14. bölüm · Ruh-u revan

14

Talewind _1234

Ayvaz'ın maça dahil olmasıyla, oyunun atmosferi tamamen değişmişti. Artık bu, eğlenceli bir futbol maçı değil, daha eğlenceli bir maçtı.Ayvaz'ın kıskançlığını ve sahiplenme duygusunu Sancar'a birşeyleri kanıtlama alanıydı. Ayvaz'ın takımın da Demir, ben ve Sancar Akgün’ün tarafındaydık.

Ayvaz, topu sürerken sürekli bana ona yetişmem için alan yaratıyor du. Her pas aldığın da özellikle beni etrafında koşturuyor dikkatimi dağıtacak konuşmalar yada harekette bulunuyordu her anlık göz temasımız, ikimiz arasında görünmez bir flörtleşmeye dönüşüyordu. Sancar, Ayvaz’ın bu tavrını fark etmiş olacak ki, topu bana daha sık atmaya başladı. Olabilecek her diyalog veya temas onu deli ediyordu.

Bu yetmezmiş gibi Sancar da bu durumu kullanmaya başlamıştı.
Sancar’ın her pasında, Ayvaz'ın sinirle çenesinin kasıldığını görüyordum. Bu durum, Demir'in takımına karşı olan rekabeti bile unutturmuştu.
Oyunun sonlarına doğru, Sancar topu yakaladı. Ayvaz ne kadar engel olmaya çalışsa da, Sancar sıyrıldı ve topu kaleye gönderdi.

GOL!

İçimdeki neşe patladı. Sadece maçı kazandığımız için değil, Ayvaz’ın o gergin yüz ifadesini gördüğüm için. Kendimi tutamadım. Koşarak Sancar’a gittiğim de sırtını dönüp hafifçe çökmüştü kollarımı boynuna doladım ve sırtına atladım. Sancar beni bacaklarımdan tuttu koşmaya başladığın da kahkahalarla sahada koşarak sevinç gösterisi yaptık. O an, o koca evdeki tüm baskıyı unuttum.

Bu, Ayvaz için son damlaydı.

Ani bir hızla üzerimize yürüdü. Sancar’a yaklaştı, yüzü kıpkırmızıydı. Daha Sancar ne olduğunu anlamadan, Ayvaz beni sırtından kollarımın altından kavradı ve kucağına çekti.
"Tamam lan, bokunu çıkarmayın!" Sesi, sadece sinir değil, yoğun bir öfke taşıyordu.

Bu deli beni kardeşimden kıskanıyordu!

Beni kucağından indirmeden, sinirli bakışlarını üzerime dikti. Sancar ise sessizliğini korudu, Ayvaz’ın bu sahiplenme hareketine şaşkınlıkla bakıyordu.
"Ayvaz nereye ya?" diye sordum. O kadar sert tutuyordu ki, kurtulmam imkansızdı.

"Hâlâ yemek yemedin. Sana yemek yedirmeye."

"Ben istemiyorum eve girmek, indir beni!" diye direndim. Evin içinde Leyla Hanım ve Kerim Bey’i görme fikri bile midemi bulandırıyordu.
Ayvaz’ın yüzü gerildi. "O yemek yenecek Alkım, sinirlendirme beni."

"Ben yemek yerken, annen ve baban da ömrümüzden mi yesin?" Sesi, bir tokat gibi yüzüne çarptı.

Beklemediğim bir şey oldu; Ayvaz içten bir kahkaha attı. Konak kapısından içeri girerken hâlâ gülüyordu. Kucağında salona girdiğimizde beni koltuğa bıraktı.
"Ne gülüyorsun? Bunlar benim travmalarım," diye homurdandım.

