5. bölüm · Ölümcüller

Yemin

Sihiya ♪

Hanın içi dışarıya göre çok daha sıcaktı.Soğuğu içeri girene kadar farketmemiştim.Alışkındım ne de olsa.Soğuk kanımda akardı.Hanın içi hafif karanlıktı ve masaların üzerinde bitik bira şiirleri vardı. Anlaşılan o ki eğlence bitmişti.Bazısı odalarına geçmiş,bazısı gitmişti.Zaten bu saatte ne bekliyordum ki?Yavaşça kasaya doğru ilerledim.Kasadaki çalışan kendinden geçmişti.Küçüktü zaten daha.Şu an sıcak yatağında uyuyor olmalıydı.Ancak bunun yerine.alışmak zorunda bırakılmıştı.Tıpkı benim öldürmek zorunda kaldığım gibi.
Yavaşça kasaya tıklattım.Onu uyandırmak istemiyordum ama zorundaydım.Tıklatma irkildi gözleri zar zor açılıyordu.“Buyrun efendim?”uykulu sesi beni gülümsetmişti.Konu mankeni gibi dikilip etrafı inceleyen Oral’i yanıma çektim.“Buranın civardaki en güzel han olduğunu işittik.Nişanlımla bana en güzelinden bir oda ayarlar mısın lütfen?”Gözleri fal taşı gibi açılmıştı.Tam “Biz nişanlı değiliz” diyecekken ayağına basarak sözünü kestim.“Ah benim tatlı nişanlım”bir sır verecekmiş gibi kıza doğru eğildim.“Daha hala kavrayamadı.Ayrıca çok yakışıklı değil mi?”heyecanla kıkırdadım.Kız bu halime samimi bir şekilde gülümsedi.“Neyse seni yormayalım.Adım Mione,nişanlımın adı da Rasque.Çift kişilik bir oda lütfen.Tabi zahmet olmazsa.”Kız gülümseyerek zahmet olmayacağını belirtti.Ardından eliyle merdivenleri göstererek “Merdivenlerden çıkınca soldan 3. Oda” dedi.“Anahtarı da…” eliyle bazı çekmeceleri karıştırdı. Çekmecelerden çıkardığı anahtarı önüme itti ve hafifçe gülümsedi.“Bu.Size şimdiden mutluluklar dilerim.”Çekingence anahtara elimi uzattım ve yeterli olacağını düşündüğüm kadar parayı kasanın üstüne koydum.Teşekkür ettim ve Oralin elini tutarak merdivenlere yöneldim.Soldan 3.İlk iki kapıyı hızla geçtim. İşte burası.Heyecanla kapıyı açtım.Oda çok güzeldi.Yatak şu ana gördüğüm yataklardan daha büyük ve daha süslüydü.Beyaz solgun zambaklarla bezenmiş nevresim takımı tertemizdi.Çalışma masası,makyaj masası,oturmak için sandalyeler,masa,giysi dolabı…Oda da her şey vardı.Mest olmuş bir şekilde içeri adım attım.Her şey çok güzeldi.Güzelden öte mükemmeldi.Dayanamayarak kendimi yatağa attım.Düşündüğümden daha rahat.Gözlerimi kapadım.Sadece bir kaç dakika.
Ardımdan adım sesleri gelmemişti.Birazdan gelir diye düşündüm.Tam da düşündüğüm gibi oldu.Sakin bir adım tüm sessizliği bozdu ve devamı da ilk adımı takip etti.Ardından sesle kesildi.Tam tepemde duruyor,bir şey anlamaya.alışır gibİ dikiliyordu.Gözlerim kapalı diye farketmeyeceğimi sanmıştı.Yorgun bir şekilde “Ne?” diye mırıldandım.Onu farketmemi yadırgamadı.Sadece “3 soru” dedi.Alayla gülerek gözlerimi açtım.“Birini sorsan cevaplamayacağımı bildiğin halde üçünü sormaya olan desteğin beni hayran bıraktı.”yine de sorularını merak ediyordum.Onu dinlemek için oturur pozisyona geçtim.“Bir bizim niye nişanlı olduğumuzu söyledin,iki niye aynı odada kalıyoruz,ve üç sadece merak ediyorum neden isim olarak Mione ve Rasque’yu seçtin?”
