6. bölüm · Prenses Ada ( Tahtın Gölgesinde)
Kambys’ın Hikayesi
Kambys limandaki işinden ayrıldıktan sonra şehrin kenar mahallesindeki evine doğru yürüdü. Üzerinde yaptığı iş olan hamallığın yorgunluğu vardı. Genç olmasına rağmen erken yaşlarda çalışmaya başladığı için işine alışmıştı. Sıcakta çalışmak zorunda olduğundan giydiği tuniğin açıkta kalan bölgeleri bronzlaşmıştı. Elleri nasır tutmuştu.
Bir kaç dakikalık yürüyüşten sonra evine geldi. Kaldıkları ev, kerpiçten yapılmış eski bir evdi. Evin bazı bölümlerinin sıvası dökülmüştü. Tahta kapıdan geçip evin içine girdi. Ev büyük tek odadan oluşuyordu. O yüzden oda belli bölümlere ayrılmıştı. Mutfak ve ocağın bulunduğu kısım sol taraftaydı. Ocağın yanında topraktan yapılmış eski raflar vardı. Raflarda da birkaç tencere bulunuyordu. Rafların ilerisinde taş masa ve birkaç tabure bulunuyordu. Sağ tarafta ise yataklar bulunuyordu. Hasırdan yapılmış bu yataklar geceleri serilir, gündüzleri toplanırdı. Evin içerisini küçük yağ lambası aydınlatıyordu.
Kambys içeriye girdiğinde bağırışmalar ve küfürler duydu. Dışarıdayken belli belirsiz duymuşsa da evde genelde bu tür olaylar yaşadığı için önemsememişti. Seslerin geldiği yatkların olduğu yere doğru ilerledi. Annesi yatağa uzanmış, kollarıyla kafasını ve yüzünü korumaya çalışıyordu. Babası ise üstte annesine acımasızca yumruklar indiriyordu. Kambys için babasının annesini dövmesi yeni bir olay değildi. Aksine bir çok kez buna şahit olmuştu. Ama bu sefer diğerlerden farklıydı. Öncekilerden daha acımasızcaydı.
Dayanamayarak babasının kolunu tutup annesinin üzerinden attı. Annesinin yüzü aydınlandı. Burnundan ve ağzından akan kanlardan yüzü kan içindeydi. Annesine doğru bakarken sırtında ağrı hissetti. Babasının öfkesi daha da şiddetlenmişti. Babasına doğru döndü. Babası sarhoş olduğu için dengede duramıyordu. Sağa-sola yalpalıyordu. Ona doğru bir yumruk salladığında ondan kaçmaya çalışıyordu. Iskaladıkça babasının öfkesi katlanıyordu. Annesi bu arada doğrulmuş yarı içinden, yarı dışından dua ediyordu. Mırıltılar duyulsa da tam anlaşılamıyordu. Babası küfürler savurarak ona doğru koşmaya başladı. Kambys ocağın yanına doğru kaçtı. Köşede sıkıştıran babası birkaç yumruk savurdu. Diğerleri ıska geçse de biri dudağını patlattı.
Bu ana kadar savunmada kalan ve babasını sakinleştirmeye çalışan Kambys de sinirlendi. Tüm gün limanda çalışıp, alkolik babasına içki parası kazandığı yetmiyormuş gibi bir de dayak yiyordu. Annesi kendini biraz toparlayıp aralarına girmeye çalıştı. Kocasının itmesiyle yere kapaklandı. Kambys’in sabrı taştı, tüm gücünü kullanarak babasını itti. Babası yere düştü. Kambys etrafına baktı. Babasının tekrar üzerine saldıracağını biliyordu. Masanın üstündeki bıçağı gördü. Koşarak onu aldı. Yorgunluğunda etkisiyle artık her şeyin bitmesini istiyordu. Kendini savunmak için tencere yada tabure kullanabileceğini biliyordu. Ama bu iki eşya savunma amaçlı kullanabileceği için kavganın uzamasına neden olacaktı. Bıçak ise tehditkar olduğu için yanına yaklaşmasına engel olacaktı. O ara da babası sakinleşecekti.
