21. bölüm · Özel Ders

18. BÖLÜM - BEYAZ KEDİ

Ece Çifter

Yine ders çalışıyordum. Can sıkıntısıyla önümdeki kitabın kapağını kapattım. Biyoloji çalışmamın ikinci saatindeydim ve beynimden dumanlar çıkmaya başlamıştı.

Atardamar, toplardamar derken şah damarımı kesmeme çok az kalmıştı.

Bugün yaşanan olaylar yüzünden doğru düzgün odaklanamıyordum zaten. Ne Ela’nın sözleri ne Umut’un eskiden bana yazdığı şeyler aklımdan çıkmıyordu. Tabi bir de Deniz vardı. Başının omzuma düştüğü anı unutamıyordum. Saçma bir şekilde beynim durduk yere sürekli o anı oynatıyordu. Bozuk plak gibi ard arda aynı şeyi düşünüyordum. Bu da sinirlerim bozuluyordu.

Sıkıntıyla başımı kolarımın arasına gömdüm. Bu özel ders işi başladığından beri Deniz’e karşı duvarlarım yavaş yavaş yıkılmaya başlamıştı. Ben tekrardan yıkılan yerleri onarmaya çakışsam da nafileydi. Düşen bir taşı yerleştirsem başka bir yerden iki tane taş düşüyordu.

📚

Bir güne daha söve söve başlamıştık çok şükür. Sabahın köründe yine sırama oturmuş kahvemi yudumluyor bir yandan da geometri çözüyordum. Kahveyi zorla Deniz’e aldırtmıştım. Sabah okula geldiğimiz gibi nasıl olduysa yine kavga etmeye başlamıştık. Kavga esnasında daha önce bana eksik verdiği paranın konusunu açmıştım. O da sonunda söylenmeme dayanamayıp her gün bana kahve almayı teklif etmişti. Hesaplamalarıma göre 56 gün boyunca bana kahve alırsa borcu kapanıyordu.

Beleş kahvenin tadı da bir başka oluyor ama.

Testteki son soruyu da çözdüğümde içeri din hocası girdi. Ders anlatmaya başladığında kafamı kollarımın arasına koydum. Normalde asla yapacağım bir şey değildi ama uyumaya karar verdim. Dün zaten eve geç gitmiştim bir de üstüne gece yarısına kadar ders çalışmıştım. Uykudan gözümü açamıyordum. Kısa sürede dayanamayıp uykuya daldım.

Hayatımın en kalitesiz uykusunu geçirdikten sonra burnuma dolan tanıdık kokuyla gözlerimi açtım. Koku tanıdıktı ama nereden tanıdık geldiğini çıkaramıyordum. Üstüme örtülmüş ceketi farkettiğimde nereden tanıdık geldiğini anlamıştım. Deniz’in kokusuydu. Ben uyurken üstüme ceketini örtmüştü.

Yüzümde istemsizce küçük bir gülümseme oldu. Hemen kendimi toparlayıp gülümsememi sildim ve üstümdeki ceketi alıp Deniz’in suratına fırlattım.

”Sağol.” diyip hızlıca önüme döndüm.

”Sen bir insana böyle mi teşekkür ediyorsun?”

”Sağol dedik ya.”

Arkamda sinirle güldüğünü duydum. Tekrardan arkamı dönüp yüzüme sahte bir minnet ifadesi takındım.

”Çok teşekkürler Deniz. Allah senden razı olsun. Bak sen olmasaydın soğuktan ölüyordum ben şu an. Hipotermi falan geçirmeye başlamıştım. Hayatımı kurtardın.”

”Ne demek Damlacığım.”

”Boş yapma da git bana kahve al.”

”Lan daha yeni aldım ya.”

Omuz silktim. “Bir daha al.”

Başını iki yana salladı.

”Olmaz, bu kadar çok ve ard arda içmemen lazım. Çok zararlı.”

”Sana ne ya?” diye çıkıştım. “Bırak içeceğim işte.”

”Bırak içiyorum.” Ela tartışmamızın ortasına bir espri patlattı. Can da durur mu hemen espriye ortak oldu. Önündeki pet şişeyi eliyle itip düşürdü.

”Salak mısın Cemile?”

“Cıvımayın hemen.” dedim.

”Damla kızma ama Deniz haklı. Çok fazla kahve içiyorsun bir gün çarpıntıdan gideceksin.”

Eren’e ihanete uğramış gibi baktım. Ne demek Deniz haklı?

”Deniz mi haklı?” dedim. “Senden beklemezdim Eren.”

Deniz gururla Eren’i gösterdi.

“Bak, çok sevdiğin arkadaşın bile beni haklı buluyor.”

Kalemliği elime alıp ona buracakmış gibi yaptım. Deniz hemen elleriyle başını korurken tamam, bir şey demedim dedi.

Okul bitince herkes evlerine dağıldı. Ben ve Deniz hariç. Çünkü biz yine özel ders için Deniz’in evine gidiyorduk. Derslerimizi haftada bir günden iki güne çıkarmıştık.

Neymiş haftada bir ders az geliyormuş.