Tamam Arimi sakin ol.İki açıklama ve bitecek.Sen de biliyorsun bunu hakediyor.Derin bir nefes al.“Bir, eğer öyle söylemeseydim çok dikkat çekerdi.2 kişilik oda ve birbirinin neyi olduğu bilinmeyen iki insan. Kimseyi özellikle de o kızı tehdit etmek istemem.İki, seni elimden kaçırıp ifşa olmak istemiyorum.” Bilerek üçünkü cevaplamamıştım.
“Üç,üçün cevabı.”Sorgularcasına bana bakıyordu.Kafamı iki yana salladım.“Hayır,olmaz.İstesem bile gücüm yetmez.Yapamam anlatamam.” demek istedim ama ağzımdan sadece kuru bir “yok”çıktı.Gözleri inanamıyormuş gibi açıldı. “Nasıl yok?Onlar öylesine seçilmiş ve söylenmiş kelimeler değil biliyorum.Bilmesem de hissediyorum” Ciddiyetle “Bilmen ne işine yarayacak,Soytarı?” diye sordum.Aynı ciddiyet gülümsedi.“Yalnızca merak deli.”Ne komik.Deli…Komik lakap seçimi. “Umarım merakın seni öldürmez.”diye söylendim ve ayağa kalkıp masaya doğru ilerledim.Arkadan geldi.“Ne dedin?”Gözlerimi devirdim.Bir de anlasa…“Merakın diyorum seni öldürmese bari.”kafasını reddedercesine salladı. “Öldürmez,öldürmez.”Takımının cebinden oldukça kaliteli gözüken bir iskambil destesi çıkardı ve masaya bıraktı.“Hem sen benim oda arkadaşımsın.”Gözlerimi sinirli ve yorgun bir şekilde üstüne diktim. “Sırf daha fazla sinirimi bozma diye anlatacağım çocuk.”Sandalyeyi gösterdim.“Önce otur.”Oturduktan sonra bende karşısına oturdum.Ama bir anda bir şey hatırlamış gibi kalkarak mataramı çantamdan çıkardım ve geri yerime döndüm.Mataramı göstererek içmek “ister misin” diye sordum.Buna karşılık “Kendi mataram var sağol.”dedi.Yine de mataramı uzatmaya devam ettim.“Ama bu çay.”Matarayı hiç çekinmeden aldı. İçmedi burnuna götürdü sadece.Alayla gülerek “Bu çayla uyutma işi senin için fazla ucuz bir hareket değil mi?”Anlamasına şaşırmıştım.Zekiymiş.Bir kere daha göz devirdim.Ne kadar çok göz deviriyorum.O ise alayla gülerek “Neyse bu yaşanmadı sayıyorum.Sen anlatmaya devam et.” diye konuyu değiştirdi. Oturduğum yerde en rahat pozisyona geçerek son sorusunu kısaca yanıtladım.
“Mione karanlıkta açan bir çiçek.Eskiden çok sevdiğim biri bana böyle seslenirdi.Onun anısına çoğunlukla bu adı kullanıyorum.”
Anlamış gibi başını salladı.Ama gözlerinden aklına takılan bir şey olduğunu çıkarmıştım.Sorusunu bekledim.“Peki Rasque?”
Hayır sakin ol.Bu sadece bir isim.Düz bir isim.Gözlerim yanıyor.Hayır,olmaz.Yeri ve zamanı hiç değil. Gözümün yanması geçmesi için gözümü kapadım.Ama kapamamla birlikte o anı zihnimde tekrar oynamaya başladı.Gözlerimi hışımla ve korkuyla açtım.Umarım korkumu farketmemiştir.Kekelememeye çalışarak “Bu ismi bir daha sakın anma.” diye uyardım.
