13. bölüm · Özel Ders
11. BÖLÜM - ATEŞKES
Önümdeki uçlu kalemi boğazıma saplayarak mı daha kolay ölürdüm yoksa kendimi okulun çatısından atarak mı?
Hangisi daha acısız olurdu?
"Damla bir sakin ol artık."
"Olamıyorum!" diye istemsizce sesimi yükselttim.
"Aşkım zaten bütün konuları biliyorsun, yeterince çalıştın hatta gerektiğinden daha fazla çalıştın."
"Ben intahar edeceğim." dedim ağlamaklı bir sesle.
Sınav haftası çoktan gelmiş, kapımıza dayanmıştı. Kapıyı ne kadar tutmaya çalışsam da yok, bok varmış gibi açılıyordu! Kapılarla aramada iyice kan davası oluşmaya başlamıştı artık.
"Yapma böyle."
Her sınav haftası olduğu gibi yine ben kriz geçiriyordum ve Yağmur beni sakinleştiriyordu. Daha doğrusu sakinleştirmeye çalışıyordu ama pek işe yaradığı söylenemezdi.
Ela, günaydın diyerek yanımıza geldi. Gerçi muhattabı bizden çok Eren'di ama. Kafamı kaldırıp Ela'ya baktığımda önümden gelen fısıltıları fark ettim. Fısıltıların sahibinin Can olduğunu fark etmem çok sürmedi.
"Bu ne yapıyor?" dedim elimde Can'ı göstererek.
"Annesi sınavda başarılı olmak için okunacak dualar listesi atmış Instagram'dan onu okuyor." diye açıkladı Eren.
Bu çocuk bir gün dua okuyorum derken yanlışlıkla büyü yapacak ama hadi hayırlısı.
Saniyeler içinde Umut ve Deniz de yanımıza gelince kadro tamamlanmıştı. Deniz tek tek herkesle selamlaşırken Umut gelen selamlara başını hafifçe sallayarak cevap veriyordu. Deniz en sonunda bana da günaydın dediğinde Umut gibi başımı sallayarak karşılık verdim.
Ateşkes ilan ettiğimiz günden sonra Deniz'le neredeyse hiç konuşmamıştık. Başlarda normal iki insan gibi konuşmayı denesek de hepsi tartışmayla sonuçlandığı için iletişim kurmama kararı almıştık fakat bunu hiç dile getirmemiştik.
Konuşmadığımız zaman iyi anlaşıyormuşuz aslında.
Önümdeki kimya kitabını kaldırıp karıştırdığım formüllere baktım. Sınav ikinci ders olacağı için çalışacağım zaman kısıtlıydı ve bu beni fazla geriyordu. Dün gece 4'e kadar uyumayıp çalışmıştım üstüne sabah kalktığımdan beri elimde kimya kitabıyla dolaşıyordum ama hâlâ çok az çalışmışım gibi geliyordu. Kimya zorlandığım bir ders olduğu için ve daha ilk sınavdan kötü bir sonuç alırsam moralimin nasıl bozulacağını bildiğim için de gergindim.
Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım ve iki saat sonra bu işkencenin biteceğini düşünerek sakinleşmeye çalıştım. Kısa bir süre sonra Yağmur'un kantine gideceğini söylemesiyle gözlerimi açtım. Herkes onun peşinden giderken sınıfta kalıp biraz daha çalışacağımı söyledim ve kitaba geri döndüm. Birkaç dakika boyunca aynı paragrafı tekrar tekrar okudum ama hiçbir işe yaramadı, anlayamıyordum. Bununla beraber stresim daha da artarken kalbim sıkışmaya başladı, gözlerim doldu, nefes alamadığımı hissettim. Tekrardan gözlerimi kapatıp elimi kalbime götürdüm. Biri kalbimi sıkıyor gibi hissediyordum.
Zorlukla nefes almaya çalıştığım sırada omzumda bir el hissettim. Gözlerimi açıp yanıma baktığımda Deniz endişeyle bana bakıyordu.
"Damla iyi misin?"
