6. bölüm · Ölümcüller
Soytarı
Su içmek için mutfağa iniyorum.Saçlarım darma dağınık,gözlerim yarı açık.O anda iki basamaktan inmek zor geliyor.Sonraları çatılardan bile kolayca atlayabileceğimi bilmiyorum o zaman.Merdivenin sonuna geliyorum.Mutfaktan sönük bir mum ışığı geliyor.O an bu ışığı farkedemiyorum.Uyku mahmuruyum. Mutfağa giriyorum,ışığı o an farkediyorum.Keşke sadece ışığı farketsem diyorum.Keşke sadece ışığı farketsem…Yerde beyaz güllü elbisesi ile bir kadın yatıyor.Güzelim elbisesi kana bulanmış,hülyalı gözleri kapanmış bir kadın duruyor.Çığlığım kulaklarımda yankılanıyor.Belki de ilk defa soğukkanlı olamıyorum. Ellerim titriyor,yüreğime hakim olamıyorum.Ölünün önündeki zalim ruh bir hışımla dönüyor.Ruhumun katili bana bakıyor.Ben de iblis yeşili o gözlere bakıyorum bir süre.Gülümsüyor bana.Nicelerini aşık eden o gülümsemeyle.Hiçbir şey yaşanmamış gibi yaklaşıyor sonra.Korkuyorum.Deli gibi.Tir tir titreyerek. Korktuğumu fark ediyor.Korkutmak istemeyerek biraz daha yaklaşıyor.Sımsıkı sarılıyor bana.Ben de bir kez daha güveniyorum ona.O iblise bir kere daha güveniyorum.Ve belki de en büyük kumarımı o anda oynuyorum.En büyük kumarımı da büyük bir şevkle oynamama rağmen kaybediyorum.Sırtıma bir bıçak daha saplanıyor.Bu sefer acıyı kalbimde değil sırtımda hissediyorum.Bana sevgiyle sarılan o kollar beni yere itiyor.Beyaz elbiseli kadının yanına düşüyorum.Sırtımdan akan kan kıyafetlerimi boyuyor.Canhıraş nefes almaya çalışıyorum.Alamıyorum.Ağzımı açıp bir şeyler söylüyorum.Söylediğimi ben bile anlamıyorum.Tekrar deniyorum.
Bu sefer ağımdan kesik bir “Baba.” çıkıyor.Kısık bir sesle devam ediyorum.“Kalbin nerede baba,kalbin nerede?”diyorum.Acıyla yüzümü buruşturuyorum.Nefesim kesiliyor.Sesimi yükseltmeye çalışıyorum. Duysun,içine işlesin istiyorum.“Kalbin nerede Baba?Sen de mi kalpsizsin?”Kafasını bana doğru çeviriyor.Sanki daha genç gözüküyor,baktıkça bana gençliğim tüketiyor.Yine yaklaşma başlıyor. Kıpırdamaya çalışıyorum.Bu sefer de acıdan kıpırdayamıyorum.O ise yaklaştıkça yaklaşıyor.Korkuyorum. O ise tepemde duruyor.Ayağını kaldırıyor.Ne yapacağını merak ediyorum.Korkuyorum ister istemez.O ise bunu görmüyor.Belki de görmezden geliyor,aldırmıyor.Bastırıyor ayağını.Kaburgalarımın kırıldığını hissediyorum.Nefes almak boşuna,yok kurtuluş.Kaburgalarım kalbime batıyor.Daha derin kesikler.Bu sefer umut yok.Ancak yine de son çare o gözlere bakıyorum.Kurtuluşuma bakıyorum.O da bakıyor bana.Yeşil gözleri kararmis mı?Anlayamıyorum.Kurtarıcılıktan uzak bir kahkaha atıyor bana.Son umudum da öyle kül oluyor.Öleceğimi biliyorum.Gözlerimi gözlerine dikiyorum.Son gördüğüm gözler onun olsun istiyorum.O orman olsun istiyorum.O da bana bakıyor.Soluklarım yavaşlıyor.Ölüyorum.
Her şey onunla başlıyor ve her şey onunla bitecek biliyorum.
