3. bölüm · Puslu Gökkuşakları

İkinci Bölüm Limonlu Kek

Şevval Uygar

“Mutlu ve sevgi dolu evleri bir kek kokusu sarardı…
biraz limon biraz sevgiyle yapılmış kek.”

12 Ocak 2016 Hazen
Cama çarpan rüzgar sesi içimi ürpertiyordu. Beyaz tanecikler camın arkasından her yere saçılıyordu. Gözlerim karşımda yere oturmuş küçük kız kardeşimdeydi. Saçları iki yandan örülmüştü. Annem Ekin’in saçlarını örmeyi çok seviyordu… Üzerinde pembe uzun kollu kazağı ve beyaz eşofmanı vardı. Sarı saçlı bebeğiyle oynarken kendi kendine kıkırdıyor, ara ara mırıldanıyordu. “Abyaa benli oynay mışın?” kısık tatlı sesiyle derin bir nefes aldım. Onunla oynayabilecek kadar oyun bilmiyordum. Bir oyuncak bebeğim bile yoktu… Dudaklarıma içten bir gülümseme kondurup ellerimi dizlerime koydum. Abla olmak bazen çok zordu… Kız kardeşimi kıskanmaktan nefret ediyordum ama bazen kalbimi bir kıskançlık bürüyordu. Onun bebekleri vardı benimse bir tane bile yoktu… Onun saçlarını ören bir annesi vardı benimse saçlarımı ören bir annem yoktu…
Hevesli bakan gözleriyle yutkunmuştum “Oyna işte ekin oturuyorum.” Ters çıkışıma rağmen gözlerindeki heves kırılmamıştı. Kızmasını beklemiştim ama aksine olduğu yerde dikleşip dizleri üzerinde yanıma yürüdü sonrasında ise bebeğini ayaklarımın dibine bıraktı. “Bebiğim senin olşun mu abya?” gözlerim yerdeki bebeğe kaydı. İpten yapılmış sarı saçları yere saçılmıştı tütülü elbisesi yırtılmıştı ama ona rağmen çok güzeldi.
Elim uzanmadı, uzanamadı bile. Ben oyun oynamayı bilmiyordum. Ekinle nasıl oynayacaktım? “Oyuncaklarını kimseye verme Ekin.” Yerdeki bebeği alıp geri ona uzattığımda incecik kaşlarını çattı. “Hayıy! Ben bebişimi abyama veydim.” Sertçe dizlerime bebeği bırakıp omzuma elini bastırarak ayaklarının üstüne çıktı. Ne yapacağını anlamamış halde onu izlerken örgülerini omuzlarından geriye itti “Bekye! Ben kavve yengi bebiğimi alcam!” neşeli bi şekilde odasına koştuğunda arkasından onu izledim. Yere çöküşünü örgülerinden sıyrılıp yüzüne düşen saçlarını itişini… Oyuncak kutusundan bebeğini ararken onu izlemeye o kadar dalmıştım ki sesini duyamıyordum ama konuşuyordu. Ekin fazla neşeli bir çocuktu. Benim aksime. Bende olmayan neşe ve mutluluğu onda görmeyi çok seviyordum. Ekin bu hayatta ki tek değerli varlığımdı . Ne olurdu bende her gün açan güneşe sevinsem? Yada bebeklerle oynarken kıkırdasam? İçimden gelmiyor değildi… Ama benimde bunları yapabilmem için annemin beni sevmesi gerekiyordu… Annemin beni sevmediği kadar annemi seviyordum.
Burnuma gelen kek kokusuyla gözlerim ahşap merdivene kaydı. Annem çok güzel kek yapardı… Kokusu bütün evi sarmıştı. Gözlerim Ekin in odasına kaydığında gördüğüm şey boşluktu. Ben düşünürken gitmiş olmalıydı. Aşağı kattan Ekin’in “ABYAA!” diyen neşeli bağırışıyla yerden destek alıp ayağa kalktım.
Merdivenlerden en ufak bir ses dahi çıkarmadan inip mutfağa yöneldim. Yeşil perdeler vardı mutfakta dantel tüller ve ahşap yuvarlak bir masa. Ekin sandalyesine oturmuş anneme bakıyordu. Annem ise keki dilimliyordu. Kısa saçları yüzüne düşmüştü. En sevdiğim elbisesi üzerindeydi. Beyaz üzerinde pembe çiçekler olan bir elbiseydi. Bence anneme çok yakışıyordu.
“Abya kek yiyeyim!” ekin heyecanla çatalını sallıyordu. Annem onun bu haline kısa bir tebessümle karşılık verirken bana hiç bakmamıştı. “Anne…” çekinerek çıkmıştı kelimeler dudaklarımdan. Oysaki bir çocuğun annesinden çekinmemesi gerekirdi. Ekin’e baktığı gibi bana da baksın istiyordum. Sert değil yumuşak bakan gözleri, içimi ısıtan bakışlardan istiyordum. Ama benim istediğim bunca şey fazlaydı. Susup otur hazen…
Annem dilimlediği keki tabağa koyarken bana kısa bir bakış attı. İçimi soğutan kısacık bir bakış… “Şey…” isteyeceğim şey çok utanç verici bir şeymiş gibi başımı eğdim . Belki de hiç istememeliydim ama istiyordum. Okuldaki kızların saçlarını anneleri örüyordu. Çok güzel oluyordu saçları. Bir kerecik örse ne olurdu ki? “Ağzında lafı gevelememeni daha kaç kez konuşacağız Hazen?” sabırsızdı sesi. Hatta kızmıştı bana… istememeliydim işte!
“saçlarımı örer misin anne?” bir kerecik istiyordum… Saçlarımın örüldüğünü düşünmek bile kalbimi hızlandırıyordu. Belki annem saçlarıma kurdele de bağlardı… halının desenlerini izlediğim sırada annemin “Büyüdün artık öğren kendin ör.” Otoriter sesiyle bütün hayallerim başıma yıkılmıştı. Büyüdün Hazen… Ben büyüdüysem küçükken neden hiç örmemişti annem saçlarımı? Annem zaten benim saçlarımı hiç örmemişti ki…
Annem ekine elleriyle keki yedirirken bense her zamanki gibi uzaktan elimdeki kekle izliyordum. Şekerli yumuşak yapı ağzımda eriyip giderken boğazım sızlıyordu. Hasta olacaktım belki de. Sınıftaki arkadaşlarım hastaydı. Anneleri onlara çay yapıyordu ama ben büyümüştüm kendim yapardım…