Zar zor olumlu anlamda başımı salladım. İyi olmasam bile iyiyim demek alışkanlık olmuştu.
"Emin misin?" diye sorduğunda onu cevapsız bırakıp önüme döndüm. Kimseyle konuşacak halde değildim ama Deniz pes etmeyip eliyle çenemden tuttu ve başımı ona doğru çevirdi. Stresin etkisiyle kalbimin ritmi daha da bozuldu. İki eliyle omzumdan tutup Nefes al dedi. Benimle beraber derin nefesler alıp vermeye başladı. Bir süre sonra sakinleştiğimde daha iyi olup olmadığımı sordu ve ben ona da olumlu cevap verdim. Bu sefer gerçekten daha iyiydim.
Omzumdaki ellerini fark ettiğimde rahatsız olup hızlıca ellerini ittim. Son bir aydır fazlasıyla birbirimize temas etmiştik zaten. Artık tahammülüm kalmamıştı.
"Bana bir daha dokunma. Temastan nefret ederim."
"Özür dilerim. Bilmiyordum." dedi. Bozulduğu belliydi.
"Teşekkürler bu arada." dedim nedenini bilmediğim bir zorlukla. Hafifçe gülümseyerek cevap verdi.
O anda daha önce farketmediğim bir şey farkettim. Denizin yüzü ne kadar güzeldi. Gülümsediğinde kısılan gözleri, dağınık saçları, içten içe kıskandığım yeşil gözleri, dolgun dudakları... Hepsi birbiriyle mükemmel bir uyum içindeydi. Hakkını yememek lazım, gerçekten yakışıklı biriydi.
Peki bundan bana neydi? Az önce stresten bayılacak gibiyken neden şimdi Deniz'in yüzünün güzelliğini düşünüyordum? Her şeyi geçtim dudaklarını neden düşünmüştüm ki!?
Stres bende gerçekten kafa yapıyordu.
"Niye gülümsüyorsun?"
Gülümsemek derken? Nasıl yani? BEN GÜLÜMSÜYOR MUYDUM?
"Ha... şey... gülümsemek yapmadım ben."
Türkçemin ruhuna fatiha.
Deniz gülmeye başlayınca önümdeki kalemliği alıp kafasına geçirdim. Deniz acıyla inlerken gülme sırası bendeydi.
"Bütün kırtasiyeyi mi doldurdun kalemliğin içine?" diye sordu eliyle vurduğum yeri tutarken. Bulduğum tüm kalemleri kalemliğime doldurduğum için kalemliğim bir tuğlaya eşdeğer ağırlıktaydı. O yüzden ufak bir beyin sarsıntısı geçirmiş olabilirdi. Fena da olmazdı aslında, -1 rakip işte ne güzel.
"Ne var ya?" diye sordum umursamazca.
"Bir insan niye on kiloluk kalemlik taşır ki yanında?"
"Bunun için." diyerek parmağımla vurduğum yerini gösterdim. "Beni sinirlendirenlere bi tane çakmak için."
O gözlerini devirince ben de önüme dönüp bir yandan çalışmaya bir yandan da bildiğim tüm duaları okumaya devam ettim.
📚
Sınavdan çıkıp geri sınıfa gittiğimde kendimi dünyanın en mal insanı gibi hissediyordum. Bir insan o kadar çalışmayla nasıl sınavı bu kadar kötü geçirebilirdi?
"Agalar ben sınav sonunda ufak bir hesaplama yaptım. Bir soru garanti, iki sorudan yarım puan kırsa, beş sorudan iki puan alsam üstüne de hocanın evinin önünde yatıp dilenerek 20 puan alsam sınıfı geçiyorum."
"Ne güzel plan yapıyosun sen ya." dedi Eren, Can'a.
"Kusura bakma da Kamil Hoca sana 20 puanı nah verir." diyerek Yağmur da Can'ın kalan son umutlarını söndürdü.
Bense o an kendimi dış dünyaya tamamen kapatmış bir halde başım kollarımın arasında yatıyordum. Biri dokunsa ağlayacak haldeydim.
Omzumda bir el hissettim.
