20. bölüm · Prenses Ada ( Tahtın Gölgesinde)
Sotrion’un Dönüşü
Aradıkları köye vardıklarında öğle vakti olmuştu. Köy ovaya kurulmuştu. Köydeki evler bir yerde değil, dağınıktı. Herkesin evinin yanında küçükte olsa tarlası vardı. Yerleşimin dağınık olması aradıkları kişiyi bulmalarını daha da zorlaştırıyordu. Genç aradıklarını kişinin evini nerede bulabileceklerini yoldan geçen bir köylüye sordu. Köylü yolu tarif etti. Köylünün tarif ettiği eve doğru gittiler.
Tarif onları tek katlı taş bir evin önüne getirdi. Evin etrafı ağaçlarla çevriliydi. Önünde ve solunda büyük ceviz ağaçları vardı. Evin önünde bulunan yaşlı ceviz ağaçları yazın evin serin olmasını sağlıyordu. Evin sağında birkaç tane küçük zeytin ağaçları vardı. Evin arkasında büyük dut ağacı vardı.
Evin sağında ve solunda olmak üzere iki ahşap penceresi vardı. Evin çatısı kiremitten yapılmıştı. Evin önünde taştan yapılmış ocak bulunuyordu. Ocağın solunda rafta yemek yapılan toprak ve bakır tencereler hazır bulunuyordu. Rafın önünde genelde her yemeğin içine koyulduğundan zeytin yağı testisi vardı. Evin önündeki ceviz ağacının ilerisinde kuyu bulunuyordu. Evin etrafındaki tarlalarda buğday ekiliydi.
Ilk olarak ocakta yemek yapmakta olan bir kadın gördüler. Kadın bir yandan yemeği karıştırıyor, bir yandan da ocağa odun atıyordu. Kadın sıkıntısından oldukça yaklaşmış olmalarına rağmen onları fark etmedi. Genç görevini yaptığını düşündüğünden yavaşlamış, geriden geliyordu. Xhante kadına biraz daha yaklaşıp gülümseyerek “ Biz birini arıyorduk. Acaba burada mı yaşıyor?” dedi. Kadın ilk başta irkildi sonra toparlandı “Kime bakmıştınız siz?” diye sordu.
“Biz kraliçenin eski danışmanı Sotrion’a gelmiştik. Acaba doğru mu geldik?”
Kadın bu tür konuklara alışıkmış gibi “ Evde değil. Tarlada. Siz bekleyin ben onu çağırayım.” dedi. Xhante ve genç duvara yapışık duran sedire oturdular. Kadın evden biraz uzaklaştı, kocasına seslendi. Mesafe uzak olduğu için birkaç kez daha bağırdı. En sonunda belli belirisiz bir ses duyuldu. Kadın buraya gel diye bağırdı. Kocasının cevap vermesini beklemeden ocağın başına geldi.
Sotrion askerlikten istifa ettikten sonra şehirden uzakta küçük bir köyde ailesiyle yaşamaya başlamıştı. Evinin yakınında birkaç dönümlük toprak almıştı. Topraklarını ekip biçerek geçimlerini sağlıyorlardı. İçeriden bebek ağlaması duyuldu. Kadın misafirlerine gülümeseyerek “ Siz oturun, birazdan gelir. Ben bir bebeğe bakayım.” dedi. Ardından içeri girdi.
Sotrion birkaç dakika sonra geldi. Üstünde toprak olmuş krem rengi chiton( Hem kadınlar hem de erkekler giyiyordu.) vardı. Yorgun gözüküyordu, göz altları şişmişti. Yüzünde kırışıklar belirmişti. Zorla da olsa gülümsemeye çalışarak “ Hoş geldiniz.” dedi. Sedirin ilerisinde bulunan su kovasından elini ve yüzünü yıkadı. Kim olduğu köylüler tarafından öğrenildiğinden bu tür ziyaretlere alışkındı. Onun eskiden devlette yüksek mevkide bulunduğunu öğrenen köylüler ona akıl danışmaya yada bazı akrabalarının belli mevkilere gelmesinde yardımcı olup olmayacağını soruyorlardı.
Sotrion kendine bir tabure aldı, sedirin karşısına koydu. “Buyurun ne istemiştiniz?” diye sordu. Xhante gence gözüyle işaret yaptı. Genç sedirden kalktı, tarlaya yürümeye başladı. Onun iki görevi vardı. Ilki Xhante’yi köye getirmek, ikincisi Sotrion’u Alinda’ya istenilen noktaya götürmek. Gencin emirleri sorgulama gibi huyu yoktu. O sadece istenileni yapardı, gerisi umurunda değildi.
Genç belli uzaklığa ulaşınca Xhante söze başladı. Sakin ve kendinden emin bir şekilde “ Seninle aynı şeyi istiyoruz.” dedi. Sotrion’un yüzüne alaycı bir gülümseme yayıldı “Ben ne istiyormuşum ki. Zaten her şeye sahibim. Ailemle mutlu bir hayatım var.” dedi.
- Ya geride bıraktıklarınız. Onları düşünmüyor musunuz?
