Paslı Direk kitap kapağı

4. bölüm / 6

Paslı Direk

Enkaz

Vaveyla Yazarı: Tolga Toprak

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: Enkaz

Kendime geç kalmış gibi hissediyorum. Sanki aldığım her nefeste kendi bedenimin içinde biraz daha yıkılıyor ve kayboluyorum. Ruhum bedenimden kaçmak istiyor da elimden sadece onu duymaktan başka bir şey gelmiyor gibi.

Yarım kalmış bir gece, doğmamış bir güneşli sabah gibi hissediyorum. Lanet zaman döngüsünde sıkışıp kalmış ve her yeni uyandığı günü bir öncekinden daha kötü olan fazlalık bir ruhu taşımış gibi hissediyorum. Hiçbir şey bilmiyorum. Sevdiğim hiçbir şeyi hayatımda tutamıyorum. Ya vazgeçmek zorunda kalıyorum ya da onlar çoktan bir şekilde hayatımdan çıkmanın yollarını buluyorlar. Bazen diyorum, neden bir insan, ruhu enkaz dolu bir bedeni sevmek istesin ki? Herkesin kendine göre batmış limanı, dağılmış evi ve yara bere içinde kalan bir ruhu yok mu? Kim tamamlanmak ister eksikliklerle dolu bir bedende? Aynı yaraları olduğunu gördüğü insanı sevmek mi ister yoksa aynı yerden yaralanmaktan mı korkar? Ben sadece sevmeyi bilirim. Yapabileceğim en iyi şekilde bunu yaparım. En sonunda kendime de kabul ettirdim belki bunu; " Ben sevmeyi biliyorum, sevilmeyi değil"

Belki de sadece sevmek, birilerini veya bir şeyleri kaybetmemeye çalışmak için geldim bu dünyaya. Hayatın bana layık gördüğü sandığım en ufak bir umut kırıntısında, ruhumun açlığının doyacağını düşündüm. Sanki umut etmek bir oruç tutmakmışta, orucumu mutlu olmak bozacakmış gibi... Ruhumun en derininden sızan bazı hayaller var. Sevdiğim gibi sevilmek, beni ben olduğum için hayatında tutan insanların arasında kalmak. Nefes almak gibi... Ama şu dünyada biraz mutlu olup, nefes alıp biraz da sevilecektik. Ne çok şey oldu öyle? Ne kadar da zormuş kendin olabilmek ve biraz olsun her şeye rağmen sevilmeyi dilemek. İnsan her şeye alışır elbet. Sevdiğini kaybetmeye veya sevdiğimi sandığını kaybetmeye. Peki insan kendini kaybedince neye alışır? Eksik kaldığı yerden kaybolmaya mı? Yoksa eksiklikleri ile yok olacağı güne kadar tamamlanmış gibi davranmaya mı?

Bu kadar eksiklik ve sevgisizlik içinde resmen hayatta kalmaya çalışmak bana o kadar anlamsız geliyor ki. Bir gün bu hayattan göçüp gideceğini bildiğin halde, en ufak şeyler için bile kendini mahvetmekten vazgeçemediğini görünce hazmedemiyorsun. Kendime resmen bir el gibi acıyorum. Başkasına gelince verecek onlarca akıl ve öneri var ama kendime gelince üç maymunu oynuyorum. Başkasına yetebiliyorum ama kendime gelince sadece eksik bir ruhtan başka bir şey değilim. Kimim için ne yaptığımın nelerden vazgeçtiğimin hiçbir önemi yok. Yine kendi başınasın ve kendi kendine yok olacaksın. Birini eksikliklerin ile sevmek bencillik gibi geliyor. Onlara kendi acılarınla birlikte zarar vermek gibi hissettiriyor sevmek.

Sırf kendin olabilmeyi çalıştığın için kendine yabancı olmak zorunda kalıyorsun. Yapamadığın veya asla hissedemediğin duygulara sahipmiş gibi yapmak seni sanki sahtekar bir oyuncu gibi hissettiriyor. Fakat filmin sonu belli zaten belli. Ölmek için doğduk, yaşamak için her gün ölüyoruz.

Bazı insanlar ölmez. Sadece bir gün, içlerinin en gürültülü yerinde sessizce bırakılırlar ve kimse fark etmez. Bir insanın gerçekten öldüğü an kalbinin durduğu an değildir. Birinin gözlerinin içine son kez umutla bakıp, orada artık kendine ait hiçbir şey göremediği andır. Ya da unutulmasıdır. İşte o an insanın içinde bir şey çöker. Ses çıkarmaz, ruhu paramparça olur ama kanamaz bile. Kimse ambulans çağırmaz ama orada... kocaman bir hayat enkaz olur.

