4. bölüm / 7
PETEK4. Bölüm
Bölümler 7Şu an: 4. Bölüm
- 1 1. Bölüm1.479 kelime
- 2 2. Bölüm1.853 kelime
- 3 3. Bölüm2.283 kelime
- 4 4. Bölüm2.381 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 5. Bölüm6.449 kelime
- 6 6. Bölüm3.332 kelime
- 7 7. Bölüm4.046 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Zehra: Eylem her gün her gün aynı şeyi yaşamayalım bak kalk.
"Ya ama Zehra... Neyse bugün zorlamayacağım sizi, hadi kalktım."
Begüm: Allah razı olsun ya.
Bir süre Begüm'le bakışıp kalktım. Dün çok yorulmuştuk. O yüzden de hemen uyuyakalmışız.
Hemen kalkıp banyoya girdim ve elimi yüzümü yıkadım. Yatağımı toplayıp kızların yanına, mutfağa geçtim.
"Siparişi hemen versek ne zaman gelir ki?"
Begüm: Sen uyanana kadar biz verdik zaten. Gelir birazdan.
"Oha ciddi misin?" derken zil çaldı. Kaç saattir uyuyorum ki ben ya?
Kapıyı açıp poşetleri aldıktan sonra hemen gelen malzemeleri yerleştirdik.
Yerleştirirken gözüme masanın üstündeki tencereler takıldı.
"Bunları boş göndermeyelim ayıp olur. Ne yapsak ki?"
Zehra: Tatlı yapalım. Ama gerçi tatlıyı tencereye koyamayız mantıken.
Begüm: Acaba sarma mı yapsak? Ya da lahana dolması. Sizce?
"Çok mantıklı. Yapılabilir bence."
Zehra: Bencede. Neyse bir kahvaltı yapalım, evin işini bitirelim hallederiz.
" O zaman siz mutfak malzemelerini yerleştirin, ben de kahvaltı hazırlayayım. Aynı anda iki işi bitirmiş oluruz."
Begüm: İyi hadi başlayalım geç olmadan.
Ben kahvaltıyı hazırlamaya başlarken kızlar da kolilerden tabakları çıkarıp yerleştiriyordu. Zaten mutfak temizdi, o yüzden hızlıca yerleştirdiler.
Çayları da doldurup masaya oturdum. Kızlar da dolabı kapatıp oturdular.
Zehra: Hadi kahvaltımızı yapalım da işe başlayalım hemen. Sarma saracağız bir de. Tatlı yapalım mı yine de?
Begüm: Tatlıya elimi sürmem, haberiniz olsun. Ama yapacaksanız biraz çok yapın da biz de yiyelim.
"Bence yapalım. O kadar şey gönderdiler, anca. Yaparız. Ne yapsak?"
Zehra: Havuçlu tarçınlı kek derdim ama kış değil, gitmez.
"Kışın yaparız onu bir dur. Ne yapsak ki?.." Kahvaltımızı yaparken bir yandan da düşünüyorduk.
"Fırında sütlaç mı yapsak? Bayadır canım çekiyor benim."
Begüm: Ay olur. Çok güzel olur hem de.
Zehra: Olur. Neyse hadi kahvaltıyı yapalım. İşimiz çok anlaşılan.
Bir süre daha karnımızı doyurduktan sonra masayı toplayıp kalktık. Hemen evin kalanını temizlemeye başladık.
Odalar ve mutfak bitmişti. Halılarıda sermiştik. Sıra salondaydı.
Salonumuz geniş ve büyük. Işıkta alıyor, bayağı güzel yani.
Duvarlar dümdüz beyaz, yerler de çok tatlı bir kahverengi laminanttı. Biraz düzdü ama eşyalarımızla renk katıyoruz zaten. Cıvıl cıvıl insanlar olunca işte ne yaparsın...