~★~
Gözlerimi hışımla açtım.Gözlerimi açmamla birlikte yastığımın altına sıkıştırdığım kısa ama ince bıçağımı karşımdaki tehdite doğrultmuştum.Kabus görürken bile olsa karşımdaki tehdidi hissedebilmek güzel bir şeydi.Uykumdan ayılamamıştım.Bu yüzden hedefimi görmeyerek bacağımla değdiğim ilk yere bir kesik attım.Etin kesilme sesi ile uykum dağıldı.Görme duyum ve algılama yeteneğim yerine gelmişti.O an tehdidime daha dikkatle bakabildim.Tehdit diye adlandırdığım kişi beyaz dağınık saçlı bir kafaydı.Şuan sandalyede bağlı bir şekilde olması gereken birinin kafası.Yüzünü çizmiştim sanırım.Kafasını kaldırdı.O kadar da kötü çizilmemişti ama sanki parmağını koparmışım gibi dargın bir suratla bakıyordu bana.
“Ne bu vahşilik?”Gerçekten darılmıştı.Beş yaşındaki bir çocukla konuşuyordum sanki.Ona ayak uydurdum.Hiç altta kalır mıyım?“Ne bu yakınlık?”Bir suikastçıya özellikle namı herkes tarafından bilinen bir suikastçıya gereğinden fazla yakındı.Korkmuyor muydu?Ölmekten korktuğunu söylemişti halbuki.Bu muydu korkusu?Zehirden korkan akrebe yaklaşır mıydı?Neyine güveniyordu?İpini sağlam kazı bağlamış gibi gözüküyordu.Bağlı olan kazığı tutan toprağını sallandığını biliyor olması lazımdı.“Hem senin bağlı olman gerekmiyor muydu?”diye sordum istemsizce.Omuz silkti.“İpleri bağlayan düğüm gevşekti.İki sallandım çözülüverdi.”dedi.Doğru,ipleri gevşek bırakan bendim.Neye güvenmiştim bilmiyorum.Hata yapmıştım işte.Her insan hata yapar demiyorlar mı?Gerçi benim gibi her adımı hata olan insanların böyle bir hakkı yoktur.Ama neden sesi duymamıştım.Uykudayken bile tetikte kalan ben o gürültüyü duymamış mıydım?Sorgulamayı bıraktım.Kendini aklamaya çalışma Arimi,bu mahkemeden ölü çıkarsın.Borcuna borç katarsın.Ama tüm bunlar neden bu kadar yakın olduğunu açıklamıyordu.Eğer bağlı değilse kaçabilirdi.Kapı oradaydı.Neden kaçmamıştı?Şüpheyle “Onu anladık diyelim.Bu hala neden bu kadar yakınlaştığını cevaplamıyor.”diye sordum.
“Çok kıpırdanıyordun.Bir de sayıklıyordun.Kabus görüyordun sanırım,merak ettim.”dedi gülümseyerek. Gerçekten merak etmişti.
Ayağa kalkıp göz hizasına geldim.Gözleri hafif kızarmıştı.Tetikte uyumuş olmalıydı.Hangi tehlikeye karşı tetikte olduğundan emin değildim.Bendim sanırım o tehlike.Gerçi korktuğu tehlike bensem neden bu kadar yaklaşıyordu.Zehirden korkan akrebe yaklaşmamalıydı.Bu yüzden kendimi eledim.Dışarıdan bir tehditti onu korkutan.Bende onun gibi çok insana karışırdım.Hatta ondan daha çok.Ama benim işim iskambil kağıtları değil bıçaklarlaydı.Ve ben izimi silerdim.Kesinlikle onun gibi değildim.Beni bir daha görmezlerdi.Görseler de konuşabileceklerini sanmıyorum.O yüzden kendi peşimdekileri de eledim.Son seçenek kendi peşindekiler.Gayet açık.Merak etmesin oyuncağımla oynanmasını sevmiyorum.
Çenem gözlerine daha iyi bakabilmek için kaldırdım.Göz gözeydik.Aramızdaki mesafe azdı.“Çok samimi olma Soytarı.Ne de olsa zehirden korkan panzehiri de olsa akrebe yaklaşmaz.”Şeytan gülümsememi takındım.Geri çekilirken kasten ayağına bastım.Acıyla yüzünü buruşturdu.Bense gülerek masaya doğru ilerledim.Masanın üstünde bir parça ekmek ve biraz peynir vardı.Beni mi düşünmüştü?Saçmalık.Saf bir merakla arkamı döndüm.“Bunlar ne?” diye sordum.Yanıma gelip peynirden bir parça kopardı.“Yemek.” Kafamı salladım.Ben sanki görmüyordum ya.
