2. bölüm · Ölümcüller

İnsanlar da değişir

Sihiya ♪

Annem,yıllar önce küçük bir kızken o zaman hiçbir şeyi anlayamayacak kadar küçük halime “Her şey değişir.” demişti.O zaman bunun ne demek olduğunu anlamamıştım.Ama şimdi omzundaki yüklerle yaşlanmış bu genç kız annesinin küçükken ne demek istediğini anlayabiliyordu.

Annem haklıydı.Her şey değişirdi.Çiçekler açar,solar.Dünya değişirdi.Yaşamlar başlar,biter.
Hayatlar değişirdi.Kaderler değişirdi.İnsanlar değişirdi.Belki de hayatın en Çok can yakan yanı buydu.İnsanlar da değişirdi.Bazıları acıyla bazıları hırsla değişirdi ama insanlar da değişirdi işte.
Acısından değişen ben söylüyorum.Her şey değişirdi,her şeyden önce insanlar değişirdi.

Toprak yolda yavaş yavaş yürürken tek düşüncelerim bunlardı.Hayatımın nasıl değiştiği gözlerimin önünden geçti.Herkesin hayatının bir dönüm noktası olurdu.Benim dönüm noktam ise annemin ölümüydü.O an sanki dünmüş gibi aklımda canlandı.

Bir bardak su içmek için mutfağa girmiştim.Uykulu gözlerimi açmaya çalışırken mutfağın ortasında dikilen babamı görmüştüm.Tam ona neden orada öylece dikildiğini soracaktım ki elindeki üstündeki kan yere dökülen hançeri ve annemin yerde huzurla yatan ölü bedenini görmüştüm.Babamdan bir açıklama beklemiştim ama o ya beni görmemişti ya da görmezlikten gelmişti.Babam ağzını açmış ama bana bir açıklama yapmak yerine anneme veda niteliğinde son sözlerini söylemişti. “Evlilik yıldönümümüz kutlu olsun,Güzelim.”

Bu cümleyi boşuna kurmamıştı.

Saat tam gece yarısıydı ve o gün onların evlilik yıldönümüydü.Herkesin aksine babam anneme unutulmaz bir hediye vermişti.Canım babam güzeline hediye olarak ölümü bahşetmişti.

İşte benim dönüm noktam buydu.Ben o gün kendime hakim olamamış ve tezgahta duran bıçağı alıp babamın sırtına saplamıştım.Babam ne olduğunu anlayamadan acıyla dizlerinin üstüne düşmüştü.Ben de bunu gördüğüm gibi acımasızca sırtından bıçağı çıkarıp kalbine saplamıştım.
İşte böyle öldürmüştüm onu,böyle veda etmiştim canım babama.Onun son gördüğü gözler çok sevdiği ama sevgisini belli etmediği kızının gözleri olmuştu.Aslında benim de son gördüğüm gözler onun gözleri olmuştu.Çünkü onlar bilmeyecek olsa da ben kendimi o eve gömmüştüm.O gece canım annem ve babamla evimizde ölmüştüm.

O gün evden apar topar çıkmıştım çünkü eğer babamı öldürdüğüm öğrenilirse beni öldürürlerdi.
Ama ben yaşamalıydım.Yaşayamayan annem için yaşamalıydım.Evden çıktığımda yerde bir kutu farketmiştim.Kutuyu eğilip yerden almış ve incelemiş ilk seferde olmasa da ikinci bakışımda üstündeki yazıyı görmüştüm.Bu annemin yazısıydı.Annem o güzel yazısıyla kutunun üstüne “Zamanı gelince.” yazmıştı.O kutu oraya rastgele atılmamıştı aksine benim için bırakılmıştı.
Annem her şeyi sezdiği gibi öleceğini de sezmiş ve hazırlığının yapmıştı.

