3. bölüm · Ruh-u revan
3
Senin için vazgeçilmez olanın aslında vazgeçilebilir olduğunu anlamaya başladığında seçimlerin değişir. Hepimizin bir zayıf noktası vardı. Bunlar, bir uçurumun kenarındaki en derin karanlıklarken, bazılarımız için daha masum olanlardı. Peki, zayıflığımızı zamanla bir güce çevirirsek, bu bize ne katar ve bizden ne alır?
Bana ne katacağını bilmiyorum, benden çok şey alacağı ise belliydi. Kaderime karşı bir kez daha sessiz bir yakarışla içimdeki küçük kızın saçlarını okşadım çünkü o, sevgi ve şefkatten çok uzak kalmıştı. İçimdeki çığlıkları, dışımdaki suskunluk bastırdı.
Karşımdaki ela gözlere anlam veremeyen gözlerle bakarken tam olarak ne istediğini anlayamıyordum. Sesimde bariz bir endişe vardı.
"Sen ne demek istiyorsun? Babam ne yaptı ki?"
Sinsi gülümsemesi bu defa yoktu. Buz gibi soğuk ve donuk bir bakışla yüzüme bakarken dizlerinin üstüne kolunu yaslayıp öne doğru eğildi.
"Baban, benim emrim üzerine Ayvaz Vural'ın en büyük sevkiyatlarından birini patlattı."
"Doğru yani? Neden yapsın ki babam? Bunu yapmaz, ben biliyorum! Sen yaptın ve babamın üstüne kaldı, değil mi?"
"Aslında genel olarak bakarsak, zaten ben yaptırmış oluyorum. Baban ise bunu uygulamaya döken oldu."
"Bana artık biri bir şey anlatsın! Benden ne istiyorsun? Daha doğrusu ne istiyorsunuz!"
"Baban yakın zamanda benim kumarhanemde yüklü bir borçla kalktı ve ödemesini yapmadı. Bunun üzerine ona iki seçenek sundum: Ya cehenneme katlanacaktı ya da umut dilenecekti."
Duyduklarım beynimde yeni bir savaş başlatırken buğulanan gözlerim artık duyduklarını inkâr edemezdi. Sakin bir şekilde yüzüne bakmaya devam ettiğimde konuşmayacağımı anlayıp devam etti.
"Onunla bir sonuca vardık. Hayatı karşılığında bana yapacağı her işten borcunu düşecektim. O da kabul etti. Sonrasında bir gün babanı çağırdım, sevkiyat işinden ve sonucunda olabilecek her şeyden bahsettim. Sana bu olaylar sonucunda ulaşılacağını da..."
Babam bizi bitirmek için ilk adımı atmıştı. Bunun devamını getirmemi benden isteyeceklerdi. O kendini kurtarmayı seçmişti. Beni bir yangının ortasında bırakmış, belki de bir köşede çırpınışlarımı izliyordu.
Sessiz bir iç çekişle dik oturup düz bir tonla konuştum. "Daha detaylı konuşmak için yeterince zamanımız olacak. Benden ne istiyorsun?"
Muhtemelen herhangi bir kadının dudaklarındaki gülümsemeye iç geçirecek kadar yakışıklı bir tebessümle baktı. Yara izi olan kaşını kaldırıp, "Ayvaz Vural aradı ve seni istiyor" dedi.
İsmini duymamla kulağımda bir uğultu sesi, ardından o gece yaşadıklarım tekrar gözümün önüne geldiğinde aynı acıyı hissettim. Kara gözlerdeki acımasızlığı soludum, birden saç diplerime kadar ürperdim. Ufak bir titremeyle kendime geldiğimde gözlerimi yere indirdim ve ellerimi kucağımda kavuşturdum.
'Sakin ol kızım, bir şey yok.'
"Anladım, söylemiştim zaten gideceğimi ama beni ona da veremezsin."
