5. bölüm / 6
Puslu GökkuşaklarıDördüncü Bölüm Borç
Bölümler 6Şu an: Dördüncü Bölüm Borç
“Herkes tarafından sevilmek ama görememek”
Gözlerimi açalı çok olmamıştı. Geçirdiğim krizden sonra ne kadar uyudum bilmiyorum. Çokta bir şey hatırladığım söylenemezdi. Tek hatırladığım Kamer’in ben bilincimi kaybetmeden önce bana olan bakışlarıydı. Korkmuş gibi bakmıştı yada benim için endişelenmiş gibi… Tanımadığı biri için endişelenir miydi bir insan? Bilmiyordum ama tek bildiğim Kamer’in endişelenebileceğiydi. Beni tanımamasına rağmen tedavi olmam için fazla çabalıyordu. Başımın içi zonkluyordu. Kollarım durmadan kaşınıyordu sanki damarlarımı bir böcek ısırmıştı. Ne kadar kaşırsam geçmiyordu.
Yorgundum. Ne inat edecek gücüm kalmıştı nede direnecek. Belli ki bırakmadan buradan çıkamayacaktım. Tek çare kabul etmekti, ve ben kabul ediyordum. Üstelik kafamın içindeki seslerin artık susmasını istiyordum. Belki de böylece içimdeki pişmanlık belki de suç duygusu biraz olsun azalırdı.
Kapının açılmasıyla yorgun bakışlarımı çevirdim. Kamer gelmişti. Saçları dağınıktı. Elinde ise birkaç renkli poşet vardı. Gözlerinde her zamankinden daha yoğun bir şefkatle bakıyordu bana. Bakışlarımı ondan çekip duvara baktım. Oda her zamanki gibi karanlıktı. Bir süre sustuk. İkimizden de tek kelime çıkmadı .
Yatağın yanındaki sandalyeye oturmuş yere bakıyordu. İlk kez konuşmuyordu. İlk kez yüzünde gülümsemesi yoktu. “Ne o bugün mutlu olmak için sebebin yok mu?” dedim soğuk bir şekilde. Gözlerini kaldırıp bana baktı. Ela… Gözlerinin ela olduğunu şimdi fark ediyordum. Acıyor muydu bana? Bu yüzden mi böylesine merhametle bakıyordu. Acıdığı için kızamayacaktım. Haklıydı acınacak haldeydim. Başını hayır dercesine salladığında tepkisiz bir şekilde onu süzdüm. Ne diye mutlu değildi o zaman? “Ya ne?” “İyi misin?” sesi titremişti. Niye titriyordu ki sesi? Ama asıl ilk kez uzun zaman sonra genzim yanmıştı sorusuyla. Kimse bana ‘ iyi misin?’ diye sormamıştı.
En azından kamerin sorusu kadar gerçek… Gözlerimi kaçırıp derin bir nefes çektim içime. Garip bir etkisi vardı. Buraya gelene kadar hiç… Hiç bu kadar acınası olduğumu fark etmemiştim. Başımı salladım sadece. Sesim titremesin diye. Ve binlerce kez küfür ettim kendime. Kendi hayatımı kendi ellerimle bu hale getirdim diye.
“O sikim sonik etkinliklere girmem.” Dememle başını kaldırdı. Bir an için anlam veremedi ama sonrasında tedaviyi söz ettiğimi anladı Gözleri parlarken dudakları kıvrıldı heyecanla. “Kabul mu?! Ettin mi yani?!” “Bağırma lan.” Diye homurdandım. Başım kaldırmıyordu. Heyecanla ayağa kalkmasıyla ağzım aralandı. Bu kadar mı sevinmişti?
“Ben sana kıyafet getirdim bide şampuan falan hani...” elindeki poşeti uzatmasıyla bir ona bir poşete baktım. “Niye?” dedim poşete uzanırken. Kıyafetim vardı hem onun verdiği hem de kendi kıyafetlerimi döndürüp giyiyordum. Elini ensesine attı bir an sonra geri çekti . kulakları kızarmıştı. Niye domatese dönmüştü ki? “Mutlu olursun diye…” Elim poşette gözlerim onda dondum. Benim mutlu olmamı mı istemişti? Oysaki annem onun aksine mutsuz olmamı ve hatta ölmemi dilerdi. Kamerse onun aksine yaşayayım diye, mutlu olayım diye çabalıyordu.