Hikayem elimde bir kutuyla yola çıktığımda başlamıştı.Bu yolda kendime bir söz vermiştim ve bu sözü son nefesime kadar tutacaktım.Sözüm bazıları için yanlış anlaşılacaktı ama iyi insanlar ölmeliydi annem gibi.Ben de kendime bir söz vermiştim.İyi insanları daha fazla acı çekmeden acı çektirmeyerek öldürmeli, ölümü ellerimde şekillendirip huzura dönüştürmeliydim.

Hikayem mutlu da bitsin mutsuz da bitsin bu hikayenin ana kötüsü bendim.Belki bir gün herkesin kahramanı olurdum ama karanlık içimde kalacak,verdiğim sözleri ve geçmişimi unutmayacaktım.
Ve bu işin sonunda mutlulukla huzura kavuşacaktım.

Sözümü tutmuştum.6 masum canı huzura kavuşturmuştum ve 7.sini almak için toprak yolda yavaşça ilerliyordum.Toprak yolda yürüdükçe kalkan toz ile hafifçe öksürdüm.Toprak yolun sonuna az kalmıştı.Yolun sonundaki evi görmemle birlikte adımlarım yavaşladı.Kurbanım bu evde yaşıyordu.Acı çekmiş miydi?Çok.Ölmek istiyor muydu?Belki.Onu huzura kavuşturacak mıyım?Elbette.Şimdi kapının önündeydim ve kapıyı çalmak için kurbanım ile ilgili düşünceleri kenara bırakmam gerekmişti.Elimi yavaşça yılların eskittiği ama hala göze güzel gözüken kapıya kaldırdım ve üç kez aynı ritimde kapıyı tıklattım.İlk başta hiç ses gelmedi ama sonra kapı yavaşça aralandı.Kapının aralığından biri kafasını dışarı çıkarttı.Önce kafasını sağa sola çevirdi etrafa baktı.Kapının önünde dikilen beni görünce kapıyı tamamen açtı ve bana gülümsedi.

“Birine mi bakmıştınız?”

“Şey…”dedim ve uyduracağım yalanı düşünmeye başladım.Bu ilk yalanım değildi ve sonda olmayacaktı.

Sonunda birinde karar kıldım ve bu Yalanı duyulur yaptım.

“Kalacak hiçbir yerim yok.Çok yorgunum.Biliyorum çok görgüsüz olacak
ama en azından bir bardak suyunuzu alabilir miyim?”ve karşımdakinin bu yalana inanması için yüzüme zavallı bir ifade taktım.

Kurbanım orta yaşlarda,saçları beyazlamış,yüzü kırışmış bir adamdı.
Ne çok dinç ne de çok bitkindi.Ben onu incelemeye dalmışken o beni içeri buyur eder gibi kenara çekildi ve içeriye doğru elini uzattı. “Buyur geç içeri kızım.Anlaşılan o ki çok yorulmuşsun.”

Onun davetini kabul edip minnetle başımı yere eğdim.Minnet dolu bir sesle art arda onlarca kez teşekkür etmeyi de unutmadım.

İşte iyi insanlar böyle yapardı.
Yardıma ihtiyacı olana elini uzatır,yardım isteyene yardım ederlerdi.Ama ne kadar iyi olurlarsa olsunlar kördüler.Gerçeği göremezlerdi.Yardım ettikleri kişinin onların eceli olduğunu bilemezlerdi.Kötü şeyler düşünme yeltenmezlerdi.Çünkü onlar kötülüğe kördüler.

Düşüncelerimi bir kenara bırakıp açık kapıdan içeri girdim.İçeri girdiğimde beni bir oturma odası karşıladı.Oturma odasında sade bir koltuk,ortada meşeden bir sehpa ve sehpanın üstünde bir bardak vardı.Sade eşyalar ve sade bir oda.İster istemez tıpkı eski evim gibi diye düşündüm.Sanki kendi evimdeydim.Birazdan annem mutfaktan gelecek ve yanıma oturacak sohbet açacaktı babam ise dış kapıyı aynı ritimde 3 kere nazikçe tıklatacak ve içeri girecekti.Sonra ilk anneme sarılıp bir centilmen gibi elini öpecek ben buna gülmemeye çalışırken annemi bırakıp bana sımsıkı sarılacaktı ama bunlar mazide kalmıştı.O mutfaktan annem gelip yanıma oturmayacak,sohbet açmayacaktı.O kapı ise asla o ritimde 3 kez nazikçe çalınmayacak ve babam yanımıza gelip gülmemeye çalışan bana sımsıkı sarılmayacaktı.İster istemez gözlerim doldu.Hayır şimdi olmaz.Göz yaşlarım akmasın diye gözlerimi kapattım.