Kapıdan hemen girince yemek masamız duruyordu. Aslında bir üçümüz varız ama yine de belki Zehra'nın anne babası ya da kardeşleri gelirse diye biraz büyük almıştık. Veya belki burada arkadaş edinince gelirlerse diye. Hem de yerimiz varken küçük almamıştık. Masanın altında bir halı vardı. İnce bir halıydı. Aslında koymasakta olurdu ama boş kalsın istemedik.
Hemen sağa geçince ise oturma takımı vardı. İki tane haki rengi üçlü koltuğumuz karşı karşıya, bej rengi berjerlerde köşede duruyordu. Buranın halısını kırmızı seçmiştik. Etnik bir halıydı. Kültürümüzü seviyoruz ne yapalım?
Hızlıca her yeri süpürüp tozunu aldık ve sildik. Halıyı balkonda havalandırdıktan sonra serdik ve camları kapatıp çıktık. Geriye son olarak tuvalet, banyo, koridor ve kiler kalmıştı.
"Begüm sen mutfağa geç içi hazırla. Biz de o sırada kalan yerleri temizleyelim. Az kaldı zaten. Sonra biraz dinlenip sararız."
Begüm: Tamam ben mutfağa geçiyorum o zaman. Ne saracağız? Ona göre iç hazırlayayım.
Zehra: Evde hazır yaprak yok. Lahana var ama. Lahana saralım.
Begüm: Tamam ben mutfaktayım.
Begüm mutfağa geçtikten sonra ben kilere girdim, Zehra da tuvalet ve banyoya girdi.
Kilerimiz bir tık küçük olduğu için temizlemesi zor oluyor ama olsun, hallediyorum.
Rafların üstünü süpürüp yerleri süpürdüm hemen. Sonra rafları tek tek silip en son yeri sildim ve kilimini serip çıktım.
Zehra da detaylıca tuvaleti ve banyoyu yıkamıştı.
"Sen git gir duşa hemen. Koridorun bir şeyi yok zaten. Ben süpürüp silerim sen çıkarsın o zamana kadar. Sonra ben girerim."
Zehra: Tamam ben giriyorum o zaman.
Begüm duşa girince ben de koridorda ki kartonları kapının önüne koyup bir güzel süpürüp sildim. Vestiyerinde tozunu aldıktan sonra işim bitmişti. Hemen halıyı serip olduğum yere oturdum. Evimiz tam anlamıyla temizlenmiş ve yaşanmaya hazır bir yer olmuştu.
Zehra duştan çıkınca beklemeden ben girdim.
Hızlıca duş aldıktan sonra çıkıp odama gittim. Üstümü giyinip telefonumu aldım iki dakika elime.
Beklemediğim bir şekilde dayımdan mesaj vardı. Ne alaka be şimdi bu?
Telefonumu da alıp mutfağa gittim. Zehra vardı şimdi mutfakta, Begüm duştaydı.
Zehra: Ne oldu? Yüzün düşmüş. Bir şey mi oldu?
"Yok, yok. Kötü bir şey yok. Dayım vardı ya hani... Mesaj atmış. Ne alaka onu anlayamadım."
Zehra bir an durup şaşkın şaşkın bana baktı.
Zehra: Dayın mı? İyi ama...
"Biliyorum... Bende onu anlamadım zaten. 15 yıldır yüzüme bakmayan, aramayan, sormayan, kendi öz kardeşinin emanetine sahip çıkmayan adam... Şimdi niye merak ediyor ki beni?"
Zehra durup bana baktı sadece. Evet, 15 yıl... Dile kolay 15 yıl. Annem vefat ettiğinden beri ne dayım, ne teyzem ne de anneannemle görüşmüştüm. Aslında çok istemiştim. Çünkü annemden bir parçaydılar benim için. O zamanlar tabi öyleydi. Şimdi düşününce benim melek gibi annemin yanından bile geçemezler.
Annem gittiğinden beri kimse arayıp sormamıştı. Şimdi dayım bir anda mesaj atınca...
"Cevap vermeli miyim?"
Zehra: İstersen hemen cevap verme kendini hazır hissetmiyorsan. Akşam yazarsın, ya da yarın.
