3. bölüm · Özel Ders

1. BÖLÜM - YOLCULUK

Ece Çifter

🎵: Taylor Swift - September

7 Eylül 2025

Deniz, rüzgar, kum, batmak üzere olan güneş ve dalga sesleri... Bunların hepsini bu yıl son görüşümdü. Bir yıl daha yazın sonuna gelmiştik. Telefonumu açıp saate baktığımda saatin yediyi geçtiğini görmüştüm. Ayağa kalktım ve son kez baktım bu manzaraya. Burayı özleyecektim ama geri gelmek de istemeyecektim.

Birkaç saniye denize baktıktan sonra yazlığa doğru yürümeye başladım. Gidince annemden geç kaldığım için azar yiyecektim.

Beş dakikalık bir yürüyüş sonrasında yazlıktaydım. Mermer merdivenin basamaklarını çıkıp bahçeden arabaya çantaları taşıyan annemin yanına gittim ve elinden birkaç tane çantayı alıp bagaja koydum.

"Nerede kaldın Damla? Aradım kaç kere açmadın. Ben demedim mi sana o telefonun sesi açık olsun diye. Hiç dinlemiyorsun ki, karanlığa kalacağız şimdi!"

Annemin söylenmelerini sadece "Bir şey olmaz." diyerek geçiştirdim ve birkaç tane çanta alıp bagaja yerleştirdim. Bir kaç dakika sonra bütün eşyaları yerleştirmiştik. Artık eve gitme vaktiydi. Sırayla herkese sarılıp vedalaştıktan sonra arabaya bindik ve evin yolunu tuttuk. Yanımda duran çantamdan kulaklığı çıkartıp kulağıma taktım ve "Taylor Swift - September" şarkısını açtım.

Her sene böyle olurdu. Biz herkesten önce dönerdik çünkü okulum vardı. Bütün yazı teyzemler ve dedemle yazlıkta geçirirdik. Arada dayımlar ve diğer teyzemler de gelip kalırdı. Daha sonra ilk olarak biz dönerdik, bizden sonra da sırayla herkes evlerine dönerdi.

Yarım saat sonra eve varmıştık. Bütün eşyaları eve çıkardıktan sonra üç aydır girmediğim odama girdim. Pencerenin önündeki koltuğuma oturup tavana bakmaya başladım. Bunu son zamanlarda çok fazla yapıyordum. Ne zaman kendimi kötü hissetsem hiçbir şey yapmadan bir yere bakıyordum ve düşüncelere dalıyordum. Şu an kendimi kötü hissediyordum çünkü tatile bu kadar alışmışken tekrardan okula gitme düşüncesi beni boğuyordu. Benim için okulun açılması demek üstümdeki baskının artması demekti çünkü.

Beni düşüncelerimden ayıran ise annemin sesiydi. Sofraya gelmemiz için babamla beni çağırıyordu. Kalkıp mutfağa gittim ve her zaman oturduğum sandalyeye oturup annemin yazlıktan getirdiği yemekleri yedim. 15 dakika boyunca hiçbirimiz konuşmadan sessizce yemeklerimizi yedik ve sonra tekrardan odama geçtim.

Üç ay yazlıkta kaldıktan sonra eve hemen alışamıyordum. Kendimi garip hissediyordum. Bu hissi azlatmak için ise her geldiğimde ya kitap okuyor ya da bir şeyler izliyordum ki kafam dağılsın. Gariptir ki her zaman da işe yarıyordu. Bilgisayarımı alıp koltuğuma geçtim ve Gurur ve Önyargı filmini açıp kaçıncı kez olduğunu bilemeden izlemeye başladım. Filmi bitirdiğimde bilgisayarımı kapatıp eski yerine koydum. Az da olsa iyi gelmişti.

İki saat film izledikten sonra telefonumu elime aldığımda Yağmur'un iki kere beni aradığını gördüm ve onu geri aradım. Telefonu üçüncü çalışta açtı.

