41. bölüm · Sahte sevgilim/ teoden era
Sevdanın korkusu
O gece...
Leyla'nın odasında uyuyamadım.
Leyla çoktan uyumuştu.
Nefesi düzenliydi.
Odasındaki küçük gece lambası duvara solgun bir ışık vuruyordu.
Ben ise tavana bakıyordum.
Telefonumu elime aldım.
Mesajı bir kez daha açtım.
"Menekşem..."
"Bazı çiçekler ateşin yanında büyür."
"Ama bazıları yanarak yok olur."
Telefonun ekranını kapattım.
Başımı dizlerimin arasına aldım.
Fısıldadım.
"Ben daha ne kadar dayanacağım?"
Sabah erkenden uyandım.
Leyla hâlâ uyuyordu.
Sessizce odadan çıktım.
Alt katta mutfaktan çay kokusu geliyordu.
Şebnem tek başına kahvaltıyı hazırlıyordu.
Beni görünce gülümsedi.
"Günaydın kızım."
"Günaydın."
Masaya oturdum.
Şebnem çayı önüme koydu.
Bir süre ikimiz de konuşmadık.
Sonra birden bana baktı.
"Deniz."
"Hı?"
"Son zamanlarda eskisi gibi gülemiyorsun."
Elimdeki bardak hafifçe titredi.
"Yok..."
"İyiyim."
Şebnem iç çekti.
"İnsan en çok 'iyiyim' derken belli eder iyi olmadığını."
Gözlerim doldu.
Ama yine sustum.
Çünkü artık susmak...
Konuşmaktan daha kolay geliyordu.
Tam o sırada yukarıdan Kutay'ın sesi duyuldu.
"LEYLAAA!"
"ÇAY VAR MI?"
Şebnem istemsizce güldü.
"Sabah sabah bütün mahalleyi uyandıracak."
Ardından Leyla merdivenlerden indi.
Arkasından Aras.
En son da...
Teoman.
Saçları dağınıktı.
Beni görünce bir an durdu.
"Günaydın."
Sessizce cevap verdim.
"Günaydın."
Tam o sırada kapı çaldı.
Şebnem gidip açtı.
Melisa.
Elinde kitaplar vardı.
"Günaydın."
"Sınava çalışalım demiştik."
Şebnem'in yüzü bir anlığına değişti.
"Erken gelmişsin."
"Çalışacak konu çok."
Melisa içeri girdi.
Gözleri beni bulunca gülümser gibi yaptı.
Ama o gülümsemenin altında başka bir şey vardı.
Rahatsızlık.
Belki de kıskançlık.
Masaya oturdu.
Teoman'ın hemen yanına.
Bense çayımı içmeye devam ettim.
Sanki hiçbir şey hissetmiyormuş gibi.
Kahvaltıdan sonra herkes salona geçti.
Kutay televizyonu açtı.
Metin ile Sıla da biraz sonra geldiler.
Ev yine kalabalık olmuştu.
Ezgi de gelince sohbet başladı.
Ben ise...
Bir bahane bulup yukarı çıktım.
Leyla'nın odasına dönecektim.
Koridordan geçerken Teoman'ın odasının kapısı hafif aralıktı.
İçeriden bir ses geldi.
Melisa.
"Ne zamana kadar böyle devam edecek?"
Teoman'ın sesi çok kısıktı.
"Bilmiyorum."
"Ben yoruldum."
Melisa sinirle fısıldadı.
"Ben de yoruldum."
Kapının önünde istemeden durdum.
İçeri bakmadım.
Sadece sesleri duyuyordum.
Melisa tekrar konuştu.
"Senin aklın hâlâ onda."
Uzun bir sessizlik oldu.
Sonra Teoman...
Hiç düşünmeden cevap verdi.
"Evet."
Kalbim duracak gibi oldu.
Nefes alamadım.
Melisa'nın sesi titriyordu.
"Bunu bana söylemek zorunda mıydın?"
"Sana yalan söyleyemem."
Başka hiçbir şey duymadım.
Çünkü hızla aşağı indim.
Onların devamını dinlemek istemedim.
İçimde tuhaf bir his vardı.
Teoman...
Beni hâlâ seviyordu.
Ama neden Melisa'yla birlikteydi?
Bu sorunun cevabı hâlâ karanlıktaydı.
Öğleden sonra herkes ders çalışmak için masaya geçti.
Kutay on dakika sonra sıkıldı.
"Benim beynim bilgi almıyor."
Metin güldü.
"Çünkü dolu."
Ezgi dirseğiyle Kutay'a vurdu.
"Sessiz ol."
Sıla soruları çözüyordu.
Aras, Leyla'ya konu anlatıyordu.
Ben de kitabıma bakıyordum.
Ama hiçbir satırı okuyamıyordum.
Tam o sırada telefonum titreşti.
Bir mesaj.
Numara yine gizliydi.
Kalbim sıkıştı.
Kimseye belli etmeden telefonu açtım.
Bu kez tek satır vardı.
"Bugün beyaz giyinmişsin."
Elim titredi.
Devamı geldi.
"Sana papatyalar kadar yakışmış."
Sonra...
Bir mesaj daha.
"Çantanın sağ gözünü kontrol et."
Kanım çekildi.
Yavaşça ayağa kalktım.
"Su alıp geleceğim."
dedim.
Kimse şüphelenmedi.
Koridora çıktım.
Çantamı açtım.
Sağ gözünde...
Katlanmış minicik bir kâğıt vardı.
Nasıl?
Çanta az önce yanımdaydı.
Kâğıdı açtım.
Üzerinde bu kez yeni bir çiçek yazıyordu.
"Zambağım."
"Zambağım..."
"Bugün çok güzelsin."
"Ama güzelliğin kadar inatçısın."
"Sana yalnız kal dedim."
"Dinlemedin."
"Bir dahaki sefere..."
"Lütfen tek başına yürü."
"Sana zarar vermeyeceğim."
"Sadece seni görmek istiyorum."
"İyi dersler..."
"Zambağım."
Notu hızla katlayıp diğerlerinin yanına koydum.
Tam çantayı kapatırken...
Arkamdan bir ses geldi.
"Deniz..."
Olduğum yerde donup kaldım.
Yavaşça arkamı döndüm.
Teoman...
Kapıda durmuş bana bakıyordu.
Bakışları çantamdaydı.
Sonra gözlerimin içine baktı.
Ve ilk kez...
Hiç bu kadar ciddi bir ses tonuyla konuştu.
"Artık bana yalan söyleme."
"Çünkü..."
"Bir şeylerin seni korkuttuğunu biliyorum."
"Ve seni tek başına bırakmayacağım."
Kalbim yine hızlandı.
Ama bu kez...
Korkudan mı...
Yoksa Teoman'ın gözlerindeki kararlılıktan mı...
Ben de bilmiyordum.