Başımla onaylayıp telefonu kenara koydum ve oturup sarmaya başladık. Bir süre sonra Begüm'de duştan çıkıp geldi. Bu olayı istişare ederken bir yandan da dolma sarıyorduk.
"Az kaldı. Siz sarın ben tatlıya başlayayım."
Begüm: Eylem belki de özür dileyeceklerdir. Olamaz mı?
Tencereyi alıp malzemeleri ocakta karıştırırken konuşmaya devam ettik.
"Olabilir mi?.. Olabilir. Ama sanmıyorum. Özür dileseler bile neye özür dileyecekler Begüm? 'Ya kusura bakma biz sana hem yetimken hem de öksüzken sahip çıkmadık, on beş yıl sonra aklımıza geldin konuşalım dedik.' mi diyecekler? Ne diyecekler? Annem beni onlara emanet etmişken, halamlarda nasıl sığıntı gibi yaşayacağımı bilmelerine rağmen annemin emanetine sahip çıkmayan insanlarla işim yok benim. Kusura bakılacak bir şey yok ama çok istiyorlarsa bakabilirler umrumda değil."
Bir süre hiçbirimiz konuşmadık.
Zehra:Haklısın, ne diyelim? Ama bak şöyle düşün artık biz varız. Daha doğrusu on bir yıldır biz varız. Yalnız değildin, asla da yalnız olmayacaksın.
Bu kızları o kadar seviyorum ki... Benim tek ailem olabilirler. Akrabalarım bana nasıl davranırken Zehra'nın ailesi beni kendilerinden sanırdı mesela. İlk tanıştığımız günü hiç unutmam Melek teyzemle.
***
Onuncu sınıfın on beş tatiliydi. Herhangi bir günde Melek teyze Begüm ve beni yemeğe davet etmişti tanışmak için. O zamanlar da hala çok yakındık üçümüz.
Babam şehit düşeli yedi yıl olmuştu. Annem için ise beş yıl.
Babaannem ve halam ile birlikte kalıyordum. Ama ne kalmak. Sığıntı gibi... Yük gibi... Kendimi rahat hissettiğim tek yer kızların yanıydı.
İlk başlarda küçükken babaannem ve halam ne derse yapardım,hiç sesimi çıkarmazdım. Fakat büyüdükçe, sorgulamaya ve anlamaya başlayınca... Hiç bir zaman eskisi gibi olmadı.
Asla pişman değilim. Beni okula göndermeye bile masraf diyen fakat bolluk içinde yaşayan insanlara acıyacak değildim.
O gün için nasıl izin aldığımı çok net hatırlıyorum. Önce çok sakin ve nazikçe halama gidip sormuştum. Tabiki de izin vermeyip azarlamıştı beni. Hem de ne azarlamak...
Sonra amcam çıkmıştı odadan. Akrabalarımdan tek hayırlısı odur mesela. Çıkıp "Ne karışıyorsun kıza Selda? Bırak gitsin, eğlensin arkadaşlarıyla. Bir daha ne zaman gidecek? Git amcacım ben izin veriyorum." demişti.
O gün çok gösteremesem bile aşırı mutlu olmuştum. Halamın da babaannemiin de yüzüne bakmadan direkt odama gidip hazırlanmıştım.
Akşam olmuştu. Kapıdan çıkarken arkamdan babaannemin ve halamın bağıra bağıra söylendiklerini duymuştum. Ama babaannem çok ses çıkarmıyordu. Çünkü oğlu beni insan yerine koyup, seviyordu.
Zehra'lara vardığımda ilk başta çok çekinmiştim, çok utanmıştım. Sanki burada olmamam gerekiyor gibi hissediyordum.
Zili çaldığımda kapıyı Zehra'nın annesi Melek teyze açmıştı kapıyı. Yüzünde kocaman bir gülümseme vardı. Selam verip içeri girince sıkı sıkı sarılmıştı bana. Yapmacık değildi, gösteriş değildi... Gerçekti... İçtendi... Annem gibiydi... Ben yıllar sonra ilk kez anne gibi sarılan biriyle karşılaşmıştım...
