28. bölüm · Özel Ders

25. BÖLÜM - HASTALIK

Ece Çifter

Kapının önünde durmuş Deniz’le bakışıyordum. Daha doğrusu ben Deniz’e bakıyordum. Onun gözünü açacak hali yoktu. Üstünde bir battaniye vardı, ona sıkıca sarılmıştı. Yüzünde renk kalmamıştı, bir tek burnunun ucu kıpkırmızıydı.

Berbat haldeydi.

“Ne bu halin?” dedim.

“Hasta oldum. Sana söylemeyi unuttum. Kusura bakma geldin buraya kadar da.”

“Sen iyi misin?”

Olumsuz anlamda başını salladı.

“Tekrardan kusura bakma. Görüşürüz.” dedi ve kapıyı kapatmak için hamle yaptı. Onu durdurdum. Kapı tekrar açılırken Deniz’in yanından geçip salona gittim.

“Neden dikkat etmiyorsun kendine Deniz? Git odana yat hadi.”

“Sen gitmeyecek misin?”

Sorusuna cevap vermeden ona başka bir soru sordum.

“Hiçbir şey yemedin değil mi?”

Tekrar olumsuz anlamda başını salladı.

“Doktora da gitmedin kesin.”

“Evet.”

“Odana geç hadi.”

“Sen neden buradasın Damla?”

“Sana çorba yapacağım.”

Gözleri şaşkınlıkla açıldı. Benden böyle bir şey beklemiyordu. Ben de kendimden böyle bir şey beklemiyordum gerçi.

Onun hareket etmeyeceğini anladığımda yanına gidip kolundan tuttum ve onu odasına götürdüm. Yatağının yanına vardığımızda kendini yatağa bıraktı. Ayakta duracak hali yoktu. Üstünde sanki kalın sweat ve battaniye yokmuş gibi bir de yataktaki yorgana sarıldı. Tir tir titriyordu. Elimi alnına koydum. Ateşi vardı.

“Deniz yanıyorsun.” dedim. Deniz ise hiç umursamadan yorgana daha çok sarıldı. Yorganı tutup üstünden çekmeye çalıştım ama bırakmıyordu. Yorganın bir ucundan o diğer ucundan ben kendimize doğru çekiyorduk.

“Bıraksana şunu Deniz. Ateşin var zaten daha da çıkartacaksın ateşini.”

“Üşüyorum.” dedi ve yorgana daha çok asıldı. Yorganı kendi kollarının aradına sıkıştırıp resmen yorgana dolandı. O bırakmayınca ben de daha da sert çektim. Amacım yorganı almaktı, amacıma da ulaştım ama yorganı çekerken Deniz de yanında gelmişti. Deniz yataktan düşerken yorganın ucunu bıraktım.

“Ay Deniz iyi misin? Çok pardon vallaha istemeden oldu.”

“Damla ben hastayım ya. Bari hastayken yapma.” dedi isyan ederken.

“Amacım yorganı almaktı. Seni düşürmek istemedim.”

Yere eğilip kolundan tutarak onu kaldırmaya çalıştım ama Deniz bir anda bana sokuldu. Başını boynuma gömüp kollarını hafifçe bedenime doladı. Olduğum yerde donakaldım, tekrardan adlandıramadığım o his kalbimde filizlendi. Elim ayağıma dolaşınca ne yapacağımı bilemeyip Deniz’i sertçe ittirdim. Deniz tekrar yeri boyladı.

“Ya yeter ama!” diye isyan etti.

“Deniz yürü git bana da bulaştıracaksın şimdi.”

“Amacım oydu zaten.” dedi umursamazca.

Tekrardan kolundan tutup onu ayağa kaldırdım ve yatağa oturttum. Yorgan zaten yerdeydi, ondan kurtulmuştuk. Sırada battaniye vardı.

“Batteniyeyi ver.” dedim.

İnadına battaniyeye daha çok sarıldı.

“Üşüyorum diyorum Damla anlamıyor musun?”

Sesi hafif sinirli çıkıyordu. Belliki hastayken daha mızıkçı oluyordu.

“Deniz ya şu battaniyeyi vereceksin ya da sweatshirtü çıkaracaksın. İkincisi olmaycağına göre battaniye-“

Deniz’in ellerinin sweatshirtüne gitmesiyle lafım yarıda kesildi. Sweatshirtün eteklerinden tutup tek hamlede üstünden çıkarıp yere attı. Neyseki altında tişört vardı.

Yani buna çok da sevindiğimi söyleyemem ama.

Tekrardan battaniyeye sarıldı ve kendini bırakıp uykuya daldı. Ben de kalkıp mutfağa gittim ve çorba yapmak için malzemeleri çıkardım. Tabi hiçbir şeyin yerini bilmediğim için çoğu şeyi bulmak baya zor olmuştu. Mercimek çorbası yapacaktım. İnternetten araştırıp bir tarif bulmuştum. Adım adım tarifi uyguladım. Çorba ocakta pişerken çorbayı karıştırıyordum. Bir yandan da şu an ne yaptığımı sorguluyordum.

