11. bölüm · Özel Ders
9. BÖLÜM - DOĞRULUK MU CESARET Mİ
Herkes susup birbirine bakmaktan başka hiçbir şey yapmıyordu. Ne bir konu açan ne de konuşan kimse yoktu. Birkaç dakikalık gerici sessizliğin ardından Ela konu açma çalışmalarına girdi.
"Ee nasılsınız? Hayat nasıl gidiyor?"
Mükemmel bir konu açma girişimi.
Herkes iyi derken Umut başını olumlu anlamda sallamakla yetindi. Bu çocuğun fazla tepkisizliği ve gereksiz resmiyeti beni gıcık ediyordu.
Gerçi Deniz ve grubunda beni gıcık etmeyen hiçbir şey yoktu.
Kısa bir süre daha sessizlik olunca bu sefer konu açma girişimi Can'dan geldi.
"Daha daha nasılsınız?"
Daha da mükemmel bir konu açma girişimi.
Herkes iyi olduğunu söylerken Umut yine olumlu anlamda başını salladı.
Konuşsa ölecek sanki.
"Umut konuşsan ölecek misin?" Aklımdan geçen şeyi söyleyen kişi Ela'ydı.
Umut bu soruya da başını olumlu anlamda sallayarak cevap verdi.
Yağmur, salak diyerek kısık sesle mırıldandı. Daha doğrusu kısık sandığı sesiyle mırıldandı. Çünkü söylediği şeyi herkes duymuştu.
"Kendi zeka seviyene bakmadan bana salak demen fazla mantık dışı. Bir ortama girdiğin an ortamın IQ ortalamasını düşürürken benim zekama laf etmen çok komik."
İki yıldır Umut'u tanıyordum ve yemin ederim ilk defa bu kadar uzun konuştuğunu gördüm. Çocuk hayatında ilk defa bu kadar uzun cümle kurmuştu o da Yağmur'a laf atmak içindi.
Arkadaşıma laf gelince ben de durur muyum şak diye yapıştırdım cevabı.
"Sizin sorununuz tam olarak bu işte. Asla kendinize laf attırmayıp, kendinizde hiçbir kusur bulmuyorsunuz. Deniz de sen de öylesiniz. İnsanlara laf atarken asıl sorunun onlarda değil sizde olduğunu kabul etmiyorsunuz. Halbuki eleştirdiğiniz her şey aslında sizin sahip olduğunuz şeyler."
Sözümü söyledikten sonra gülümseyerek arkama yaslandım. Şu anda çok mutlu ve rahatlamış hissediyordum.
"Bunu söyleyen kişi sen misin gerçekten?" diye sordu yanımda oturan Deniz gülerek.
Ona doğru eğilip "Sen hiç konuşma!" diye bağırdım. Şükretsin ki Paramı ver! diye onun boğazına yapışmıyordum. Her an yapabilirdim çünkü.
Bu bağırışımı kimse umursamadı çünkü herkes alışmıştı Deniz'le bu hallerimize.
Birkaç dakika sessizlikten sonra garson menüyü getirdi. Herkes sessizce menüyü inceleyip ne içeceğine karar verdi ve menüyü masaya bıraktı. Bense 100 liraya ne bulurum diye deli gibi sayfaları karıştırmaya devam ettim. Şansıma en ucuz içecek bile 100 liranın üstündeydi. Ve şu an canım feci halde kahve çekiyordu. Kahve bağımlısı bir insan olduğum için gün içinde en az üç bardak kahve içmeden duramıyordum ve bugün hiç kahve içmemiştim. Menüdeki kahveleri gördükçe de içten içe ayılıp bayılıyordum.
Çıkışta bulaşıkları yıkamayı teklif etsem kabul ederler miydi acaba?
Garson siparişlerimizi almaya geldiğinde herkes kahvelerini sipariş verdi. Garson bana dönüp ne istediğimi sorduğunda "Su." dedim.
Fakirliğin gözü kör olsun! Deniz'in de gözü kör olsun!
Garson deftere siparişleri yazdıktan sonra gidecekti ki Deniz onu durdurdu ve gözlerimin içine baktı.
"Su soğuk olsun."
Kafasını ısırmamak için bütün irademi kullanıyordum şu an. Her an üstüne atlayıp saçlarını tek tek yolabilirdim.
