11. bölüm · Sahte sevgilim/ teoden era

Arsız gönlüm

Yaz_ rüyası ☀️🪐

Film gecesi fikri tamamen benimdi.

"Bir korku filmi izleyelim!" derken bu kadar pişman olacağımı hiç düşünmemiştim. Salonda ben, Sıla, Ezgi, Leyla ve erkek arkadaşlarımızdan uzakta tam bir "kızlar gecesi" yapıyorduk. Aras, Metin, Teoman ve Kutay ise üst katta oyun oynuyorlardı.

Ezgi elindeki patlamış mısırı ağzına atıp güldü.

"Deniz, korkarsan söyle. Daha filmin afişini görünce geriliyorsun."

"Ben mi? Hadi oradan."

Kendimden emin görünmeye çalışsam da içimde hafif bir huzursuzluk vardı.

Film başladı.

İlk yarım saat gayet sakindi. Arada sırada irkiliyor, sonra birbirimize gülüyorduk.

Derken...

Ekranda o uzun saçlı kadın bir anda kameraya döndü.

Tam o sırada...

PAT!

Bütün ev karanlığa gömüldü.

Elektrikler gitmişti.

"AAAAA!"

Ben, Ezgi, Sıla ve Leyla aynı anda çığlık attık. Ezgi patlamış mısırı havaya fırlattı, Sıla koltuğun arkasına saklanmaya çalıştı, Leyla ise yastığı yüzüne bastırdı.

Ben ise resmen nefesimi tutmuştum.

Koridordan ayak sesleri gelmeye başladı.

Tak... Tak... Tak...

"O geliyor..." diye fısıldadım.

Tam yeniden çığlık atacaktık ki kapı açıldı.

"Ne oluyor burada?"

Aras'ın sesi duyuldu.

Hemen arkasından Metin, Kutay ve en son Teoman içeri girdi.

Ben karanlıkta sadece Teoman'ın siluetini seçebildim. O an düşünmeden yerimden fırlayıp ona sarıldım.

Kollarımı boynuna doladığım anda kalbinin hızlı attığını hissettim.

Teoman önce şaşırdı.

"Deniz..."

Sesim titriyordu.

"Lütfen gitme..."

O da hiç tereddüt etmeden beni sıkıca sardı.

"Tamam. Buradayım."

Aras telefonunun fenerini açıp kahkaha attı.

"Elektrik kesintisinde dünyayı kurtarmaya geldik, Deniz direkt Teoman'a ışınlandı."

Leyla dirseğiyle Aras'a vurdu.

"Dalga geçme."

Kutay da gülüyordu.

"Ezgi'nin attığı patlamış mısırlar tavana yapışmış."

Ezgi utanıp yastığı Kutay'a fırlattı.

Metin ise Sıla'nın yanına oturmuştu.

"İyi misin?"

Sıla başını sallayıp onun koluna yaslandı.

Elektrikler uzun süre gelmedi.

Herkes salonda kalmaya karar verdi.

Battaniyeler serildi, telefonların fenerleri açıldı.

Ama ben hâlâ Teoman'ın kolunu bırakmamıştım.

"Deniz."

"Hı?"

"Korkun geçti mi?"

Başımı iki yana salladım.

"Hayır."

Teoman hafifçe gülümsedi.

"O zaman ben buradayım."

Gece boyunca ne zaman dışarıdan bir ses gelse istemsizce irkiliyordum.

Bir dal sesi...

Rüzgâr...

Camın tıkırtısı...

Her seferinde Teoman saçlarımı okşuyor, elimi tutuyor ya da sessizce konuşuyordu.

"Bak, sadece rüzgâr."

"Biliyorum..."

"Bir şey olursa önce ben bakarım."

"Buna emin misin?"

"Yüzde yüz."

Saatler ilerledikçe göz kapaklarım ağırlaşmaya başladı.

Başımı omzuna yasladım.

"Uyuyabilirsin."

"Ya kabus görürsem?"

"O zaman seni ben uyandırırım."

İlk kez o gece gerçekten rahat hissettim.

Gözlerimi kapatırken son duyduğum şey Teoman'ın sakin sesi oldu.

"Merak etme Deniz... Bu gece seni hiçbir şey korkutmayacak."

Ben de istemsizce gülümsedim.

Çünkü gerçekten de bütün gece yanımdaydı; her irkilişimde beni sakinleştirdi, elimi hiç bırakmadı. Elektrikler sabaha karşı geldiğinde ise ben çoktan onun omzunda huzurla uyuyakalmıştım.

Dersler bitmiş, öğle teneffüsü başlamıştı.

Ben, Ezgi, Sıla ve Leyla kantinde otururken Teoman, Aras, Metin ve Kutay da biraz ileride sohbet ediyorlardı.

