6. bölüm / 7
PETEK6. Bölüm
Bölümler 7Şu an: 6. Bölüm
- 1 1. Bölüm1.479 kelime
- 2 2. Bölüm1.853 kelime
- 3 3. Bölüm2.283 kelime
- 4 4. Bölüm2.381 kelime
- 5 5. Bölüm6.449 kelime
- 6 6. Bölüm3.332 kelime · Okuduğun bölüm
- 7 7. Bölüm4.046 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"Eylem, Eylem bana bakar mısın? Sakin ol bak, hiç iyi değilsin şu an."
Zehra... Ne yapacaktım ben şimdi? Zehra'ma bir şey olursa ben ne derdim Melek teyzeme?
Alperen bana bir şeyler diyordu ama duyamıyordum sanki onu. Gözlerine bakıyordum ama sanki bakmıyordum.
"Eylem! Kendine gel. Bak bir şey olacak sana, kendine gel." Bir yandan da kolumdan tutmuş, sanki her an düşecekmişim gibi. Gerçi düşedebilirdim emin değilim.
Ama öyle söyleyince kendime geldim. İnsan gibi bakmaya başladım.
"Zehra. Zehra'ma bir şey oldu. Bir şey oldu! Bir şey yapacaklar ona! Bulmam lazım! Bulmam lazım ama nasıl..."
Emir bey çoktan arabanın anahtarını almaya eve çıkmıştı. Arka bahçede bir ben bir de Alperen vardı. Ne yapacağımı bilmeden aynı şeyleri tekrarlıyordum sadece. Normalde asla böyle değilim ama bilmiyorum...
"Bulmayacaksın, bulacağız... Tek başına böyle bir işe kalkışmana müsaade edemem. Ama şu an iyi değilsin. Bırak biz Emir'le karakolda işlemleri başlatalım. Sen kendini toparlayınca gel.
"Olmaz. Olmaz duramam ben burada. Ben de geleceğim. Zehra bekler beni..."
Beklerdi beni... Gözlerim yanıyordu ama umrumda değildi. Ne olursa olsun bukacaktım Zehra'yı.
Alperen bir iç çekti. "İyi tamam, ama sakın ani bir şey yapmaya kalkma."
Emir beyde inmişti o sırada. Hemen arabaya doğru ilerledik. Binmeden önce koşa koşa Begüm'le Emre'nin yanına gittim.
"Ben karakola gidiyorum. Sen burada dur. Sakın bir yere gideyim deme. Hatta Emre bey için sıkıntı olmazsa onunla dur, aklım sende kalacak yoksa."
Ama tam da tahmin ettiğim gibi kabul etmemişti.
Begüm: Olmaz Eylem, olmaz. Ben nasıl duracağım burada? Bende geliyorum.
Ama olmazdı. Onu da tehlikeye atamazdım. Zehra'yı bulmaya çalışırken bir de Begüm'ü tehlikeye atamazdım.
"Begüm... Yapma kurbanın olayım. Bak çok tehlikeli. Seni riske atamam. Anla beni lütfen. Ben seni saat başı arayıp haber vereceğim tamam mı? Söz..."
Begüm: Eylem... Eylem olmaz. Olmaz ben de geleyim. Geleceğim. Olmaz bak ben burada durmam anladın mı? Zehra nerede, aç mı, susuz mu, başına ne geldi, kim ne yaptı- Hayatta mı...
Yutkundu.
Begüm: Ben burada duramam. Kusura bakma ama kimseyi de dinleyemem. Geliyorum.
"Begüm... Begüm lütfen... Bak bilmiyorum ne oldu... Hiç bir fikrim yok. Ama ben kendimi şu an tam olarak Zehra'yı bulmak için odaklamaya çalışırken eğer sana da bir şey olur düşüncesi dolaşırsa beynimde bulunduğumuz noktada kalırız. Bak, bak bana bak. Şu an Emre beyin yanında kalman olabilecek en güvenlisi. Çünkü karakolda ben seni tutamam,biliyorum. Bir haber gelse hemen fırlarsın. Seni tehlikeye atamam. Lütfen..."