"Noluyor lan?" dedi Can. "Damla sen neden sadece su içiyorsun?"
"Canım bir şey istemiyor." diye geçiştirdim. Eğer Deniz'in parayı eksik verdiğinden bahsedersem olay çıkacağını bildiğim için gerçeği söylememiştim. Tabi daha sonra Deniz'e bunun hesabını soracaktım.
"Sen? Kafeye geldik ve kahve içmiyorsun? Sen kahve içmiyorsun?" dedi Yağmur. "Kesinlikle bir şey olmuş. Ne oldu?"
"Önemli bir şey değil sonra konuşuruz." dedim.
Canım arkadaşlarım bir yandan beni dinlerken bir yandan da Deniz'e onu öldürmek istermiş gibi bakıyorlardı. Hepsi hemen anlamıştı sorunun Deniz'le ilgili olduğunu.
Yağmur ve Can bakışlarını sürdürürken Ela, sevgilisinin bakışlarını görünce dirseğiyle hafifçe onun karnına vurdu. Eren, Ela'nın mesajını alınca bakışlarını Deniz'den çekip önüne baktı. Bu çocuk ne ara bu kadar hanımcı biri olmuştu?
Siparişler gelene kadar kimse konuşmadı. Herkesin kahvesi benim de soğuk suyum gelince sinirden gülmemek için kendimi zor tuttum. Zaten ciddi ve sessiz ortamlarda gülesim geliyordu bir de sinirim bozulunca işim daha da zorlaşıyordu. Her an gülme krizine girebilirdim.
"Arkadaşlar bu buluşmayı öyle sessiz sessiz oturalım diye değil kaynaşalım diye planladık bilmem farkında mısınız."
Eren de başını sallayarak Ela'ya katıldığını belirtti.
"Şahsen ben iki grubun tartışmadan konuşabileceğini sanmıyorum." dedi Yağmur.
"Bir şeyler yapalım o zaman. Kavga etmeyeceğiniz bir şeyler." Eren son cümleyi altını çizerek söyledi.
"Benim aklıma bir şey geldi ama söyleyince mala bakar gibi bakmayacaksınız söz mü?"
Can teker teker hepimize baktı. Yine saçma sapan bir şey bulduğu belliydi. Kimseden ses çıkmayınca sözü boşverip fikrini söyledi.
"Doğruluk mu cesaret mi oynayalım."
Umut dalga geçer gibi güldü. Yağmur, Umut'un bu gülüşünü görünce ona gıcıklığına kabul etti. Ardından Umut hariç diğer herkes kabul etti.
"Ne yani gerçekten bunu yapacak mıyız?"
"İstemiyorsan çekip gidebilirsin Umut kapı orada." Yağmur eliyle kapıyı gösterdi.
Travmalarım tetiklenmedi desem yalan olurdu.
"Yağmur!" diye uyardı Eren onu.
"Ee peki neyle oynayacağız?"
Can'a az önce gelen pet şişemi gösterdim.
"Bununla oynayabiliriz."
Deniz gülmesini bastırmaya çalışsa da başarılı olamadı ve güldü. Gülüşünü kesen şey ise kafasına yediği pet şişeydi.
"Yavaş." dedi bir yandan vurduğum yeri tutarken. İşte şimdi gülme sırası bendeydi.
Soru ve cevap kısımlarını kararlaştırdıktan sonra şişeyi masanın ortasına koydum. Tam döndürecektim ki Can hemen elimi çekti ve şişeyi kendisi çevirdi. Çocuk gibiydi.
Soru kısmı Can'da, cevap kısmı Ela'da durdu. Ela doğruluğu seçti. Can bıyık altından gülümsedi ve sorusunu sordu.
"Eren'den önce kaç kişiden hoşlandın?"
Eren, Can'a ters ters bakarken Ela'nın 10 demesiyle bakışları dehşet içinde ona döndü.
"10 mu?" diye sordu. Ela başıyla onu onayladı. "Seninle beraber 11."
"Ela futbol takımı mı kuruyorsun 11 ne?"
"Ne ya hoşlanmıştım işte birkaç kişiden."
"Hadi ya çevirin artık."
Ela şişeyi çevirdi. Soru kısmı Umut'ta, cevap kısmı Yağmur'da durdu.
"Doğruluk mu cesaret mi."
"Sana hiç güvenmiyorum bu yüzden doğruluk."