Tam o sırada üst sınıflardan Elif adında bir kız Teoman'ın yanına geldi.

Elindeki dosyayı uzatıp gülümseyerek bir şeyler söylemeye başladı.

Teoman da kibarca onu dinliyordu.

Ben ise istemsizce gözümü onlardan alamıyordum.

Ezgi bunu hemen fark etti.

"Deniz..."

"Hı?"

"Beş dakikadır çayını karıştırıyorsun."

Fincana baktım.

Gerçekten de kaşığı elimden bırakmamıştım.

"Yok bir şey."

Leyla gülümseyerek bana baktı.

"Yok bir şey dediğine göre kesin bir şey var."

Ben cevap vermeden gözüm tekrar Teoman'a kaydı.

Elif hâlâ onunla konuşuyor, arada gülümsüyordu.

İçimde garip bir his oluştu.

Sanki biri gelip yerime oturmuş gibiydi.

Sıla hafifçe dirseğiyle bana dokundu.

"Kıskandın mı?"

"Hayır."

Ezgi kahkaha attı.

"Deniz, gözlerin resmen lazer gibi Teoman'a kilitlendi."

"Abartmayın."

Tam o sırada Teoman da bana baktı.

Göz göze geldik.

Ben ise hemen başka tarafa çevirdim başımı.

Birkaç dakika sonra Teoman yanımıza geldi.

"Deniz."

"Evet?"

"Bir şey mi oldu?"

"Hayır."

"Emin misin?"

"Gayet iyiyim."

Sesimin normal çıkmasına çalışsam da biraz soğuk konuştuğumu ben bile fark etmiştim.

Teoman kaşlarını çattı.

"Benimle gelir misin?"

Bahçenin daha sakin bir köşesine yürüdük.

Kollarını bağlayıp bana baktı.

"Şimdi anlat."

"Anlatacak bir şey yok."

"Deniz..."

"Beni tanıyorsun."

İç çektim.

"Tamam..."

"Nedir?"

"Az önceki kız kimdi?"

Teoman birkaç saniye bana baktı, sonra gülümsedi.

"Demek mesele bu."

"Gülme."

"Kıskandın."

"Kıskanmadım."

"Deniz."

"Biraz..."

"Biraz mı?"

"Belki birazdan biraz fazla."

Bu kez gülen Teoman oldu.

Bir adım yanıma yaklaştı.

"Elif okul temsilcisi."

"Ee?"

"Geziyle ilgili evrak getirdi."

"Sadece o mu?"

"Sadece o."

"Başka hiçbir şey yok mu?"

"Yok."

Şüpheyle baktım.

"Gerçekten?"

Teoman başını salladı.

"Deniz, ben konuşurken bile aklım sendeydi."

İçimdeki düğüm yavaş yavaş çözüldü.

"Ben... Seni başka biriyle görünce hoşuma gitmedi."

Teoman usulca elimi tuttu.

"Demek dün beni kıskanç diye boşuna takılmışsın."

Utanarak başımı eğdim.

"Sanırım."

"Güzel bir haber vereyim mi?"

"Neymiş?"

"Benim gözüm senden başkasını görmüyor."

İstemsizce gülümsedim.

"Ciddi misin?"

"Sonuna kadar."

Tam o sırada Aras uzaktan seslendi.

"Teomaan! Müdür seni çağırıyor!"

Arkasından Leyla da bana bakıp gülümsedi.

"Barışabildiniz mi?"

Teoman bana dönüp hafifçe eğildi.

"İzin verirsen gidip geleyim."

Başımı salladım.

"Ama çabuk dön."

"Ooo..."

Kutay kahkaha atarak yanımızdan geçti.

"Bu sefer kıskanan taraf Deniz olmuş."

Yanaklarım kıpkırmızı oldu.

Teoman gülerken elimi son kez sıktı.

"Merak etme."

"Neden?"

"Çünkü ben her gün yine senin yanına döneceğim."

Onun arkasından bakarken içim tamamen rahatlamıştı.

Belki biraz kıskançtım.

Ama sevdiğim insanı kaybetmekten korkmanın, onu gerçekten sevmenin bir parçası olduğunu da o gün anlamıştım.

Aras'ın seslenmesinden sonra Teoman müdürün odasına gitmişti.

Ben de bahçedeki banka oturmuş, Ezgi, Sıla ve Leyla'yla sohbet etmeye çalışıyordum. Çalışıyordum diyorum çünkü gözüm sürekli okul binasının kapısındaydı.

"Geliyor..." diye mırıldandı Ezgi.

Başımı kaldırdım.

Gerçekten de Teoman binadan çıkmıştı.

Beni görür görmez yüzünde kocaman bir gülümseme belirdi.