Aslında itiraz etmek istiyordu, yana yana gelmek istiyordu ama bir şey demedi,diyemedi. Şu an hissettiğim korkuyu anladığı için daha fazla ısrar etmedi.
Emre beye baktım. 'Bende' der gibi bir ifadeyle bakınca az da olsa rahatlamıştım. Begüm'ün korunmaya ihtiyacı hiç mi hiç yoktu ama yine de aklımın kalmasını istemiyordum.
Hemen arabaya geçtim ve bindim. Alperen bana baktı direkt. "Eylem, seni arayan numarayı söyle. Sorgulatalım hemen."
Hemen numarayı söyledim, o da karakolu arayıp sorgulamaları için söyledi. Ne yapacağımı o kadar bilmiyordum ki... İçime bir şey oturmuştu sanki. Midemde ayrı, göğüs kafesimde ayrı iki ağırlık çökmüştü. Camı açtım biraz nefes almak için.
Karakola varınca hemen inip içeri girdik. Tüm her yerde arıyorduk. Dosyayı açmıştık zaten çoktan. Fakat hiç bir şey yoktu. Gerçekten hiç bir şey yoktu.
Sabah olmuştu artık. Güneşin doğmasına çok az bir vakit kalmıştı. Odamda, bilgisayardan her yerin kameralarına bağlanıp izliyordum. Binanın, bizim mahalledeki tüm sokakların... Ama yoktu işte. Hiç bir yerde yoktu. Nasıl olabilir?
O sırada odaya Alperen girdi. "Eylem, akşamdan beri aynı pozisyondasın. Kaç saattir bu şekilde oturuyorsun. Gel biraz dinlen hadi."
Gözlerim aşırı acıyordu. Hem ağlamaktan hem uykusuzluktan. Kaç saat oldu ama Zehra yok.
"Olmaz. Zehrayı bulmadan dinlenemem."
Bir şey diyecekti ama vazgeçti sonra. Yanıma gelip benimle birlikte aynı kamera kayıtlarını incelemeye devam etti.
Beni arayan kişinin numarasını sorgulatıyorduk ama hiçbir şey çıkmıyordu. Ne bir konum, ne bir kişi. Hiç bir şey yoktu ortada.
"Bir Ordu'da... Nerede olabilir? Kim kaçırabilir Zehra'yı?.."
"Bilmiyorum, hiç bir fikrim yok inan. Ama bulacağız, merak etme. Ne sen ne de Begüm... Tek başınıza savaşmak zorunda değilsiniz. Evet bunu yapabilirsiniz hem de en mükemmel şekilde. Ama size yardımcı olabilecekken kendinize yük etmenizi istemiyorum."
"Neden? Bunca zaman taşıdığımız yüklerde tek başımızaydık. O zaman yaptıysak yine yaparız."
Çok netim bu konuda. Begüm'de öyle. Bilmiyorduk ama tek başımıza zaten her şeyi hallediyorduk nasıl olduğunu bilmeden. Bu yüzden biri bize gerçekten içten yardım edince garibimize gidiyordu.
Tek başıma ağladığım, ama kimse duymasın diye sesimi kısarak ağlamaya çalıştığım için sürekli ağrıyan boğazımla uyandığım sabahlarda... O sabahlarda gözlerim kızarık olduğu için ve ben her ne kadar inkar etsemde halam tarafından saçma saçma imalandırmalara maruz kaldığımda... Biraz daha büyüyünce sabah namazında annemin mezarının başında ağlaya ağlaya hasta olduğumda... Kızlara bile anlatamadığım bir çok şeyde... Hep tek başımaydım. Hepsinin altından da nasıl olursa olsun kalktım. Çünkü kalkmak zorundaydım.
Begüm ise babasının her ona inanmayışında... Annesi ona hiç destek çıkmadığında... Sürekli onu yönetmeye çalıştıklarında... Onun yerine her karar vermeye kalktıklarında... Çocukluğunu çaldıkları her anda ve daha bize anlatamadığı her olayda tek başınaydı.