Umut birkaç saniye düşündü ve sonrasında o mistik soruyu sordu.
"Bu kadar aptal olmak nasıl hissettiyor?"
"Umut doğru düzgün bir soru sor!" Ela ona kızarken Yağmur sakince Umut'a baktı.
"Soruyu benim sana sormam lazımdı ama."
Umut tam ağzını açmış bir şey diyecekken Ela ikisini de azarlayınca sustular ve Umut başka bir soru bulup onu sordu.
"Eğer sınıftan biriyle çıkmak zorunda olsaydın kiminle çıkardın?"
"Çok yaratıcı bir soru." diye dalga geçtikten sonra cevabı düşündü. Yağmur için fazla zor bir soruydu çünkü Yağmur, Can ve Eren dışında sınıftaki bütün erkeklerden nefret ediyordu. Ama o ikisinin adını da söyleyemiyordu çünkü yıllarca dördümüz de kardeş gibi büyümüştük.
"Cevap verecek misin artık?"
"Hakan. En azından yakışıklı." diye ekledi. "Ayrıca Chris Evans'a benziyor." diye ekledi ve şişeyi çevirdi.
Bu kızın Chris Evans aşkı...
Bu sefer soru kısmı Deniz'e ve cevap kısmı da maalesef bana denk geldi.
Şansıma tüküreyim.
"Doğruluk mu cesaret mi diyeceğim ama sen korkak biri olduğun için doğruluğu seçersin o yüzden direkt soruya geçiyo-"
"Aslında cesareti seçecektim. Sandığın gibi korkak biri değilim."
Yine yalan.
Doğruluğu seçecektim. Ama Deniz'in bunu da bilmesine gerek yoktu.
Şaşırmış gibi kaşlarını yukarı kaldırdı.
"Peki. O zaman..." dedi ve ne yaptıracağını düşündü.
Korkuyordum. Yemin ederim çok korkuyordum. Bu şerefsiz bana her şeyi yaptırabilirdi. Kesinlikle çok sinir olacağım bir şey yaptıracaktı buna da emindim. Ama asıl sorun ya da korktuğum şey o değildi. Eğer beni birileriyle konuşmaya, bir şeyler istemeye falan gönderirse diye korkuyordum. Ve o kesinlikle bana böyle bir şey yaptıracaktı. Biliyordum çünkü çekingen biri olduğumu, insanlarla iletişim kurmada iyi olmadığımı biliyordu. Sırf beni sinir etmek için de böyle bir şey yaptırma ihtimali çok yüksekti.
"Yaptıracak bir şey bulamadım. Pas geçiyorum."
Pas geçmişti. Bana bir şey yaptırmayacaktı.
O an öyle rahatlamıştım ki...
Kimse itiraz etmedi ve oyun devam etti. Şişeyi çevirdim. Soru kısmı Umut, cevap kısmı da Can'da durdu. Can cesaret diyince Umut onu yan masaya gönderip beş dakikalığına oturttu. Masada biri sarışın biri esmer iki kız vardı. Hepimiz Can ve kızların sohbetini dinliyorduk. Onlara o kadar çok odaklanmıştım ki kulağımda birinin nefesini hissedince irkildim. Yana dönüp baktığımda Deniz bana iyice yaklaşmıştı. Yüzümü diğer tarafa çevirip ondan uzaklaştım ama o yine yakınlaştı ve kulağıma fısıldadı.
"Çıkışta benimle bir saat daha burada kal."
"Ne?"
"Cesareti seçmiştin ya."
"Hani pas geçmiştin?"
"Pas geçmedim. Eğer bunu o zaman söyleseydim Eren ve Can sorun çıkartacaktı. Bu yüzden şimdi söylüyorum."
"Bana ne ya pas geçtim dedin."
"Ama geçmedim."
Neden onunla burada kalmamı istiyordu ki? Zaten şu son bir haftada sinirlerimi hiç bozmadığı kadar bozmuştu bir de şimdi dalga geçer gibi onunla bir saat daha vakit geçirmemi istiyordu.
"Hem şimdi içemediğin kahveyi o zaman içersin. Ben ödeyeceğim."
O an kabul etmeye karar verdim. Ama kahve içeceğim için değil -az da olsa onun da payı vardı- o ödeyeceği için. Normalde olsa kabul etmezdim ama zaten 1400 liramı vermemişti. Eğer kahveyi o öderse 1400 liramın az sa olda bir kısmını para yerine kahve olarak alacaktım.
