4. bölüm / 6
Puslu GökkuşaklarıÜçüncü Bölüm İzmarit
Bölümler 6Şu an: Üçüncü Bölüm İzmarit
“Nasıl olsa öleceğiz diye söndürülen izmaritler…”
Beyaz tavanı izliyordum öylece. Kamer’in bitmek bilmeyen ısrarları ve susmayışı yüzünden yemek yemeye biraz olsun başlamıştım. Dört gündür yanıma geliyor serum takıyor, kontroller yapıyordu. Bunun yanı sıra sohbet etmeye ve klinikteki diğer bağımlılarla olan etkinliklere beni dahil etmeye çalışıyordu. Hiçbir etkinliğe gitme gibi bir planım yoktu kaldı ki gerekte yoktu. Ne yapacaktık? Saklambaç veya körebe mi oynayacaktık? Saçmaydı. Tek iyi olan şey duş almamdı . Saçlarım tertemiz üstümde de Kamerin getirdiği temiz kot pantolon ve bol bir hoodie olmasıydı. Fazlasıyla rahattım. Biraz sonra yüksek ihtimalle tansiyonuma bakmaya gelecekti. Gelmemesi daha iyiydi çünkü gergindim. Sigara yoktu. Madde yoktu . Alkol hiç yoktu. Sevdiğim hiçbir şey yoktu burada. Burada kalmak bile istemiyordum ki. Kılıç abiyi aramıştım hem de defalarca ama artık numarayı da biliyordu ve açmıyordu.
Bu iyi bir şeydi beni sevmeyip umursamamaları bana iyi geliyordu. Bundan ancak mutlu olurdum. Sevgi gereksiz ve yaralayıcı bir duyguydu. Sevmemek ve sevilmemek çok güzeldi. İnsan başta yalpalıyor yalan değil. Ama alıştım. Ben buna da alıştım. Kamer fazla sevgi dolu fazla iyilik meleğiydi. Çok kırılırdı bu kafasıyla. Düşüncelerimden sıyrılmama neden olan şey kapının açılması ve neşeli sesinin gelmesiydi. “Selam! Nasılsın?” gözlerim ona döndüğünde bana neşeyle bakan bakışlarını gördüm. Bir insan hep mutlu olabilir miydi? Kamer oluyordu. Sanki her şeye ve herkese rağmen güleceğine yemin etmişti. Yine kahvelerinde derin bir mutlulukla bakıyordu. Bu kadar mutlu ve sevecen olması can sıkıcıydı. Her şeye bardağın dolu tarafından bakıyordu. Bardağın boş olan yerlerini görmek istemiyordu.
“Kötüyüm sen nasılsın?” tek düze bir sesle cevap vermiş ona donuk bakışlar atmama rağmen yanımdaki koltuğa geçti. “İyiyim! Sende iyi ol Hazen . Bugün Güneş çok güzel perdeleri açabilir miyim?” Ah birde bu mesele vardı… Perdeleri açtırmıyordum çünkü istemiyordum Kamerse her sabah gelip beni neşeyle uyandırıp perdeleri açmak için izin istiyordu. Hayır dememe rağmense o gözlerindeki umut kırılmıyordu. Değişikti. “Bugün geciktim biraz bahsetmiştim kardeşimi okula götürdüm de.” Sohbet etmeye çalışıyordu ama kelimeleri fazlaydı. Her gün söylediği şeyler bugün canımı sıkıyordu. “Kahvaltını ettin mi ?” sorusuna cevap veremedim dudaklarımı araladığımda kulağımda başka bir ses yankılandı. “Abla?!” ekin? Tanıdık ve yıllardır özlemiyle yandığım ses… Ekin in sesi. Gözlerimi kıpıştırdım hayır… Hayır delirme Hazen… Hayal hepsi hayal… Sonra ise şakaklarıma keskin bir acı yakıcı bir ağrı girdi. “Senin yüzünden!” bu sefer ses başkasınındı…