Zehra... Zehra'nın ailesi gerçekten bir aile. Bizim aile diyemediğimiz insanların bize yaşatmadığını yaşatan mükemmel insanlar onlar. Zehra da çoğu kez düştü, tek başına da kalktı ama arkasında bir ailesinin olduğuna emin olarak kalktı. Aramızdaki en güçlü oydu. Şimdi ise...
Alperen yeşil gözlerini benim elalarıma dikti ama biraz sert bakıyordu bu kez. Alperen gibi değil Komiser Alperen gibi. "Ben yapamazsın diye bir şey demedim. Yapabileceğini biliyorum, onu anladım. Geçmişte ne yaşadın bilemem. Ama o zaman bunu yapman, şimdi de yapman gerektiği anlamına gelmiyor."
İyi ama neden işte?
Ben hala içimde kendi kendime sorgulamaya devam ederken o konuşmaya devam etti.
"Sen kendini alıştırmış olabilirsin ama bir süre sonra kendini riske atmaya kalkarsan, sırf tek başıma yapacağım diye kendini yok sayarsan işte o zaman bu kadar sakin olmam yardımcım. Haberin olsun. Şimdi bulmamız gereken genç bir hanım var."
Anlamıyorum, gerçekten ya o anlaşılmaz konuşuyor ya da benim algılarım bozuldu.
Son cümleden sonra tekrar kendime geldim ve tekrar tekrar kamera kayıtlarına baktım. Ekipler geceden beri Ordu'nun altını üstüne getirmişlerdi. Ama gerekirse bende sağını soluna çevirecektim.
O sırada Begüm aradı. Açtım hemen.
Begüm: Ne yaptınız? Buldunuz mu bir şey?
Karakola geldiğimizden beri her saat başı haber veriyordum. Bir kaç dakika geç kalsam hemen Begüm arıyordu beni. Her seferinde bir şey yok demekten çok sıkılmıştım artık. Fakat diyebilecek başka bir şeyim yoktu.
"Yok, aynı hala. Ne bir iz, ne başka bir şey..."
Karşıdan derin bir sessizlik ardından aynı derinlikte bir iç çekme sesi geldi. Onun da tıpkı benim gibi içinin içine sığmadığını biliyordum. Ama elimizden bir şey gelmiyordu.
"Kapatıyorum ben, haber veririm yine."
Kapattıktan sonra bende bir nefes aldım. Artık her ne kadar nefes sayılırsa.
Sanki odanın duvarları üstüme üstüme geliyordu. İçimde o kadar rahatsız edici bir his vardı ki... Hem midem bulanıyor hem de bulanmıyordu. Nasıl tarif edebileceğimi bile bilmiyorum...
"Hadi kalk. Bahçeye çıkalım. İki nefes al, sakinleş biraz."
"Sakinim ben zaten."
"Hadi ya, öyle mi? Sessiz ama içinde fırtınalar kopanlar her patladıklarında ortaya olur olmaz şeyler çıkar genelde. Sende öylesin biraz. O yüzden her ne kadar sakin görünsenizde polis hanım, sakinleşmeye ihtiyacınız var."
Bir şey demeden gözlerini üstümden çekip kapıya gitti ve kapıyı açıp bana baktı tekrar.
Bir kamera kayıtlarına bir ona baktım. Daha sonra ise geceden beri aynı yerde oturduğum yerden kalkıp açtığı kapıdan çıktım. O da hemen arkamdan çıktı ve kapıyı kapattı. Daha sonra karakolun içinden bahçeye doğru yürümeye başladık yan yana.
Karakol hiçbir zaman, ne yaşarsam yaşayayım, bunaltıcı olmamıştı. Fakat ilk kez sanki koridorlar beni boğmaya çalışıyor gibiydi.
Bahçeye çıkınca yüzüme vuran rüzgarla az biraz kendime gelmiştim. Biraz yürüdükten sonra köşedeki bir bankın yanına doğru yürüdük ve oturduk.
İkimizde konuşmuyorduk,ama yine de her şey fazla gürültülüydü.
Bu kişi her kimse sadece beni arıyordu, Begüm'ü aramıyordu. Acaba benimle mi derdi vardı? Yoksa sadece tesadüf mü? Kim olabilir ki bu?
