Saha Dışı kitap kapağı

2. bölüm / 6

Saha Dışı

1.BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Mira Uğural

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: 1.BÖLÜM

“Kurdun sustuğu yerde sessizlik bitmez, fırtına başlar.”
Bilge Alya Uğurlu 29 Eylül 2021

Bugün her zamanki günlerden biraz daha farklıydı. Çünkü yeni timimle ilk günüm olacaktı. Normalde timlerim çok sık değişirdi. Her görev yanımda farklı tim farklı insanlar olurdu.

Hadi ama alıştın sen bu düzene

"Of! Tamam alışmış olabilirim ama sanki içimde farklı hiç tanımadığım bir his var."

Düşüncelerimi kafamdan savurmak adına mutfağa adımladım. Yeni bir time, yeni bir operasyon ekibine dahil olmanın; o bitmek bilmeyen protokollerin stresi ancak sert, şekersiz bir Americano ile çekilirdi. Aldığım askeri eğitim bana her koşulda hayatta kalmayı öğretmişti ama kahvesiz bir sabaha katlanmayı öğretmemişti.

Tezgahtaki kahve kavanozuna uzanıp kapağını açtım. Fakat gördüğüm şeyle birlikte içimdeki o tuhaf hissin yerini saf bir öfke aldı. Kavanozun dibinde sadece birkaç çekirdek tozu kalmıştı. Boştu. Resmen bitmişti.

"Ciddi misiniz ya?" diye söylendim kendi kendime. Kavanozu tezgaha sertçe bırakırken sinir katsayım hızla tırmanıyordu. Bir ajan olarak dünyanın en tehlikeli sızma operasyonlarına gözümü kırpmadan gidebilirdim, en zorlu sorgulardan alnımın akıyla çıkabilirdim ama sabah Americano'mun olmaması benim için kırmızı çizgiydi. Güne kahvesiz başlamak, sahaya ekipmansız çıkmakla eş değerdi.

Sinirle soluyarak cebimden telefonumu çıkardım. Hızlıca sipariş uygulamasına girip en yakın kahveciden acil koduyla duble shot bir Americano sipariş ettim. Koltuğa hırsla oturup telefonun ekranına, kuryenin haritadaki hareketine baktım.

Sakin ol şampiyon, alt tarafı on dakikaya gelir. Hem bak, içindeki o tuhaf hissi unuttun bile.

"Kapa çeneni," diye mırıldandım ekrana bakarken. "Kahvem gelsin, o hissi de seni de sonra düşüneceğim."

Telefonun ekranında kuryenin yaklaştığını görünce derin bir nefes alıp kapıya yöneldim. Tam zamanında. Kapı zili çalınca hemen açtım, sipariş paketini alıp kuryeye teşekkür ettikten sonra hızla mutfağa geçtim.

Paketi açtığımda mis gibi kokan, dumanı üstünde Americano’mla göz göze gelmeyi bekliyordum. Ama paketin içinden sadece kahve bardağım değil, bir de yanında küçük, cam bir şişede buz gibi bir limonata çıktı.

Kaşlarımı çatarak faturayı kontrol ettim. Ben limonata sipariş etmemiştim. Muhtemelen kahve dükkanı yeni bir ürün deniyordu ya da küçük bir karışıklık olmuştu. Normalde bir ajan olarak kaynağını bilmediğim hiçbir şeyi tüketmezdim ama şişenin üzerindeki o ev yapımı, doğal duruş ve içindeki taze nane yaprakları bir an için tüm savunma mekanizmamı indirmeme yetti. Kahvemi tezgaha bırakıp önce o soğuk şişeyi elime aldım. Kapağını açıp küçük bir yudum aldım.

Dilime değen o yoğun, tatlı ama mayhoş tatla birlikte zaman bir anlığına durdu sanki.

Bu tat... Sıradan bir kafe limonatası değildi. Tam olarak eski günlerin tadıydı. O her şeyin daha temiz, daha güvenli ve acısız olduğu, henüz askeri eğitimlerin, operasyonların ve sahte kimliklerin hayatımı ele geçirmediği çocukluk günlerim... Annemin elleriyle yaptığı, içine sevgisini kattığı o meşhur limonatanın aynısıydı. Göğsümün ortasına keskin bir sızı oturdu. Gözlerimi kapatıp o tadın beni götürdüğü anıların içinde kaybolmamak için kendimi zorladım. Bir ajan geçmişe takılıp kalamazdı ama bu limonata, içimdeki o tanımadığım tuhaf hissi iyice tetiklemişti.

Sence de bu bir işaret değil mi?

Şişeyi yavaşça tezgaha bıraktım. Kalbimin ritmi hızlanmıştı. “Sadece bir tesadüf,” dedim kendi kendime, sesimdeki titremeyi gizlemeye çalışarak. Ama içimden bir ses, bu sabahın hayatımdaki pek çok şeyi değiştireceğini fısıldıyordu. Bakışlarımı limonatadan çekip sert Americano’ma çevirdim. Şimdi toparlanma ve o yeni timle tanışma vaktiydi.