Deniz’i öyle görünce içimde saçma bir merhamet duygusu belirmişti. Nasıl olduğunu anlamadan kendimi bir anda evin içinde buluvermiştim.

Sanırım ben ona kıyamıyordum.

Çorba olduktan sonra ocağı kapattım ve bir koşu eczaneye gidip vitamin ve ilaç aldım. Şanslıydım ki Eczane çok yakındaydı. Tekrar eve vardığımda bir tepsiye çorba dolu bir kase ve aldığım ilaçları koydum. Deniz’in yabına gittiğimde uyuduğunu gördüm. Uyandırmak istemesem de mecburen uyandırdım çünkü hem açtı hem de ilaçları alması gerekiyordu. Hafifçe kolunu dürttüm. Gözlerini aralayıp bana baktı.

“Deniz hadi uyan. Çorba yaptım onu iç sonra ilaçlarını al.”

“Ne ilacı ya?” dedi uykulu sesiyle.

Bu çocuğun uykulu sesi beni hayvan gibi etkiliyordu.

“İlaç aldım sana.” diye açıkladım.

Deniz doğruldu. Tepsiyi kucağına koydum ve bir süre ikimiz de hareket etmeden birbirimize baktık.

“Yemeyecek misin?” dedim.

“İştahım yok.”

“Ama yemen lazım.”

“Ama istemiyorum.”

“Deniz hadi zorlama.”

“O zaman sen yedir.”

“Ne? Saçmalama Deniz.”

“O zaman ben de yemem.” diyip küçük bir çocuk gibi omzunu silkti.

“Hastayken daha gıcık oluyorsun.” dedim ve tepsideki kaşığı alıp kaseye daldırdım. Kaşığı Deniz’in ağzına doğru götürüp çorbayı içirdim.

Bunu yapmamam gerekiyordu. İçmezsen içme diyip gitmem gerekiyordu ama yapamıyordum. Anlamadığım bir şekilde onun yanındayken garıdımı düşürüyordum. Ya da anlamak istemediğim bir şekilde.

“Nasıl olmuş?” diye sordum. Elim lezzetli olduğu için güzel olduğunu biliyordum ama bunu insanlardan duymak hoşuma gidiyordu. Yine de ne olur ne olmaz beğenmedim derse kafasına geçirmek için tuzluğu elimde tutuyordum.

“Tat alamıyorum ama mükemmel olduğuna eminim.”

Dediği şeyle elimdeki tuzluğu bıraktım. Gülümsememek için kendimi zor tutuyordum.

Çorbadan bir kaşık daha alıp Deniz’e içirdim. Gözlerini asla benden ayırmıyordu. Bakışlarını ve onu düşünmemek için kafamı başka şeylere vermeye çalışıyordum ama şu anda bunu yapmak çok zordu.

Kendimi Deniz dışında bir şeyler düşünmeye zorlarken aklıma bir şey takıldı. Deniz’in ailesi neredeydi? Bunca zamandır evine geliyordum ama ne ailesini ne de onlardan bir iz görebiliyordum. Bildiğim kadarıyla ailesiyle arası iyiyidi. Geçen senelerde annesini ve babasını görmüştüm. Deniz onları çok seviyor gibi duruyordu, ailesi de onu. Peki bu çocuk hastalıktan ateşler içinde yanarken bu insanlar neredeydi?

“Deniz bir şey sorabilir miyim?”

“Sor.”

“Acaba ailen nerede?”

Normalde insanlara aileleriyle ilgili sorular sormazdım ama kendimi tutamamıştım.

Sorduğum anda pişman olmuştum zaten.

Deniz bir anlığına donakaldı. Ne böyle bir soru bekliyordu ne de ne cevap vereceğini bilmiyor gibi duruyordu. Gözleri dolmaya başladı ve gözlerini kaçırdı, başını öne eğdi. Dakikalardır gözlerimden başka bir yere bakmayan çocuk şimdi gözlerime bakamıyordu.

“Yanlış bir şey sorduysam özür dilerim.” dedim. Pişmanlığım sesime de yansıyordu.

“Damla benim ailem…” dedi ve sustu. Sanki bir şeyi söylemekle söylememek arasındaydı. Kendi içinde bir şeyi tartışıyor gibiydi. Kararını verdiğinde başını kaldırdı ve gözlerimiz buluştu.

“Damla benim ailem öldü.”

________________________
selamm nasılsınızz

an itirbariyle kitapta hiçbir sır kalmadı her şeyi öğrendiniz skdmdm

bölüm birazcık kısa oldu ama diğer bölümde telafi etmeye çalışıcamm

oy ve yorum atarsanız çok sevinirim kendinize iyi bakınn🤎