Gözümü bürüyen hırsla yüzüne tekrar baktığımda acizlik yoktu. Yıkımdı, beraberdi. Bu enkazda tek kalmayacaktım.
"Eğer beni ona verirsen, ne pahasına olursa olsun yanımda seni de yakarım. Her şeyi anlatırım, sevkiyat işinde parmağın olduğunu söylerim. Bu ateşte tek yanmam Çağan Yaman, bu kez olmaz!" dişlerimin arasından fısıldadım.
"Sakin ol minik sincap. Seni ona vereceğim, tabii ki ama bunun sonucunda senin de çıkarın olacak." Şeytani bir gülümseme, yakışıklı yüzüyle tam bir tehlike arz ediyordu.
'Bu işte benim ne payım olabilirdi ki?'
"Benim ne çıkarım olacak?"
"Öncelikle babanın hayatı benim elimde. Onu ben sakladım ve korumaya aldım. Onun üstünden elimi çektiğim an, ölüm haberini alacağını bilmelisin." Kelimeler dudaklarıma geldiğinde ağzımı açmaya fırsat vermeden konuşmaya devam etti.
"Tam olarak dört ay gibi bir süre içinde tekrar bir sevkiyat daha var. Eğer bunu da patlatabilirsek, Ayvaz Vural'ın bitişine ilk imzayı beraber atmış olacağız, sincap."
Bu konuda benim elimden bir şey gelmezdi. Ölmesem bile, bu koca adam sevkiyatı patlatabileceğimi falan mı sanıyor?
"Bu konuda sana yardımcı olamayacağımı sen de biliyorsun."
"Ah, ahh, aslında bunu belki de bir tek sen yaparsın."
"Nasıl yani? Bu sevkiyatın patlaması neden bitirsin ki koca Vuralları?"
"Bak şimdi, bir konsey düşün. En büyüklerin olduğu bir masa ve o masada liderliğe aday bir Vural. İki defa başarısızlıkla sonuçlanırsa ne olur?"
"Muhtemelen itibarı zedelenecektir."
"Sadece zedelenmekle kalmaz, liderliğe adaylıktan alınır. Bu sevkiyat, önemli kişilere yapılan ve o masada bulunanların bazılarının faydalandığı bir iş. Bu yüzden Ayvaz için önemli ve meşakkatli olacak. Bunu daha da zora sokmak bizim elimizde."
Bu iş için her şeyini ortaya koyacakmış gibiydi ve planın merkezini anlamıştım. Kesinlikle dediği gibiyse, Ayvaz Vural'ı derinden sarsmak bu sevkiyata bağlıydı.
Bu düşüncelerle bir kez daha sinirli bir iç çekip ayaklandığımda artık dayanamıyordum. İçimde patlamaya hazır bir volkan vardı. Ellerimi saçlarıma geçirip tur atmaya başladım.
Yaram sızlıyor ve ağrıyordu. Aldırmadan köşede duran seramik vazoyu alıp hırsla yüzüne fırlattım. Ani bir refleksle kafasını eğdiğinde, seramik vazo arkasındaki duvara çarpıp parçalara ayrılmıştı. Yüzünde ilk kez gördüğüm korkuyla karışık bir şaşkınlıkla bakışlarını yüzüme çevirdi.
"NE YAPIYORSUN LAN MANYAK KARI!"
"NE Mİ YAPIYORUM?" Masanın üzerinde bulunan kalemlik ve dosyaları elimin tersiyle yere serdim. "AL BUNU YAPIYORUM!" Dedikten sonra asılı olan aynayı kaldırıp karşı duvara fırlattım. Paramparça olan ayna dört bir yana saçıldı. Sinirimi yatıştıramıyor, sakinleşemiyordum.
"LAN SEN NE İSTİYORSUN? İYİCE KAFAYI YEDİN SEN!" üzerime yürümeye başladı.