"Fazla dolusun."
"Olmamam için bir sebep göremiyorum."
"Emin ol bende göremiyorum."
Başım o kadar ağrıyor ki... Oruç olduğum için ilaç da içemiyorum. Şu an ne diyeceğimi de bilmiyorum, gerçi sanırım bir şey dememe gerek de yok.
Kafamın içi yine pazar gibi. Her yerden ihtimalleri düşünüyorum fakat düşündükçe daha çok karışıyor her şey. O sırada telefonum çalmaya başladı. Melek teyze arıyordu...
Zehra'yı soracak. Ne diyeceğim şimdi? Söylersem tansiyonu var, bir şey olur. Söylemezsem de... Ne diyeceğim ki? Çalmaya devam etti.
"Açmayacak mısın?"
"Zehra'nın annesi... Ne diyeceğim şimdi? Kadının tansiyonu var. Babası da aynı. Bir şey olur şimdi..."
Çok kısa bir süre düşündü. "Aç, meraklanır kadın. Hastanede falan dersin."
İçli içli iç çektikten sonra açtım. "Efendim Melek teyze?"
"Eylem, kızım nasılsın?"
"İyi, iyiyim şükür. Sen nasılsın?" Yalan, berbat bir haldeyim.
"Maşallah kızım, iyiyim bende nasıl olayım? Zehra'ya ulaşamadım merak ettim. Begüm'ü aradım o da açmadı. Bir de seni arayayım dedim telaşlandırıyorlar beni."
Bir bilsen ki canından bir parçan ortalıkta yok...
"Onlar hastanede bugün. Zehra önemli bir ameliyata girdi sabah. Ondan açamamıştır. Biliyorsun beyin ameliyatları uzun sürüyor. Begüm'de acilde duymamıştır belki. Ya da uyumuştur. İyiler merak etme. Ameliyattan çıksın arar Zehra seni." Ameliyat kaç gün sürer bilmiyorum ama... Sonucu ne olur, hele onu hiç bilmiyorum...
Melek teyzemin içi rahatlamıştı dediklerimden sonra."Tamam kızım. Ben kapatayım işin vardır senin. Hadi Allah'a emanet ol."
Bir sürü sevgi sözcüğünden sonra telefonu kapattım ama içimde bir şeyler daha da oturdu. Gözlerim tekrar tekrar yanmaya başladı.
Sessizlik hala hakimliğini sürdürürken Turgut geldi koşarak."Komiserim! Hemen gelmeniz lazım, ikinizde." Sonra tekrar koşarak içeri girdi. İkimizde hemen oturduğumuz yerden kalkıp içeri gittik.
"Ne oldu? Bir haber mi var?"
Tüm ekip bilgisayarın başında toplanmış bir şeyi inceliyorlardı. Hemen aralarına girip bende baktım. Turgut ve Mustafa kenara çekildi ben bakayım diye.
"Ne oluyor biriniz bir şey deseniz-"
Ekranda bir kamera kaydı, kayıtta bir depoda yerde kanlar içinde yatan birini görünce... Ne düşündüğümü, ne hissettiğimi, ne yaptığımı bilemedim sanki. İçimde oluşan o garip şeyi tarif bile edemedim. Zorla nefes alıyordum sanki. Çok acıyarak da olsa zorla yutkundum. Gözlerimin yanması daha da şiddetlenmişti. Umarım düşündüğüm değildi bu.
"Ne bu?.."
Cevap yok.
"Nereden çıktı bu kayıt?"
Cevap yok.
"Kim bu yerdeki kız?"
Cevap yok.
"Biriniz konuşsun! Kim?! Yerde yatan kim?! Kanlar içinde olan kim?!"
Hala kimse cevap vermiyorken sinirlerim tavan noktaya ulaştı çoktan. Elimi sertçe masaya vurduğumda masadan çıkan güçlü ve bir o kadar da tok ses tüm sesi kesmişti. Sadece ekip değil tüm karakol irkilmiş bana bakıyordu.
"Cevap versenize! Kim diyorum, niye susuyorsunuz?!"
