1. bölüm · Puslu Gökkuşakları
Giriş
Kaçmak insanlara hep kolay gelmiştir. Görmemek, duymamak ve konuşmamak… Her insan çocukken oynanılan üç maymun oyununu büyüdüğünde bir kez olsun oynamıştır. Bazen görmemek için gözlerini , bazen duymamak için kulaklarını, bazense cevap vermemek için dudaklarını kapatmıştır. Ben üç maymun oyununu devamlı oynamış, her şeyden kaçmaya çalışmıştım. Şimdiyse kaçtığım bir kapı açılmış ve o kapıdan içeri girmiştim.
Tertemiz beyaz duvarlar üstüme, üstüme geliyordu. Hayatımda ilk kez psikoloğa geliyordum. İlk kez değildi aslında… Gelmiş ama bir çok kez geri dönmüştüm. Kaçtıkça yaralarım açılmıştı. Kanıyor ve kanatıyordum. Azra hanım sandalyesinde oturmuş beni izliyordu. Belki de hakkımda varsayım üretiyordu. “Nasılsınız?” dedi yatıştırıcı bir sesle. Kazağımın kollarını çekiştirmiş tırnaklarımı iplerin arasında gömmüştüm. Nasılsın Hazen… Nasıldım?
Kendim hakkımda en ufak fikre sahip değildim.
“Bilmiyorum…” diye mırıldandığımda başını sallayıp defterine birkaç not aldı. Bir süre yine sessizlik oldu. Oda çok minimalistti.
Krem rengi büyük kitaplıklar hemen masasının arkasındaydı.. İki koltuk vardı sehpada ise peçetelik ve su şişeleri… “Neden gelmek istediniz Hazen Hanım?” derin bir nefes çektim ciğerlerime. Kaybolmuş birini bulmak için… “Çevremde ‘psikolog a git .” diyen çok kişi vardı.” Herkes kendimi iyileştirmemi söylüyordu. Hastaymışım gibi. “Neden buraya gelmenizi istediler?” “Tedavi olmalıymışım. Ne anlatılıyor burada? Yani ne anlatacağım?” Kendimi deli gibi hissetmeye başlamıştım. Halbuki ben deli yada hasta değildim.
“Peki…” deftere birkaç şey daha not alıp ellerini masanın üzerinde birleştirdi. “Pekala… Nereden başlamak istersiniz?” nereden başlamalıyım? Ne kadar geriye gidecektik ki? “Bilmiyorum… Nerden başlanıyor?” diye sordum çekinerek . Bilmiyordum. Nereden başlayacağımı nerede bitireceğimi…
Azra hanım hafifçe gülümsedi. “İsterseniz çevrenizdekilerin değil de sizin neden buraya geldiğinizle başlayalım.” Kazağımın bilek kısmını çekiştirdim tekrar. “Git dediler geldim. Başka bir nedeni yok.” Kendi isteğimle gelmemiştim ama zorla da gelmemiştim. Belki de geçmişle olan kavgamı bitirmek istiyordum. “O halde zorla geldiniz?” anlamaya çalışır gibi bana baktığında gözlerimi cam a çevirdim. “Yorgunum… Hayat yordu.” Yine deftere birkaç not aldı. Sessizlik fazla gericiydi. “Soru cevap şeklinde olduğunu söylemişlerdi?” böyle başlayamazdım. Zorlanıyordum. Azra hanım kalemi çevirdi elinde “Hayatın sizi yorduğunuzu söylediniz… Oradan başlayalım mı? Nasıl bir çocukluk geçirdiniz?” Boğazım düğümlendi bir an için, Hayat doğduğum an damgasını vurmuştu. “Geçirmedim.” Dedim buz gibi bir sesle. Azra hanımınsa kaşları çatıldı gözleri sorgularcasına bana bakıyordu. “Çocukluk… Geçirmedim.” Geçirseydim belki de bu halde olmazdım. Sevgisiz bir evlilikte doğan çocuklar sevgisizliğin en kötü haliyle karşılaşırdı. “Neden?” dedi bu kez. Çok derin ve çok uzundu… “Uyuşturucuya başladım lisede.” Diyerek konuyu değiştirdim. Derinlere inmek canımı yakıyordu. Deftere yine notlar aldı “Neden?” Unutmak… Kaybolmak istemiştim. “Kaçmak için onda aramıştım çareyi. Sonra kayboldum.” Dudaklarımda belli belirsiz bir gülümseme belirdi. Hüzün doluydum yine. Derin bir nefes aldığımda Azra Hanımın meraklı ama temkinli bakan gözleri üstümde geziyordu. “Peki… Neyden kaçmak istediniz?” Bu sorunun cevabını çok iyi biliyordum. Düşünmeme bile gerek yoktu. “Hayattan.” Dedim tek nefeste. Ölmek istiyordum. Hala istiyordum ama söz vermiştim. Yaşamak için çabalayacağıma dair… Sözlerimi tutmak adetim değildi ama bu sözü tutmak zorundaydım.