"Ben sana demedim mi film izlerken şu telefonun sesini kapatma diye. Arıyorum arıyorum açmıyorsun!"

Hafif sinirli sesine karşı gülümsedim. Tabikide film izlediğimi ve telefonumun bu yüzden sessizde olduğunu, onun aramasını görmediğimi biliyordu. Ortaokuldan beri en yakın arkadaşlarımdan biriydi o benim.

"Yağmur Allah aşkına annem gibi konuşma ya. Döndünüz mü siz de?"

"Sizden sonra biz de geldik eve. Üç ay tatilden sonra okula gitmeyi hiç istemiyorum."

"Ben de." diyerek katıldım ona. "Tatilden sonra okula gitmek o kadar zor geliyor ki... hele bir de okuyacağımız sınıfı düşününce..."

11. sınıf olduğumuz için sınıflarımız değişmişti ve yeni sınıfımızın çok da iyi insanlardan oluştuğunu söyleyemeyecektim.

"Cidden ya!" diyerek sesini yükseltti. "Bir aptal sürüsü ile aynı sınıfı paylaşacağız. Öyle bir yerleştirme yapmışlar ki sınıftan çok ahır olmuş orası."

Yağmur'un benzetmesine ufak bir kahkaha attım.

"Yine sürekli onlarla olacağız maalesef. Hayır yani diğerlerini geçtim de asıl sorun Deniz. O aptala bir dokuz ay daha katlanamam cidden. Hayır nasıl oldu da yine bizi aynı sınıfa koydular ya?" Yağmur sitemime güldü.

"Boşver o aptalı diyeceğim de aptal da denmez ki ona. Sınıf birincisi sonuçta."

"Yağmur!" diye uyardım onu.

"İkincisi yani. Aslında ikiniz de birinciydiniz en son ortalamalarınız aynıydı."

Yağmur'un sözlerine her geçen saniye daha da sinirleniyordum. Sınıf birincisi bendim, o aptal değil!

"Hayır!" dedim. "Ondan 0,6 puan öndeyim. Bu durumda birinci ben oluyorum."

Telefondan bir kahkaha sesi geldi. Dediğim şeye gülüyordu. Saçmaydı, çok saçmaydı biliyordum ama kendime hakim olamıyordum. Akademik başarım benim için bu hayattaki her şeyimdi. Her gün gece gündüz demeden sürekli çalışıyordum, hem sınıf hem de okul birincisiydim. Birincilik tek kişilik bir şeydi ve ben de buna takık olduğum için birinin -özellikle de Deniz salağının- beni geçmesine dayanamıyordum. Bu yüzden de sürekli birinci olduğumu kanıtlamak için saçma da olsa sebepler buluyordum.

Ama sonuça 0,6 puan da olsa öndeydim. Birinci bendim işte.

"Tamam tamam. Birinci sensin. Sakin ol."

Yağmurla yarım saat kadar konuştuktan sonra telefonu kapattık. Yarın erken uyanmamız gerektiği için erken yatıcaktık. İlk gün sonuçta dersler başlamadan en geç yarım saat önce okulda olmamız gerekiyordu. Başka türlü sıra kapamıyorduk çünkü. O yüzden her ne kadar erken uyumaktan nefret etsem de erkenden uyudum.

📚

Sabahın köründe hem alarmın hem de annemin zoruyla kalktım. Tahminimce alarmı en az üç kere ertelemiştim ve annem de yanıma iki kere beni uyandırmaya gelmişti. Alarm sıkıntı değildi. Sonuçta onu ne kadar ertelersem erteleyeyim sadece çalmaya devam ediyordu, bana kızdığı bağırdığı falan yoktu. Ama annem... kadını üçüncüye ertelersem burdan okula değil hastaneye giderdim. Hem de şu an en çok istediğim şeyle yani uykuyla. Ama sonsuz bir uykuyla. Bu yüzden zorla da olsa yataktan kalkıp giyindim. Canım annem ben giyindikten tam iki saniye sonra geldiği için hayatım kurtulmuştu. Tabi sadece bugünlük.