Hepsine tek tek baktım, Yiğit'te durdum.
"Konuşsana!"
Bir süre ne diyeceğini bilemedi ama en sonunda konuşmaya başladı Yiğit.
"Şu verdiğin numaradan... Az önce geldi. Bizde yeni açtık. Başka bir şey yok, sadece bu görüntü. Yeri tespit ettik ama, kişi tespit edilemiyor. Zehra hanım mı değil mi... Bilemiyoruz..."
Beynimden vurulmuşa döndüm resmen. Gözlerim tekrar kayda kaydığında yerde kanların içinde, hareketsizce yatan kızın Zehra olduğunu düşününce...
"Eylem! Eylem kendine gel! Bak bana. Dur, bırakma kendini. Sakin ol. Kolonya getirsin biri!"
Bayılmadım ama sanırım cevap veremediğim ve bomboş baktığım için oturtmuşlardı. Normalde asla böyle değilim, etkilenmem kolay kolay. Bir sürü cinayet gördüm, kan gördüm, ceset gördüm. Ama ilk kez... O kanlardan birini benim kanım sayınca...
Alperen eline döktüğü limon kolonyasının ağır kokusunu bana koklattığında kendime geldim tekrar. Bir ona baktım bir kayda. Sonra direkt kalktım oturttukları sandalyeden.
"Konum neresi? Çabuk, çabuk gitmemiz lazım."
Konuma bakınca buradan yaklaşık bir buçuk saat uzaklıkta bir depoydu. Dosya zaten açık olduğu için hızlıca haber verilmesi gereken kişilere haber verdikten sonra yola çıktık. Begüm'e haber verip vermemek arsında çok gidip geldim. Çünkü bu manyak şimdi tutturur ben de geleceğim diye, biliyorum. Ona daha sonra haber vereceğim, evet. Kesinlikle daha sonra, ikisini aynı anda koruyamam.
"Sakin ol, operasyonda bu kadar gerginlik iyi değil."
"Ben sakinim!"
Aynen, papatya gibisin maşallah.
"Bunu derken bile değilsin yardımcım."
"Kusura bakmayın komiserim... Sert çıkıştım. O kızın Zehra olma olasılığını düşündükçe..."
Ne ben devamını getirebildim ne o bir cevap bulabildi. İkimizde susarak yola devam ettik.
Yola devam ederken Begüm aradı. Harika, gerçekten müthiş.
"Efendim?"
Begüm: Ya sen niye bana haber vermiyorsun?! Melek teyze aradı onu da açamadım, ne diyeceğimi bilemedim. Ne oldu var mı haber?
Zorlu da olsa yutkundum,söylememeliyim...
"Beni de aradı, Zehra'yı sordu. Ameliyatta dedim. Sana da ya sesten duymamıştım ya da uyuyordur dedim. Bir ara ararsın."
Begüm: Tamam, tamam ararım. Zehra? Hala mı haber yok?
"Yok.... Maalesef..."
Begüm: Sen arabada mısın? O sesler ne? Bak Eylem bir şey oldu da bana demiyorsa gerçekten bozuşuruz. Demedim mi haber ver bende geleceğim diye!
İşte tam olarak bundan bahsediyorum.
"Yahu yok, olsa söylerim. Niye söylemeyeyim? Etrafa bakmaya çıktık. Belki bir iz falan vardır diye. Ayrıca sence bir şey olsa sana söyler miyim manyak? Kendi kendine ateşe atacaksın sonra bir de seni koruyamamanın şeyine düşeceğim."
Begüm: Çok ayıp. Neyse ben kapatayım, siz arayın. Bir şey olursa anında haber et.
On beşinci kez tamam dedikten sonra ikna olup kapattı. Biz de o sırada depoya varmıştık.
Arabalardan inip hızlıca etrafı sardık. İki ekipten belirli kişiler gelmiştik. Biri bizim ekipten Alperen, ben, Canan ve Turgut. Diğeri de Emir beyin ekibinden Emir bey, Çağlar, Ali ve Fatih. Sekiz kişi olarak deponun etrafını sarmıştık. Kalan kişiler de merkezde depo ve deponun çevresindeki kameralara bağlantı kurup bize bilgi veriyorlardı.