Göz yaşları benim için zayıflık değildir ama bazı insanlar ağladığınızı gördüğünde teselliye ihtiyacınız olduğunu düşünür.Halbuki tek isteğiniz yalnız kalmaktır veya maziden bir şey hatırlamışsınızdır.İşte bende arkamdaki kurbanım teselliye ihtiyacım olduğunu düşünmesin diye göz yaşlarımı geri gönderdim.Saçlarımı düzelttim ve arkamı döndüm.Karşımdaki adam benim aksime oldukça mutluydu.Bu mutluluğu bir yerden tanıyordum.İyilik yapmanın ve cennete yakınlaşmanın mutluluğuydu bu.Keşke iyilik yaptığı insanı tanısaydı.Onu evine almaması gerektiğini bilseydi ama bilmiyordu.En azından kalbinde iyilikle cennete yükselen ruhlardan olacaktı.Ben onu dikkatle izlerken o hata yaptığını anlamadı bile.Bana sıcak bir şekilde gülümsedi ve gözleriyle koltuğa oturmamı işaret etti.Ben ise gözleriyle işaret ettiği yere yavaşça ama çok yorulmuş,güçsüz düşmüş gibi kendimi bıraktım.Aslında yorgundum ama güçsüz düşmemiştim.Düşemezdim.Adam bana hiçbir şey demeden odanın içindeki tahminimce mutfağa giden meşe kapıdan çıktı.Geri döndüğünde elinde bir bardak su vardı.Suyu nazikçe oturduğum koltuğun önündeki sehpaya bıraktı.Ben de bardağa yavaşça uzandım ve sanki çok susamış ama bunu belli etmemeye çalışan biri gibi nazikçe ama tek yudumda bardaktaki suyu içtim.Adam ise bir sandalye getirip tam karşıma oturdu.Sonra ise iyi insanların bir olayı çözmeye çalışırken sorduğu o saçma sorulardan ilkini sordu. “Seni bu kadar uzaklara getiren nedir evlat?”

Ben tam bütünüyle yalan olan hikayemi anlatmaya başlayacakken adam aniden ayağa kalktı ve gülümseyerek “Gözlerinden gördüğüm kadarıyla hikayen uzun evlat.Uzun hikayeler insanı yorar.Bize içecek bir şeyler getireceğim ki ruhumuz yorulsa da bedenimiz dinç kalsın.” dedi.Tam buna gerek olmadığını ve hikayemin o kadar da uzun olmadığını söyleyecekken adam odadaki meşe kapıdan çıktı ve söylediği gibi bize içecek bir şeyler getirmeye gitti.Geri döndüğünde elinde iki fincan ve içinde çay olduğunu tahmin ettiğim bir çaydanlık vardı.Çaydanlığı ve fincanları masaya koydu.Fincanlara çaydanlıktaki çayı doldurmaya başladı.Bana içip içmeyeceğimi sormadı çünkü hayır diyeceğimi biliyordu onun gözünde mahcup olan o zavallı kızdım.Doldurduğu fincanı bana uzattı ve gülümsemeyi ihmal etmedi.Ben de mahcup bir gülümsemeyle bana uzattığı fincanı aldım ve dudaklarıma götürmek yerine fincanı elimde tuttum.Bu sayede üşüyen ellerim sıcaklaştı ve yaşadığımı hissettim.Ne kadar istemesem de.Sahte gülümsemem dudaklarımdayken yine sahte bir mahcubiyet ve samimiyetle “Buna gerek yoktu.”dedim ardından ekledim. “Hikayem o kadar da uzun değil zaten” bu cümle yalan değildi.İçimden bir ses bana az önce gözlerin yalan söylemeyeceğini,
herşeyin gözlerden anlaşılacağını ima etmeye çalıştın bilerek ya da fark etmeden.Ama gözler de yalan söyler değerli kurbanım hem de en güzel yalanları gözler söyler.Zaten insanlar gözlere kanar yalanlara değil dedi ve haklıydı.Çünkü en güzel yalanları gözler söylerdi ve şuan en güzel yalanların yaratıcısı benim siyaha karışmış gözlerimdi.