Kalbim hızlanmaya başladığında gözlerimi poşete çevirdim. “Eyvallah sağol.” Diye mırıldanıp poşeti açtım. Yeşil bol bir hoodie almıştı. Bol kot pantolon kahverengi kazak… İç çamaşırı?
Birkaç saniye paketle bakıştım. O mu almıştı? Gözlerim büyüdüğünde boğazını temizledi. “Kız kardeşimle gittik… Yani hepsini ben şey etmedim.” Aceleci sesiyle yanaklarımı ısırdım. Utanması komik gelmişti. “Sağol…” poşeti kenara bırakıp parmaklarımla oynamaya başladım. “Rica ederim, beğendin mi? Beğenmediysen değiştirebilirim sen siteden-.” “Beğendim.” Diye böldüm cümlesi bitmeden.
Hayatımda ilk kez beni düşünerek bir şey almıştı. En azından bunu kendine sorumluluk bilmişti. Bu yüzden beğenmiştim. Kamer saftı. Fazla saf ve bu dünya için fazla temizdi. Çocukken onu pamuklara sarmalamış hayallerle büyütmüş olmalılardı. Aksi halde nasıl bu kadar mutlu nasıl hayat dolu olabilirdi ki ? Beni bile ikna edecekti neredeyse…
Ölümü hak ettiğimi düşünüyordum. Hala fikirlerim değişmemişti. Ben katildim ve katiller yaşamayı hak etmezdi.
Bu aklıma geldikçe kendimden nefret ediyordum. Bu yüzden de Kamerin bu ilgisi ve tavrı beni hem şaşırtıyor hem kızdırıyordu. İnsan kendi ailesinden bile göremediğini öylesine birinden görünce tökezliyordu. Beni kızdıransa bugün ölsem kimsenin arkamdan ağlamayacağını bildiğimdi. En azından kamerle tanışana kadar. Beni tanımamasına rağmen üzülüyordu benim için. Düşünüyordu önemsiyordu. Saftı fazla herkesi düşünmeye çalışıyordu ama herkes onun gibi değildi. Üzülürdü bu kafasıyla.
Odayı sessizlik kaplarken gözlerimi ona çevirdim. Saatiyle oynuyordu ama yüzünde bir gülümseme belirmişti. Hiç eksik olmuyordu o tebessümü… Kız kardeşi vardı. Ondan bahsederken hep gözlerinin içi gülüyordu. Keşke… Keşke benimde yüzümü güldüren kardeşim olsaydı. Keşke ben kendi canımın katili olmasaydım. “Neden Kamer?” dedim sorgulayan bakışlarımla . Neden bana yardım ediyordu. Bir hemşirenin görevleri değildi bunlar. Doktorlardan, psikologlardan daha ilgiliydi. Bir hemşire bunu yapmazdı. En azından bildiğim kadarıyla. “Dedim ya mutlu ol diye… Hep üzgünsün-“ “Sana ne?” diye böldüm onu. Cevap vermedi. Dudaklarını birbirine bastırıp başını eğdi.
“Neden bu kadar umurunda? Tanımıyorsun sen beni. İyi miyim kötü müyüm bilmiyorsun.” Bildiği herhangi bir şey yoktu. Kimse bir katile yardım etmek istemezdi. Bunu bilse o da istemezdi. “Neden benim üzüntüm, öfkem, yada her ne bok varsa neden umurunda?” dedim tükürürcesine. Oturduğu yerde rahatsızca kıpırdanıp ellerini birleştirdi. “Ben burda yeniyim… Yani sen benim ilk hastamsın.” Dediğinde acı bir gülümseme belirdi dudaklarımda. Hasta… Hasta olduğumu biliyordu en azından. Ölüm getiren bir hasta.
Gözlerimi ondan çektiğimde panik doldu sesinin tınısı. “Yani hasta derken sorumlu olduğum kişisin. Hasta olduğunu düşünmüyorum…” cevap vermedim. Diyecek bir şeyim yoktu. “Bence sen kötü değilsin… Ben seni anlıyorum. Zorunda kaldığın şeyler olabilir. Hem herkes hata yapar-“ hata… Hata mı sanıyordu? “Hata değil hemşire çocuk.” Hata olsaydı dönülürdü ben dönemiyordum. Gözlerine bakmadım tepkisini göremedim. Duvara bakmaya devam ettim.