İçeride kimsenin olmadığını, tek oda bulunduğunu ve kızın hala cansız bir şekilde yattığı bilgisi vardı elimizde. Çevrede de hiç hareketlilik yoktu. Ne olur ne olmaz dört dört iç dış olarak ayrıldık. Emir, Alperen, ben ve Ali içeride, diğerleri dışarıdaydı.
Önlemleri alıp kapıyı hızla açtığımızda içeride yatan kızdan başka kimse yoktu. Hızlıca kontrol ettikten sonra kıza yaklaştım. Bir yandan silahımı da doğrulttum çünkü ölmemiş olabilirdi.
Yavaşça yaklaştım, yaklaştıkça kan kokusu burnuma daha çok gelmeye başladı. Taze kan...
Kıza doğru attığım her adım kalbimin daha çok sıkışmasına sebep oluyordu. En son... Ayaklarımın ucunda yatacak kadar yaklaşmıştım. Hareket yoktu.
Eğildim yere, Ali arkamdan eldiven uzattı. Hemen giyip hafifçe, kim olduğunu anlayacak kadar kızın başını çevirdim.
Kızın yüzünü gördüğüm gibi bedenim kendini bıraktı sanki. Dizlerimin üstünde kalakaldım.
Emir ve Alperen koşarak yanıma geldi.
Zehra değil... Şükürler olsun Allah'ım, Zehra değil...
Ama bu kimdi o zaman?.. Zehra değildi evet ama yüzü yanmıştı, tanınmayacak kadar hem de...
"Değil, Zehra değil..."
"Emin misin?.. Yüzü anlaşılmıyor..." dedi Emir arkamdan. Yutkunduğunu bile duymuştum.
"Eminim, o değil... Zehra'nın saçları ne açık kumral ne de kıvırcık, bu o olamaz... "
Evet başı açıktı. Biz kameralara bakarken üstü örütülüydü, gözükmüyordu ama her kimse açmıştı anlaşılan. Ve evet bu kızın saçları bayağı bildiğimiz açık kumral ve kıvırcıktı. Oysa Zehra düz, dalgalı sayılabilecek ve koyu kahverengi saçlıydı.
Bir yandan Zehra olmadığı için mutluydum ama bir yandan bu kişinin kim olduğunu bilmemek, bu Zehra değilse Zehra'nın nerede olduğunu hala bulmamış olmak içime oturan diğer sıkıntılardan sadece biriydi.
Başımı kaldırıp Alperen'e baktım. O zaten bana bakıyordu.
"Şu kadarcık Ordu'da... Nerede olabilir?.. Kim yapar ki bunu?.."
Aklım hala almıyordu. Her yönden tekrar düşünmeye başladığım sırada Alperen'in omzunda küçük bir kırmızı nokta hareket ediyordu.
"Alperen!"
Direkt kolundan tutup yere çektim ve o anda silah sesi yükseldi.
"Lan-"
Daha ne olduğunu anlamadan bir süre yere yatmış şekilde kaldık. Diğerleri de yatmıştı.
"Taramalı... Kim ya bunlar?!"
"Bilmiyorum!"
Niye bağırıyorsa?
Silah sesleri azalmaya başlayınca hafifçe doğrulup çöktük. Köşelere yerleşip bulduğumuz boşluklardan bizde ateş etmeye başladık.
Gözükmediklerini sanıyorlardı ama apaçık bellilerdi, haberleri yoktu.
3,2,1... Bam!
Birinci düştü.
3,2,1... Bam!
İkinci düştü.
3,2,1... Bam!
Üçüncü düştü.
Diğer taraflardan diğerleri de ateş ettikçe silah sesleri azalmaya başladı. Başımı iki saniyeliğine Alperen'e çevirince omzundan sızan ince kanı fark ettim. Demekki daha erken davranmalıymışım.
İyice yere çöküp Alperen'in yanına geçtim. O ateş etmeye devam ediyordu, beni yanında görünce "ne işin var" der gibi baktı.