12 ocak 2016 Kamer
Yağmurun cama çarpma sesleri odasına doluyordu. Yere bağdaş kurmuş küçük kız kardeşi Güneşin kıkırtılarla oynadığı oyunu izliyordu Kamer. Güneş yerdeki arabaları itekledikçe Kamerin dudaklarının kenarı kıvrılıyor kapalı havaları sevmemesine rağmen içindeki neşe büyüyordu. Güneş henüz dört yaşındaydı. Bu evin neşesini hiç görememişti… Çünkü annesini görememişti. Son dört yıldır ev çok soğuktu... Kamerin babası Ergun Karısı Semra’nın ölümünden hemen sonra kendini kaybetmişti. Artık Kamerin bir babası yoktu. Çünkü Ergun Oktay’ın gözü hiçbir şeyi görmüyordu artık…
“Abii oyun !” Güneşin sesiyle Kamer hafifçe tebessüm etmişti. Güneşi mutlu görmeyi seviyordu. “gel oynayalım abim.” Sesi şefkat doluydu. Güneşi babasından korumaya çalışıyordu çünkü Güneş annesi Semra’ya benziyordu… Her şeyiyle annesiyken babası özlemini daha çok hatırlıyor ve her şeyi kırıyordu. Ama Kamer kabulllenmiyordu. Zaten on bir yaşındaki bir çocuk neyi kabullenebilirdi ki ? ‘Ama ben görüyorum çok üzgün o… Başa çıkamıyordu yanında da kimse yok.. Öfkesi de geçecek…’ Kamer hep bu teselliye tutunuyor hatta inanıyordu. Babası iyileşecekti… Babası çok üzgündü bu yüzden böyleydi ama geçecekti. Dört yıldır geçmemişti ama geçecekti… Kamer küçük olduğu için yardım edemediğini sanıyordu. Büyüdüğünde babasına iyi geleceğine inanıyordu. Güneşle beraber yerde oyuncak arabaları itiyordu ama aklı orda değil yine babasındaydı. Güneşin yüzüne düşmüş uzun sarı tutamlarına bakıp derin bir nefes aldı. Saçları çok uzundu… Saçları çok dolandığı için tararken acıttığı için suçluluk duyuyordu. Biraz kesseler iyi olacaktı. Güneş Mavi arabayı tekrar bir ileri bir geri iterken araba sesi çıkarmaya çalışıyordu.
“Vınnnnn! Vınnn!”
Yan odadan gelen şişe tıkırtılarıyla gözlerini Güneşten çekmiş kapıya kitlemişti. Babası mı uyanmıştı?
Gece geç saatlere kadar oturup birde o şişelerden içtiği içkiler yüzünden hem çok uyuyor hem çok çabuk kızıyordu… Kamer o uyurken ses bile çıkarmamaya çalışıyordu çünkü Ergun Oktay’ın kendi çocuklarını duymaya bile tahammülü yoktu. Güneşinde kıkırtıları donmuştu . “KAMER!” Ergun’un içerden nefret dolu seslenişi geldiği an Kamer hızla doğrulmuş odadan çıkmıştı. Çıkarken kapıyı da kapatmıştı.
Dizleri birbirine çarpıyordu. Babasından çok korkuyordu kalbi göğüs kafesini döverken salona girdi yavaşça. Burnuna gelen keskin alkol kokusu midesini bulandırmıştı. Yeşil eskimiş koltukta yatıyordu babası. Yerde bir sürü cam şişe sehpalarda ise çöpler. “E-efendim baba?” çekinerek kapının kenarında babasına bakarken Ergun yan gözle ona baktı. Eskiden sevgiyle bakan gözlerinde yoğun bir nefret ve iğrenme vardı. “Tekele git siparişlerimi al.” Yine telefondan verdiği siparişi alması için Kameri gönderecekti. Evden çıkmaya bile hali olmadığı gibi içkisini almaya bile gitmiyordu. Kamer ürkekçe başını salladı sadece. Acaba babası sadece içki mi almıştı yoksa yiyecek bir şeylerde almış mıydı?
Sehpada duran annesinin fotoğrafına kaydı gözleri istemsizce. Annesi burada olsa böyle olmazdı. Market poşetlerinden sadece cam şişeler değil bir sürü çikolatada çıkardı. Uzun uzun fotoğrafa baktı. Ergun Kamerin varlığını fark ettiği an kaşlarını çatmıştı.
Yine başlıyordu… Kadere olan öfkesini yine küçük oğlundan çıkaracaktı. Kamer babasının kalktığını bile fark etmemiş şimdiyse yanağında patlayan büyük elle fark etmişti. Tokadın etkisiyle yere sinek gibi yapışmıştı. Kulaklarında derin bir uğultu kol gezerken gözlerinden yaşlar akıyordu.
Önceden onu sevmek için kalkan eller artık vurmak için kalkıyordu.