“Hazen benimde ailem yok.” Öyle bir söyledi ki gözlerim istemesem de ona döndüm. ‘Benimde… ‘Kırıktı sesi ilk kez sanırsam… Kamerin sesi ilk kez kırıktı. Anlar gibi baktı bana. “Ne yaşadın bilmiyorum. Ama beni de sevmediler… Benimde kimsem yoktu.” Sustum. Sadece sustum . Onu sevmemek için nedenleri ne olabilirdi ki? Ben kızlarını öldürmüştüm ya o ne yapmıştı? Ve sevilmediğimi nereden öğrenmişti?
“Hazen... Senin yaralarını bilmiyorum inan bana . sadece ailene haber veren kişi bendim. Bu yüzden seninle ilgileniyorum. Benim tutunacak bir kardeşim vardı. Elimden tutan bir abim vardı. Senin de elini tutan o battığın çukurdan seni çıkaran ben olmak istiyorum.” Sözleriyle dudaklarım şaşkınlıkla aralandı. Kalbimde değişik bir his dolaşmaya başlamıştı. Uzun zamandır hissetmediğim bir his. Bana yardım eli uzatmasının sebebi acımak değil anlamasıydı. Anlaşılmaya ihtiyacım yoktu ben gayet iyiydim ama burada kaldığım sürece konuşacak birine ihtiyacım vardı. Sevmek ve bağ kurmak artık bana günahtı sevilmekte öyle ama burada kaldığım sürece ona kaba davranmayı bırakabilirdim . En azından bana buradan çıkmam için yardım edeceği içi.
İlahi Bakış açısı Mahalle
Mahalle sessizdi. Her zamanın aksine. Kılıç taş yolda yürürken gözleri karşısındaki aparmandaydı. Eskiydi Boyaları soyulmuştu Birkaç balkonda asılı çamaşırlar vardı. Sokakta pek çocuk olmazdı en azından oyun oynayan çocuklar.. Ama bugün aklı oralarda değildi. Hazen’in borcunu kapatmaya gidiyordu. Ercan denen herife borcu vardı. Yüklü bir miktardı ama Hazen’in tedavisi bitene kadar taksitle bitirebilirdi. Bir daha bu illete bulaşmasını istemiyordu. Bu yüzdende borcunu kapatacaktı. Sokağı geçip eski kullanılmayan binaya girdi her yanı grafitiyle doluydu. Sürekli yeri değişse de satışlar buradaydı şuan. Karanlıktı işte bu sokaklar. Kılıcın tek şükrettiği şey Hazen’i onların elinden almasıydı. Merdivenin kenarında kendinden geçmişçesine duran çocuklara bakmadan üst kata çıktı. Yoğun bir küf ve sigara kokusu gelmişti burnuna. Camları kırıktı. Yırtık tüller oradan oraya savruluyordu. Tozlu kırmızı koltukta oturmuş keyifle portakal yiyen Ercan’ı görünce yüzünü ekşitti Kılıç.
Bu adamdan nefret ediyordu. Pisliğin tekiydi. Kaç çocuk ölmüştü onun yüzünden ama çeteydiler o kadar çoklardı ki bazen bu sokağa polis bile müdahale etmekte zorlanıyordu. Başını kaldırdığında göz göze geldiler. Ercanın yüzünde pis bir gülümseme vardı. Saçı başı birbirine girmişti. Kırmızı lekeli gömleğinden şişmiş karnı fazlasıyla göz önündeydi. “Ooooo Kılıç kardeş seni beklemiyordum. “ Yattığı yerden kalkıp çakısını tabağa bıraktı. Kılıçsa fazlasıyla gergin bakıyordu ona. “Borcumu kapatmaya geldim.” Soğuk sesiyle Ercan sorgularcasına ona baktı. Kılıcın hiç madde aldığını hatırlamıyordu. Deftere bakacak oldu ama sormayı tercih etti. “Ne zaman borç yaptık sana?” demesiyle kılıç cebinden zarfı çıkarıp ona uzattı.