Ayvaz çalışana seslenip yemek getirmesini söyledikten sonra yanıma oturdu. Hâlâ gülümser haldeydi. Benim çatık kaşlarımı görmesi keyfini daha da artırmış gibiydi. Yüzümü iki eli arasına aldı ve yanağıma bir öpücük bıraktı. 'Sol tarafında hakkı kalmasın' ardından diğer tarafa da sulu bir öpücük kondurup geri çekildi. Şok içindeydim. Bu, onun o anlık baskınlığı, kıskançlığı ve anlamsız sevinciyle karışmıştı.

Yemeğimiz geldiğinde, Ayvaz’ın yüzü yumuşak, benimki ise hâlâ şaşkınlığın etkisiyle kızarmıştı. Ancak tam tabağımdan bir çatal aldığım sırada, içeri giren Ayvaz’ın babası Kerim Bey ve annesi Leyla Hanım ile keyfimiz anında kaçtı.
Ayvaz'ın yüzü yine ruhsuz ve düz bir hâl aldı; sanki az önceki tüm o sıcaklık hiç yaşanmamıştı. Benim iştahım ise tamamen kaçtı. Leyla Hanım’ın sinirli ve üstten bakışları midemi bulandırıyordu. Kerim Bey bir süre sessiz kaldı, ama o kasvetli ortamda daha fazla bulunmak istemedim.

Hızlı adımlarla koltuktan kalktım ve salondan çıktım. Arkamdan Ayvaz’ın sesini duymamazlıktan geldim. Odaya ulaştığımda kapıyı arkamdan kilitledim.
Derin bir nefes alıp yatağa oturdum. Hemen telefonumu buldum ve Çağan'dan gelen mesajları açtım. Her gün birden fazla mesaj gelmişti. Beni merak ettiğini, bazen gününün nasıl geçtiğini anlatan mesajlarla doluydu kutu. Bu kadar sert bir adamın bu denli hassas mesajlar atması tuhaftı. Yüzümde istemsizce bir tebessüm oluştu.

"Beni bu kadar özlediğini belli etmeseydin keşke," diyerek mesajı gönderdiğimde, anında gelen yanıta şaşırdım:

"Seni özlemedim de yokluğuna alışmak zormuş, aklım sende kalıyor."

"Beni merak ediyorsun Çağan, sen iyi misin? Sen çıkarını düşünmen gerekiyordu, benim canımı değil," diye yazdım.

"Unutuyorsun sincap, benim çıkarım senin canında gizli."

"Unutmuyorum ama sen de unutma," dedim.

"Unutamıyorum zaten."

Kısa bir süre ekranla bakıştım. Çağan’ın bu kadar kişisel ve yumuşak konuşmasına anlam vermeye çalışırken, ardından yeni bir bildirim düştü ekrana:

"Kurallar değişti küçük sincap. Her şeyden önceliğin zarar görmemen. En ufak şeyde bu işe bir son verebilirsin."

"Çağan neler oluyor?" diye sordum aceleyle.

"Henüz hiçbir şey. Gelecekte çok şey."

Bir daha cevap vermeden telefonu öylece kaldırdım ve düşüncelere daldım. Çağan bir tuhaftı ve bu durum beni ne yapacağım konusunda belirsizliğe itiyordu. Sonraki adımlarımı düşünüyordum ama bu işe bir şekilde son vermem gerektiği kesindi. Gitmem, herkesi geride bırakarak uzaklaşmam...

Düşüncelerim arasında kapı zorlanmaya başlandığında, gelen sese döndüm ve kapının kilidini açtım. Camın önüne geçtim. Gelenin kim olduğunu biliyordum.
Önce belimden karnıma doğru sarılan kollar, ardından saçlarımda hissettiğim öpücük ile yine bütün düşüncelerim yerle bir olmuştu. Kulağımın ardından hissettiğim ılık nefese karışan fısıltı,

"Kapıyı neden kilitlediğini sorabilir miyim?" diye sordu.

"Önemli bir şey değil, sadece biraz yalnız kalmak istedim," dedim.

"Çıkmamı ister misin?"

"Hayır, gitme."

