25. bölüm · Sahte sevgilim/ teoden era

Bir rüya gördüm dün gece

Yaz_ rüyası ☀️🪐

Gece boyunca gözüme doğru dürüst uyku girmedi.

Ama bu kez...

Kâbus görmedim.

İlk kez...

Güzel bir rüya gördüm.

Rüyamda upuzun bir bahçede yürüyordum.

Her yer rengârenk çiçeklerle doluydu.

Menekşeler...

Lavantalar...

Papatyalar...

Orkideler...

Hiçbiri korkutmuyordu.

Rüzgâr hafif hafif esiyor, çiçekler birbirine değdikçe ince bir melodi duyuluyordu.

Uzaktan biri bana sesleniyordu.

Ama yüzünü göremiyordum.

Sadece huzur vardı.

Sonra...

Alarm çaldı.

Gözlerimi açtığımda o bahçe yok olmuştu.

Yerini yine gerçekler almıştı.

Aşağı indiğimde mutfaktan mis gibi pişi kokusu geliyordu.

Şebnem teyze mutfakta şarkı söyleyerek kahvaltıyı hazırlıyordu.

Kutay masadaki zeytinleri gizlice Ezgi'nin tabağına koyuyor...

Ezgi de fark etmeden tekrar onun tabağına bırakıyordu.

Metin bunu görünce kahkahaya boğuldu.

"Siz evlenmeden önce bile aynı evli çift gibisiniz."

Kutay hiç düşünmeden cevap verdi.

"Prova yapıyoruz."

Ezgi'nin yüzü kıpkırmızı oldu.

"Kutay!"

Sıla gülerek başını salladı.

"Bir gün seni gerçekten dövecek."

Aras çayını içerken sessizce gülümsüyordu.

Leyla ise ekmeği kesiyordu.

Ben mutfağa girince herkes bir an bana baktı.

Şebnem teyze elindeki tabağı bırakıp bana doğru döndü.

Yüzüme uzun uzun baktı.

Sonra gülümseyerek iki yana başını salladı.

"Aaa..."

"Hayırlısı."

Şaşkınca baktım.

"Ne oldu?"

Şebnem teyze yanıma gelip yanağımı okşadı.

"Yüzünde güller açıyor kızım."

"Hayırdır?"

İlk kez utanarak gülümsedim.

"Bir rüya gördüm dün gece."

"Nasıldı?"

Gözlerimi birkaç saniyeliğine kapattım.

"Çiçeklerle doluydu her köşe..."

İçimde o huzuru yeniden hissettim.

Sonra istemsizce devam ettim.

"Sürseydi keşke ömrümce..."

Mutfak bir anda sessizleşti.

Şebnem teyzenin gözleri doldu.

"Ah güzel kızım..."

"İnşallah gerçek hayatın da o rüya gibi olur."

Boğazım düğümlendi.

"İnşallah..."

Tam o sırada merdivenlerden Teoman indi.

Son cümlemi duymuştu.

Bana baktı.

Öyle bir baktı ki...

Sanki ilk kez gülümsediğimi görüyordu.

Şebnem teyze hemen seslendi.

"Gel oğlum."

"Kahvaltı hazır."

Teoman oturdu.

Ama gözleri hâlâ bende kalıyordu.

Ben ise çayımdan küçük bir yudum aldım.

Tam o sırada...

Kapı çaldı.

Hepimiz aynı anda döndük.

Kutay ayağa kalktı.

"Ben bakarım."

Kapıyı açtı.

"Oo..."

"Gel."

Melisa.

Elinde yine test kitapları vardı.

"Günaydın."

"Günaydın."

İçeri girer girmez beni gördü.

Yüzümdeki gülümsemeyi fark edince kaşları hafifçe çatıldı.

Ama bunu hemen gizledi.

Şebnem teyze nazikçe başını salladı.

"Hoş geldin Melisa."

"Hoş bulduk."

Melisa tam Teoman'ın yanına oturacakken Şebnem teyze eliyle başka bir sandalyeyi gösterdi.

"Oraya geç kızım."

"Orası daha rahat."

Melisa'nın yüzündeki ifade yine değişti.

"Tabii..."

İstemeyerek gösterilen yere oturdu.

Kutay durumu anlamadığı için gülümseyerek,

"Abla sana çay koyayım mı?"

diye sordu.

Melisa da zoraki bir gülümsemeyle,

"Olur."

dedi.

Şebnem teyze çayı uzatırken sakin ama net bir sesle konuştu.

"Bugün sınava çalışacaksınız."

"Ama önce güzel bir kahvaltı."

"Kimsenin tadını kaçırmaya da niyetim yok."

Melisa başını salladı.

"Benim de."

Ben sessizce simidimden bir lokma aldım.

Tam o sırada çantam sandalyenin yanından yere düştü.

Kalbim yerinden çıkacak gibi oldu.

Çünkü...

Çantanın içinde...

Kimsenin görmemesi gereken notlar ve fotoğraflar vardı.

Teoman refleksle eğildi.

"Dur, ben..."

Ben ondan daha hızlı davranıp çantayı kaptım.

"N-Notlarım dağılacaktı."

Sesim gereğinden fazla telaşlı çıkmıştı.

Teoman birkaç saniye yüzüme baktı.

"İyi misin?"

Başımı salladım.

"İyiyim."

Çantayı bu kez dizlerimin üzerine koydum.

Bir elim bütün kahvaltı boyunca fermuarın üzerindeydi.

Sanki onu bırakırsam...

Sırlarım da dışarı dökülecekti.
Kahvaltı bittikten sonra herkes salona geçti.

