25. bölüm · ORMANIN ÖTESİNDE
GECEYE GİZLENEN SORU
Rüzgâr, ormanın içinden geçerken tuhaf bir uğultu taşıyordu. Aysima, geceyi hep bu kadar karanlık hatırlamazdı. Kara bulutlar gökyüzünü örtmüş, ay neredeyse görünmez olmuştu. Ezem, sessizce yanına yanaştı.
“Böyle gecelerde gerçeklerden saklanamazsın,” dedi. Öyle bir tonda söylemişti ki, sanki kelimenin kendisi kaybolan bir anının yankısıydı.
Aysima başını çevirip kardeşinin yüzüne baktı. Bu kadar kısa sürede nasıl bu kadar değişmişti? Belki de değişen Aysima’ydı. Belki kaybedilen her şey, geride kalanlara görünmez bir iz bırakıyordu.
“Kaybetmek bizi eksiltmez; bazen bizi başka bir şeye dönüştürür,” diye düşündü.
Demon ve Darius önden ilerliyordu. Sessizlik, dört kişinin yürüyüşünde bile ağırdı. Her adımda toprağın altındaki bir şey onlara sesleniyor gibiydi.
Bir süre sonra Darius durdu.
“Buradan sonra hızlı olmazsak iz kaybolacak,” dedi.
Demon başını kaldırdı, kulak kesilmiş gibi.
“Hissediyor musun?” diye sordu.
“Ne?” dedi Ezem.
“Bir şey bizi izliyor.”
Aysima istemsizce arkasına baktı, karanlığın içinden bakan gözler olduğunu hissetti. Ancak hiçbir şey göremedi. Yutkundu. “Bize yetişmelerine izin veremeyiz,” dedi.
Ve yürümeye devam ettiler.
❖ ❖ ❖
Birkaç saat sonra küçük bir kamp ateşi kurdular. Alevler dans ederken ağaçların gölgeleri genişleyip küçülüyordu. Sessizlik yine ilk konuşan Demon oldu.
“Kayıp çocukların izine yer altı geçidinde rastlandı,” dedi.
Aysima irkildi. “Yer altı mı?”
“Evet. Burası sıradan bir orman değil,” dedi Demon. “Bu topraklarda doğru bildiğin her şey, aslında başka bir gerçeğin sadece gölgesi.”
Aysima içinden, “Her gölgenin bir sahibi vardır,” diye geçirdi. Bir an, doğduğu evin verandasında oturup babasının yıldızlara bakarak “Bazı soruların cevabı, onları sormaya cesaret ettiğinde ortaya çıkar,” deyişini hatırladı. O an gözleri doldu ama belli etmedi.
Darius ateşi karıştırırken konuştu.
“Biz buraya sadece kayıp çocukları bulmak için gelmedik. Araman gereken şey çok daha büyük Aysima.”
Aysima şaşkınlıkla ona döndü.
“Ben?”
Ezem, Aysima’nın koluna hafifçe dokundu.
“Söylese söylese şimdi söylerdi.”
“Ne demek istiyorsunuz?” dedi Aysima.
Demon:
“Bu ormanda seni bekleyen biri var. Daha doğrusu… bir şey.”
Aysima’nın nefesi kesildi. İçinde bir korku değil, merak yükseldi. Çünkü içinde hep bildiği ama söylemediği bir şey vardı. Belki hatırlamadığı bir geçmiş, belki unuttuğu bir gerçek…
Darius devam etti:
“Bazen insan bir şeyi aradığını sanır… aslında onun tarafından çağrılıyordur.”
Aysima yavaşça başını yere eğdi.
“Ben kimim?” diye fısıldadı.
Ezem ellerini ateşe uzatıp, yumuşak bir sesle,
“Bunu öğrenmek için buradasın,” dedi.
❖ ❖ ❖
Birden ormanın derinliklerinden metalik bir çınlama geldi. Darius ayağa fırladı.
“Hazırlıklı olun!”