Beynimde hiç susmayan o sesti. Kamer konuşuyordu ama sesi gelmiyordu. Galiba ona cevap vermeyişimi yemek yemememe bağlamıştı. Omurgamda bir ürperti hissetmemle yüzümü buruşturdum. Hap içmeliydim… Anlamıyorlardı susmuyordu. Kimse susmuyordu… Sesler daha da arttıp yankılanmaya başladığında yüzümde sıcak bir el hissettim. Kamerdi sanırsam. “HAZEN! HEY! BANA BAK!” endişeli sesi bile bastıramadı diğer sesleri. Her şey benim suçumdu… Titremelerim artmıştı. Kontrol edemiyordum sanki günlerdir karda yatıyordum da titriyordum. “Dokunma! Dokunmayın bana!” sesim çatallıydı. Verirlerse geçerdi. Susacaklardı ama vermiyordu. Sesler vardı ama gerçeklikten mi yoksa hayallerimden mi geldiğini kestiremiyordum. Tek duyduğum ses uzaklardan ,çok uzaklardan gelen o ince korkak sesti. Ekinin sesiydi… “Abla!” çığlıkları kulaklarımda yankılanırken bir başka ses duydum gerçeklikle hayal arasından “Kamer! Hastaya hemen sakinleştirici vur!” yabancı kalın bir erkek sesiydi. Kimdi bilmiyorum ama gözlerim sisli perdelerden ayrıldığında endişeli bir çift gözle karşılaştı gözlerim. Kamer? Benim için endişelenmiş miydi? Bir şeyler yapıyordu elleri hızla hareket ediyordu dudakları hareket ediyordu ama sesi bana ulaşmıyordu. “Tansiyon artıyor!” panikli sesleri duyuyordum ama ne hissediyordum artık ne de görebiliyordum.
Net olan tek kişi Kamerdi sanırsam. Sesler kulaklarımdan uzaklaşırken kalbimin canımı yakacak derecede hızlı arttığını fark ettim. Tüm vücudum yavaş yavaş gevşerken göz kapaklarım ağırlaştı. Yorgunluk bir yorgan gibi üstüme çekilirken son gördüğüm şey Kamerin endişeli bakışlarıydı. Gözlerim kapanırken uzaklardan güven vermeye çalışan sesi geliyordu “iyi olacaksın…” Ben mi iyi olacaktım? Kardeş katili ben? Bütün bedenim bilinmezliğe savruldu sanki karanlık yolları gördü zihnim…
***
Kamer.
Yaklaşık üç saattir uyuyordu. Kaşları biraz olsun gevşemişti. Belki de ilk kez onu bu kadar sakin bu kadar dingin görüyordum. Bütün bu hırçınlığı , tersliği , öfkesi ve mutsuzluğu sevilmeyişindendi bence… Ekin… Sürekli ondan bu ismi duyuyordum. Nöbete kaldığım gecelerde kontrol için geldiğimde dudaklarında hep bu yakarış vardı. Uykusunda ağlıyor ve sayıklıyordu. Acı çektiği her halinden belliydi. Bunu görmemek için kör olmak gerekirdi ve ben kör değildim.
Hazen benim sorumlu olduğum ilk hastamdı . Ama aynı yaralara sahip olduğum tek kişiydi. Ona bu kadar yardım etmek istememin sebebi de buydu. Sevilmemeyi iyi biliyordum. Ama o daha farklıydı. Hazen sevilmeye ihtiyacı yokmuş gibi gözüküyordu ama açtı. Aynı benim gibi… İç çekip sandalyeye yaslandım. Hayata bağlanmayı bu denli istemezken yaşamdan kopamıyordu. Bu inadını bu isteksizliğini anlayamıyordum.
Ama ben onu iyileştirecektim. Yaşamayı sevecekti . Tam olarak ne yaşadı? Ne oldu da bu hale geldi bilmiyordum ama… İyileştirecektim… Yoksunluk krizi ise beklediğimizden geç gelmişti. Daha önce hiç kriz anını görmemiştim. Ama onu öyle görmek beni krizden daha çok korkutmuştu. Kendinin farkında değildi ama acıyla etrafa bakıyordu. Onu anlayabileceğimi sanmıyordum. Benzer durumlarda olsak ta ben onun bu kadar acı bu kadar hüzün içinde neden olduğunu anlamıyordum. Hayata bağlanmak için hiçbir nedeni mi yoktu? Hiç mi ? Kılıç abi dediğini kişi bana her gün durumunu soruyordu. Hazen e söylememi istememişti ama onu merak edenler vardı ve Hazen belki de bunu bilmiyordu. Belki de bilmekten kaçıyordu. Şimdiyse verdiğimiz sakinleştiriciyle öylece yatıyordu.
