3. bölüm · ORMANIN ÖTESİNDE

YENİ BAŞLANGIÇ

Aleyna Ünüvar

Kapı aralandığında, içeriye soğuk ve nemli bir hava doldu. Adımımı attığım anda, ayaklarım taşlarla kaplı zemine bastı ve çevremde hafif bir pus oluştu. Orman, kapının ardında bambaşka bir alem gibiydi. Karanlık ağaçların dalları birbirine dolanmış, yer yer morumsu bir sis zemini kaplamıştı. Birkaç metre ileride, diğer gençler de sıralanmış, sessizce etrafı süzüyorlardı.

İlk adımımı attığımda kalbim deli gibi çarpmaya başladı. Sanki ormanın içindeki her canlı, nefesimi ve düşüncelerimi hissediyordu. Yanımda Darius yürüyordu; bakışları keskin ve uyarıcıydı. “Unutma, Ezem… Ardına bakma,” dedi fısıltıyla. Sesi kulaklarımda çınladı, adımlarım ağırlaştı.

Ormanın derinliklerine ilerlerken fark ettim ki, buradaki atmosfer başka hiçbir şeye benzemiyordu. Ağaçların gövdeleri siyah, yaprakları ise metalik bir parıltı taşıyordu. Yer yer yere düşen kırmızı yapraklar, sanki bir uyarı işareti gibiydi. Her adımda sessiz bir uğultu duyuyordum; sanki orman, kendi iç sesiyle bizim ilerlememizi izliyordu.

“Burada kaybolmak… çok kolaydır,” dedi Darius aniden. “Ve kaybolursan, kendini bulamazsın. Sadece cesur olanlar ilerler.”

Yanımdaki gençleri süzdüm. Bazıları korku içinde birbirine sarılmış, bazıları ise yüzlerinde cesaret maskesiyle sessizce yürüyordu. İçimde tuhaf bir sıcaklık hissettim; korku ve merak birbirine karışmıştı.

Ormanın içinde ilerlerken, yerde parlayan bir taş gördüm. Dairesel bir şekle sahip, üzerinde ince çizgilerle işlenmiş semboller vardı. Darius, taşın üzerine bastığında hafif bir ışık yayıldı ve semboller parlamaya başladı. O an anladım ki buradaki her nesne, bir sınav ya da testin parçasıydı.

“İlk sınavınız burada başlıyor,” dedi Darius. “Her biriniz taşlardan birine basacaksınız. Eğer cesaretin varsa, taş seni ilerletecek; yoksa geri dönmek zorunda kalacaksın.”

Kalbim hızla çarptı. Önümde birkaç taş daha vardı. Bir adım öne attım, avuç içlerim terliydi. Ardına bakmamak… Bu, hem sözde bir emir hem de bir testti. Cesaretimi topladım ve ilk taşı seçtim. Ayaklarımı üzerine bastığım anda hafif bir titreme hissettim; taşın yüzeyi sıcak ve canlıydı. Bir anda etraf karardı ve yalnızca önümde bir yol belirdi.

Yeni yol, dar ve kıvrımlı bir patikaydı. Sanki orman, sadece beni hedef almış gibi… Etrafıma baktım ama diğer gençler yoktu. Bu, ilk gerçek sınavım olmalıydı. Kalbim titriyordu ama adımlarımı durdurmadım.

Patikanın sonuna geldiğimde küçük bir açıklık buldum. Ormanın ortasında, taşlardan yapılmış bir daire vardı. Dairenin ortasında eski bir kitap duruyordu; kapağı eski ve yıpranmıştı. Üzerinde tek bir kelime yazıyordu: “ÖĞREN.”

Kitabı aldığımda etrafıma hafif bir rüzgâr esti. Yapraklar titredi, ağaçların gölgeleri dans etti. Kitabın içinden bir ses geldi: “Ezem Kara… İlk bilgiyi almaya hazır mısın?”

Gözlerimi açtım; kimse yoktu. Sanki ses, doğrudan zihnime konuşuyordu. Kitabı açtım ve ilk sayfayı okudum. Sayfalarda yazanlar, soysuzların sahip olabileceği güçlerin ilk ipuçlarıydı:

Görünmezlik: Sadece odaklanarak çevrenin gözünden kaybolmak.
Işınlanma: İstediğin noktaya düşünceyle gitmek.
Zihin kontrolü: Düşünceleri etkileyip yönlendirebilmek.

Bu güçler, Ezem… Benim içimde var mıydı? Belki de buraya gelmemin nedeni buydu: gücümü keşfetmek.

Bir anda kitaptan yayılan ışık, etrafı aydınlattı. Bir gölge belirdi; karşımdaki figür, bir soysuzdu. Gözleri karanlık ve derindi; bakışlarıyla sanki ruhumu tarıyordu.

“İsmin Ezem Kara… Sen mi?” dedi figür.

“Evet… Ama sen kimsin?” diye sordum, sesim titriyordu.

“Ben Tan Demon. Bu ormanda yol gösterenlerden biriyim. Ve senin sınavın… buradan başlıyor.”

Tan Demon’un ses tonu sert ama bir o kadar da dikkat çekiciydi. İçimde bir korku ve merak karışımı oluştu. Onunla birlikte hareket etmem mi gerekiyordu yoksa kendi yolumu mu bulmalıydım?

“İlk görevini başlatmalısın,” dedi Tan Demon. “Ormanın diğer tarafında bir kayıp var. Onu bulmak senin cesaretini ve gücünü ölçecek. Ama dikkat et… Yalnız yürümelisin. Yardım kabul edersen güçlerini kaybedersin.”

Kendime geldim. Bu, benim ilk sınavımdı. Kaybedersem, sadece geri dönmekle kalmayacak, aynı zamanda içimdeki gücü kaybedecektim.

Adımlarımı attım. Ormanın derinliklerine doğru ilerlerken rüzgârın sesi, ağaçların uğultusu ve kendi nefesim dışında hiçbir ses yoktu. Yol boyunca dikkatimi dağıtacak her şeyi bir kenara bıraktım. Sadece ileriye bakıyordum.

Bir süre yürüdükten sonra küçük bir su birikintisi gördüm. Yansımasına baktığımda yüzüm farklıydı. Gözlerim daha keskin, bakışım daha odaklıydı. Sanki orman, benim içimdeki gücü ortaya çıkarıyordu.

Tam o sırada bir hareket hissettim. Karşımdaki gölgeler, benim sınavımın ilk engeli olmalıydı. Adımlarımı dikkatlice attım. Her gölge, bana bir soru soruyor gibiydi; sadece cesaret ve doğru kararlarla geçebilirdim.

Gölge bana yaklaştığında, içimde bir ses fısıldadı: “Korkma, bu senin gücün. Ona sahip çık.”

Derin bir nefes aldım. Ellerimi kaldırdım ve düşüncelerimi topladım. İlk güç denememi yapmak için hazırdım. Gözlerimi kapattım, odaklandım ve…

Bir anda gölge durdu, hareket edemedi. İçimde bir güç belirmişti; zihin kontrolü… Bunu başarmıştım! İlk sınavımı geçmiş olmalıydım.

Tan Demon yanımda belirdi. “Güzel, Ezem Kara. Ama bu sadece başlangıç. Daha öğrenecek çok şeyin var. Ormanın ötesinde seni bekleyen sırlar… hayatını değiştirecek.”

İçimde hem heyecan hem de korku vardı. Yolum daha yeni başlıyordu. Evet… kaybetmeden, öğrenmeden ve büyümeden ilerleyemezdim.