Kalkıp banyoya gidip elimi yüzümü yıkadım ve aynada kendime baktım. Yeni uyandığım için gözlerim çok yorgun ve uykulu bakıyordu. Saçlarım birbirine karışmış olsa bile çok da kötü durmuyorlardı.

Biraz su ile saçlarımı düzelttikten sonra tekrar aynaya baktım. Kahverengi gözlerim, uçları kuaförden çıkmış gibi lüle lüle olan kahverengi uzun saçlarım, beyaz tenim ve dolgun dudaklarımla diğer insanlara sorulsa güzel bir kızdım. Evet diğer insanlara sorulsa, bana sorulsa asla değildim.

Banyoda işim bitince kahvaltı demeye bin şahit isteyen bir kahvaltı yapıp evden çıktım ve Yağmur'un evinin önüne gittim. Yağmur'la evlerimiz çok yakındı bu yüzden okula beraber gidip geliyorduk.

İki dakikalık bekleyişimin ardından Yağmur yanıma gelince okula doğru yürümeye başladık. Yaklaşık on dakikalık bir yürüyüşün ardından okula vardık. Bismillah diyerek içeri girdiğim anda karşıma çıkan kişi ile sabahtan beri içimde tuttuğum çığlık atma isteğim zirveye ulaştı.

Okulun ilk günü, sabahın körü, yeni uyanmışım, hayat bok gibi ve karşımda Deniz. Kolaysa delirme.

"Ya sabır!"

Sabır çekişime Deniz "Sana da günaydın Damla." diyerek karşılık verince derin bir nefes aldım. Hayır, daha okulun ilk gününden Deniz salağını dövmeyeceğim. Hayır, daha okulun ilk gününden disipline gitmeyeceğim.

"Sabah sabah ne var Deniz ya? Bak cidden hiç uğraşamam seninle yürü git hadi."

Tam Deniz ağzını açmış bir şey söylüyordu ki Yağmur "Ben sınıfa çıkıp bize sıra kapayım. Sen gelirsin arkadan." diyerek yanımızdan ayrıldı hatta kaçtı desem daha doğru olur.

Biliyor tabi bizim yine Denizle tartışmaya başlayacağımızı kaçtı hemen.

Git Yağmur, sen de git.

Sen de bırak beni Yağmur.

Beni bu salakla baş başa bırak Yağmur.

Yağmur görüşeceğiz seninle Yağmur.

"Birincisi aynı okulda okuyoruz bu yüzden karşılaşmamız, birbirimizi görmemiz çok normal. İkincisi sabah sabah insan bir günaydın der önce hemen çemkirmez. Üçüncüsü ve sonuncusu da senden bir şey isteyeceğim."

Deniz? Benden? Bir şey isteyecek?

Dünya'ya meteor mu düşecek? Dünya'daki bütün volkanlar aynı anda mı patlayacak? 9.4 büyüklüğünde deprem mi olacak? İsrafil sura mı üfleyecek? Dünya'nın sonu mu geliyor da bu salak benden bir şey istiyor?

"Hayır." diyerek daha isteğini dinlemeden kesin ve net cevabımı verdim ama bir yandan da içimden ısrar edip isteğini söylemesi için dua ediyordum çünkü eğer ne istediğini öğrenmezsem bütün gün meraktan çatlayabilirdim.

"Yuh! Bir dinleseydin önce de sonra karar verseydin bari."

"Gerek yok. Cevabım belli." Gerek var Deniz, hemen söyle ne istediğini çünkü inadım inat, soramam ben.

"Damla lütfen, en azından bir dinle ya. Hem bu ikimizin de kazançlı çıkacağı bir şey."

"İyi tamam, söyle." Söyleyeceği şeyle ilgilenmiyormuş gibi yapsam da dakikalardır aklımdan bin türlü senaryo geçmişti. Fakat hiçbiri onun dedikleriyle uyuşmamıştı.

"Bana özel ders verir misin?"