İçimdeki o geçmişe dair sızıyı ve limonatanın bıraktığı mayhoş tadı mutfakta bırakıp evden çıktım. Şimdi geçmişi düşünme vakti değildi; saha beni bekliyordu. Sert Americano’mdan aldığım son büyük yudumla birlikte zihnim tamamen açılmış, ajan kimliğim tüm soğukkanlılığıyla devreye girmişti.

Yarım saat sonra karargah binasının yüksek tavanlı, gri koridorlarında postallarımın çıkardığı tok ses yankılanıyordu. Yeni timimin toplandığı odanın kapısının önüne geldiğimde duraksadım. Kapının üzerindeki levhaya baktım, derin bir nefes aldım ve sağ elimi kaldırıp kapıyı sertçe iki kez vurdum.

“Gir!”

İçeriden gelen o tok ve emir kipi barındıran sesle birlikte kapı kolunu aşağı indirdim ve adımımı içeri attım.

Oda, askeri disiplinin ve teknolojinin birleştiği o soğuk havaya sahipti. Ortadaki büyük masanın etrafında, her biri kendi alanında uzman olduğu duruşundan belli olan tim üyeleri dizilmişti. Ben içeri girdiğim an, masanın etrafındaki tüm başlar aynı anda bana döndü. Gözlerindeki o tartıcı, “Acaba bu yeni gelen kim?” diyen meraklı ve keskin bakışları hemen yakaladım. Alışkındım bu bakışlara.

Masanın başında duran komutana doğru net adımlarla yürüyüp durdum ve sert bir selam verdim.

“Ajan Bilge Alya Uğurlu! Emredin komutanım!”

Komutan, elimdeki dosyalara bakıp başıyla beni onaylarken, masanın etrafındaki sessizlik odadaki gerilimi daha da artırıyordu. İçimdeki o sabahki tuhaf his, bu odadaki yüzleri tek tek incelerken yeniden hareketlendi. Bu tim, diğerlerine benzemeyecekti. Bakışlarım masanın üzerindeki yeni operasyon dosyasına kayarken, hayatımın en karmaşık dönemine adım attığımı biliyordum.

Komutan bir anda timine dönüp “Kut Timi kendinizi tanıtın” diye bağırdı. Kurt timi sırayla ayağa kalkarak kendileri tanıtmaya başladılar. Sesleri öyle gür çıkıyorduki onları büyülenmiş gibi izliyordum. Artık biz kim miydik?
Yüzbaşı Barlas Bozkurt Uluhan
Üsteğmen Gökhan Gider
Teğmen Gece Altınel
Astsubay Kıdemli Başçavuş Aybars Karaca
Astsubay Kıdemli Başçavuş Metehan Erez
Astsubay Kıdemli Üstçavuş Cihan Kara
Astsubay Kıdemli Üstçavuş Tamer Demir
Astsubay Üstçavuş Pamir Saygın
Gizli Ajan ve namıdeğer Doctus Bilge Alya Uğurlu.
Biz Kurt Timiydik. Her türlü göreve katılan, kimsenin girmeye cesaret edemediği deliğe bile silahsız girip sağ çıkan, gerekirse her kılığa girenlerdik.

Kız Bilge şu komutanın ismi bizim çocukluk arkadaşımız Barlas’la aynı değil mi ?

Yüzümdeki profesyonel, soğukkanlı maskeyi bozmadım. İsim benzerliği olabilirdi. Şu an karşımda duran adam, tüm ordunun saygıyla ve korkuyla bahsettiği, herkesin sadece kod adıyla hitap ettiği o sert liderdi: Bozkurt Komutan. Telsizde ve karargahta kimse onun asıl ismini, geçmişini bilmezdi. Benim için de o sadece yeni komutanımdı. Üstelik bunu düşünecek saniyem bile yoktu; çünkü sahne bizim için kurulmuştu.

Bozkurt Komutan keskin bakışlarını üzerimde gezdirip masanın ortasındaki dev ekrana dokundu. Ekran bir anda kırmızı uyarı sinyalleriyle aydınlandı.

“Rahat,” dedi. Sesi odadaki herkesi pürdikkat kesmeye yetti. “Hoş geldin, Doctus. Ayağının tozuyla ilk operasyonuna çıkıyorsun. Hedefimiz: Siyah Ağ Örgütü. Sınır ötesindeki lojistik üslerini ve mühimmat depolarını tespit ettik. Bu gece o deliğe girip, o ağı tamamen yok edeceğiz.”