Sotrion’un yüzündeki gülümseme öfkeye döndü. Öfkeyle “ Ben kimseyi geride bırakmadım. Sizin ne demek istediğinizi anlamadım.” dedi. Xhante Sotrion’un gözlerinin içine bakarak “ Siz kimi geride bıraktığınızı biliyorsunuz? Kendinize yalan söylemeyin.” dedi. Sotrion’un yüzü beyazladı. “ Buraya bana acı çektirmek için mi geldiniz?” dedi. Sotrion korkak gibi kaçmayı kendine bir türlü yedirememişti. Karısına belli etmemeye çalışsa da geceleri iyi uyuyamıyordu. Ancak bütün gün tarlada çalıştığında iyi uyuyabiliyordu. Yorgunluktan düşünmeye zamanı kalmıyordu.
Xhante gülümsedi “Hayır benim öyle bir niyetim yok. Size bunu değiştirmek için fırsat vermeye geldim.” dedi. Sotrion ayağa kalktı, öfkeyle “Sen ne dediğini bilmiyorsun. Evimden gidin.” dedi. Xhante hareket dahi etmedi sakinliğini koruyarak “ Buraya sizinle dalga geçmek için gelmedim. Her şey hazır” dedi. Sotrion biraz sakinleşti, taburesine tekrar oturdu.
- Tek başınıza her şeyi planladınız demek.
- Ben tek başına değilim. Bundan emin olabilirsiniz. Bir çok kişi bu amaç etrafında toplandı.
- Bana niye ihtiyacınız var o zaman. Kendiniz yapın.
- Sizin gibi deneyimli birisine ihtiyacımız var. Bildiğiniz üzere böyle planlarda beklenmedik değişiklikler ortaya çıkabilir. Böyle anlarda sakin kalıp, doğru kararlar alabilecek kişiye ihtiyacımız var.
- Bu bir intihar planı. Bunu biliyorsunuz değil mi?
- Bunun zor bir plan olduğunu biliyoruz. Ama imkansız da değil.
- Şehirden birini kaçırmayı planlıyorsunuz. Üstelik o kişi muhtemelen şehrin en güvenli tutuluyor. Onca askerin arasından bunu nasıl yapacaksınız.
- Ben planın hepsini bilmiyorum. Ama bildiğim bir şey var. İnsanların sabrı tükendi. Sen burada ne kadar farkındasın bilmiyorum ama öyle.
- Siz işin zorluğunun farkında değilsiniz. Hadi şehre bir şekilde girdik diyelim. Saraya elimizi kolumuzu sallayarak nasıl gireceğiz? Hadi saraya da girdik diyelim, kocaman sarayda kraliçeyi nasıl bulacağız ve onu nasıl çıkaracağız?
- Eğer bu sorularınıza yanıt almak istiyorsanız Alinda’ya gitmek durumundasınız. Orada size her şeyi anlatırlar. Benim size söyleyebileceklerim bu kadar.
- Kabul etmezsem ne olacak.
- Bunu sizsiz yapacağız. Siz hayatınıza devam edeceksiniz. Sizin de kralı sevmediğimizi bildiğimizden ona haber vermeyeceğinizi biliyoruz. Dediğim gibi geçmişin pişmanlığından kurtulabilmeniz için size sadece fırsat sunmak için geldim.
- Biraz düşünmek istiyorum.
Xhante ayağa kalktı. “Tabi ki düşünebilirsiniz. Ama lütfen çabuk olun. Ben size söylemek için geldiğim sözleri söyledim.” dedi. Sotrion bir anda kalkmasından endişelenerek “Gidiyor musun? Ama düşünebileceğimi söyledin.” dedi.
“Benim şehre geri dönmem gerek.” Uzaktaki Oizandros’u gösterdi. “Eğer kabul edersen arkadaşım Alindaya giderken sana refakat edecek. Seni daha detaylı bilgi alabileceğin birine götürecek. Ben geç olmadan Halikarnasos’a dönmeliyim. Karar verin arkadaşıma kararınızı bildirirsiniz ” dedi.
Konuşma bitince döndüklerinde Sotrion karısının kapının eşiğinde durduğunu gördü. Gözlerindeki korkudan ve endişeden konuşulanları dinlediğini anladı. Xhante onları yalnız bırakması gerektiğini anladı, gittiğini haber vermek için Oizandros’un gittiği yöne doğru ilerledi. Oizandros iki tarlanın arasındaki şeftali ağacının gölgesine oturmuş etrafı izliyordu. Xhante’nin geldiğini gördü ayağa kalktı. Merakla “ Nasıl geçti?” diye sordu. Xhante rahatlamış gibi nefes verdi. Üstünden yük kalkmış gibiydi. Gülümsedi “İyi geçti sanırım. Ama çok zorlandım.” dedi. Kadınlar toplumun baskılarından dolayı rol yapmayı ve duygularını kontrol etmeyi erkeklere göre daha iyi yapar hale gelmişlerdi. Xhante’de ne kadar gergin olsa da kendinden emin ve öz güvenli şekilde konuşmayı başarmıştı. Nekropolisteki adam ondan özellikle böyle konuşmasını istemişti. “Eğer sen kendine güveniyor gibi gözükmezsen, adamın da sana güvenmesi için sebebi olmaz. “ demişti. Biraz Oizandros’un yanında durduktan sonra şehre doğru yola koyuldu.