Babası tekrar ayağa kalktı. Ona doğru hareketlendi. Kambys bıçağı kendini savunmak için sağlı sollu salladı. Annesi hala yerden kalkamamıştı. Babası bıçağı görünce geriledi. “Babanı mı öldüreceksin?” diye bağırdı. Bu ara Kambys’in hesap etmediği bir olay yaşandı. Sarhoş olan babası dengesini kaybedip onun üzerine doğru yüklendi. Bıçak babasının karnına saplandı. Ne olduğunu algılayamadı. Bıçağın sapını bıraktı. Hızlı adımlarla evden çıtı. Halikarnasos’un dar sokaklarında dolaşmaya başladı. Hava artık kararmıştı, ay sokakları aydınlatıyordu.
Ruhunda ve zihninde bir uyuşma vardı. Ne bir şey hissedebiliyordu ne de düşünebiliyordu. Hava sıcak olmasına rağmen titriyordu. Yaptığının idrağında değildi, yaşadıkları bir hayal gibiydi. Belki de gerçekte böyle bir olay yaşanmamıştır dedi kendi kendine. Belki gerçekle hayali karıştırıyorum. Belki de kötü bir rüya gördüm. Onun etkisiyle dışarı çıktım. Biraz hava almak için. Öyle bir şey yapmış olamam. Evet, evet bu bir kabustu. Muhtemelen eve erken gidip uyumuştu. Rüyasında da böyle bir kabus görmeliydi. Daha önce de eve erken geldiği olmuştu. Kendine inandırdığı bu ihtimal gülümsemesine neden oldu.
Deniz kenarına gitti. Ayılmak için yüzüne su serpmek istedi. Dolunay denizi aydınlatıyordu. Elini suya daldırdı. Suya daldırınca suyun renginin değiştiğini gördü. Gece olduğu için ne olduğundan emin olamadı. Eline ne bulaşmış olabilirdi ki. Ellerine baktı, siyah lekeler gözüküyordu. İki kolunu birden suya daldırdı. Elleriyle lekenin çıkması için ovaladı. Denizin bir kısmındaki su yine siyah renk aldı. Ellerine baktı hala aynı leke vardı. Ovalaya ovalaya tekrar yıkadı ama ellerindeki leke geçmiyordu. Çıldıracak gibi oldu tekrar tekrar denedi ama geçmiyordu. Ellerini ovalamaktan vazgeçip denizdeki yansımasına baktı. Yansıması kapkara suyun üzerindeydi. Bir kahkaha sesi duydu, çevresine bakındı. Ama etrafta kimse yoktu. Kahkaha daha da şiddetlendi. Duymamak için ellerini kulaklarına götürdü. Kulaklarını tıkadı. Ama hiçbir faydası olmadı. Sanki ses kafasının içerisindeydi. Tersine bu çabaları gülen kişinin kahkahasını daha da şiddetlendirmişti. Kendine gelmek için denize atlamak istedi. Denize yaklaştı, kendi yansımasına baktı. Yansıması kendine benzemiyordu. Yansımasının olması gereken yerde katıla katıla gülen sakallı bir erkek vardı. Kim olduğunu anlamak için yansımasına yaklaştı. Yansımadaki kişiyi tanıyınca geri geriye denizden uzaklaştı. Gözleri pörtledi. Gülen kişi babasıydı. Kahkaha daha da şiddetlendi. Kahkahaya ek olarak kafasında iki kelime yankılandı. BABA KATİLİ. Koşarak evine doğru gitti.