Saçları yastığa dağılmış kolu yatağın yanına düşmüştü. Tansiyonu ve kalp ritmi birkaç saat önceye göre stabildi. Zayıftı. Her bakımdan zayıftı bu yüzdende zordu. Sevim sürekli bana ‘onu kendinle kıyaslama’ dese de umurumda değildi. Onlar göremiyorlardı. Çok yaralıydı işte. Ailesini arayıp ta haber veren bendim. Aldığım cevaplar benim bile canımı yakarken kim bilir onu nasıl yakıyordur… Bu yüzdendi çabam. Yaralarını iyileştirebilirdim… Kapının aralanmasıyla kafamdaki onca düşünce dağıldı ve gözlerim oraya kaydı. Sevim. Mor hemşire önlüğü vardı her zamanki gibi. Saçlarını topuz yapmıştı. “Hala mı?” hoşnut olmayan bir tavırla bana bakarken kapıyı kapattı. Hazen onu ilk gün odadan kovduğu için pek hoşlanmıyordu. İyi değildi işte. Kafası yerinde olsa yapmazdı. “Uyanırsa diye-” cümlemi bitirmeme izin vermeden araya girdi. “Başka nöbetçiler var Kamer. Doktorlar var.” Bunları zaten biliyordum. Ama pek konuşkan biri değildi ve en azından biraz olsun bana ve ortama alışmıştı. “Hazenden ben sorumluyum Sevim.” Hatırlatırcasına kurduğum cümleyle yüzünü buruşturdu. Abartıyordu. Hazen beni de her sabah tersliyordu ama hiç alınmıyordum. Biraz böyleydi duvarlıydı sertti…
Yapacak bir şey yoktu. Bende fazla neşeli ve konuşkandım ama kimse beni bununla suçlamıyordu. “Kamer bunu duygusallığa bağlamaya başladın farkında mısın?” Kaşları çatık bir şekilde bana bakıyordu. Evet bağlamıştım. Üzülüyordum onun için. Bu gayet normaldi. “Sana nedenlerimi anlatmıştım.” Rahatsızca yerimde kıpırdandım. Tek kelime etmedi aynı şekilde bende etmedim. Sevim iç çekip yanıma geldi sessizce. Bir an Hazene baktı sonra ise başını onaylamaz bir şekilde salladı. “Aynı yerden yaralı olabilirsiniz Kamer. Ve hatta belki birbirinizi anlayabilirsiniz. Ama bunu tek taraflı olarak sen yaparsın o yapmaz.” Neden yapmayacaktı ki? Sevim ne derse desin Hazen şuanda iyi olmadığı için bu denli sertti. “İşin yok mu senin?” gözlerim üzerinde gergince gezdiğinde iç çekti. “Var. Senin de var işlerin Kamer.”
***
İlahi bakış açısı mahalle
Keskin saatlerdir uyumamıştı. Saat sabaha yaklaşıyordu . Yaklaştıkça içini bir korku bürüyordu. Kendine kızıyordu hem de çok. Beklememeliydi aslında. Biliyordu, biliyordu da engel olamıyordu işte. ‘Saatlerdir nerde kiminleydi bu kız?’ Bu düşünce bütün içini kemiriyordu. Kaçamıyordu hislerinden. Her şeye rağmen seviyordu Badeyi. Sevilecek biri değildi… Bencildi can yakardı hem de bundan zevk alırdı. Hazen’in aksine korkusundan yapmazdı. Ama canını yakmasını bile seviyordu Keskin… Aptallık, aptallıktı ve keskin bunu her zerresiyle biliyordu . Salonda bir ileri bir geri yürüyor ara ara oturuyor ama sonra dayanamayıp kalkıyordu. Tüm bunları yaparken kendine küfürler ediyordu. “Senin tıkırtıların insanı uyutmuyor.” Kılıcın uyku mahmuru sesiyle Keskin hızla başını kaldırdı.
Kılıç üstünde eşofmanı ve atletiyle rahatça duruyordu. Koltuğa doğru yürüyüp rahatça esnedi. “Abi ya başına-” devamı gelmedi. Çünkü Keskin cesaret edemedi söylemeye. Kılıçsa artık Badeyi korumaya çalışmaktan vazgeçmişti. Çabasının boş olduğunu anladığında… ‘Yapma Bade, Pişman olursun Bade, Onu ancak üzersin Bade…’ ve dahası. Kılıç için bu evdeki herkes kardeşiydi. Canından bir parça. Ama Bade değer bilmiyordu.