"Peki."
Fısıldayarak konuştuğumuz için birbirimizi duymamız zor olmuştu. Bu yüzden birbirimize iyice yaklaşmıştık. Onunla olan yakınlığımızı fark edince yanaklarım kızardı. Hızla geri çekildim. Ben çekildikten kısa bir süre sonra Can geldi.
"Hayatımın en iyi beş dakikasıydı. Allah razı olsun Umut. Bundan sonra favori insanım sensin."
Umut yüzünü buruşturarak cevabını verdi.
O sırada yanımızdan hızla bir kız geçti. Diğerleri sohbete daldığı için ben dışında kimse onu fark etmedi.
"Ahsen değil mi o?"
Düzeltiyorum Deniz ve ben dışında kimse onu fark etmedi.
Daha dikkatli baktığımda içeride lavaboya doğru ilerleyen kızın Ahsen olduğunu fark ettim. Sanki ağlıyor gibiydi.
Deniz'e baktım. "Ben bir bakayım ona. Sen sorarlarsa lavaboya gittiğimi söylersin."
Başını olumlu anlamda sallayarak cevap verdi. Kalkıp lavaboya gittim. İçeriden ağlama sesleri geliyordu. İçerideki kişinin Ahsen olduğundan emin olmadığım için durup onun çıkmasını bekledim. Birkaç dakika sonra kapı açıldı. Ahsen dışarı çıktı.
"Ahsen," dedim. "Ne oldu iyi misin?"
Soruyu sorduğum an Ahsen tekrardan ağlamaya başladı. Beklemediğim bir anda bana sarıldı ve ağlamaya devam etti. Rahatsız olsam da kızı itemeyeceğim için ben de ona sarıldım. Birkaç saniye öyle kaldık. Daha sonra benden ayrıldı.
"Ben..." dedi. Ne diyeceğini bilemiyor gibiydi. "Damla bu aramızda kalsa olur mu? Kimseye söylemesen?"
"Tabi. Sen iyi misin?"
"Daha iyiyim." Gülümsedi. "Teşekkür ederim."
"İyi olmana sevindim. Her ne olduysa bana anlatabilirsin."
"Anlatmasam."
"Sen bilirsin. Eğer anlatmak istersen dinlerim."
"Teşekkürler. Görüşürüz."
"Görüşürüz."
O gittikten sonra tuvaletten çıktım. Çıkar çıkmaz da birine çarptım. Kafamı kaldırıp baktığımda kahverengi düz saçlı, kahverengi gözlü bir çocuk duruyordu.
"Pardon." dedim.
"Sorun değil, benim hatam."
Yanından geçip gidecekken bileğimden tutup beni durdurdu.
Noluyor lan?
"Şey bu arada adın neydi?"
"Bileğimi bırak."
Bileğimi bırakırken güldü. Ağzının ortasına bir tane çakasım geldi.
"Memnum oldum Bileğimi Bırak. Ben de Mert."
Bu gerizekalı kendini komik mi sanıyordu?
Tam ağzımı açmıştım ki belime sarılan bir elle duraksadım. Kafamı kaldırıp baktığımda o elin sahibinin Deniz olduğunu gördüm. Eliyle beni kendisine doğru çektikten sonra saçlarımın arasına bir öpücük kondurdu.
"Kaç dakikadır gelmeyince seni merak ettim." dedi ve bakışlarını benden çekip Mert'e baktı. "Bu kim sevgilim?"
Ne yaptığını anladığım için sevgilim demesine şaşırmadım ama içimde bir şeyler oldu. Garip bir his bütün bedenime yayıldı.
"Bilmem, durdurdu beni bir anda. Ben de anlamadım aşkım."
Aşkım.
Ona aşkım demiştim.
Az önce bütün bedenime yayılan o his daha da arttı. Ne olduğunu anlayamıyordum. Çok garip hissettiriyordu. Aynı anda hem kalbimi sıkıştırıp hem de midemi kasıyordu.
Deniz, Mert'e ters ters baktı ve beni iyice kendisine doğru çekti. Az daha çekse bir bütün olacaktık.
Mert'in gözlerinin içine baka baka "Sevgilimden." dedi. "Uzak dur."