Masaya oturunca önce hiçbir şey yiyememiştim. Sanki ayıp olur gibi gelmişti. Sonra ben bir şey yemeyince Melek teyze tabağıma kendi elleriyle doldurup doldurup Begüm'le önümüze koyuyordu.
Ben o gün arkadaşımın annesiyle tanıştığımı sanmıştım ama tekrardan bir anne ile tanışmıştım... Yıllar sonra bir anne ile tanışmıştım...
***
Kimse yanımda değilken onlar hep yanımdaydı benim. Polis olmak için sağlık testlerinde, parkur sınavında, mülakatlarda, diğer sınavlarda, hastaneye yatışımda... Hep yanımda olan bir tek onlardı.
Begüm: Aynen ya, bırak ne halleri varsa görsünler. Onlara kalmadın ya. Biz varız kızım. Dağ gibi kardeşlerin var senin arkanda, çıkarları için seni saymayanlara kalmadın.
"Sizi çok seviyorum... İyi ki varsınız..."
İkiside kalkıp sarıldı direkt bana. Bende onlara sarıldım. Bir süre sevgi yumağı olduktan sonra işimizin başına geri döndük.
Biz böyleyiz işte; bir an aşırı duygusal olup hemen ardından o anlar hiç yaşanmamış gibi yapabiliyoruz.
Sütlaçları güveveçlere koyup fırına sürdüğüm sırada dolmayı da ocağa koyduk.
Odalara dağılmıştık. Yatağa uzanıp bir süre uyumuşum. Yarım saat kadar falan. Kızlar da kendi odalarındaydı. Uyanınca telefona baktım. Dayımın mesajı hala duruyordu.
"Eylem ben dayın. Duyduğum kadarıyla Ordu'ya taşınmışsın. Yarın seninle görüşmek istiyorum."
Ama ben istemiyorum.
Gitmeyeceğim, bir de bunlarla uğraşamam. Zaten hatırlamıyorum yüzünü. Hem bu nereden duydu benim burada olduğumu? Her neyse, engelliyorum.
Yarım saat daha uyumaya karar verdim ve tekrar gözlerimi kapattım.
Yarım saat diye yatmıştım ama bir saat daha uyumuşum. Kalkıp mutfağa gittim kızların yanına. Dolma pişmişti, çok da güzel gözüküyordu.
"Çok iyi duruyor, bayağı iyi yapmışız."
Begüm: Evet çok iyi. Sütlaçta çok güzel olmuş bu arada eline sağlık.
"Afiyet bal şeker olsun."
Zehra: Akşam oldu zaten, hadi verelim şunları.
"Başımı örtüp geliyorum."
Odaya gidip yazmamı aldım ve gelişi güzel saçlarım ve boynum gözükmeyecek şekilde başıma attıktan sonra tekrar mutfağa geldim.
"Tencereyi tepsiye koyalım. Sütlaçları da kenara dizelim. Kalan tencereleri de iç içe koyalım anca sığar."
Tepsiye her şeyi koyduktan sonra kapıyı açtık.
"Ben mi vereceğim?"
Begüm:Evet.
"Neden?"
Zehra: Bilmem. Sen ver işte.
"İyi tamam, verin tepsiyi."
Karşı kapıyı çalıp Zehra'dan tepsiyi aldım. Bir kaç saniye sonra kapı açıldı ve Alperen bey vardı kapıda. Sonra arkadan Emre ve Emir beyde kafalarını uzattı.
"İyi akşamlar... Tencerelerinizi getirmiştim. Elinize sağlık tekrardan çok teşekkür ederiz."
Alperen bey tepsiyi elimden alıp sütlaçlara baktı. "Ne demek, afiyet olsun. Gerek yoktu hiç" dedi sütlaçlara karşılık. Bir de bilse dolma var.