“Benim değil . Kardeşimin.” Hazen canından öteydi onun için. Kaç gece onu ölümden aldığını saymak istemiyordu. Ercan ise hemen kimden bahsedildiğini anlamış alayla gülümsemişti. “Ne o bıraktı mı?” dedi inanamaz gibi Kılıçsa başını sallamakla yetindi. “Aynen. Her neyse borcu benim borcum. Diğer taksiti zamanı gelince getiririm.” Fazla açıklama yapmazdı kılıç. İstenilse de istenilmese de. “Nerelerde o azrail’in kızı?” dedi alayla. Kılıçsa açıklama yapmadı.
Bu sokaklarda korkulan bir çete vardı evet ama çekinilende Kılıç vardı. “Sor dendi mi Ercan?” demekle yetindi sadece. Kılıç herkesin aksine Ercan dan korkmaz yada saygı duymazdı. Gerekte yoktu. Ercan eyvallah dercesine salladı sadece başını sonra zarfı elinden alıp parayı çıkardı. “Nerden buldun sen bu parayı?” dediğinde Kılıç çoktan sırtını dönmüştü. “Ananın…” diye mırıldandı ama yuttu küfür ü Kılıç, Anne onun için başka bir şeydi. Annelik gibi kutsal bir makamın küfürlere makara olmasından haz etmezdi. “Babanın götünden.” Dedi merdivenleri inerken. Kibar kalmıştı gerçi ama gocunmadı yada örselemedi. Kendini apartmandan dışarıya atıp hızlı adımlarla uzaklaştı. Sevmezdi buraları. Ama Hazen için katlanacaktı.
Yol boyu düşünmüş durmuştu. Düşündükçe yürümüştü. Yağmurun başladığını bile apartmana girdiğinde fark etmişti. Eve geldiği gibiyse odaya kapanmıştı.
Keskinse odaya girmemişti.
Halinden belliydi yalnız kalmak istediği. İlk defa Bade evdeydi ve kafası biraz olsun yerindeydi. Keskinle koltukta yan yana oturmuş televizyonu izliyorlardı. Salakça bir programdı. Katılımcılara para veriliyor çarşıdan kıyafet aldırılıyordu. Kombinleri sanki çok bilgiliymiş gibi belli kişiler yorumluyordu. Keskin izlemezdi normalde ama Bade izliyor diye oturmuştu. Onunla geçirdiği sayılı anlardandı . “Bade…” dedi nefes alırcasına . “hıı?” gözlerini televizyondan bir an bile ayırmamıştı. Keskin kumral saçlarına baktı birkaç saniye sonra gözlerine. En azından yandan görebildiği kadar. “Akşam bizim mekana gidelim mi?” dedi hevesle. Hazen varken beraber gidiyorlardı çokta eğlenceli olurdu. Bade yine bakmadı Keskine. “Yokk benim planım var.” Bugün bir yere gitmez diye düşünmüştü. En azından umut etmişti.Bütün bedeni gerilirken arkasına yaslandı. “Kiminle?” demesiyle Bade ona baktı. Sonunda “Napacan?” “Merak ettim sadece.” “Ozanla.” Demesiyle Keskinin biraz olsun içinde kalan umut yada her neyse gitti. Yine ve yine yok oldu. Caner, utku ve şimdi de ozan. Tüm erkeklerin adını ondan duyuyordu artık. “Ozan?” soru sorarcasına tınıyla Bade yüzünü buruşturdu. “Ne o Keskin? Yoksa kıskanıyor musun?” küçümseyen ve hatta aşağılayan bakışlarla Keskin yuttu tüm kelimeleri sözlerini. Ve yine gömdü aşkını kalbine. “Bana ne senin manitandan kızım? Yürü git kiminle nerde ne bok yersen ye.” Sinirlenmişti ve hatta keyfi kaçmıştı. Salakça programa bile katlanamazdı bundan sonra Ayağa kalkıp mutfağa attı kendini. Kalbi göğüs kafesini kırabilirdi. Artık bu kıskançlık değildi.
Bu hayal kırıklığıydı. Canı yanıyordu.
Bade bazen ona sokulup uyuyordu, bazen elini tutuyor yada gülüyordu. Keskin için bunlar öylesine büyüktü ki Bade Keskini kırmıyor parçalıyordu ve bunu artık görüyordu. Keskinse artık kendine itiraf etmese de , Badeye yakıştıramasada biliyordu. Badenin ne olduğunu çok iyi biliyordu. Gözleri yandığında hızla dolabı açıp bir şişe çekti raftan, sonra ise hızla yatak odasına yürüdü. Kılıçla aynı odada kalıyorlardı girmek istemezdi ama oda müşkül durumdaydı. Kapıyı açtığında etraf bulanıktı artık.