Kutay, Metin ve Aras çoktan masayı çalışma masasına çevirmişti.

Kitaplar...

Deneme sınavları...

Kalemler...

Her yer test kitaplarıyla doluydu.

Kutay daha ilk soruda isyan etti.

"Ben bunu çözemem."

Metin başını kaldırmadan cevap verdi.

"Çözersin."

"Çözemem."

"Çözersin."

"Çözemem."

Sıla ikisinin arasına girip Kutay'ın elindeki kalemi aldı.

"Ver."

"Ben anlatayım."

Kutay hemen gülümsedi.

"İşte bunu bekliyordum."

Ezgi dirseğiyle ona hafifçe vurdu.

"Tembelsin."

Kutay hiç bozuntuya vermedi.

"Yakışıklı tembel."

"Yok öyle bir şey."

Hepimiz güldük.

Şebnem teyze de salona girip kahveleri bıraktı.

"Bir saat güzelce çalışın."

"Sonra mola."

Ben pencerenin kenarındaki koltuğa oturdum.

Yanımda Leyla...

Karşımda Aras...

Kutay ve Ezgi aynı kitabın üzerinden soru çözüyordu.

Metin ise Sıla'ya tarih anlatıyordu.

Bir an durup hepsine baktım.

Ne kadar güzel bir görüntüydü.

İnsan...

Bazen sadece böyle anlarda nefes alabildiğini fark ediyormuş.

Tam önümdeki soruya odaklanmaya çalışıyordum ki...

Telefonum titredi.

Bilinmeyen numara.

Kalbim sıkıştı.

Kimse fark etmeden telefonu dizimin altına sakladım.

Mesajı açtım.

"Demek bugün güller açıyormuş yüzünde..."

Boğazım düğümlendi.

"Rüyandaki çiçek bahçesi güzeldi."

Elim buz kesti.

Rüyamı...

Kimseye anlatmamıştım.

Sadece...

Şebnem teyzeye...

Kahvaltıda...

Telefon elimden düşecek gibi oldu.

Mesajın devamını okumaya cesaret edemedim.

Ama yine de okudum.

"Gülüşün uzun sürmesin..."

"Çünkü bazen en güzel çiçekler..."

"En erken solar."

Mesajın sonunda tek bir kelime vardı.

"Nergisim."

Telefonu hemen kilitledim.

Nefes almakta zorlanıyordum.

"Nergis..."

Artık bana her seferinde başka bir çiçekle sesleniyordu.

Menekşe...

Lavanta...

Gül...

Papatya...

Orkide...

Şimdi de...

Nergis.

"Deniz?"

Leyla'nın sesiyle irkildim.

"Hı?"

"Dalgınsın."

"Yok..."

"Bir soru düşündüm."

Yalan söylemekten nefret ediyordum.

Ama başka çarem yoktu.

Tam o sırada Teoman salona girdi.

Elinde iki bardak meyve suyu vardı.

Birini bana uzattı.

"İç."

"Sabah doğru düzgün bir şey yemedin."

Elimi uzatacakken...

Melisa da salona girdi.

Gözleri önce bana...

Sonra Teoman'ın uzattığı bardağa kaydı.

"Teoman."

Sesi sertti.

"Bana da getirmiş miydin?"

Teoman kısa bir an durdu.

"İstersen sana da getiririm."

Melisa zoraki bir gülümsemeyle,

"Boş ver."

dedi.

Ama gözleri hiç gülmüyordu.

Ben bardağı almak istemedim.

"Sağ ol."

"İstemiyorum."

Teoman şaşırdı.

"Neden?"

"Canım istemiyor."

Kutay aradaki sessizliği bozdu.

"Ben içerim."

Hepimiz dönüp ona baktık.

Kutay hiç utanmadan bardağı Teoman'ın elinden aldı.

"İsraf günahtır."

Metin kahkahaya boğuldu.

"Sen tam bir fırsatçısın."

Kutay omuz silkti.

"Hayat beni buna itti."

Ortam bir anda yumuşadı.

Sadece...

Melisa'nın yüzündeki gerginlik kaybolmamıştı.

Akşamüstü çalışma molasında herkes bahçeye çıktı.

Ben de temiz hava almak için verandaya çıktım.

Çantam her zamanki gibi omzumdaydı.

Artık onu bir an bile yanımdan ayırmıyordum.

Bahçedeki salıncağa oturdum.

Rüzgâr saçlarımı savuruyordu.

İlk kez birkaç dakikalığına gözlerimi kapattım.

Tam o sırada...

Yanıma biri oturdu.

Gözlerimi açtım.

Aras.

Sessizce gökyüzüne bakıyordu.

"Biliyor musun?"

dedi.

"Neyi?"

"Son zamanlarda hiç mutlu değilsin."

Gülümsedim.

"Mutluyum."

Aras başını iki yana salladı.

"Yine yalan söyledin."

İçim burkuldu.

"Bu kadar belli mi?"

"Bana belli."

Bir süre ikimiz de sustuk.

Sonra Aras yavaşça konuştu.

"Deniz..."

"Bir gün anlatmak istersen..."

"Ben dinlerim."

Gözlerim doldu.

Keşke anlatabilseydim.

Keşke...

Ama anlatırsam...

Ya söyledikleri gerçek olursa?

Ya gerçekten sevdiklerime bir şey olursa?

Başımı eğdim.

"Söz veriyorum."

"Bir gün anlatacağım."

Aras hafifçe gülümsedi.

"Ben beklerim."

Ben de gökyüzüne baktım.

Ama içimde tek bir düşünce vardı.

Acaba beni izleyen gözler...

Şu anda da bizi görüyor muydu?