Gözlerimde bir şeyler sezmişti.Yanlış olan bir şeyler.Hayır,hayır,hayır.Olamaz.Yavaşça elini kaldırdı ve gözlerimi işaret etti.“Aşk”Ardından dudaklarımı.“Nefret”Ve en son kalbimi.“Kalp kırıklığı”Kahkaha atmak istedim ama şuan o durumda değildim.Yine de burukça gülümsedim.
Hem ben öyle birine aşık olmazdım ki.Arkamdan bıçaklayacak,içimdeki yaşam ateşini söndürüp beni öldürecek birine aşık olmazdım.Beni yalandan sevecek ve en müsait anımda gözlerimi kapayacak birine aşık olmazdım.Olamazdım ki zaten olmamalıydım.Hiç kimseye güvenmemeli,bel bağlamamalıydım.
Donuk gözlerle “Babamdı.” diye mırıldandım.“O kahrolası rasque benim babam.Yani…”Yutkundum. “Babamdı.”Gözlerim yanıyordu.Gözlerimi kapattım.Geçmiyodu.Gözlerimin dolduğunu alamaması için ayağa kalktım.Yine çantama doğru ilerledim.İpler nerede?Bağlamalıyım onu yetti.Gerçi nasıl bağlayacağım ki?Aptal kafam.O ateşin içine itseydim onu kurtulmuştum.Aptal.Sinirle çıkardığım ipi çarparcasına masaya attım.Bu tavrım onu korkutmuştu.Tam bir şey söylemek üzereyken sözünü sinirle kestim. “Hiçbir şey sorma.”Ona baktığımda masumca gülümsüyordu.“Özür dileyecektim.”Sinirle bağırdım.“Özür de dileme.Mümkünse hiç konuşma.”Korkmuştu.Demek ki küçük kız ve hançerinden kurtulmak o kadar kolay değilmiş.Ancak korkusuna rağmen merakla masaya çarptığım iplere bakıyordu.Açıklama ihtiyacı duyarak o saçma sapan sözleri sarf ettim.“Seni bağlamam lazım.”Ne kadar komiktim.O da bunu komik bulmuştu. Alayla “Kurbanlarına da sizi öldürmem lazım mı diyorsun?” diye sordu.Saçma olacağını tahmin etmiştim. Durumu toparlamalıyım.“Zehri fark etseler denerdim.Ama masum bir kızın onu zehirleyebileceğini kim tahmin edebilir ki?”Gülümsedim.“Peki…Şimdi beni bağlayamazsın dersem ne yapacaksın?”Bunu diyeceğini tahmin etmiştim.Bu yüzden cevabım hazırdı.
“Eğer reddedersen seni öldürürüm.Ve bağıracağın için diğerlerini de öldürmek zorunda kalırım.Aşağıdaki o tatlı kız dahil.Şatafat sevdam yüzünden malesef bu güzel hanı da yakarım.Yahut sadece hanı ateşler veririm.Ardından her şeyi üstün yıkarım.Burdan kaçan da kaçamasan da mimlenirsin.İşime gelir.Eğer buradaki insanları umursamıyorsan bir de bunu düşün.”Sakince gülümsedim.“Buna gerek yok.” dedi.Bunca sözden bunu mu çıkarmıştı?“Seni ifşa etmeyeceğim.Böyle bir şey yapmam.”Ablayla güldüm. “Sana inanmamı mı bekliyorsun?”Kafasını “hayır” anlamında salladı.Ancak gözlerinde bir “ama” vardı.Ve koskoca bir “zaten”Ne söyleyebilirdi ki?“Bundan hiçbir çıkarım yok.” dedi.Onu ani bir şekilde reddettim. “Var.Çok çıkarın var.Yüklü miktarda para,yardımlar,saygınlık.Sahip olmak isteyeceğin her şey.”
“Bunların hiçbirine ihtiyacım yok.”dedi.Gülümsedi.Her şeyini kaybetmiş biri gibi gülümsedi.Geçmişe takılı kalmış fakat yarınlara aç bir savaşçı gibi.Tüm bunlar yetmiyormuş gibi aynı gülümseyişle ekledi. “İstersen beni bağla,istersen ölesiye işkence et.İstersen de öldür.Ama ben seni ifşa etmeyeceğim.İlerde ifşa edilirsin belki ama seni ifşa eden ben olmayacağım Mione.”