"Ne bakıyorsun? Omzundan kan sızıyor."
Omzuna çevirdi gözlerini. Yeni fark etmişe benziyordu. Sonra tekrar silahını doğrultunca elini kenara itip ben kendim ateş etmeye devam ettim.
"Eylem ne yapıyorsun? Sıyırmış geçmiş bir şey yok. Çekil."
"Ama şu an fark ettin. Fark edince acısını da hissedersin. Azlar zaten biz hallederiz."
Zaten ben laf anlatana kadar diğerleri ateş etmeye devam ettiği için bitti sayılırdı. Hemen olay yeri inceleme ve cinayet büro ekipleri geldiği gibi biz çıktık.
"Begüm'le Emre'ye haber verelim de hastaneye geçsinler, yarana baksınlar. Hem Begüm'ü de görmüş olurum."
İtiraz etmedi. Araçlara dağıldık ve hastaneye geçtik. Emre Alperen'in yarasını sararken ben de masaya yaslanmış Begüm'le konuşuyordum.
Begüm: Yani dün seni arayan numara adres gönderdi ve kamerada o adreste bir kızın yerde ölü bir şekilde yattığını gördünüz, ama gidince Zehra olmadığını anladınız, sonra basıldınız. Doğru mu anlıyorum?
"Tam olarak bu."
Begüm: Kız kimmiş peki?
"İnceliyorlar. Adli tıp raporu daha çıkmadı."
Begüm: Zehra'dan hiç haber yok mu?
Bir şey diyemedim. Ne diyebilirdim ki?.. Begüm'de anlamıştı o sessizlikten zaten.
O an aklıma bir şey takıldı. Geçenlerde ben Zehra'nın kuzeninin arabasını görmüştüm, ama o mu değil mi emin olmamıştım. Yoksa...
Hayır ya, saçmalama. Tamam çocuk pek tekin bir tip değil de... Yapmamıştır ya...
Boğazım düğümlendi sanki o an. Bir kelime bile edemedim.
Oruç olduğum için su da içemiyorum, zar zor yutkunup konuşabildim.
"Begüm... Bir dışarı gelsene." diyip direkt kendimi hastaneden dışarı attım. Bir kaç dakika sonra Begüm'le geldi.
Begüm: Noldu? Bembeyaz oldun, noldu?
"Ben geçenlerde Serkan'ın arabasını gördüm."
Bir an durdu. Serkan kim, onu hatırlamaya çalışıyordu herhalde.
Begüm: Serkan? Zehra'nın kuzeni Serkan?
"Evet. Zehra'ya takıntılı Serkan. Geçenlerde işten eve dönerken gözüme takıldı arkadaki araba. O mu değil mi emin olamadım ama değildir diye düşünmüştüm. Plakasını da bilmediğim için... Böyle bir şey yapmış olabilir mi?"
Begüm: Yok ya... Yapmamıştır... Yapmamıştır böyle bir şey değil mi?
Bir şey diyemedim çünkü yapma potansiyeli yüksekti. Tam o anda arkamdan gelen sesle irkildim.
"Serkan kim?"
Çok sert ve aşırı sinirli bir şekilde bunu soran Emir bey tam arkamızda duruyordu. Ama zaten saklanacak bir şey yoktu orası ayrı da, bu niye sinirlendi şimdi bu kadar?
"Zehra'nın kuzeni."
"Ne zaman gördün?"
"Oldu biraz. İşe başladığımın ikinci günü olması lazım."
"Ve o zamandan beri söylemedin mi?"
"O olduğunu düşünmemiştim. Ben nereden bileyim? Hem sen niye bana kızıyorsun, ben ne yaptım?"
"Kızmıyorum, ben sana niye kızayım? Derdim sensin sanki. Böyle bir ihtimal olduğunu bile bile hiç bir şey dememişsin."
Buna ne oluyor böyle be? Ne bileyim ben. Manyak mıdır nedir.
Begüm: Kız ne bilsin? Hem hala o mu değil mi emin değil. Sadece bir ihtimal olabilir mi diye düşünmüş. Ayrıca çok merak ettim neymiş sizin derdiniz?