Aysima, yerden aldığı hançeri kavradı. Ellerinin titrediğini fark etti ama bırakmadı. Bir gölge ağaçların arasından hızla geçip gözden kayboldu. Ardından bir yenisi…
“Bizi takip eden o işte,” dedi Demon. “Ama bu başka biri…”
Aysima kalbinin atışlarını duyuyordu; sanki göğsü yarılacak gibiydi.
Gölge bir anda ortaya çıktı ve hızla Darius’a saldırdı. Darius, saldırıyı kılıcıyla savuşturdu. Parçalanan hava ve metal sesi etrafa yayıldı. Aysima bir adım geri çekildi ama daha fazla dayanamadı: Bir adım attı.
Aslında kaçmak istiyordu, ama attığı adım ileriye doğru oldu.
“Korkunun üstüne yürümek cesaret değildir; korkunun içinden geçmek cesarettir,” diye düşündü.
Demon, gölgeyi arkadan yakalamaya çalıştı fakat gölge, siyah bir sis gibi kayboldu.
Ateş kıvılcımları havaya sıçradı.
Ezem,
“Bu sadece uyarıydı,” dedi. “Daha başlangıç.”
Aysima soluk alıp verirken, içinden bir ses duydu:
“Gel.”
Kendi zihninin derinliklerinden gelen bir ses değildi bu.
Bir çağrıydı.
Net, korkutucu ama aynı zamanda tanıdık.
Aysima gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. “Tamam,” dedi kendi kendine. “Artık kaçmayacağım.”
❖ ❖ ❖
Sabah olduğunda her şey daha sessizdi. Ama geceden kalan gerilim hâlâ havadaydı. Darius haritayı açtı.
“Yer altı geçidi buradan iki saatlik mesafede.”
Aysima başını kaldırdı.
“Gidiyoruz.”
Demon,
“Hazır olduğunu düşünmüyorum,” dedi.
Aysima,
“Kim hazır doğmuş ki?”
Bu söz Ezem’i gülümsetti. “İşte bu.”
Yola çıktılar. Her adım onları daha bilinmeyen bir gerçeğe taşıyordu. Ağaçların arasındaki sis, bir perdenin ardında saklanan sırrı koruyor gibiydi.
Darius bir an durdu ve Aysima’ya baktı.
“Sana bir sır söyleyeyim mi?” dedi.
Aysima şaşırdı.
“Ne?”
Darius:
“Bu hikâyenin kahramanı sen olmayı seçmedin. Ama sonunda her seçim sana dönecek.”
Aysima başını kaldırdı.
“Ben sadece doğru olanı yapmak istiyorum.”
“Bazen doğru olan, en son öğrendiğimiz şeydir,” dedi Darius.
Ve yürümeye devam ettiler.
Ormanın içinden geçen dar patika, geceye ait bir sır gibi önümüzde uzanıyordu. Ay yukarıda, rüzgârın bile konuşmaya çekindiği bir sessizlikte gökyüzüne tutunuyordu. Ezem adımlarını ağır atıyordu; her adımında, zihninde görünmeyen bir ağırlığı sürüklüyormuş gibi.
Aysima ise giderek içindeki yankıya teslim oluyordu. Sanki her yaprak, her gölge, her sessizlik onu çağırıyordu.
Demon hiçbir şey söylemiyordu. O sustukça, orman içimize daha fazla sızıyordu.
Ben arkalarından yürürken, zamanın içimde büküldüğünü hissettim. Bir anlığına, annemin sesi gibi bir ses duydum.
“Geri dön…”
O ses hem geleceğimden hem geçmişimden geliyordu.
Darius’un adımlarının sesi duyulduğunda, sanki tüm ağaçlar nefesini tuttu.
Gölgesini görmeden sesini duydum:
“Bazı yolları yürümek, geri dönmemeyi kabul etmektir.”
Bu cümle kimiydi? Darius muydu? Yoksa zihnim mi bana oyun oynuyordu? Ayırt edemedim.
Aysima birden dönüp arkasına baktı.
