9. bölüm · ORMANIN ÖTESİNDE

KARANLIĞIN ÇAĞRISI

Aleyna Ünüvar

Sis, adeta ormanın damarlarından sızan bir kan gibi yayılıyordu. Soğuk, tenimize işledikçe zaman kavramı bulanıklaşıyor, yön duygumuz eriyordu. Bir an önce buradan çıkmak istiyordum ama içimdeki başka bir ses —o bastırmaya çalıştığım karanlık fısıltı— beklememi söylüyordu.

Aysima yanımda yürürken kollarını sıkıca göğsüne sarmıştı. Ayaklarımızın altında çıtırdayan yaprakların sesi bile boğuk geliyordu. Demon, bizden biraz ilerideydi; kılıcının kabzasını o kadar sıkıyordu ki, elmacık kemiklerinin üzerindeki damarlar belirginleşmişti.

“Beni dinleyin,” dedi Demon, bakışlarını geriye çevirmeden. “Duyacağınız her kelimeyi bir yalan gibi görün. Ne kadar ikna edici olursa olsun, köklerini zihninize salmasına izin vermeyin.”

Tam bu sözlerden sonra, derinden gelen bir uğultu ormanın sessizliğini deldi. Önce ayak sesine benzer, sonra nabız gibi ritmik. Sis yoğunlaştı, gölgeler birbirine karıştı.

Darius’un sesi, sanki ağaçların içinden süzülerek geldi.
“Biliyor musunuz?” dedi, sakin ama tehditkâr bir tonda. “Işık cesareti öğretmez… sadece korkunun başlangıcını erteler.”

Aysima istemsiz olarak durdu. “O burada…”

Demon sert bir şekilde, “Duyma,” dedi. “O seni adınla çağırmasa bile, seni bulur.”

Sis yarıldı ve uzun boylu, siyah saçlı, yüzünde yarı alaycı yarı kederli bir ifade taşıyan Darius belirdi. Üzerindeki giysiler yıpranmıştı ama hareketlerinde asalet vardı. Gözleri… ormanın karanlığından daha koyu ama içinde donmuş bir alev vardı.

“Demon…” dedi, adını bir selam gibi, ama içinde diken gizli bir şekilde telaffuz ederek. “Hâlâ koruyuculuk oynuyorsun. Peki hiç düşündün mü, koruduğun her şey seni biraz daha zayıflatıyor olabilir mi?”

Demon kılıcını yarım kaldırdı. “Zayıflık, senin seçtiğin yoldur. Benim değil.”

Darius başını hafifçe yana eğdi, gülümsedi. “Yanılıyorsun. Zayıflık, bir seçim değildir… sadece doğru anı bekleyen bir hakikattir.”

O anda yer hafifçe sarsıldı. Ayaklarımızın altındaki kökler, yavaşça kıpırdamaya başladı. Önce ufak bir dokunuş gibi, sonra bileklerimize dolanan soğuk, sert kollar gibi.

“Geri!” diye bağırdı Demon, kılıcını hızla savurarak bana doğru uzanan kalın kökü kesti. İçinden koyu, yapışkan bir öz su fışkırdı ve toprağa aktığında sanki orman iç çekti.

Darius gülüyordu. “Şiddetle karanlığı durduramazsın, Demon. O, kesildikçe çoğalır.”

Birden bakışlarını bana çevirdi. O an her şey sustu—kuşlar, yapraklar, hatta kalbim bile.
“Sen,” dedi, “hâlâ o geceyi hatırlıyorsun, değil mi? Çığlıkları, soğuğu, yalnızlığı…”

Bir anda gözlerimin önünde sisin içinde görüntüler belirdi: taş bir oda, ince pencereden içeri sızan kırmızımsı ışık, dışarıdan gelen boğuk çığlıklar. Dizlerim acıyordu. Bir çocuk sesinin ağladığını duydum… kendi sesimdi.

Demon araya girdi. “Onu rahat bırak!”

Darius, alaycı bir gülümsemeyle, “Ben ona sadece gerçeği gösteriyorum,” dedi. “Gerçek, en keskin kılıçtır.”

Kökler yeniden hareketlendi. Bu kez Aysima’nın koluna bir tanesi dolandı, onu sertçe geri çekti. Çığlığı ormanın içine yayıldı. Refleksle üzerine atıldım, kökü iki elimle yakaladım. Ama o an… bir soğuk dalga damarlarımdan içeri aktı.

Gözlerimin önünde anılar patladı—kaçmak istediğim, gömmeye çalıştığım her şey. O hissi kelimelere dökmek imkânsızdı; hem boğulmak hem yanmak gibi.

“Bırak,” dedi Darius’un sesi zihnimde. “Bırak ki seni yeniden inşa edebileyim. Karanlık seni tüketmez… seni gerçek yapar.”

Elleri titreyen Aysima’ya doğru uzandım, ama gücüm giderek azalıyordu. Demon, tek hamlede kılıcını savurdu, kök kopunca yere yığıldım.

Darius adımlarını ağır ağır bana doğru attı. Her adımında hava biraz daha yoğunlaşıyor, nefes almak zorlaşıyordu. Dizlerimin üzerine çökmüş halimi izleyerek eğildi.
“En tatlı çöküş,” dedi, “yavaş olandır. Seninle işim bitmedi. Henüz.”

Kulağımın dibinde bu kelimeleri fısıldadıktan sonra sisin içinde eridi. Ama varlığı hâlâ üzerimizdeydi. Kökler geri çekildi, uğultu azaldı, ama sessizlik daha da ağırlaştı.

Aysima, gözleri dolu dolu, “O… bizi bırakmayacak,” dedi.

Demon kılıcını kınına koyarken gözlerini kısmıştı. “Hayır. Çünkü bu orman, onun ruhunun yankısı. Ve yankılar, sessizliğe inanmaz.”

Yürümeye devam ettik, ama her adımda arkadan gelen hayali bir fısıltı kulaklarımda yankılandı:
“Unutma… ışık seni göremezse, karanlık seni asla bırakmaz.”