7. bölüm · ORMANIN ÖTESİNDE

ORMANIN NABZI

Aleyna Ünüvar

Darius’un gözleri sisin içinde kaybolduğunda, ormanın derin sessizliği geri dönmedi.

Tam aksine… yeni bir ses başladı.

Önce toprağın altında, derinden gelen bir uğultu… sonra bu uğultu, kalp atışı gibi düzenli bir ritme dönüştü. “Bum… bum… bum…”
Her atışta göğsümdeki kemikler titredi. Sanki toprak bizimle birlikte nefes alıp veriyor, bizimle birlikte atıyordu.

Tan Demon’un adımları hızlandı. “Buradan hemen çıkmamız gerek.”
Aysima hâlâ solgundu, ama gözlerindeki boş bakış yerini endişeli bir uyanıklığa bırakmıştı. “Nereye?” diye sordu, sesi neredeyse duyulmayacak kadar inceydi.

“Ormanın kalbinden uzak bir yere,” dedi Demon. “Ama önce…” Duraksadı, başını hafifçe yukarı kaldırdı. “Bizi yönlendiriyor.”

O an fark ettim — patika bizim seçtiğimiz bir yol değil, ormanın kendi ördüğü bir labirentti. Kökler yer değiştiriyor, dallar birleşip yeni duvarlar örüyor, sis boşlukları kapatıyordu. Adımlarımız farkında olmadan tek bir yöne itiliyordu.

Ve o yön, uğultunun en yoğun olduğu yere çıkıyordu.

Sis, adımlarımızı yutarken, uğultu daha hızlı ve güçlü atmaya başladı. “Bum-bum-bum” artık bir kalbin değil, öfkelenmiş dev bir yaratığın adımları gibiydi.

Bir anda sis dağıldı ve önümüzdeki açıklık göründü. Ortasında, gövdesi insan yapımı bir kule gibi yükselen devasa bir ağaç vardı. Kabukları çatlamış, aralarından altın ve kızıl tonlarda ışık sızıyordu.

Ama asıl korkutucu olan, gövdenin hafifçe ileri geri titreşmesiydi.
Sanki… yaşıyordu.

“Burası,” dedi Demon dişlerinin arasından.
Aysima bir adım geri çekildi. “Burada ne var?”
“Ormanın nabzı,” diye yanıtladı. “Ve eğer bu bizi buraya getirdiyse… bizi içeri sokmak istiyor.”

Tam Demon konuşmayı bitirirken, ağaçtan derin bir çatırdama sesi geldi. Gövdenin ortasındaki yarık genişledi, sanki dev bir ağız açılıyordu. İçeriden yayılan sıcak hava yüzümü yaladı, metalik bir koku burnuma doldu.

Ve o anda duydum.

“Zayıflık…”
Ses, tıpatıp Darius’un sesiydi.

Aysima’nın başı aniden sağa sola döndü. “O burada mı?!”
Demon’un yüzü kasıldı. “Hayır. Bu, orman.”

Ama Darius’un ses tonu, sanki hemen yanı başımdaymış gibi netti. “Yaklaş. Bana bak. Her şey bitecek.”

İçimde, kontrol edemediğim bir çekim başladı. Adımlarım ağırlaştı, ama duramıyordum. Sanki gövdenin içindeki ışık, beni çağıran bir işaret gibiydi. Aysima da aynı şekilde yürüyordu, yüzünde hem korku hem rahatlama karışımı bir ifade vardı.

Demon öne atıldı, bizi durdurdu. “Sakın yaklaşmayın!”
Ama tam o sırada, yerden fışkıran kalın bir kök, Demon’un bacağını yakaladı ve onu geri çekti.

Benim önümdeki toprak çatladı, içinden daha ince kökler yılan gibi fırladı ve bileklerime dolandı. Soğuk, nemli dokuları derimi acıttı. Kaçmaya çalıştım, ama kökler sertleşip beni ileri, ağacın yarığına doğru çekmeye başladı.

Darius’un sesi yeniden duyuldu, bu kez zihnimin tam içinde: “Bırak. Direnme. Zaten kaybettin.”

O anda, geçmişten gelen görüntüler gözlerimin önüne hücum etti. O gece… o kayıp… benim yüzümden gidenler… Her bir anı, sanki orman onları yeniden yaratıp önümde oynatıyordu.

Aysima da kendi cehennemini yaşıyor gibiydi. Dudakları sessizce bir şeyler mırıldanıyordu, gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Sonra birden bana bakıp fısıldadı: “Onu bırakacağım. Eğer seni bırakmazsam ben de gideceğim.”

Sözleri içime bıçak gibi saplandı. “Aysima! Bu sen değilsin!” diye bağırdım, ama kökler boğazımı sıkmaya başlamıştı. Sesim boğuldu.

Demon, kılıcıyla kendi bacağını saran kökü kesip kurtuldu. Ardından bizim yanımıza koştu, önce Aysima’yı kavradı, kökleri kesti. “Uyan!” diye haykırdı.

Aysima sanki rüyadan uyanır gibi sendeledi, nefesi kesik kesikti. Ama benim köklerim daha da sıkılmıştı, beni yarığın içine doğru çekiyorlardı. Artık ağaç oyuğunun sıcak nefesini yüzümde hissediyordum. İçeride, altın ışık derinleşmiş ve kan kırmızısına dönmüştü.

Ve tam o anda… ışığın içinde Darius’un silueti belirdi.

Gözlerim ona kilitlendi, iradem parçalandı. “Beni bırak,” dedi yumuşak ama kesin bir sesle. “Burada kal. Dışarıda seni bekleyen bir şey yok.”

Bir an, gerçekten doğru olabilir diye düşündüm.
Ama sonra Demon’un sesi o karanlığı yardı: “Eğer şimdi gidersen, kendi hikâyeni başkasının yazmasına izin vermiş olacaksın!”

Bu söz beni çiviledi.

Tüm gücümü toplayıp, bileklerimi saran kökleri çekmeye başladım. Tırnaklarımın altı acıdan yandı, derim soyuldu ama kökler çatırdadı. Demon son darbeyi vurdu, kökler koptu.

Yere düştüm, nefes nefeseydim. Aysima kolumdan tuttu, birlikte geriye çekildik. Ağaç yarığı yavaşça kapandı, uğultu kesildi.

Sadece ormanın uzaklardan gelen fısıltıları kaldı. Ama bu fısıltılar bile artık farklıydı… sanki bizi tanımış, adımızı ezberlemişlerdi.

Demon bize baktı, sesi sakin ama sertti. “Burası, yalnızca girişti. Bundan sonrası… çok daha zor olacak.”

Ve ben, o anda, ormanın bizi bırakmaya niyeti olmadığını biliyordum.