Daha sıkı sarılan kollar ile yönümü Ayvaz'a çevirdim, başımı göğsüne yasladım ve kollarımı sardım. Minik öpücüklerine bir yenisi eklenirken, Ayvaz'ın sırtımdaki parmakları huzurlu bir gezintiye çıkmıştı. Huzurla kapanan gözlerimle kokusundan derince iç çekerken, fısıldadı: "Güzelim benim, her şeyi çözeceğim. Sen artık üzülme."

"Ben üzülmüyorum," diye mırıldandım.

Öpücükleri başımdan yüzüme indiğinde, titrek bir nefes çektim; dizlerim titredi. Yüzümün her bir santimine tüy gibi hafif, ılık nefesi izini bırakırken, heyecanla kalp atışlarım göğüs kafesimi parçalamak ister bir şekilde çarpıyordu.

"Sakın üzülme. Beni, seni üzenin katili etme." Fısıltısı ile daha çok yaklaşmaya başladı. Yüzlerimiz arasında santimler kala, Ayvaz’ın bakışları dudaklarıma kaydığında vücudumu esir alan bir titreme geçti. İstemsizce benim de gözlerim Ayvaz’ın dudaklarına kaydı. Ayvaz aradaki mesafeyi kısalttıkça, daha da artan heyecan ile gözlerim kapandı. Yaklaşan nefes ile düzensizleşen çarpıntıları arasında sertçe yutkundum.
Dudaklarımın üzerinde varla yok arası hissettiğim o varlık, kapının alacaklı gibi çalınmasıyla yok oldu.

Ayvaz'ı göğsünden itip uzaklaştırdım ve yakalanma korkusuyla gözlerim açıldı. Sinirle çenesi kasılan Ayvaz, gözlerini kapıya çevirdi ve kükredi:

"Ne var lan!"

"Abi, akşam yemeğine Zahiroğlu geliyormuş." Gelen Sinan'dı.

Akşam yemeğine gelecek olan ise Cihan Zahiroğlu'ydu. Durduk yere değildi. Muhtemelen zamanı yaklaşan sevkiyatı konuşmak için geliyordu. Bu kadar acelesi olan neydi? Ayvaz'ın öfkesi bir anda iş dünyasının ciddiyetine dönüşmüştü. Benim hayatım, onun iş planları arasında bir kez daha askıya alınmıştı.

Ayvaz'ın sinirle kapıyı açıp Sinan'a bağırışının ardından kapıyı kapatmasıyla odaya korkunç bir sessizlik çöktü. Az önceki sıcaklık, yakalanma korkusuyla karışık ani bir soğukluğa dönüşmüştü.
"Cihan Zahiroğlu demek..." Ayvaz, benden hızla uzaklaşıp gömleğinin kırışan yakasını düzeltti. Yüzündeki o tutku dolu ifade gitmiş, yerine buz gibi bir maske gelmişti.Nefreti her zamanki gibi önceliğiydi.Bu kadar çabuk değişmesi, midemi bulandırdı. O, benden çok uzakta, kendi dünyasındaydı.

"Çıkmam gerekiyor," dedi, sesinde ne bir duygu ne de bir his vardı. Gözleri telefonundaydı.buz gibi bir soğukluk.

"Öyle mi? Seni bu kadar strese sokan şeyi merak ediyorum,Zahiroğlu mu yoksa gizlediğin başka bahanelerin demi var?" diye sordum, sesimdeki hayal kırıklığını gizleyemeyerek.

Bana döndü, gözleri kararlıydı: "Beni sinirlendirme Alkım. Ben bu evde uğraştığım önce sorun arasın da sana zarar verenlerle uğraşırken, senin bana sunduğun tablo bu değil. Hazırlanıyorsun. Akşam yemeğe geliyorsun."

"Ne?" diye şaşkınlıkla bağırdım. "Kerim Bey'in tehditlerinden sonra mı? Asla! Ben o masada oturmayacağım."

