1. bölüm / 6
Paslı DirekPaslı Direk
Bölümler 6Şu an: Paslı Direk
- 1 Paslı Direk1.034 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 Çocuk342 kelime
- 3 Gökyüzü309 kelime
- 4 Enkaz959 kelime
- 5 Nefes244 kelime
- 6 Kaybolan...406 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Annemin mezarlığında, biraz ileride duran uçurumun kenarından bakıyordum ileriye. Demir bir direk gördüm. Ne kadar da çok benziyoruz dedim içimden. Kullanılmış, ağır ama hâlâ ayakta duruyor. İnsanların isteklerine göre varolmuş, insanların biçtiği kılıfa göre şekillenmiş ve tükendiğinde onu tüketen insanların izleri ile bir başına kalmış. Ne kaldıran var o ağırlığı ne de kendini bunun için suçlayan. Zamanla mahvettikleri direği, yine zamana bırakmışlar.
Hayat gerçekten beni bu kadar iyi tanıyor mu? Ya da sadece bana mı özel bu roller? Küçükken hep yaşça büyük birisi olmayı isterdim. Bir anda 20'li yaşlarda birisine dönüşsem derdim. Daha kolay geliyordu sanırım büyük olmak. Ne yaşadın ki sen? Neyine senin büyük olmak? Büyümek neydi ki senin için? Keşke bu yaşımda ki ben, küçüklüğümün karşısına çıkabilseydi de;
" Yaşından büyük düşünme, yaşayamadıklarınla büyürsün. "
diyebilseydi gözlerinin içine bakıp. Kimse uyarmadı, anlatmadı sana hayatı. Karşına geçip anlamanı da beklemediler zaten. Çocuktur ileride öğrenir dediler ama daha çocuk olamadan koskoca hayatı sana bıraktılar. Çok şey yaşandı 'Keşke büyük olsam' diyen ben 'Keşke hiç varolmasaydım' diye cümle kurmadan güne başlayamaz oldu. İnsan o kadar alışmış ki hep " güzel şeyler zaman alır " demeye, görememiş zamanın aslında güzel şeyleri aldığını. Yerdeki rastgele bir böcekle bile bağ kurup hayatla bu kadar bağdaşmaya çalışan küçücük bir çocukken, bir sonraki güne uyanıp dünden daha kötü şeyler yaşayan bir döngüye giren büyük bir çocuğa... Ne hayat ama!
O yaşta bir çocuk sanki geleceği içine doğmuşcasına daha ölüm ne demek bilmeden ölmeyi istiyordu. Daha hayatın başında sandığı yaşlarda yıkılmıştı aslında başına Dünya. Olayların peşinden sürüklenerek ne olduğunu anlamlandıramadığı bir akışta kendini tanımlamaya çalışıyordu. O kadar zor ki neyin ne olduğunu bilmeden kendine hep bir anlam bulma arayışı. Zaman geçtikçe bazı şeyleri anlamaya başladığında ya da düzeltmek gerekirse o anladığını düşündüğün yaşta aslında erken yaşta büyümüş oluyorsun. Seni böyle bir duruma mecbur bırakıyorlar
Etrafına baktığın hayatlara o küçük yaşında anlam yüklediğin zamanlar, aslında kendi anlamsızlığını farkettiğini kendine yediremiyorsun. Kısacası başkalarının rollerini kendine biçtiğinde aslında olması gereken kişiler asla onlar gibi olmuyor. Daha hayatın içine bu kadar derin bir şekilde girmeye çalıştığında kim olduğunu değil, kim olamayacağını farkediyorsun.
Zaman geçiyor elbet. istesende istemesen de kimi günler sanki yıllar geçmiş gibi yoruyor seni. Bazen de öyle anlar oluyor ki hiç bitmesin diyorsun. Zaten o an senin için bir rüya olduğundan, asla uyanman gerektiğini düşünmüyorsun ve göz açıp kapayana kadar bitiyor.
Daha yaşıtlarıyla oyunlar oynaması gereken ve matematik ile İngilizce derslerini ilk defa görmüş bir çocuk, neden o yaşında hayatı sorgulayıp 'ben kimim?' ve 'neden doğdum?' diyor. Sanırım bunun cevabını kimse bilmiyor. Seçemediğim bir hayatın Seçemediğim bir rolündeyim. Nedense kendi hayatımda başrol hiç ben olamadım.