Hiç konuşmadan Deniz’in evine doğru sosyal mesafeyi koruyarak yürüyorduk. Kaldırımın bir kenarında o diğer kenarında ben vardım. Yürürken az kalsın bir şeye basıyordum. Son anda durup ne olduğuna baktım. Önümde küçücük bir kedi vardı. Hemen eğilip onu elime aldım. Avucumun içi kadardı. Bembeyaz tüyleri vardı. Gözleri açılmıyordu. Ben onu severken Deniz de yanıma gelmişti. Kediyi sevmek için uzandığında ellerimiz birbirine değdi. Kedinin başını her okşadığında parmak uçları benim elimi de okşuyordu. O saçma his yine kendini belli etmeye başlayınca kediyi ondan uzaklaştırıp göğsüme bastırdım. Önümüzdeki bakkalın sahibi dışarı çıkıp bize seslendi.

”Gençler o kediye yuva arıyoruz. Annesi terk etti gitti. Daha yeni doğmuş yazık bu hayvan ölür burada. İmkanınız varsa siz onu alıp götürün.”

Bir anlığına heyecanlandım ama annemin vereceği tepkiyi düşününce heyecanım tamamen soldu. Eğer kediyi alıp da eve gidersem annem kediyle beraber beni de kapının önüne koyardı. Ayrıca kedileri ne kadar çok sevsem de alerjim vardı. Ne zaman kedi sevsem burnum tıkanıyordu.

”Damla sen götür istersen. Kedileri seviyorsun zaten.”

”Kedileri sevdiğimi nereden biliyorsun?”

”Hikayemi beğenmiştin ya.” dedi piç gülüşü atarken. Göz devirmekle yetindim.

”Götürmek isterim hatta çok isterim ama annem beni öldürür.”

Üzüntüyle bakkalın sahibine baktım.

”Abi çok isterdim ama maalesef olmaz.”

Kediyi yere bırakacakken Deniz kediyi elimden aldı. Ellerimiz yine birkaç saniyeliğine temas etti.

”Yok abi götürürüz biz bunu. Sağol haber verdiğin için.”

Deniz önüne dönüp yürümeye başladığında arkasından bakakaldım. Hızla yürüyüp ona yetiştim.

”Nereye götürüyorsun Deniz kediyi?”

”Eve.”

”Nasıl yani sen mi bakacaksın?”

“Sen bakamayacağına göre evet. Derslere geldiğinde de seversin işte. Ama önce veterinere uğramamız lazım.”

Yakınlardaki bir veterinere girdik. Kedinin kontrolleri yapılıp maması verildikten sonra Deniz tüm ücreti ödedi. Ben de ödemek istedim ama kendisi ödemekte ısrar etti. Oradan çıkıp tekrardan Deniz’in evine doğru yürümeye başladık.

”İsmi ne olsun?” diye sordu.

”Sen seç, senin kedin sonuçta.”

”Hayır Damla, senin kedin. Ben sadece bakımını üstlendim.”

”Nasıl yani?”

“Kediyi ilk gördüğün anda sahiplendin zaten. Sen eve götüremem dedin o yüzden ben götüreceğim. Senin çocuğuna bakıcılık yapıyormuşum gibi düşün. O yüzden ismini sen seç.”

”Ben isim seçmede çok kötüyüm ama. Beraber seçelim o zaman.”

”Peki.” dedi yüzünde bir gülümseme oluşurken. Bir süre ikimiz de isim düşündük. Deniz aklına gelen bir şeyle güldü.

”Permütasyon nasıl?”

”Ne?” dedim şok içinde. “Permütasyon mu?”

”Kombinasyon da olabilir. Ya da Polinom.”

Ciddi olup olmadığını anlamak için yüzüne baktım. Gayet ciddi duruyordu.

“Yok Olasılık.” dedim dalga geçerek.

”O üvey.” dedi.

Ne diyor bu çocuk?

”Salak mısın Deniz ne diyorsun?”

“Cidden ben ne diyorum ya? Boşver sen.”

Kendine sinir olmuş gibi bir hali vardı. Bir süre daha sustuk. Ardından aklıma dahiyane bir fikir geldi.

”Kosinüs nasıl?”

Şimdi de o bana ciddi olup olmadığımı anlamak için bakıyordu.

”Permütasyona laf edip bunu mu buldun gerçekten?”

”Daha güzel en azından. Hem Kosi diye kısaltırız işte tatlı olur.”

Kahkaha attı. Elinde yavru kediyi taşırken ve gülerken çok tatlı gözüküyordu. Uzun zaman sonra onu ilk defa böyle görmüştüm. Sanki ilk defa bir şeyler o hüznün önüne geçebilmiş gibiydi.

Uzun zaman sonra ilk defa gerçekten gülüyor gibiydi.
_____________________________
selamm nasılsınız

önümüzdeki iki üç bölümü diğer çiftlere ayırmayı düşünüyorum çünkü deniz ve damlaya sahne bulamıyorum biraz daha böyle giderse her şeyi açıklayacağım kitapta gizem falan kalmayacak sksnsksnks
önce kimden başlasam bilemedim Can mı Ela mı Yağmur mu hangisinin ağzından yazacağımı bilemedim fikrinizi belirtirseniz çok sevinirim (yardım edin nolur😭)
oy ve yorum atarsanız çok sevinirim kendinize iyi bakın🤎