"Yok, yok. Bizde tabak boş verilmez. Hem siz de o kadar şey gönderdiniz. Afiyet olsun."
Alperen bey tepsiyi arkaya uzatıp bana baktı, gülümsedi. "Teşekkür ederiz, elinize sağlık."
"İyi akşamlar..."
"İyi akşamlar."
Hemen geri eve girdim ve kapıyı kapatmadan son kez bakıp gülümsedim. O da bana gülümsedi ve kapıyı kapattım. Ben kapattıktan sonra o da kapattı. Bir kaç saniye kızlarla sessiz sessiz birbirimize baktık. Sonra beklediğimiz gibi yan evden sesler gelmeye başladı. Boğuk boğuk ama sevinç sesleri vardı yani. Genelinde bağırıyor gibiydiler ama olsun.
Zehra: Sanırım sevindiler.
Begüm: Sanırım.
Bizde gülüşüp mutfağa geçtik. Akşam yemeğimizi yedikten sonra çaylarımızı ve tatlılarımızı alıp balkona geçtik.
Zehra: Yarın sen başlıyorsun değil mi işe?
"Evet,yarın başlıyorum ben. Bakalım neler olacak."
Begüm: Sen şimdi Alperen ve Emir beyle aynı yerde mi çalışacaksın?
"Öyle görünüyor. Ama onlar benim üstüm. Yani komşu olarak değil, komiserim olarak varlar orada."
Begüm: Olsun olsun. Zorlanırsan Alperen bey yardımcı olur sana.
Zehra: Aynen öyle, seve seve yardımcı olur.
Gülüştüler.
"Şimdi ben size buradan bir yardım edeceğim göreceksiniz. Ayıp yani yapmayın şunu. "
Zehra: Tamam tamam bir şey demedik. Kaçta gideceksin?
"9.30 da orada olacağım."
Begüm: İyiymiş. Kahvaltı yaparız, gidersin o zaman.
"Aynen."
Konuşmaya devam ederken bir yandan sesler gelmeye başladı. Kısık ve fısıltılıydı ama erkek sesiydi belli. Erkeklerde de kısık sesle konuşma ne kadar oluyorsa artık? Alperen beylerin sesiydi. Yan balkon onların balkonu olduğu için çok rahat duyabiliyorduk. Büyük ihtimalle onlar da bizi duyuyordu. Gerçi onlar daha yeni çıkıyorlardı.
Masaya bir şeyler koyuyorlar. "Emir çaydanlığı sen getir, oturuyorum ben." dedi Emre bey. "Sütlaçları da getirsene yiyelim." dedi Alperen beyde hemen. "Arkadaşlar on tane elim yok ama benim. Bir elime çaydanlığı alsam kalan üç güveci neremle getireyim?" diye isyan ediyordu Emir bey. Bence çok haklı bir isyan.
Kızlarla birbirimize bakıp sessiz sessiz güldük. Komikti sesleri. Bir süre daha sessiz sessiz oturduktan sonra yandaki konuşmalara ister istemez kulak misafiri oluyorduk. Ne yapalım, gelmişler dibimizde konuşuyorlar yani.
Emre bey yeni geldiği için daha çok soruyordu ve dinliyordu anladığım kadarıyla. "Şimdi bu karşıdaki kızlar daha iki gün önce taşındı ve taşındıkları gün kapılarına mı dayandı Veysi? Oha lan, bu kadar da olmaz yani." Emir bey de sanki bir şeyden şüphe ediyor gibi konuşmaya başlamıştı. "Bu Veysi bir işler karıştırıyor ama daha çözemedim. O adama dikkat et Emre. Yarın ertesi gün gelir melir. Onda bir şeyler var belli." Bir süre sustular. Kızlarla dikkatli bir şekilde onları dinliyorduk artık apaçık. Sonra Alperen beyde fikirlerini söyledi." Şule ve bu evliymiş. On beş yıldır evlilermiş. Ama Şule buraya taşınmalı daha 2 ay falan oldu sanırım. Adamı hiç görmemiştik. Bir önceki ev sahipleri de bu sebeple taşınmışlardı. Ama o zaman bu adam değil Şulenin kardeşidir kapıyı yumruklayan. Bu kızlar ne zaman geldi, direkt bu adam da geldi. Ya kızlarla bir bağlantısı var, ya da denk geldi. "
" Ne bağlantısı? Ne diyor bu? "
Zehra: Ne bileyim ben?
