7. bölüm · ~PARAZİTLER~

7/ Geçmişten izler

Leyli;)

Cerenin ağzından...

İnsan birinden en fazla ne kadar nefret edebilir sorusuna, ancak Yağız cevap verebilirdi. Beyefendi bana karşı nasıl kin tutuyorsa artık, toplantım var bahanesiyle iş görüşmesini dört saatir bekliyordum.

Odasını incelemekten gözlerim acıyordu, yanlız tavan iyiymiş, ne saçmalıyordum ya, beklemekten beynim işlevi kaybetmişti. Gitmeyip acı çekeyim diye de, kapıya asistanını bırakmış, ne zaman gitmek istesem kadın bana 'biraz daha beklemelisiniz, eminim toplantısı bitmek üzeredir' diyordu.

Ah Ecem ne bok vardı da beni kendi şirketinizde çalıştırmaya karar verdin. Tabi illa öğrenecekti, Yağız'a zamanın da yaptığım şeyi, nasıl anlatayım.

Ben lise zamanında aşırı popüler bir kzıdım. Yağız gözlüklü inek öğrenciydi, tabi şimdi kaslı boylu poslu çok yakışıklı olmuştu,ama konumuz bu değil sonuçta, o zamanlar çirkindi.

Bana çıkma teklifi etmişti. Bende tüm okulun önünde onu rezil etmiştim. O gün babamla yollarımızı ayırmıştık. Ve ben çok sinirli ve kırgındım. Etrafımfdaki herkesi kırıyordum, Yağız da teklif ede ede o gün teklif etmeye karar vermişti.

Tamam güzel bir günümde de olsak, redderdim. Ama gzilice kırmadan yıpratmadan arkadaşça, ama ben onu rezil etmiştim.

O günden sonra herkes Yağıza zorbalık yapmaya başlamıştı. Bilirsiniz okulda biri sizi ezdi mi? Bir tekmede diğerleri vurur.

Sonra işte Yağız yurtdışında okumaya gitmişti. Geçen sene döndüğünü duymuştum. Ama hiç karşılaşmamış tık. Taki karakol olayından sonra, hem rezil olmuştum. Hemde şimdi o benim patronum olacaktı.

Anlayacağınız bu kız bok yolunda gidiyordu. Ben kendi halimde, halime yakınırken kapı açıldı ve içeri Yağız hazretleri teşrif etti. Cidden ne bu böyle, çocuk değildi ya sanan da hayatını kararttımışım da benim yüzümden hapiste kalmıştı.

Hem fena mı, sayemde yurt dışında okumuştu, benim hayalim yurt dışında okumaktı. O benim hayalimi yaşamıştı.

Mavi takım elbiseyle muhteşem durduğunu söylemden edemeycektim, ah çapkın bünyem, biz ne yapacağız seninle.

Bana bakıp gülümsedi, bende aynı şekilde gülümsedim, o geldiğinde ayağa kalkmıştım. Kendi koltuğunda masanın karşısında oturunca, bende oturdum.

"Sana oturabilirsin" dediğimi hatırlamıyorum dediğinde tekarar ayağa kalktım tabi kaşlarım çatık bir şekilde, "tamam oturabilirsin." Ergen herif, oturdum tekrardan.

"Senin gelmene gerek var mıydı?"" Dedi gıcıkça "zaten Ecem herşeyi ayarlamıştı,tabi torpille" diye tamamladı.

Ayağa kalktım sinirle tekrar "Bak eğer istemiyorsan, ben anlaşamdığımızı Eceme söylerim. Bende meraklandım değilim" dedim. Göz devirdi, "evet zaten benim minik şeytan kardeşimde bana inanacak, yapacak bir şey yok katlancaz artık sana" diye gıcıkça bana sataştı.

Öylece durdum suratına baktım. "Of tamam otur, anladık torpille değil zorla gelmişsin, bırak fakir ama gururlu ayaklarını" dedi gülerek.

Güldüm. "Yalnız fakir değilim, sende bırak zengin çocuk fakir kız hikayelerini" dedim. Gülmeye başladık beraber, sonra bana baktı uzun uzun "hatırlıyorsun" dedi.