Üsteğmen Gökhan öne doğru eğildi, gözlerinde tehlikeli bir ışıltı vardı. “Komutanım, sızma noktası yoğun koruma altında. İçeriden istihbarat olmadan o kapıdan geçmemiz imkansız.”

Bozkurt Komutan’ın bakışları doğrudan bana döndü. “İşte bu yüzden Doctus bizimle. Bilge, örgütün ana bilgisayarlarına sızıp savunma sistemlerini çökertmek ve bize temiz bir yol açmak senin görevin. Gerisini Kurt Timi halleder.”

Masanın etrafındaki herkes; Gece, Aybars, Metehan, Cihan, Tamer ve Pamir... Hepsi tek bir vücut gibi odaklanmıştı. “Emredersiniz komutanım!” sesi odada tekrar yankılandı.

Saat 03.14 / Sınır Ötesi – Siyah Ağ Sığınak Bölgesi

Gece kapkaraydı, yağmur postallarımızın bastığı çamurlu toprağı dövüyordu. Kulaklığımdan cızırtılı sesler yükseldi.

“Doctus, durum ne?” diyen Bozkurt Komutan’ın fısıltısı kulağıma ulaştı.

Sığınağın hemen dışındaki ana trafo kutusunun önünde diz çökmüş, elimdeki askeri tablete kodları girmekle meşguldüm. Parmaklarım klavyenin üzerinde adeta uçuyordu. “Sistemlerine sızdım komutanım. Güvenlik kameralarını döngüye alıyorum... Ve... Üç, iki, bir. Lazer barikatları çöktü. Yol temiz.”

“Kurtlar, içeri!” emri verildiği an operasyon başladı.

Her şey saliseler içinde olup bitti. Kurt Timi o deliğe silahsız girse bile orayı yıkıp çıkacak güçteydi. Gökhan ve Gece ön safta koridoru temizlerken, Aybars ve Metehan arkamızı kolluyordu. Örgüt üyeleri neye uğradığını şaşırmıştı; karşılarında sıradan bir tim değil, Kurt Timi vardı.

Saniyeler içinde ana kumanda odasına ulaştığımızda, örgüt lideri kaçmaya yelteniyordu. Bozkurt Komutan tek bir hamleyle adamı yere serip ters kelepçeyi vurdu. Ben ise ana bilgisayara flash belleği takıp tüm gizli dosyalarını kopyalamaya başladım.

“Örgüt tamamen tasfiye edilmiştir,” dedim tableti kapatırken. Cihan ve Tamer mühimmat deponu havaya uçururken sığınak büyük bir gürültüyle sarsıldı. Siyah Ağ Örgütü artık tarihe karışmıştı.

Helikoptere doğru koşarken arkamızda alevler içinde kalan sığınak, zaferimizin kanıtıydı. Kurt Timi olarak ilk görevimiz kusursuz geçmişti. Helikopterin pervaneleri büyük bir gürültüyle dönerken kendimi boş bir koltuğa bıraktım. Tim üyeleri birbirine yumruk tokuşturup operasyonun başarısını kutlarken, Bozkurt Komutan adımlarını bana doğru yöneltti. Yüzünde hiçbir duygu belirtisi yoktu; tam bir profesyonel gibi görünüyordu.

Yanımdaki boş koltuğa oturup bana doğru eğildi. Pervane gürültüsünün arasında, resmi ama derin bir ses tonuyla konuştu. “İlk görev için fena değildin, Doctus. Kurt Timi’ne ayak uydurabileceğini kanıtladın.”

Başımı hafifçe sallayıp buz gibi bir sesle cevap verdim. “Görevimi yaptım, komutanım.”

Bozkurt Komutan gözlerini gözlerime dikti. Bakışlarında çözemediğim, saniyeler süren tuhaf bir yoğunluk belirdi. Ardından ayağa kalkmadan hemen önce, sadece benim duyabileceğim bir sesle mırıldandı. “Görünen o ki, yıllar geçse de bazı şeyler hiç değişmiyor.”

Arkasını dönüp timin diğer üyelerinin yanına ilerlerken donakaldım. Ne demek istemişti? “Bazı şeyler hiç değişmiyor” derken sahadaki yeteneğimden mi bahsediyordu, yoksa başka bir şeyden mi?

İçimdeki o sabahki tuhaf his, Bozkurt Komutan’ın arkasından bakarken yeniden hareketlendi. Bu adamın sesinde, bakışlarında beni huzursuz eden ama bir o kadar da tanıdık gelen gizemli bir şey vardı. Kim olduğunu henüz çözemiyordum ama içimden bir ses, bu sorunun cevabını bulmanın koca bir örgütü çökertmekten çok daha zor olacağını fısıldıyordu.

Kurt Timi ile ilk gecem bitmişti ama asıl oyun benim için yeni başlıyordu.

İlk defa operasyon sahnesi yazdım inşallah beğenmişsizdir.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

17okunma 4beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.