Hiç durmadan bana doğru yürümeye başladı, sonra yürümek yetmedi, koşmaya başladı.

Ben de istemsizce ayağa kalktım.

İçimden, Bana sarılacak... diye geçiriyordum.

Tam o anda...

"Teoman!"

Melisa bir anda nereden çıktığını anlayamadığım şekilde önüne geçti.

Üstelik hiç çekinmeden Teoman'ın okul ceketinden tutup kendine doğru çekti.

"Bir dakika, sana bir şey söyleyeceğim."

O an içimde yine o tanıdık kıskançlık hissi yükseldi.

Şaka mı bu şimdi?

Teoman ise şaşkınlıkla Melisa'ya baktı.

"Melisa, bırak."

"Bir saniye dinle..."

"Hayır."

Nazik ama kararlı bir hareketle Melisa'nın elini ceketinden çekti.

"Yapma."

Sonra hiç arkasına bile bakmadan doğruca bana geldi.

Yanıma gelir gelmez kollarını açtı.

"Deniz..."

Ben ise kollarımı bağladım.

"Git Melisa'yla konuş."

Teoman'ın yüzündeki gülümseme kayboldu.

"Ne?"

"Ben beklerim."

"Deniz."

"Ne Deniz'i?"

"Ben onunla konuşmadım ki."

"Konuşurdun belki."

"Hayır."

"Belki."

"Kesinlikle hayır."

Başımı başka tarafa çevirdim.

"Bana trip atıyorsun."

"Yok canım."

"Deniz..."

"Hı?"

"Bana bak."

Bakmadım.

Bir iki adım önüme geçti.

Yine başka tarafa döndüm.

Bu kez gülmeye başladı.

"Sen gerçekten çok tatlı trip atıyorsun."

"Daha yeni bir kız ceketinden tuttu."

"O tuttu."

"Evet."

"Ben değil."

"Ama tuttu."

"Ben de onu ittirip sana geldim."

Sessiz kaldım.

Teoman derin bir nefes verdi.

"Deniz."

"Neymiş?"

"Ben koşarak kime geliyordum?"

...

"Sana."

"Kime sarılacaktım?"

...

"Sana."

"Peki neden?"

İç çektim.

"Çünkü beni seviyorsun."

"Doğru cevap."

Gülmemek için dudağımı ısırıyordum.

Teoman bunu fark edince hafifçe eğildi.

"Hâlâ küs müsün?"

"Biraz."

"Nasıl barışırız?"

"Bilmiyorum."

Birkaç saniye düşündü.

Sonra iki elimi avuçlarının içine aldı.

Gözlerimin içine öyle bir baktı ki bütün sinirim yavaş yavaş erimeye başladı.

"Dinle..."

"Seni dinliyorum."

"Şu okulda yüzlerce insan olabilir."

"Evet."

"Ama benim gözüm sadece bir kişiyi arıyor."

İstemeden gülümsedim.

"O da..."

"Kim?"

Teoman da gülümsedi.

"Benim avanak..."

Utandım.

"Arızalı..."

Ezgi uzaktan "Ayy!" diye seslendi.

Teoman hiç umursamadı.

"Arsız..."

Yanaklarım iyice kızarmıştı.

"...gönlüm."

Artık dayanamayıp kahkaha attım.

"Ben mi avanağım?"

"Biraz."

"Arızalıyım yani?"

"Biraz da."

"Arsız?"

"En çok o."

Omzuna hafifçe vurdum.

"Çok ayıpsın."

"Ama hepsi benim."

Kalbim hızlanmıştı.

"Affettim."

"Emin misin?"

"Eminim."

Teoman yüzünde kocaman bir gülümsemeyle beni kendine çekip sıkıca sarıldı.

"İşte şimdi tamam."

Ben de ona sarılıp gözlerimi kapattım.

"O kadar korkuttun ki beni."

"Neden?"

"Bir an gerçekten Melisa'yı dinleyeceksin sandım."

Teoman başını iki yana salladı.

"Deniz."

"Hı?"

"Benim için yolun sonunda hep aynı kişi var."

"Kim?"

Alnıma küçük bir öpücük kondurdu.

"Benim avanak, arızalı, arsız gönlüm... Sen."

Utancımdan yüzümü onun omzuna saklarken uzaktan gelen ıslık sesleri duyuldu.

Aras kahkahasını tutamıyordu.

"Okul bahçesi değil de romantik dizi seti sanki!"

Leyla gülerek Aras'ın koluna vurdu.

"Sus da iki dakika mutluluklarını yaşasınlar."

Ben ise Teoman'ın omzundan başımı kaldırıp sadece gülümsedim.

Çünkü o an anladım ki... Ne olursa olsun, o hep dönüp bana geliyordu.

( nasılsıniz ballı çöreklerimmmmmm)