Onun ağzına tıkıştırdığı ekmek ve peynir parçalarını umursamayarak çantamı topladım.Sandalyedeki ipleri de toplayıp çantama kaldırdım.Yatağı da topladım.Kendimle alakalı hiçbir iz bırakmadım.“Nereye?” diye sordu merakla.Kafamı kaldırıp gözlerine baktım.Tam “Cehennemin dibine.” diyecekken ağzımın içine bir şey tıkıştırdı.“Yemeğini ye,oraya da gideriz.”Kaşımı kaldırdım.“Gideriz?”Kafasını sallayıp parmağıyla beni gösterdi.“Sen,”Sonra kendini.“Ben.”Yüzündeki krizi hatırlatmak ister gibi elimi kendi yüzüme sürttüm.“Kaşınıyorsun.”inatla daha çok yaklaştı.“Gel de kaşı.”Bunu demesiyle birlikte yumruğu yüzüne geçirdim.Davete icabet gerekirdi.
Attığım yumruklayarak birlikte aramızda küçük bir kavga başladı.Acemice düşünüyordu.Yumruklarını öylesine atıyor,denk getiremiyordu.Savuşturamıyordu da.Bense her ölçüsüz yumruğundan kolayca kaçıyor,bundan aldığım zevkle yüzüne ardı ardına yumruk geçiriyordum.Kavga ilerledi dakikalarca.
Dakikalar sonra ayrıldığımızda saçları dağılmış,nefes nefese kalmış halde burnundan akan kanla bana bakıyordu.“Hile yaptın.”Sözlerine aldırış etmeden üzgün bir sesle “Saçım dağıldı.” dedim.Ablayla güldü. “Yüzüm dağıldı.”Birazcık daha üzüldüm.“Keşke biraz daha dağıtsaydım.”Şükürler olsun ki artık ondan kurtuluyordum.Tek pişmanlığım yüzünü biraz daha dağıtmadığım olacaktı.Yavaşça pencereye doğru ilerledim.Atlayacak ve hayatıma devam edecektim.Arkamı döndüm.“Ulular seni korusun ve kutsasın.” dedim imalı bir sesle.“Bekle”dedi.Pencereyi arkama aldım.Kaşımı kaldırdım.Normalde beklemezdim. Fakat merak etmiştim.Dayak yedikten sonra ne söyleyebilirdi ki?Yutkunarak “Gitme.” dedi kısık bir sesle.
Gözlerine baktım ilgisizce “Yediğin dayak yemedi herhalde.” dedim ve kendimi bıraktım.Arkamdan baktığında hiçbir şey göremedi.“Tekrardan görüşeceğiz.” gibi bir şeyler mırıldandı ve pencereyi kapattı.Arkamdan gelmeyeceğine emin olduktan sonra ilerlemeye başladım.
~★~
İşim olmadığında sokaklarda dolanırdım.Satıcılar sattıklarına bakar,hoşuma giden olursa alırdım.Ne de olsa param boldu.Pek iyi yollardan kazanmamış olsam da.Genelde çetelerden çalar çırpardım.Bazen hırsızlardan bazen ise katillerden.Yakalanmazdım pek.Sadece bir kere yakalanmıştım.O olayı dün gibi hatırlıyordum.