Kılıcın bakışları ona döndü sormasına bile gerek yoktu anlamıştı. Keskin kendini zar zor eski yatağına bırakıp gözlerini yumdu. Acıyordu çok acıyordu canı. Keşke Hazen olsa diye düşündü. “Keskin… Üzgünüm kardeşim ama-“ “Yapma abi,” titreyen sesle sustu kılıç gözlerini yumdu görmemek için. Keskine gerçekten çok üzülüyordu. Başını çevirdiğinde keskin hıçkırdı. “yalvarırım deme abi… Söylersen gerçek olur deme-“ sesli duymazsa inanmazdı.
En azından kendini böyle avutuyordu kimse Badenin dönüştüğü durumu söylemezse Keskin inanmak zorunda kalmayacaktı. Kaçıyordu sırf bu yüzden. Tanımadığı anası, babası için içtiği alkolü son yıllarda sadece Badeye olan aşkına içiyordu.
Sevilmeyişine sevilmeyecek olmasına ve sevdiği kızın bir aşifte oluşuna... Sustular hem de dakikalarca… Dakikalar saate döndü sonrasında. Keskin açtığı birayı içemedi ağlamaktan sessizce akan yaşlarından… Kılıçsa Duvarı izledi. İkisi de susup birbirlerini duymazdan geldiler. En azından acısı geçene kadar.
Badeyse hiçbir şeyi görmeden duymadan öylece programını izledi. Hava karardığındaysa hazırlandı. Her seferinde başkası için hazırlandı ama bir tek kişiyi düşledi. Yaptığının hata olduğunu fark etmeden yine başkalarına güldü.
Hazen’in bakış açısı klinik.
Psikolog bir kadın gelmişti. Klinikte çalıştığından, benimle konuşmak istediğini söylemişti. Onunla konuşmak bana iyi gelecekmiş… Güzel bir kadındı. Kıvırcık saçları vardı. Sevecen biriydi ki beni rahatsız hissettirmemişti.
En azından sorular sorana kadar. Şimdiyse susuyorduk. Defterine notlar alıyordu. Alabilirdi. Tanımadığım bir insana neden yaralarımı açacaktım ki? Ben tanıdıklarıma bile en ufak yaramı göstermezken neden bu kadına gösterecektim. Saçmalıklar silsilesiydi. Kadına bakmıyordum bile. “Pekala bugün konuşmak için iyi bir gün değil anlaşılan.” Temkinli sesiyle donuk bakışlarımı ona çevirdim. Neydi bu? Oyun mu? Yada her ne zırvalıksa! Ben kimseye derdimi açmazdım hele ki her şey e bir kılıf uyduran bu kadına. “Hiçbir gün.” Diye homurdandığımda bakışları bana döndü. “Anlamadım?” “Hiç. Bir. Gün .” dedim her kelimeyi vurgulayarak . Anlatmak istemiyordum neden bunu o küçük beyinlerine sokmuyorlardı?! “ Sana hiçbir şey anlatmayacağım!” hepsi sadece bana acıyordu. Kendilerine acıyabilirlerdi! Kadın söylediklerimle ayağa kalktı. “Kızmana gerek yok seni anlıyorum-“ Anlıyor muydu? Bütün şartellerimi attıran kelimeydi. Anlamak.
İnsan yaşamadığı şeyi anlayamazdı. Ama her insan anlıyorum başlıklı yalana sığınıyordu. “Anlamıyorsunuz! KİMSE! KİMSE ANLAMIYOR!” haykırışım kontrolüm dışıydı nefeslerim hızlanırken kadın neredeyse koşarcasına odadan çıkmıştı. Ardındansa beyaz önlüklü doktor ve Kamer girmişti içeri.
“Hazen? Sakin ol-“ kel doktorun sakinleştirmeye çalışan sesiyle Kamere baktım. Bana psikolog tan bahsetmemişti. Yalancı. Sadece başımı salladım gözlerine bakarken gözlerinde bir şey kırılırken biraz daha ona bakmaya tahammül edemeden yorganı üzerime çekip onlara sırtımı döndüm.