"Oturacaksın. Cihan Zahiroğlunun eline koz verilemeyecek. Sen benim yanımda oturacaksın. Ona, Vural ailesinin kontrolü elden bırakmadığını göstereceğim. Şimdi hazırlan. İtiraz istemiyorum."

Ayvaz, kapıya doğru yürüdü. Kapıdan çıkmadan son bir kez bana baktı. Özür dilerim güzelim asma yüzünü şu akşamı atlatalım bütün Vaktimi senin olsun." Göz kırparak Kapıyı kapattı.

Ben ise pencere kenarında, dizlerim titreyerek kalmıştım. Az önceki sıcaklığı ve Ayvaz'ın buzdolabından farksız tepkisi, içimde kavurucu bir öfkeye dönüşüyordu. Beni ailesine karşı bir kalkan olarak kullanacaktı. Ama ben, bir kalkan olacaksam, o kalkanın keskin bir kılıç olacağını da gösterecektim.

Aynaya yürüdüm. Az önceki kargaşayı yüzümden silmeliydim. Ayvaz beni masada bir kalkan olarak istiyorsa, ben de o kalkanın en parlak ve en keskin parçası olacaktım. Saçımı topladım, üzerime koyu renk, sade bir elbise giydim. Ayvaz'ın beni istediği gibi, ne konuşan ne de sinen, sadece varlığıyla dikkat çeken olacaktım.

Aynadaki yansımama baktım: "Vural'ların mezarı, öyle mi? Önce ben sizin iştahınızı keseceğim," diye fısıldadım kendi kendime.

Hazır olduğumda odadan çıktım ve merdivenlere yöneldim. Salonun kapısından içeri girdiğimde, atmosfer ağır havası şimdiden baymıştı .
Masada Kerim Vural her zamanki gibi baş köşede, bir heykel gibi oturuyordu. Leyla Hanım ise tam karşısındaydı, bakışları beni gördüğü anda zehire dönüştü. Ayvaz babasının yanında, kusursuz bir profesyonellikle yerini almıştı. Ve masanın diğer ucunda,
Cihan Zahiroğlu oturuyordu yüzünde sert bir parıltısı vardı. Bana gülümsedi ama bu, bir babanın sıcak gülümsemesiydi.

Ayvaz, beni görmesiyle ayağa kalktı. Bu küçük hareket bile, Kerim Vural’a karşı bir meydan okumaydı. Sandalyemi çekip oturmamı sağladı.
"Hoş geldin, Alkım kızım," dedi Cihan Zahiroğlu, sesi yumuşak ama deliciydi.
Sıcak bir gülümseme ile karşılık verdim.

"Hoşgeldiniz efendim."

"Nasılsın güzel kızım?"

"Teşekkür ederim sizi sormalı?"

"Eh yaşlılık işte ne kadar olursa."

Bu tepkisine sadece tebessüm ederek sustum.Gözlerime sorgulayıcı bakışlarını yakaladığım Leyla Hanım'dan göz devirip gozleirni ondan ayırdım. Bir şey söylemedim.Kerim Vural, bardağındaki içkiye baktı ve yavaşça konuştu:"Akşam yemeğimize teşrif etmene şaşırdım yıllardır bu evin kapısını açmamıştın zahiroğlu."

"Durumlar ve şartlar artık başka Vural."

"Şartlarının değişmesine sebep olan şeyi merak ettim?"

"Bunları bu kadar kafana takma takılman gereken başka konular var."
Cihan Zahiroğlu gülümsedi: "İtibarın zedelendi bunun bedeli ağırdır, Kerim Bey. Ancak bu tür aksilikler işin doğasında var. Önemli olan, sorunun kaynağını bulmak." Gözleri Ayvaz’a kaydı. "Bu sevkiyatın patlamasının arkasında kim var, Ayvaz? Dışarıdan bir düşman mı, yoksa... içeriden bir ihanet mi?"
Bu, babamın adının geçme tehlikesiydi. Nefesimi tuttum.