Mione’yi özellikle vurgulayarak söylemişti.İçimdeki bir şeyleri uyandırır belki diye.İçimde bir şeyler uyandırmasına gerek yoktu.Her şey uyanıktı içimde.Dimdik ve uykusuzdu.Ben de aynı kararlılıkla bir şeyler söylemek istedim.Etmem bende,demek istedim.Güvenmek istedim.Birine güvenmek körü körüne değil belki ama birazcık.Sevmeye,gülümsemeye yetecek kadar.Tüm düşüncelerim ve isteklerime rağmen masadaki ipleri aldım.Güvenemezdim ben kimseye.Güvenmemeliydim de.Ölmemek,yaşamak için yapmalıydım bunu.Bir nefes de olsa yaşamak için.Geberip gitmemek için.
İpleri etrafında dolamaya başladığımda hiç kıpırdamadı.Kıpırdasa,biraz kuvvet uygulasa beni hemen yere serebilir ve benim yarattığım cehennemden de anında kurtulabilirdi.İkimiz de biliyorduk bunu.Ama o kıpırdamamayı tercih etmişti.Sesi soluğu çıkmadı.Kafası eğildi yalnızca.Ben de umursamıyormuş gibi yaparak ipleri sıkıca doladım etrafına.Ben dolarken nefes bile almamıştı sanki.Son dolayışımda kafasını kaldırdı.Gözlerime baktı.Gözlerime değil hatta gözlerimin içine.Orda tutmak kalan kıza bakıyordu.Onun tabiriyle küçük kıza.Buna nasıl cüret edebiliyordu bilmiyorum ama iyi hissettirdi.Ben dalmışken kollarından birini ipleri çözmeyecek şekilde kaldırdı.Ne yapacağını anlamıştım.Yapma,diye bağırdım içimden.Yapma lütfen yapma.Ama tabii ki o bunları duymadı.Yaptı yapacağını.Kaldırdığı eli göğsüne götürdü iki parmağını kapatıp diğer ikisini birleştirerek.Fısıldayarak bir şeyler söyledi.Tamamladı sözlerini.Duymasam da anladım.Ulu yemini.Bozarsa ölür.Bilmediğimi düşünerek açıklama yaptı.Keşke yapmasaydı.Keşke yemin etmeseydi.Kendini bana bağlamasaydı.Eğer bana ihanet ederse ölürdü.Sözlerini şöyle tamamladı.
“Sana ihanet etmeyeceğim.Edemem zaten.Ölürüm ve inan hiç ölmek istemiyorum.”Yine o gülümsemeyi takınmıştı.
Yine de bunu umursamadım.Etrafına sardığım ipleri bağlamak için arkasına geçtim.Umursamama rağmen korkuyordum.Birinin ölümüne sebep olabilirdim.Nedensizce.Hiçbir nedenim ve amacım olmadan.Sözüme dahil olmayarak.Ondan nefret ettim.Niye kendini bana bağlamıştı ki?Fikrimi sorsaydı bari.İstemiyordum bunu.Birine hayatı zehretmek,birinin daha tüm bildiklerine rağmen susmasını istemiyordum.Kendime yaptığımı bir başkasına daha yapmak istemiyordum.Benim yaşadıklarımı kim olursa olsun bir başkasının yaşamasının istemiyordum.Töreni ellerimle ipleri bağlamaya devam ettim.Güvenmedim yine yeminine rağmen.Ne de olsa yeminle bozulur,hayatlar biter.Yeniden başka bir hayata doğar ölen kişiler.Nedensizce ölenler daha güzel bir yaşamı hak ederler.Bu sefer doyasıya yaşar,mutlulukla ölürler.
İpleri bağlamayı bitirdiğimde yaptığım işi görmek için biraz uzaklaştım.Güzel bağlamıştım.Bu sefer yüzüne bile bakmadım.Döndüm ve yatağa uzandım.
Neden bilmiyorum ama ipler olması gerekenden gevşekti.