Saçları uykudan hafifçe dağılmış olsa da duruşundaki o sarsılmaz heybet, iki kız kardeşinin de anında esas duruşa geçmesine yetti.

"Abi..." diye kekeledi Lidya, sesindeki o neşeli ton anında buharlaşmıştı. "Biz sadece... şey..."

"Yukarı çıkın. Hemen," dedi Giray, sesi pürüzsüz ama bir o kadar da tartışmaya kapalıydı. "Sizinle içeride konuşacağız”

Kızlar başlarını öne eğip, sanki birer suçluymuş gibi hızla basamakları tırmanarak abilerinin yanından içeri sızdılar. Giray kapıyı kapatmadı, bakışlarını yukarıdan doğrudan bana indirdi. Dün gece kantindeki o afallamış halinden eser yoktu; yine o sarsılmaz, mesafeli komutan maskesini takmıştı yüzüne. Ama gözlerinde dün geceden kalma, sadece ikimizin bildiğim o gizli anlaşmanın pırıltısı vardı.

"Bakıyorum da nöbetten dönmüşsün doktor," dedi, ses tonunu kızlara nazaran bir tık yumuşatarak. "Ve benim firarileri hemen kapıda kıstırmışsın."

"Ben bir şey yapmadım Yüzbaşı," dedim, kollarımı göğsümde bağlayıp merdiven basamağında dikleşerek. "Kızlar sadece eşyalarını almaya gelmiş. Onlara çok sert davranma, burası senin kışlan değil."

Giray merdivenlerden aşağı doğru birkaç basamak indi, aramızdaki o boy farkını yine avantaja çevirerek bana tepeden baktı. Dudaklarının kenarı hafifçe yukarı kıvrıldı.

"Benim kışlamda firarın cezası ağırdır doktor. Ama madem komşu olarak araya girdin, bu seferlik cezayı hafifletebilirim." Masanın üzerinden bana doğru eğildiği o dün geceki anı hatırlatır gibi sesini biraz daha düşürdü. "Dün geceki istihbarat hatasını Eren'e anlatmadın umarım?"

Şuna bak ya! Adam hala Eren mevzusunda.

"Anlatmadım," dedim gözlerimi devirerek, ama yüzümün hafifçe ısındığını hissediyordum. "Ancak anlatmamam için yukarıdaki o iki tatlı kıza askeri ceza vermemen gerekiyor. Komşuluk anlaşması diyelim?"

Giray durdu, bakışları yüzümde saniyelerce gezindi. O çelik duvarların arkasındaki o eski lojman arkadaşımın sıcaklığı bir kez daha yüzeye çıktı. Başını hafifçe salladı.

"Anlaşma sağlandı, doktor. Şimdilik mahkemeyi erteliyorum," dedi ve arkasını dönüp yukarı doğru adımladı. Kendi dairesinin kapısına vardığında durup omzunun üzerinden bana son bir kez baktı. "İyi uykular Miran. Önüne bakarak yürü."

Çelik kapı arkasından kapandığında, Mine yanımda derin bir nefes alıp kolumu dürttü. "Kızım... Siz dün gece hastanede ne konuştunuz bilmiyorum ama bu adam resmen sana bakarken o sert askeri kalkanını indiriyor, farkında mısın?"

"Saçmalama Mine," dedim içeri girerken, ama kalbimin ritmi çoktan o tanıdık, hızlı temposuna dönmüştü bile. "Hadi içeri geçelim, çok uykum var."

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

17okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…