Hikayem uzun değildi.Gözlerim ne kadar aksini söylese de hikayem kısaydı.Yalan olan da gerçek olan da.Adam içten bir gülümsemeyle bana baktı ve samimi sesiyle “Kısa ya da uzun farketmez hikayeler insanı yorar değerli kızım ben ne kadar yorulacak olsam da sen anlatmayı kesme çünkü hikayeler yarım bırakılmamalı.Yarım kalan hikayeler kötü düşünceleri doğurur ama sen buna izin verme.Ecel beni almaya gelse bile sen devam et ki kötü düşünceler doğmasın.”dedi ve anlatmamı bekledi.Benim ise tek düşüncem kurbanıma körsün gerçeği göremiyorsun.Ben seni öldüreceğim ama sen benden kaçmak yerine bana yardım eli uzatıyorsun diye haykırmaktı.Ama tabiki de bunu yapmadım ve derin bir nefes alarak sahte hikayemi anlatmaya başladım:

“Babam biraz kumarcıydı.Bir gün yine kumar oynamıştı ama bu sefer kâr kelimesi bir kenara dursun borca batmıştı.O hafta huzurla geçti ama sabahı evimizin kapısı kırıldı ve babamın borç aldığı adamlar içeri daldı.Kumar oynadığını bilirdim ama borcunu 1 hafta da ödemezse ne olacağını o gün düşünmemiştim.Normalde düşünürdüm ama her sefer hallederdi.Adamlar borcunu ödemezse evi yakacaklarını söylediğinde dediği ihtimallerim arasında değildi.Hiç olmamıştı çünkü babam ne kadar kumara bağımlı olsa da onursuz biri değildi yani ben öyle düşünürdüm.Ancak düşüncelerimi haksız çıkardı ve yıkımım olacak o cümleyi tek nefeste canı yanmadan söyleyebildi.Karımı size satıyorum ne yaparsanız yapın dedi ama adamların patronu gibi gözüken adam başını iki yana salladı.Gözleriyle annemi işaret ederek bu kadın baya yaşlı ne işimize yarayacak dedi ve bana sapık bir şekilde bakarak ekledi.Şu güzel kızı da ver tam olsun gönlümüz olmasa da gözümüz doysun.O an tek yaptığım içimden kahkaha atmak oldu çünkü babam namusunu satsa da öz kızını satmazdı.Fakat unuttuğum bir şey vardı babam ters köşelere bayılırdı ama hiçbir ters köşe bu kadar can yakıcı olamazdı.Olmamalıydı.”Derin bir nefes aldım yalancıktan değil büyük bir ihtiyaçla nefes aldım çünkü bu kadarı bana bile fazlaydı.Hikayem tamamen yalandı çünkü babam hiç onursuz bir adam olmamıştı ve her ne olursa olsun çok sevdiği karısını sapık adamlara satmazdı.Sonunda ölüm bile olsa bunu yapmazdı çünkü babam her ne kadar annemin eceli olsa da onun hayatına girdiği güne bile aşıktı.Bunu düşününce gözlerim doldu.İnsan sevdiğine nasıl kıyardı?Aşık olduğunun canını bile isteye nasıl yakardı?