“Neden böyle hissediyorum? Sanki… beni birisi görüyor.”
Demon cevap vermedi.
Ama gözlerindeki gerginlik, bildiği bir şey olduğunu söylüyordu.
Aysima tekrar fısıldadı:
“Bu ses… hem çok uzak hem çok içimde.”
⟡
Sis hafifçe yükseldi. Darius göründü.
Bu kez yüzünde bir tehdit yoktu.
Ama gülümsemesi yine güven vermiyordu.
“Orman uyanıyor,” dedi.
“Her kelime, duyulması gereken bir yankı olur sonunda.”
Aysima nefesini tuttu.
“Ne demek istiyorsun?”
Darius bakışlarını yere indirdi.
“Siz henüz kim olduğunuzu bilmiyorsunuz.”
Bu kelime içimi delip geçti.
Kim olduğumuzu bilmiyorduk… Ya biz gerçekten biz değildik?
Aysima, hafif titreyen sesiyle, “Ben… hep böyle miydim?” diye sordu.
Ama kime sorduğunu bilmiyorduk.
Demon sonunda konuştu:
“Onu dinleme.”
Darius yavaşça başını kaldırdı.
“Korktuğun şey, söylediğim değil Demon. Korktuğun şey… onun hatırlaması.”
Bir anda içimi keskin bir soğuk kapladı.
Ezem usulca fısıldadı:
“Ben zaten bir şey hatırlamıyorum ki…”
Darius gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.
“İşte tam da o yüzden burada bulunuyorsunuz.”
“Biz buraya gelmedik,” dedi Demon.
“Bizi buraya ittiler.”
Bu cümle, içimde bir ağırlığı yerinden oynattı. Sanki yıllardır saklanan bir gerçeğin ucuna dokunmuş gibiydik.
Aysima dudaklarını ısırdı.
“Kendimi kaybolmuş gibi hissediyorum…”
Darius başını yana eğdi.
“Belki kaybolmak, tek yolunu bulmaktır.”
Bu cümle çok tanıdıktı.
Sanki yıllar önce birisi bana söylemişti. Ama kim?
⟡
Birden, önümüzdeki ağaçların gövdeleri hafifçe titredi.
Demon kılıcına elini attı.
Aysima geri çekildi.
Ezem durdu.
Darius yalnızca güldü.
“Yol açılıyor.”
Ağaçların gövdesi yavaşça yana kaydı—sanki orman bize yer açıyordu.
Ama orman niçin yer açardı?
Demon’un sesi kısık ve kırgındı:
“Bu iyiye işaret değil.”
Darius cevap verdi:
“İyi olmak zorunda değil. Amacı var.”
“Ne amacı?” diye sordum.
Darius bana döndü.
“Hatırlamana ihtiyacı var.”
Aysima gözlerini kapattı
Bir anlık görüntü belirdi:
Bir kapı…
eski, karanlık, siyah taşlardan yapılmış…
Kapının önünde küçük bir çocuk ağlıyor…
Sonra görüntü kayboldu.
Aysima birden nefes nefese kaldı.
“Bu neydi?”
Demon sert bir bakış attı:
“Zihnin. Sadece o.”
Ama Darius başını salladı.
“Hayır. Bu sadece zihni değil.”
“Bazen geçmiş, geleceğin kapısını açar. Ama o kapıdan her kim geçerse, artık eskisi değildir.”
Bu sözün kime ait olduğunu kimse bilmiyordu.
Ama içimize işledi.
Ağaçlardan biri fısıldadı
evet… gerçekten fısıldadı.
“Geri dön…”
Ezem yüzünü kapattı.
“Yine aynı ses…”
Aysima bana baktı.
“O da mı duydu?”
Bu kez emin oldum:
Ses sadece benim zihnimde değildi.
Hepimizin içinde yankılandı.
Demon kısık sesle söyledi
“Artık geri dönüş yok.”
Darius gülümsedi:
“Vardı. Ama siz geç kaldınız.”