Begüm: Bunlar niye bizi konuşuyor ki? Gidip vuralım bence.
" Ya sabır. Aynen nefes alıyorlar gidip vuralım. Salak mısın kızım sen?"
Begüm: Tamam bir şey demedim.
Bu konunun üstüne başka bir şey söylemediler. Sütlaçları yiyorlardı sanırım. "Güzel yapmışlar, merkezde yediklerimizden çok daha iyi." dedi Alperen bey. Diğerleri de ona katıldılar. Sonra bizi bırakıp genel olarak işten, evden, insanlardan konuşmaya başlayınca bizde dinlemeyi bıraktık.
Çaylarımızı tazeleyip içtikten sonra oturduk, sohbet ettik.
Saat geç olmaya başlayınca balkonu kapatıp odalara gittik. Kızlar ütü yapıyorlardı. Kıyafetlerimi alıp onların yanına gittim.
"Zehra'cım... Yarın giyeceklerimi de ütüler misin?"
Zehra: Ütülerim tabi, ver. Ne giyeceksin ilk gününde?
"Siyahı giyeyim diyorum. Simsiyah. Bence çok iyi."
Zehra: Laciverti giyseydin ya.
"Yok, siyah giyesim var."
Zehra: Sen bilirsin. Ver ütüleyeyim.
Siyah üniformamı Zehra'ya uzattım ve Begüm'ün yanına oturdum.
Zehra ütüyü bitirince bende üstümü alıp kendi odama geçtim. Saatimi kurup yattım direkt. Duvarın arkasından sesler geliyordu yine ama ne dedikleri anlaşılmıyordu.
Bir süre sonra gözlerim iyice ağırlaşmıştı. Tam uykuya geçtiğim anda, telefonum çalmaya başladı. Gecenin bir köründe telefonum çalmaya başladı ve numara,kim olduğunu bilmiyorum. Gecenin bir körü niye arar bir insan?!
Hızlıca kalkıp telefonumu aldım ve açtım.
"Efendim!"
Bir süre ses gelmedi. Bekledim ama kimse konuşmadı.
"Dalga falan mı geçiyorsunuz?! Kimsiniz!?"
Telefonun sesine uyanmışlardı kızlar. Hemen odaya geldiler. Işığı açıp oturdular.
Bir süre daha ses gelmedi. Tam telefonu kapatacakken sonunda kısıkta olsa bir ses geldi.
"Eylem, hoş geldin..."
O an kanım dondu. İşte o an gerçekten kanım dondu. Korkacak bir şey yoktu belki de ama ses tüm bedenime yayılmıştı ve anlayamadığım bir şekilde çok ürpermiştim.
Ses... Annemin sesinin neredeyse aynısıydı... Ama böyle bir şey olamaz. Olamaz. Benim annem on beş yıl önce öldü. Öldü benim annem.
Evet öldü ama... Bu kim o zaman?..
Ben donakalınca Zehra hemen elimdeki telefonu sıktığım elimden çekip aldı ve telefonu kapattı. Begüm ise şok içinde duran bana gelip yavaşça beni kendime getirmeye çalışıyordu.
Begüm: Eylem, Eylem... Bak bana, bana bak. Ne oldu?
Zehra: Eylem... İyi misin? Ne oluyor?
O sırada telefon tekrar çalmaya başladı,aynı numara.
"Engelleyin şunu."
Zehra telefonu alıp tekrar kapattı ve engelledi.
"Çok garip bir şeyler oluyor..."
Bölüm etkileşimi