Bir an Begüm'e baktı. Hala aynı soğuk bakışlarını koruyordu. "Derdim arkadaşınızı bulmak Begüm hanım. Kuzeninin kaçırmış olabileceği arkadaşınızı bulmak." diyerek içeri girdi tekrar. Biz Begüm'le olduğumuz yerde kaldık bir kaç saniye.
"Ne diyor lan bu?"
Kızmadım ama şaşırdım yani bu kadar sinirlenmesine.
Begüm: Bilmiyorum ama şu an onu düşünemeyiz. Hemen karakola mı gidersiniz, birilerini arayıp sorgulatır mısınız bilmem. Zehra önceliğimiz, onu sonra düşünelim.
Haklıydı, hızlıca içeri girdim tekrar Alperen'in yanına. Emir de oradaydı.
Duyduklarının yarısını anlatmıştı zaten. Ben de kalanını anlatınca hemen çıktık hastaneden.
Karakola geçip aracı sorgulattık. Gerçekten de... Serkan'mış...
"Allah senin belanı versin. Gün yüzü göreme inşallah Serkan. Allah'ım nolur bir şey yapmış olmasın..."
Bir yandan söylenirken bir yandan da koşarak arabaya bindim. Aynı ekip tekrar yola çıktık ama bu sefer şoför benim. Yanımda Alperen vardı. Arkamdaki arabada Emir vardı. Onun arkasında da diğerleri.
"Eylem, biraz sakin mi sürsen? Tamam anlıyorum ama canımızdan olursak Zehra'ya bir faydamız olmaz."
Altı üstü 187 ile gidiyorum.
"Komiserim, arabanın konumu nikah salonunu gösteriyor Allah aşkına. Kim bilir..."
Devamını getirmek istemedim ama getirmem lazım.
"Kim bilir ne için gittiler oraya. Hem oradalar mı yoksa yine tuzak mı onu bile bilmiyoruz. Merak etmeyin acemi değilim."
"Belli zaten acemi değilsin. Senin için demiştim."
Mümkünse kimse bana bir şey demesin.
"Bu Serkan kim tam olarak? Zehra ile derdi ne?"
"Serkan, Zehra'nın amcasının oğlu. Çok eskiden, daha üniversiteye yeni başladığımızda Zehra'yı istediler. Zehra kabul etmedi ama takıntıya dönüştürdü bunu yıllarca. Normalde Zehra'ların akraba ilişkisi çok iyi ama o olay yüzünden görüşmedikleri tek akrabaları onlar."
Anladığını belirterek başını salladığı da içimdeki dürtüye engel olamadan sordum.
"Emir komiserim sinirli bayağı. Nedenini anlamadım. Üstüne bana patladı bir de. Hem iş hem de en yakın arkadaşınız olduğu için soruyorum, başka bir şeye mi sinirli yoksa Serkan aklıma yeni geldiği için bana mı sinirli?"
Önce bir sustu. Bir şey diyecek ama nasıl dese bilemiyor gibi.
"Sana değil de başka derdi var onun, takılma sen. O şimdi bir de kendi komşumuz kaçırıldı hem de yanımızdayken falan ya, ona da sinirlendi. Senlik bir durum yok."
Pek ikna oldum denilemez, hala emin olamadığım bir şey var ama kurcalamak istemiyorum. Zaten kafam fazlasıyla çalışmak zorunda şu an.
O sırada telefonum çalmaya başladı, Begüm arıyor. Telefonu elime aldım ama tam tutmayınca düştü.
Koltuğun altına gidince bir elimi aşağı sokup telefonu ararken elim bir şeye çarptı. Ne olduğunu da anlamadım tam. Elimle dikkatlice yoklayınca...
"Alperen..."
Hemen kalkıp önüme bakmaya devam ettim. O da ne olduğunu anlamamış bana bakıyordu.
"Efendim?"
"Koltuğumun altında..."
Yutkundum.
"Ne koltuğunun altında? Ne diyorsun Eylem?"
"Sayaçlı bomba var..."
Bölüm etkileşimi