Gözyaşlarım yanaklarımdan süzülmeye başladı.Adam bunu fark etmiş olacak ki mahcubiyetle yüzünü eğip “Anlatmak istemiyorsan anlatma kızım.” dedi.Ben ise başımı hayır anlamında iki yana sallayarak bütünüyle yalan olan hikayemi anlatmaya devam etmek için ağzımı açtım ve konuşmaya başladım yeniden:

“İşte babam namusunu ve öz kızını o adamlara böyle sattı.Daha sonra dolaptan misafirler için sakladığı yıllanmış şarabı çıkardı.Şapkasını başına geçirdi ve evi terk etti.Bizi de öyle.Daha sonra adamlar anneme dokunmak için ilerledi.O ise kendini bile unutmuş halde fısıldadı.Kaç.
Başımı salladım.Hayır seni bırakmam.Annem ise tekrar etti.Kaç.Onu orada bıraktım.Tek başına,sapık üç dört adamla.Ve bu yola çıktım.Kendimden nefret ediyorum.Ama zorundaydım.”
Yalandan burnumu çektim ama gözlerimin dolması yalandan değildi.Nedeni ise elbette ki maziydi.Adam bunu görünce “sana mendil getireyim güzel kızım.”dedi ve yerinden kalktı.

İşte her şey o anda gerçekleşti.Adam ayağa kalktığında elimdeki kuru çiçekleri adamın yarısı boşalmış çay bardağına ufaladım.Toz çiçek yaprakları yavaş yavaş çaya karıştığında adam çoktan işlemeli bir mendil bulmuş ve yerine oturmuştu.Elindeki mendili bana uzattı bende itiraz etmeden mendili elime aldım ve gözyaşlarımı sildim.Ardından yeniden çaya uzandım.Çayımı yudumlarken minnetle “Size ne kadar teşekkür etsem az.Ay yol göstericiniz olsun.Ulular sizi korusun ve kutsasın.”dedim.Adam öne doğru eğilerek sehpadaki fincanı aldı ve doğrulurken samimi bir gülümseme ile “seni de güzel kızım seni de.”dedi.Fincanı dudağına götürdü ve koca bir yudum ile çayı bitirdi.Çay gözüne normal gibi gelmiş olabilirdi ama biliyordum ki çay normal değildi.Çünkü içinde normallikle uzaktan yakından alakası olmayan bir şey vardı.Zehir.Lakin adam bunu bardağı bitirdikten sonra fark etti.Gözleri fal taşı gibi açıldı ve fincanın dibine baktı.Gördüğü şey ise fincanın dibine çöken çözülmemiş çiçek tozuydu.Ama bunu fark etmesi bir şeyi değiştirmezdi her şey için çok geçti çünkü herkes bilir ki bu çiçeğin zehri gücü elden alır.Kimseyi ayakta tutmaz.Hatta öldürür.

Ben de çayımı bitirdim.Ve ayağa kalktım.Gözlerini açık tutmakta zorlanan kurbanıma yaklaştım ve duyacağı son sözleri söyledim:

“Karanlığın yol göstericin olması,içindeki ışığın daim olması dileğiyle.Bil ki karanlık aydan bile daha iyi yol göstericidir.Çünkü karanlık aldatmaz.İçindeki ışık seni karanlıkta saklanan yalancı ışıklardan korusun.İyi uykular değerli kurbanım,umarım daha iyi bir hayata uyanırsın.”

Ve uykuya daldı.Ben ise iz bırakmak ve kalbini aciz vücudundan ayırmak,göklere yükseltmek amacıyla kalbini söktüm ve onun aciz bedenini duvara sabitledim.Duvara sabitlediğim bir bıçaktan sarkan kalın ip ile de kalbini bağladım.Yanımda taşıdığım kömür parçasını duvara sürterek kurbanımın arkasına kanatlar çizdim.İşte harika olmuştu. “Burada da işim bitti artık dinlenebilirim.”diye mırıldandım ve kapıya yöneldim.Evin içine son defa baktım.O kokuyu içime çekerken ister istemez maziyi hatırladım.Hayır diye mırıldandım kendi kendime. Şimdi hiç sırası değil.

Dayanamayarak kendimi dışarı attım.Düşüncelerimi ise bir kenara.Ve tekrar yola koyuldum.
Bu sefer can almak için değil bir han bulup dinlenmek için.