Saçlarıma bir öpücük daha kondurdu ve benimle beraber masaya doğru ilerledi. Bir yandan Mert'in düşen yüzü beni mutlu ederken diğer yandan da bu garip hissi adlandırmaya çalışıyordum. Daha önce hiç sevgilim olmamıştı hatta hiç flört bile etmemiştim. Hayatımda ilk defa Can ve Eren dışında bir XY kromozomlunun yakın temasına maruz kaldığım için bir anlığına afallamıştım.
"Teşekkürler." dedim. "Kendim halledebilirdim ama."
"Senin halledebileceğini biliyorum zaten. Sadece bazen pislik insanlar olabiliyor, kimsenin niyetini bilemezsin. Ne olur ne olmaz."
Belli belirsiz gülümsedim. Onun düşünceli yanını ilk defa görüyordum.
Masaya döndüğümüzde herkes şok içinde bize bakıyordu. Tabi yarım saat önce bağırıp kafasına şişe geçirdiğim adamla beni şimdi sarmaş dolaş görünce ufak bir şok yaşadılar.
Ne yalan söyleyeyim ben de yaşadım.
İkimiz de yerlerimize oturduğumuzda herkesin bakışları bizim üzerimizdeydi. Herkes bir açıklama bekliyordu. Deniz olayı anlatırken rahatsızca yerimde kıpırdandım. Deniz anlatmayı bitirince ortamda garip bir gerginlik oluştu. Can ortamı yumuşatmak için "Hadi devam edelim o zaman." dedi ve şişeyi çevirdi. Soru kısmı Yağmur'da, cevap kısmı Deniz'de durdu. Deniz doğruluğu seçti.
"Bir de bana korkak diyordun." diye dalga geçtim. Bana ters bir bakış atıp Yağmur'a döndü.
"İlk hoşlandığın kişi kimdi?"
"Bir kız vardı. Kaybolmuştu ve ben de ona yolunu göstermiştim. O kızdı ilk hoşlandığım kişi."
O kızın kim olduğunu merak etmiştim. Ama anlaşılan Deniz de kim olduğunu bilmiyordu sonuçta bilseydi adını söylerdi. Ya da biliyordu ama söylemiyordu.
O kız her kimse dünyanın en şanssız insanıydı.
Herkes oyundan sıkılınca oyunu bıraktık ve sohbet ettik. Sınıftakilerin ve hocaların dedikodularını yaparken herkes kendinden geçmişti. Öyle bir ortamdaydık ki sanki iki düşman grup değil de yıllardır arkadaş olan bir gruptuk. Garip bir şekilde hiç yabancılık çekmiyordum. Hatta sadece ben değil masada olan herkes bunu hissediyordu.
Öyle ki geçirdiğimiz son yarım saatte Can, Umut'u kahkahalarla güldürmüş, Eren ve Deniz maç muhabbetine girmiş, Yağmur, Ela ve ben de konudan konuya atlayarak sohbet etmiştik. Tabi en çok şaşırdığım şey Can ve Umut'un bu kadar iyi anlaşması olmuştu. Bir saatin dolduğunu fark edince kimse gitmek istememişti ama kalalım demeye de kimsenin gururu el vermemişti.
Bu buluşmayla o üçlüye karşı olan önyargılarım yavaş yavaş kırılmaya başlamıştı. Mesela Ela aslında düşündüğüm kadar gıcık biri değilmiş ya da Umut aslında düşündüğüm gibi biri değilmiş, sadece konuşması için ortama alışması gerekiyormuş. Deniz ise aslında düşünceli ve korumacı bir insanmış.
İçimden bir ses bu buluşmanın son olmayacağını, iki düşman grubun yerini tek bir arkadaş grubunun alacağını söylüyordu.
Deniz ve ben diğerlerine sonra geleceğimizi söylediğimizde Can ve Eren başta itiraz etseler de sonrasında kabul ettiler. Herkes gittikten sonra ben eski yerime otururken Deniz tam karşıma oturdu. Garsonu çağırdıktan sonra siparişlerimizi verdik. Ben kahve söylerken o sadece soğuk su istedi. Bu da beni güldürdü.
Siparişlerimiz geldiğinde bir süre ikimiz de konuşmadık. En sonunda dayanamayıp son yarım saattir aklımda olan o soruyu sordum.
"O kız ben miydim?"