Umursamazca omuz silkerken bacaklarını koltuğun kolçağına uzattı. Keskin’i uyarmasına rağmen Keskin duygularından vazgeçememişti. Kılıç Badenin Keskini hak ettiğine inanmıyordu bu yüzden de umursamıyordu. Nereye gittiğini biliyordu. En azından tahmin ediyordu. Yazık ediyordu kendine ama Bade bunları düşünmüyordu.
Kılıç cevap veremeden kapıdan bir anahtar dönme sesi geldi sonra sarsak adım sesleri. Topuklu tıkırtıları… Keskin hızla arkasını döndüğünde Badeyle göz göze geldiler. Saatlerdir korkuyla aldığı nefesler onu sarhoş ama sapasağlam görmenin huzuruyla yavaşlamıştı. Sabah çıkarken giydiği elbisesi buruşuktu. Makyajı dağılmış, saçları karışmıştı. “Sen… İyi misin?” korkuyla söylemişti , korkuyla bakmıştı ama Bade kördü. Görmek istemiyordu . Yada bilerek görmüyordu. Boş bakışlarla Keskin e baktığında Kılıç iç çekti.
“Ççok iyiiyim?!” sesini ayarlayamamıştı aynı zamanda alkol kokusu keskinin burnuna kadar gelmişti. Her sabah içmeden uyanamadığı şeyden ilk kez iğrenmişti. “Merak ettim seni… Neden açmadın?” diye sordu bu sefer keskin ama Bade cevap vermek yerine umursamazca omuz silkip duvara tutuna tutuna yürüdü. “Canerleydim.” Odasına girmeden önce söylediği şey buydu
‘Caner…’ değişik bir tınıda söylemişti. Mutlu gibi… Tam olarak tanımlayamadı keskin o tınıyı ama göğüs kafesinde bir acı hissetmişti. Caner… Geçen hafta Utkuydu bugün ise Caner… Gözleri kızarmıştı. Sevdiği kızın dudaklarından başka isimler duymak zoruna gidiyordu. Kapı kapandığında Keskin öylece kalakalmıştı.
Fark etmeden yumruklarını sıkmıştı. Yaşlar göz pınarlarından akmak için beklerken Keskin kendini akmasınlar diye sıkıyordu. “Kendine yapma bunu.” Diye homurdandı Kılıç ama Keskin duymak istemedi. Yerdeki kasadan bir bira şişesi çekip masanın kenarına vurarak metal kapağı fırlattı. Sonra ise yere çöküp içmeye başladı. Belki içindeki hayal kırıklığını dindirir diye ama genzindeki yanma hissi artmıştı.
Kılıçsa öylece baktı Keskine. Teselli edecek bir kelimesi kalmamıştı. Kafası fazlasıyla doluydu ama Keskine üzülüyordu. Keskin bira şişesini sertçe yere bıraktığında gözünden bir damla yaş düştü ama silmedi. “Hazen’den sorumlu hemşire çocuk aradı.” Kafası biraz dağılır diye söylemişti bunu. Yoksa Keskine söylemeyi planlamıyordu. Keskinse duyduğu şeyle dikleşmişti. “Ne dedi?” sesi çatallanmıştı. “Yavaş yavaş kabul etmeye başlamış… İyi bir çocuk. Mesaj atıyor arada.” Son günlerde aldığı tek iyi haber buydu. Hazen’in uyuşturucuyu bırakmayı kabul etmesi. Keskinde mutlu olmuş yüzündeki hüznün yerini bir tebessüm almıştı. “Bir kere arasak mı?” umutla bakan gözleri Kılıcın hayır dercesine başını sallamasıyla sönmüştü. Hazen’i çok özlemişti…
Küf kokan salonu bir sessizlik almış götürmüştü. Herkesin aklı başka yerdeydi. Güneş yavaş yavaş karanlığı bölüp Arnavut kaldırımlı sokakları aydınlatırken , Bade yatağında , Keskinse çöktüğü yerde başı duvara yaslı uyudu. Kılıçsa bir sigara yaktı. Hayata ve kadere nefretini haykırırcasına savurdu gri dumanları havaya.