16 yaşlarında bir çocuktu beni yakalayan.Onu hafife almıştım.Kızıl karışık saçları ve çilleri ile çok tatlı bir çocuğa benziyordu oysaki.Görünüşüne aldanmıştım.Hazinesini çaldığım çetenin lideriymiş.Beni kenara çekmişti.Ben de bıçağımı doğrultmuştum.Eliyle çekmişti bıçağımı.Sadece “Kötüye kötü davranmanın nesi kötü?” demiştim gülümseyerek.Sohbet öyle ilerlemişti.Sonra bana nasıl oraya geldiğini anlatmıştı durup dururken.Hikayemiz benzerdi.Onunda ailesi ölüydü.Ben bunu dile getirmemiştim ama o anlamıştı gözlerimden benim d onun gibi kimsesiz olduğumu.Gidebileceğimi söylemişti.Ben de daha fazla durmayıp gitmiştim.O günden sonra birbirimizi bir daha görmemiştik ama ikimizde diğerinin varlığından haberdardık.Adımlarımızı ona göre atıyor,uzak durmaya çalışıyorduk birbirimizden.Ben çalmaya devam ediyordum ama ona dokunmuyordum.O ise öldürmeye ve işkenceye devam ediyor ama bana yanaşmıyordu.Zira o gün iki şey öğrenmiş ve bir söz vermiştim.Görünüşe aldanma ve iki yüzlü şeytanların genelde kimsesizdir.Verdiğim söz ise basittir.Kendinden olana dokunma.
Hatıramdan sıyrılıp tezgahlardan birine yanaştım.Bıçak ve hançer satıyordu.Tezgaha yanaşanların çoğu erkek olduğu için tezgahtar beni görünce şaşırdı.Onu umursamadan başımı ince bıçakların olduğu tarafa doğru çevirdim.Tezgahtar nasıl yardımcı olabileceğini sordu.Ona birine hediye almak istediğimi ve bıçaklardan anlamadığımı söyledim.Halbuki çok iyi anlardım ama bıçak almak istiyorsam kendime buna uygun rol bulmalıydım.Adam başını salladı ve parmakta döndürebilir bir çift bıçak çıkardı.Bacakları inceledim,güzellerdi.“Ne kadar?” diye sordum.Alacaktım.“4 haris” Kafamı salladım ve kesemden ücreti çıkardım.Tam adama parayı uzatacakken biri benim yerime elindeki parayı uzattı.Tezgahtarın gözleri ikimiz üzerinde gezindi.Parayı uzatan elin sahibi “Hanımefendinin ücretini benden alın.” dedi gülümseyerek.Tezgahtar şüpheyle bana baktı.Onun gibi gülümseyerek kafamı salladım.Renk vermeyecektim.Başımı ayrı bir belaya sokamazdım.Ödemesini bekledim.Bıçaklarımı aldım,ilerlemeye başladım.Bacaklarımı saçıma yerleştirirken bakışlarım yüzündeydi.Neden takip ediyordu beni?“Ne istiyorsun Soytarı?”diye fısıldadım kimse duymasın diye.Yeteri kadar dikkat çekmiştik.Bize dikkatle bakan insanlara gülümseyerek “İhanet edersem kendin öldürmek istemez misin?” diye fısıldadı.
Büyücülerin olduğu tezgahlara ilerlerken istemsizce saçımdaki bıçaklara dokundum.Tezgahlarının gezerken genelde hançer ve büyücü tezgahlarının arasında gidip gelirdim.Hançerlere zaafım vardı.Büyücüler ise en büyük davalarım.Zehirleri ve iksirleri küçüklükten beri çok severdim.O tezgahtaki insanları gözlemlemek ise bağımlılığımdı.
Bahanesi ile istemsizce gülümsemiştim.“Kimseye kalmazsın merak etme.Seni elimle koymuş gibi bulurum.” diye fısıldadım.Ama bu onun üzerinde hiçbir etki yaratmadı.Kulağıma eğildi,sakin bir sesle “Bulmak istersen arkanı dönmen yeterli olacak uğraşma.”diye fısıldadı.“Ne istiyorsun?”diye tekrar ettim. Kulağıma biraz daha eğildi.Nefesini hissettim.Ürpertici.“Bir dolandırıcıya ihtiyacın olacak.”Ablayla fısıldadım.“İzini bile silemeyen bir dolandırıcı.”Alınmış gibi nefes verdi.“Belki de benim sana ihtiyacım vardır.”Gözlerimi sisli bir semaya benzeyen gözlerine çevirdim.O sisin arkasında ne saklıyorsun Soytarı? Yutkundu.“Dramatik olma.”diye mırıldandım.O ise umursamadan devam etti.“İçimden bir ses sana yakın olmamı söylüyor ve bir dolandırıcının güdülerine özellikle o kişi bir dolandırıcılar kralı ise güvenmelisin.Ölülerin yerini tutmam belki ama izin ver yanında durayım.İstersen kahyalığını bile yaparım.”Bunu beklemediğimden bir an duraksadım.