Hatırlıyordum tabikide, her saniyesini, her salisesini "hatırlıyorum" dedim.

7 yıl önce•°•°•°•°•°•°•°

Zİl çalmıştı sonunda, biraz daha katlanamayacaktım. Bildim bileli tarih dersinden hep nefret ederdim. Bahçeye çıktım büyük bir sevinçle, etrafa bakınca Ecemin Hakanla konuştuğunu gördüm. Bunlara bir hafta veriyordum, bir hafta bile çok bir iki gün dayanırlar sonra ayrılırlar.

Karşı bankta Yağız ile Elayı gördüm. Gözlüklü çirkin Ela, ezik Ela gıcık Ela, Yağızın elinde yine okuduğu bir klasik roman vardı.

Yanlarına yaklaştığında, Ela'nın ona deli gibi bir şey anlatıyordu. Bu kız Yağıza aşıktı. Yağız bana aşıktı. Bende....

Aaaa ben kime aşıktım. Ha ben tüm yakışıklılara aşıktım.

Yanlarına yaklaştığımda, Ela melum melum Yağıza bakıyordu. Göz devirdim." Yağızz" diye cilveli cilveli yanaşıyordu. Yağızmış, of cidden Yeliz bugün neden okula gelmedin ki, "dediğim gibi sonra kız ölüyor" dedi Yağız.

Yine kesin o saçma sapan, fakir kız zengin oğlan kitaplarından bahsediyordu. Tabi Yağızın ellinde Romeo ve Juliet kitabı, of bu çocuk neden kız gibi aşk kitapları okuyordu ki, "selam ne yapıyorsunuz?" Diye giriş yaptım.

Sesimi duymasıyla ilgi odağı bana kaydı, "iyi sende durumlar nasıl" dedi bir eliyle kitabı tutup diğer elliyle gözlüğünü düzeltiyordu. Ah o gözlüğü çıkarsa çok yakışıklı olacakta neyse, "canım sıkılıyor bir yerlere mi gitsek, sinemaya falan" dedim cilveyle, heyecanlandı tabi hemen "tabi olur hemen gidelim" deyip ellimi tutu ve beni çekiştirdi. Elaya hoşçakal bile demeden......

Günümüz.....

"Cidden hala öyle kitaplar okur musun?" Diye sordum. Bana baktı, ve gülümsedi, bu ne yakışıklılık. Sana geliyorum Allah'ım

"Tabi çok değil ama arada işte" dedi. Gözlük taktığı zamanlar tipi o kadar iyi değildi, ama şuan karşımdaki adam bambaşkaydı. "Ah hiç şaşırmadım" dedim göz devirerek. " Ama bak şimdi, tamam o zaman klişe kitaplar okurdum ama, Romeo ve Juliet bir baş yapıttı"dedi cidiyetle, güldüm ben gülünce oda güldü.

"Şimdi gelelim konumuza" dedi aynı ciddiyeti takınarak. "Tabi" dedim bende ciddi durmaya çalışarak

"İkimizde biliyoruz ki, istesek te istemesek te, Ecem hanımın isteği olacak, bu yüzden lafı uzatmaya gerek yok" dedi. Kafa salladım "bu yüzden yeni işin hayırlı olsun" diye sözünü tamamladı.

Bende ayağa kalktım tabi el sıkıştık. Ellimi çekiyordum ki, bırakmadı. " Magazin ve haberlerden uzak durmanı istiyorum. Bu aile şirketi ve sen buranın reklam yüzüsün, imajımıza çok önem veririz" dedi. Biraz önceki tatlı konuşmamız sona eriyor gibiydi.

Duymuştum bir kaç çalışanından ne kadar gaddar olduğunu, 'başın belada' diye bağırıyordu içimdeki ses.

Ellimi sonunda bıarktı, "görüşürüz efendim" dedim. Gülümsemedi bile sadece kafa salladı. İşe alındım ya, artık çalışanıydım.

Mesafeli durması normaldi. Aramızda artık sağlam duvarlar dikilmişti.

"