İnsan sevildiği yerde tamamlanır. Sevilmediği yerde ise yavaş yavaş eksilir. Önce kahkahaları azalır. Sonra uyuyamaz geceleri. Sonra kimseye anlatamadığı bir boşluk taşımaya başlar içinde ve bir gün aynaya bakarken kendi yüzüne yabancı hisseder. İnsan en çok, uğruna kendini verdiği kişinin gözlerinde kaybolur. Düşünsene… Birine bütün kalbinle bağlanıyorsun. Onun söylediği küçücük bir cümleyi günlerce düşünüyorsun. Sesini duyunca dünyanın bütün gürültüsü susuyor.

O mutlu olunca sen de oluyorsun. Canı yansa senin göğsün ağrıyor ve sonra bir gün öğreniyorsun… Senin içinde koskoca bir ev olduğunu sandığın kişiler, seni hayatında küçücük bir odada bile tutmamış.

İnsan bunu kaldıramıyor işte. Çünkü bazı sevgiler bitmez. Sadece karşılıksız kaldığı yerde çürümeye başlar ve çürüyen şey sevgi olunca, kokusu bütün ruhuna siner. Kimse anlamaz seni. Kalabalıkların içinde yürürsün ama sanki herkes başka bir dünyada yaşıyor gibi gelir. Bir şarkı duyarsın boğazın düğümlenir ve gece saat 03:17’de tavana bakıp “Ben neyi eksik yaptım?” diye düşünürsün. Defalarca, Yüzlerce kez Kendini suçlarsın. "Daha güzel olsaydım Daha güçlü, daha eğlenceli, daha yeterli olsaydım belki severlerdi beni " dersin.

İnsanın en ağır savaşı burada başlar zaten. Bazı insanlar seni sen olduğun için değil, seni sevmemeyi seçtikleri için kaybediyor ve sen… Birinin seni sevme ihtimaline ömrünü gömüyorsun. Bir gün onlarsız yaşamaya alışıyorsun fakat bu iyileşmek olmuyor. Sadece acıyla yaşamayı öğreniyorsun.

Yokluğunu cebinde taşır gibi taşıyorsun her yere. Bir mesaj sesi duyunca hâlâ kalbin hızlanıyor. Bazen biri adını sanki seni insan yerine koyup halini hatırını soracak birisinin sesiyle söylemiş gibi geliyor. Bazı sokaklar var, geçemiyorsun. Bazı şarkıları açamıyorsun çünkü insan bazı anıları unutamıyorsun. Sanki kimse görmesin diye halının altına süpürür gibi...

Bir süre sonra şunu fark ediyorsun:

Seni yarım bırakan kişiler hayatına devam etmiş. Gülmüş. Yeni insanlar tanımış. Belki seni düşünmeden uyumuş gecelerce ama sen hâlâ aynı cümlenin içinde sıkışıp kalmışsın.

“Niye yetemedim?”

İşte insanı öldüren şey tam olarak bu. Gitmeleri değil. Seni kendinden şüphe ettirmeleri. Çünkü bir insanın kendine olan inancı kırıldı mı, dünyadaki bütün ışıklar yansa bile içi karanlık kalıyor. İnsan gerçekten sarılınmak ister ama kimi özlediğini bile söyleyemez. Bazense bir yabancı gibi kendine sarılmak ister. Bazı insanlar mezar gibi taşınır insanın içinde. Yaşıyor olsalar bile. Bu yüzden bazı kalpler yaşlandığında değil, sevilmediğinde yorulur. Ruhu buruşur, umutları kamburlaşır ve sevgisi ilaçlara muhtaç kalır.

Bir gün herkes seni anlamayı bırakabilir.
Herkes “abartıyorsun” diyebilir ama kimse, bir insanın içinde sessiz sessiz çökmesini görmez. Kimse her gece kendini toparlayıp sabah normal görünmeye çalışmanın ne kadar ağır olduğunu bilmez ve insan bazen gerçekten ölmek istemez. Sadece bu kadar eksik hissetmekten kurtulmak ister. Bazı vedalar geçmez. Bazı insanlar ise gitmez. Bazı sevgiler kapanmaz ve insan hayatına eksildiği yerden devam eder sadece. Biraz Yarım, biraz eksik ve kimsenin görmediği bir enkaz ile. Yıkıldığım yerden hayatıma devam ediyorum. Bir gün yok olacağım ve bunu her geçen gün daha yakından hissediyorum. Ben kaybettiğim bir ruhu aramayı bıraktım. Kimsenin bulamadığı bir sevgiyi aramaktansa, herkesin yarım kaldığını bildiği yerden bununla yaşamaya alıştım.