Küçük sehpada olan sürahiyi alıp masanın kenarına vurdum. Kırılan sürahiden elimde kalan büyük parçayı yüzüne kaldırdım. "ASIL SİZ NE İSTİYORSUNUZ BENDEN! BİRİNİZ EVİMİ BASAR SİLAHLA YARALAR, BİRİNİZ HEM ESİR ALIR HEM YARALARIMI SARAR. ÜSTÜNE BABAMIN CANIYLA HER SEFERİNDE TEHDİT EDİLİRİM! SİZ NE İSTİYORSUNUZ?"
Yüzünde muzur bir ifade belirirken baştan aşağı süzdü beni. Tek kaşını kaldırıp çarpık bir gülümseme edindi. Ela gözlerinden sinsi bir parıltı geçti. Sakince ellerini ceplerine atıp duvara yaslandı.
"Lütfen devam et, aşırı çekici geliyorsun."
Mümkünmüş gibi daha da sinirlenip kitaplığa yöneldim ve bir bir kitapları ona fırlatmaya başladım. O da içeride kaçarken bir yandan, "Bak, yarana bir şey olacak şimdi, kızım, dur sana!" diye bağırdı.
Eğilip ani hareketle sehpayı kaldırıp duvara çarptım. Az da olsa sakinleşirken yaramdan sızlama ve ağrıyla iki büklüm eğildim. Elimi yarama attığımda acıdan gözlerim yaşarmıştı. Düzensiz nefesimi düzeltmeye çalışmak bile acı veriyordu.
Yanımda bir kıpırtı hissettiğimde başımı ona çevirdim. Yanıma iyice yaklaşıp kaşlarını çattı.
"Laf dinlemezsen böyle olur."
Üstümdeki tişörtü yukarı sıyırdığında yaranın kanadığını gördü. "Yaran daha tam iyileşmeden ne yaptığını sanıyorsun? Bak kanadı. Gel buraya pansuman yapalım." Deyip bir anda kucakladığında yine sinir damarlarıma nüfuz etti.
"BIRAK BENİ BE RUH HASTASI!"
"Kes zırvalamayı."
"Allah'ın cezası!"
"Bana genelde 'lütfu' derler." Küstah bir şekilde konuştuğunda sustum, çünkü biraz da olsa haklı olabilirdi.
Çalışma odasından çıkıp holün sonundaki odaya girdik. Etraf genellikle gri renkle döşenmişti. Havadar bir odaydı ve oda ile banyo arasındaki duvar camdı. Beni odanın ortasındaki büyük yatağa bıraktığında buranın onun odası olduğunu anladım.
"Buradan bir yere kımıldama, hemen geliyorum."
Banyoya ilerleyip dolaptan küçük bir el çantası çıkardı. Yanıma gelip içini açtığında ilk yardım çantası olduğunu gördüm. Pamuk ve kırmızı ilaçtan alıp yanıma oturdu.
Tişörtümü yukarı sıyırıp yaramı inceledi. Pamuğa ilacı döküp yüzüme baktı. "Alkım, bu işte seni koruyacağımı bil. Sadece bana yardımın gerek ve bunun sonucunda Ayvaz'dan intikamını almış olacaksın. Size yaptığı her şey için bedel ödemiş olacak." Ela gözlerine bakıp iç geçirdim.
"Beni yaşatmaz."
Pamuğu yaraya hafifçe bastırarak yarayı temizlemeye başladı.
"Asıl seni yaşatmak isteyecek çünkü ona da lazımsın. Seni babana karşı kullanmak isteyecek. Biz de ona istediğini vermiş gibi görüneceğiz ama içeriden işe yarayacak her bilgiye ihtiyacım olacak. Bunu da sen yapacaksın, Alkım."
"Ya kabul etmezsem?"
"Kabul etmezsen, bana sadece ayak bağı olan babanı ya ortadan kaldırmam gerekecek ya da Ayvaz'a teslim etmem. Sana iki seçenek sunuyorum, babanın aksine."