Şimdi ben ağlamayayım da kim ağlasın?
Omzumu sertçe silkip eli geri ittim. Kimin eli olduğu gram umrumda değildi, sadece yalnız kalmak istiyorum.
"Damla" dedi Ela. "İyi misin?"
Yerimden kıpırdamadan başımı olumlu anlamda salladım.
Ama işin gerçeği hiç iyi değildim.
Ela'nın sorusuyla herkes bana döndü. Etrafımda birileri teselli cümleleri söylüyor, üzülme diyordu ama ben bu cümleleri de tesellileri de istemiyordum. Çok rahatsız hissediyordum, sanki insanlarla dolu bir yerde çırılçıplak kalmışım gibi geliyordu. Kimsenin zayıflığımı görmesini istemezken etrafımda altı kişi bütün kırılganlığımı görüyordu. Bu yüzden her zaman yaptığım şeyi yaparak kırılganlığımın üstünü kızgınlığımla kapatmaya çalıştım.
Başımı kaldırıp "İyiyim." dedim agresifçe. "Bana bakmayın siz."
Eren, Yağmur ve Can bu hallerime alışkın oldukları için beni kendi halimde bırakmayı biliyorlardı bu yüzden üstelemediler. Onlar önlerine dönünce Umut ve Ela da benimle konuşmayı bıraktılar ama Deniz bana bakmayı bırakmadı.
"Noldu?" dedim sinirle. "Çok mu hoşuna gitti sınavımın kötü geçmesi? Mutsuzluğumdan zevk mi alıyorsun?"
Bana çıkışmasını, benimle kavga etmesini beklerken o beklemediğim bir şey yapıp bir anda ayağa kalktı ve sınıftan çıktı. Birkaç saniye arkasından bakakalsam da umursamadan tekrardan önüme döndüm. Diğerleri Ela'nın sırasının orda küme oluşturmuş konuşurken bir yandan onları dinliyor bir yandan hayatı sorguluyordum. Yanıma birinin oturduğunu hissettiğimde bile istifimi bozmadan sıramı izlemeye devam ettim. Ta ki görüş açıma bir bardak girene kadar. Dönüp baktığımda yanında oturan Deniz'i görmeyi beklemiyordum.
"Bu ne?" diye sordum şaşkınlıkla.
"Kahve." dedi umursamazca. "Kendime almışken sana da aldım."
"Neden?"
"Ben biraz kahve bağımlısıyım. Canım sıkkın olduğunda kahve içmek bana iyi geliyor belki sana da iyi gelir diye düşündüm."
Kahveyi yudumlarken stres, sinir ve üzüntü beni terketmişti. Dürüst olmak gerekirse karşımdaki kişi Deniz olmasaydı ondan kesinlikle etkilenirdim. Bu hayatta en sevdiğim şeylerden biri kahveydi ve ben üzgünken bana en iyi gelen şeylerden biri de kahveydi. Bunun Denizle ortak noktamız olduğunu bilmiyordum.
Ona dönüp "Teşekkür ederim." dedim neredeyse fısıltıyla. Başını hafifçe sallayarak cevap verdi ve kahvesinden bir yudum aldı ama yüzü beğenmekten çok iğreniyormuş gibi bir hal aldı. Yüzünü buruşturdu ama sonra hemen geri toparladı.
"Kahveyi beğenmedin galiba?" diye sordum imayla.
Neyin imasını yaptığımı bile bilmiyordum ama.
"Şey ya..." dedi ve birkaç saniyeliğine sustu. "Yanlış vermişler. Şekersiz istemiştim ben ama kantinci şekerli vermiş. Beğenmedim zaten istiyorsan sen iç." diyerek bardağı bana uzattı.
"Teşekkür ederim." diyip bir iki yudum içtiği kahvesini elinden aldım. Fazladan kahveye asla hayır demezdim ama başkasının içtiği bir kahveyi içmeye iğrenirdim. Ben daha anne babamın kullandığı bardağı kullanmıyorken neden şu an kendi kahvemi bırakıp Deniz'in kahvesini içiyordum?