Evine doğru yaklaştığında annesinin bağırışlarını duydu. Annesi evden çıktıktan birkaç dakika sonra ayağa kalkmış, kocasını yerde yatmış vaziyette bulmuştu. Ona yaklaştığında karnından bıçaklandığını görmüştü. Yaşayıp yaşamadığı anlamak için yağ lambasını kocasına tutmuştu. Öldüğünün anladığında çığlığı koyvermiş, bütün komşuları eve toplamıştı. Oğlunun babasını isteyerek öldürdüğünü düşünüyordu. Kuşkusuz bunda kocasının söylediği son söz etkiliydi. Hayal meyal kocasının “Babanı mı öldüreceksin” sözünü duymuştu. Belki de insanoğlunun hayatta yaşayabileceği en büyük acıyı yaşamıştı. Evladı tarafından öldürülen bir baba... Normalde bir cinayetin olduğu davada iyi olan ve kötü olan bellidir. Katil her zaman kötüdür çünkü birinin yaşamını elinden almıştır. Maktul ise mağdurdur ve iyidir. Bu davada ise bu ayrım anne için keskin değildir. Kocasının oğluna ve kendisine çektirdiklerini biliyordu. Kocası bazı zamanlar çalışsa da alkole olan bağımlılığı çalıştığı işlerde kalıcı olmasını engellemişti. Kaç gece eve sarhoş geldiğini, kaç defa onlara acı çektirdiğini biliyordu. Oğlunun kendileri için yıllarca yaptığı fedakarlığı da biliyordu. Küçük yaşlardan itibaren çalışmak zorunda kalmıştı. Ama babasını öldüren annesini de öldürebilirdi.
Tüm düşüncelerin arasında bir düşünce hepsinden daha parlaktı. “Şimdi ben ne olacağım?” Kocası ölmüştü, tek çocuğu ise katildi. Her ne kadar hayatları zor olsa da yaşıyorlardı. Şimdi ne olacaktı. Aklından geçen bu düşünceler ağlamasının şiddetini daha da artırıyordu. Gürültüye gelen komşular beceriksizce onu avutmaya çalışıyordu. Bazıları yaktığı ağıtlarda onla beraber bağırıyordu. O dönemde ağıtlar, insanların yaşadıkları acıları başkalarını göstermeye aracı oluyorlardı. Hatta sırf bu yüzden şehirlerde profosyenel ağıtçılar vardı. Soyluların cenazelerinde para karşılığı ağıt yakıyorlardı. Ağlıyorlar, bağırıyorlar işleri bitince paralarını alıyorlardı.
Kambys dışarıdaki kalabalığı ve annesinin seslerini duyunca duraksadı. Geri dönemek istedi ama nereye gidebilirdi ki. Annesine her şeyi anlatmaya karar verdi. Bilerek yapmadığını, kazayla olduğunu söyleyecekti. Eve doğru yürümeye başladı. Eve doğru yaklaşmıştı ki annesi kalabalığın arasından onu gördü. Parmağıyla ona işaret ederek “ Katil, babasını öldürdü. Yakalayın kaçmasın.” diye bağırdı. O kadar yüksek sesle bağırdı ki söyledikleri şehrin bir bölümünde yankılandı. Kambys’a doğru evin önündeki kalabalıktan birkaç kişi koştu. Kambys ne yapacağını bilemedi. Içgüdüsel olarak kaçmak istedi. Arkasına döndü tam koşacakken vazgeçti. Kaçmak onu suçlu gösterirdi. Ona doğru koşanlardan iki kişi kollarından tuttu. Eve doğru sürükledi. Kambys olanları annesine anlatmaya çalıştı. “Seni korumak istedim. Isteyerek yapmadım.” diye kendini savunmaya çalışmıştı. Annesi tekrar bağırarak “ Bir de kendini savunuyor.benim için yapmışmış. Götürün bu canavarı. Benim böyle bir oğlum yok.” dedi. Kambys ne söylerse söylesin kimseyi ikna edemedi.. Herkes onun suçlu olduğuna çoktan karar vermişti. Bir fikre katı katıya inanan bir gruba ne anlatsa boştu. Onların kurdukları mahkemeye onu çıkarmışlar ve suçlu bulmuşlardı. Ona kalan tek şey kaderini kabullenmekti. Kambys sessizce onu götürecek mahalle muhafızları bekledi. Komşular daha önce haber vermişlerdi. Dakikalar sonra muhafızlar geldi. Cesedi bulduktan sonra Kambys’i tutukladılar.