Gözyaşlarım hücum ettiğinde çenem titremeye başladı. Yarayı sardığında tişörtü indirdim, yüzüme baktı. "Kabul edeceksin, Alkım. Bunu ikimiz de biliyoruz." Deyip odadan çıkıp gitti.
Gözyaşlarım yanaklarımdan süzüldükten sonra artık daha fazla tutamadım kendimi. Ellerimi yüzüme kapatıp saatlerce ağladım. Yüzüm gözüm şişene kadar içim geçip orada uykuya dalana kadar...
Yorgun düşmüş bedenim ne kadar süre uyudu bilmiyorum daha iyi bir şekilde uyanmam gerekirken ben daha kötü hissediyordum. Daha Yeni uyanmış olmama rağmen bünyem yine uyuyacak kadar yorgundu.Birşeylerin kırılma sesiyle uyandım bir biri ardına yükselen seslerle can çığrışlara karışıyor bütün ev bu sesle inliyordu sanki,korkuyla ayaklandım başım ağrıyor gözlerimi bile zor açarken bu sesler beni mahvediyor.
Bir camın parçalanma sesi ve;
"ABİ, abi yapma dur artık."
"SİKTİR GİT DEMEDİM LAN SANA BEHRAM ÇIK LANNN!"
"Abi herkes arıyor bulunur elbet sankin ol."
"ABİNEDE SOKARIM ,SAKİNİNEDE SOKARIM BEHRAM SIKMADAN KAFANA ÇIK LANNN!"
Sesler aşağı kata yaklaştıkça daha net duyulur olmuştu. Merdivenler bittiğinde durdum. Salondan uzun boylu yapılı geniş omuzlu saçları kısa jilet gibi duran iri cüsseli bir adam takım elbisesiyle çıktı;
"Alkım hanım odanıza dönün."dediğinde omuz silktim.
"Neler oluyor yine bu aşağılık yerde?"
"Çağan bey ufak çaplı bir sinir krizi geçiyor."
"Sen kimsin? "
"Abinin sağ kolu, adım Behram alkım hanım"
"Peki neden bu kadar büyük olay neden kopuyor?"derken bir cam parçalanma sesi ardından bir hayvani bir bağırış aldı.
Korkuyla behrama baktım.
'Elimden bişey gelmez;'der gibi bakışla karşılık aldığımda içeriye yönelmiştim ki önümü kesti,
"odanıza dönün."
"Çekil bakmam lazım ona nolduğuna,ne tetikledi."
"Onun için önemli olan bir eşya kaboldu bir kolye."
"Bir kolye için mi bunca şey?"
"Evet efendim daha fazla bilgi veremem."
"Tamam "dedim ve salona yöneldim. Önümü kesmeye çalışsa da iteleyip içeriye girip kapıyı kapattım. Koskoca salon harap olmuş,herşey kırılmış cam olan herşey tuzla buz olmuştu.
Korku içinde etrafa göz atıp salonun ucunda ters dönmüş tekli koltuğun önüne çökmüş ,elleri kan içinde saçı başı birbirine girmiş içki şişeleri ile çağan vardı hızlı adımlarla ona ilerleyip endişeyle seslendim.
"çağann!"
Yüzünü bile dönmeden "git."demekle yetindi.
Hemen salondan çıkıp yasemin hanıma gidip acil yardım çantası alıp geri döndüm. Çok fazla hasar olmalıydı ki avucundan sızan kan yere damlıyordu. Yanına dizlerimin üzerine çöktüğümde yüzüme baktı.
"Çağan noldu bana söylemelisin."
"Git!"
"Tamam gidicem ama yarana bakayım."
Eline uzandığım da geri çekti korkutucu ifadeyle; "sana git dedim."
"Bende gidicem dedim, önce elini ver ve ne olduğunu söyle."
"Sanane!"
"Banane zaten de meraktan soruyorum."