Sana gerçekten güvenebilir miyim Soytarı?Sende söyledin bir dolandırıcı olduğunu.O halde bir insanı kandırmak zor olmamalı.Zaten dolandırıcılık gözle ve elle ilgili değil.Tamamen zihinle ilgili. Dolandırılanın bunu fark etmesinin uzun sürmesinin nedeni bu.Sadece gözleriyle değil aklıyla oynuyor insanın.Düpedüz kumar bu.Kartlarını açık olsa bile gizlediğin bir kart vardır illa.Yalan dolan var bu kumarda.Gözlerden anlarım,insanın içini görürüm ben ama bu sisli gözlerin ardını nasıl göreceğim. Sislerin geri çekilmesini mi bekleyeceğim?Ya hiç çekilmezse.Nerden bileceğim?Aynı hataları tekrar ediyorum.Ama çok içten geldi söyledikleri.Durup dururken neden böyle söylesin ki?Soytarı,soytarı, soytarı sana gerçekten güvenebilir miyim?
Gözlerimi önümdeki tezgaha çevirdim.Konuşurken kendimi kaptırmış,tezgahına önüne ne ara geldiğimizi kavrayamamıştım.Bir kaç adım daha yaklaştım tezgaha.Varsın gelsin arkamdan.Ona arkamı dönüyorum. Kartını sırtıma saplasın.Ben alışığım sırtımdaki izlere.İstiyorsa oynayalım kumarı.Dilediğince hile yapsın. Sonuçta ben kazanacağım.Her şeyimi kaybettim bu aptal kumarlarda.Bir şey olmaz bana.
Tezgahta küçük bir kız vardı.Sevimli ve tatlıydı.Başkasıyla ilgileniyordu.Bu yüzden bakmadı bana.Bende tezgahta elimi lusialara uzattım.Lusia,pembe yapraklı güzel bir çiçekti.Genelde büyüler için kullanılır ve çoğu şifalı ikişer ondan yapılırdı.Fakat o kadar da masum değildi.Eğer direkt olarak veya kuru toz hali bir şeye katılırsa o şeyi yiyen veya içeni zehirlerdi.Çayların içinde çay parçacığı olarak gözüküp bir şey belli etmezdi.Ancak bardağın dibi görüldüğünde farkedilirdi ve iş işten çoktan geçmiş olurdu.Bu yüzden kurbanlarımda bu çiçekleri kullanıyordum.Kurbanlarımın çoğu çay ikram edecek kadar nazik kimseler olduğu için zahmetsizdi ve acısız zehirliyordu.
Tam çiçekleri alacakken elimin üstünde bir el hissettim.Küçük bir eldi bu.Elin sahibi gözlere baktım.Gözlerinde tuhaf bir şeyler sezdim.Sezmemle kalmadı.Küçük kız gözlerinin rengi gitgide silinirken “Sizi görmek ne büyük şeref Arimi.” diye fısıldadı.Kâhin.Kız elini yavaşça geri çekerken sayfaya başladı.“Bir,iki,üç,dört,beş,altı,”Her sayıda derin bir nefes alıyordu.
Bir şeyler olacağını sezmiştim.Kendimi hazırladım.Kız aldığı derin nefesten sonra “yedi.” dedi ve koşmaya başladı.Bir şeyler oluyordu.Kızı takip etmeliydim.Koşmaya başladım.Oral “Bu hiç iyi bir fikir değil.” dese de onu umursamadan kızı takip ettim.Oral da beni.Kız yıkık bir evin içine girdiğinde onunla içeri girdim.İçerisi karanlıktı ve kız kaybolmuştu.Beklemeye başladım.
Ve bir anda bir mum yandı.Kahverengi saçlı yeşil gözlü bir kız gözlerime bakıyordu.Küçük kızın dediklerini tekrar etti ve saymaya başladı onun gibi.Lakin ondan farklı olarak daha hızlı sayıyordu.“Bir,iki,üç,dört,beş,altı,”
“Yedi.” dediğinde ikimizinde gözlerinden kan akmaya başladı.Tüm mumlar bir anda yandı ve biz yere yığıldık.