Hep birileri benim yerime karar verirdi. Hep birileri sanki ben yokmuşcasına yüzüme baka baka kırardı beni. Kimsenin benim yerime düşlemesine gerek yoktu zaten. 'Merak etmesinler ben onları onlardan da kendimden de çok merak edip düşünüyorum'
Şu koskoca dünyaya seni sığdıramıyorlar ama sen nedense onlar yüzünden koskoca hayatı küçücük bedenine sığdırıyorsun. Öyle bir hale getiriyorlar ki patlamaya bile hakkın olmuyor. İçinde sana yaşattıkları, dışında senin yaşayamadıkların. Hepsi koca bir hayatın sana yaşından küçük biçtiği bir rolden ibaret sadece. Seni dağa taşa küstürmeye çalışıyorlar kendi taş kalplerini görmedikleri için. Seni çiçeğe böceğe küstürüyorlar. Neden mi? ezmeye alışmışlar. Zamanında onları da görmediklerini sandığı büyükleri ezmiş ve bunu sana da yapmak zorunda hissetmişler. Ne kadar da basit geliyor aslında. İki üç cümle sanki her şeyin özetiymiş gibi. Neyse ki bu kadar basit değil her şey. Kimse yaşayamadığı şeyler için yaşamak isteyen birini suçlayamaz.
İnsan başına büyük bir felaket geldiğinde bir anlığına da olsa şöyle düşünüyor: 'Bundan daha kötüsü olamaz herhalde? Artık bunu bile yaşadıysam eminim ki bu hayatın bana son darbesiydi.'kendini bir önceki günden daha berbat bir güne gözlerini açarken buluyorsun. Geriye bakmaya cesaret edemediğin kayıplarının izlerini her yerinde taşırken üç maymunu oynuyorsan aynanın karşısında. Bir de bakmışsın " gitmem " diyenler gitmiş ve
" seni ölene dek seveceğim " diyenlerle konuşmayalı aylar yıllar olmuş. O kadar çok tüketmişler ki beni, kendi içimdeki yaşayamayan çocuğu bile yaşamak isteyeceğine pişman etmişler. Kendimi bana bırakmamışlar resmen. iyi olmanın yollarını aramaktan kendini bulamamış bir enkaza çevirmişler. Sanki devran ters dönmüş kan emen vampirler onlarda, onları yakamayan güneş benmişim gibi.
Ben neden hep başkalarının istediği gibi oldum ki? Bu herkesin içine battığı karanlığa renkli gözlerle bakmaya çalıştığım için neden siyah olmamı istediler? Neden rengimi aldılar benden? Oysa ki bana bu rengi veren sizdiniz!
Onlarca insanın fikrimi bile sormadan yönettiği ve söz sahibi olduğu Hayatımda bana bile yer yokken nerden bulurlar bu cesareti ve haddi cidden bilmiyorum. Hayata hep iyi yönden bakmaya çalışmaktan o kadar yoruldum ki artık pes edip acıya alışır oldum. Eskisi gibi ağlamıyorum ama eskisi gibi gülmüyorum da.. Ağlanacak halime gülüyorum, gülünecek halime ise ağlıyorum. Bir insanın hayali yalandan da olsa ayna karşısında kendine bakıp gerçekten bu sefer mecbur hissettiğin için değilde hakkettiğini düşündüğü için gülmek olabilir mi? Benim oldu. Beni ben yapan şeyi savaştıklarımdan oluşan duvarlar zannederken, yaşayamadıklarımla umutlandığım zincirler olduğunu anladım. Hani hep derlerya " seni öldürmeyen şey güçlendirir " diye, hayır! Seni güçlendiren şey öldürür.
Ne kazandıkların kaybettiklerine değdi, ne de kaybettiklerin kazanmak istediklerine. Hayatını adadığın ömürlük dediğin insanlar, hayatında ömürlük bir ders bırakıp gittiler.
Yaşayamadığın hisleri onlara yaşattın. Hayalinde ki sevgiyi daha sen hissetmeden başkasına hissettin. Kendine tahammülün yokken onlarca insanın ağırlığını ruhuna yükledin. Yarım kalmış yaşayamamış bedeninin diğer yarısını da seni bitiren insanlara adadın. Ne kin tutabildin ne de vazgeçebildin. Bir gün yağmur yağacağını bile bile onları bulutlara koydun. Sonrada gün gelince düşen her damlayı bir bir tutmaya çalıştın. En sonunda ise boğuldun gittin işte.
Yağmur oldun, ama kışın seni görmek istedikleri için sevmediler ve kendi yaz'ını unuttular. Bu sefer Güneş ve Yaz oldun, seni kendi kuruyan kalp tarlalarında görmek istedikleri için sana muhtaç olduklarını unuttular kış istediler. Kim olduğunun ve kimin için ne yaptığının senden başka kimsenin umrunda değil maalesef. Seni sende bile bırakmadıları bir hayatta kendin olmana müsade etmedikleri gibi kendin olmaya çalıştığında ise yine benliğini suçlamaya çalıştılar. Neyse hayat bir şekilde devam ediyor.
Kim olduğumun ya da kimler gibi olamadığımın artık bir önemi yok! Kimse beni sırf ben olduğum için sevmedi. İçimde ki, kendimden bile koruduğum çocuk bile. Zaman geçti artık ve resmen küçükken oyunlarda havalı olmak için uydurduğum yaştayım. Daha ufacık bir çocukken büyümeyi isteyen o çocuk, şuan hâlâ hiç varolmamayı diliyor. Paslı bir direğe bakıyorum uzaktan. Birde bakmışım ki o direği aslında ben yapmışım.