"Delimisin sen ya?"
"Yani belki ne olmuş ?"deyip elini avucuma alıp canını acıtmamak için dikkatle pansuman yapmaya çalışırken biraz daha sakinleşmesini fırsat bilerek kendim bile zor duyduğum bir şekilde konuşuyordum.
"Kaybolan şey ne?"
"Benim geçmişim, geleceğim, herşeyim."
Yüzünde ve bakışlarındaki boşluk kalbime dokundu.Yüreğimde ki burukluğa rağmen gülümsedim. Herkesin bir yarası vardı ama asıl tehlikeli yara fiziksel değil ruhsal olandı. Fiziksel yarana tedavi uygularsan bir süre sonra iyileşir ve kapanırdı lakin ruhsal yaralar bizi biz yapan geçmiş sancılarımızdan ibaretti, her yara iyileşmez,izi kalmış yaralar iyileşmiş olarak kabul edilmezdi.
"Tamam anlat,bana neye benziyor ben ararım bulurum onu."
"Yok alkım,kolye yok bana geçmişimi hatırlatan annemi hatırlatan yaramı hatırlatan şey yok "
Çağana daha derin bir bakış atıp sakin bir şekilde cevap verdim. Karşımda ki adam beni buraya getiren cağandan çok uzaktı, o hâlâ annesini hatıralarına gömdüğü gün ki çocuk.
"Biliyormusun o akşam evimi bastıklarında evimi taradıkların da
Tek düşüncem babamla olan tek fotoğrafimızın bir kurşunla zarar görmüş olmasıydı.Babam ve bana ait dört yaşından kalma bir anı yani anlarım seni. Bana söyle anlat bakarım her yere bulurum, bunun için bir sebebe ihtiyacım yok."
Ellerine sargıyı bitirdiğimde gözleri dolu dolu çağanla karışılaştım. Bütün gardını indirmiş küçücük bir çocukla karşı karşıyaydım;
"Buluruz dimi alkım."Sesini ilk defa bu kadar güçsüz kırılgan diyordum. gözlerim dolduğunda ellerini acıtmayacak şekilde tutup tebessüm ettim.
"Buluruz tabi gerekirse evi alt üst ederiz."
Ellerini yavaşça çektiğinde başını dizlerime yaslayıp uzandı kanepeye sırtımı yasladım.
Kimilerimizin yarası dik duruşunda gizlidir.O vurdum duymaz çağan yaman gitmiş yerine sevgiye ve ilgiye muhtaç küçük bir erkek çocuğu gelmişti.Onu bu kadar yıpratacak ne yaşamıştı, nelerden sağ çıkmıştı. Bilmiyorum bütün düşmanlarına kafa tutacak zekâsıyla alt edebilecek adamı bir kolyenin yokluğu yıkmıştı.
"Söz verdim alkım henüz sözümü tutamadım."
Titremeye başlaması sinir krizinin etkisiydi ama sözleri neyin habercisiydi bilmiyorum. Atlatamadığı geçmişi onu bugün ki çağan yapmıştı, Güçlü olarak ayağa kalkmak için önce en derin yaralar ile düşmek gerekirdi.
Bunu en zor şekilde yaşamıştı değil mi?
"Ne sözü?"
"Yaşadıklarımın ,kabetttiklerimin sözü"
Ellerimi istemsizce saçlarına uzattım dokunduğumda gözlerini kapattı. Nazikçe okşamaya başladığımda titremeleri azaldı.Sakinleşmeye başladı. Nefes alış verişleri düzelmeye başlamıştı sanırım ikimizde çok şey kaybetmiştik.Hakkımız olanı istiyorduk biz aslında, ne kadar farklıysak bir o kadar aynıydık.
Bazen sonucu ne olursa olsun savaşmaya değerdi bende savaşıcaktım sonunda milyonlarca ihtimal arasında ölmem yüksek olasılık olsada...
